Bizler ölümü düşünmekten özgürleştik. Ölümü ardımızda bıraktık; korkularımıza dokunacak yakınlıktayız ama bedenin sıcaklığıyla onların da önünden koşuyoruz.

MEYDAN

Bir Kadın Devriminin Figürleri: İmajlarıyla Etkileşen Bedenler

Yazar: L

 

(Bu yazı ilk olarak 28 Eylül 2022’de harasswatch.com web sayfasında yayınlandı. 5 Ekim tarihinde jadaliyya.com sayfasında Alireza Doostdar’ın çevirisiyle yer alan İngilizce versiyon ise yazarın da katkılarıyla birtakım değişiklikler içeriyor. Burak Üzümkesici tarafından yapılan Türkçe çeviride bu İngilizce versiyon temel alınmıştır.)

 

Zhina için, Niloofar için, Elaheh için, Mahsa için,

Elmira için ve ismini sayamadığım niceleri için.

 

 

İran’daki ayaklanma feminist bir devrim midir?

 

 

Bu yazı, bir aralığı tecrübe etmekten doğan bir sezgiyi anlama girişimidir: Protestoların fotoğraf ve videolarını internette izlemek ile sokakta olmak arasındaki aralıktan bahsediyorum. İçinden geçtiğimiz bu tarihi anda, iki alan, yani sanal uzam ile sokağın gerçekliği arasındaki açıklıkta meydana gelen kısa devreyi irdeleme çabasının ürünü olan bir yazı bu.

 

Protestolar Kürdistan’da başladıktan birkaç gün, Tahran’da patlak verişinin ardından ise sadece iki gün sonra yaşadığım küçük kasabaya ulaştı. Aradaki bu birkaç gün boyunca sokak protestolarını, prostestolara katılan insanların söylediği coşkulu şarkıları video kayıtlarından takip ettim, kadın protestocuların fotoğraf ve görüntülerini ekrandan izledim. Ve nihayet Çarşamba günü kendimi bir sokak protestosunun ortasında buldum. “Orada,” sokakta, protestocularla çevrili olduğum ilk anları aşırı derece garipsedim. Daha bir gün önce bu protestocuları cep telefonu ekranından izlemiş, cesaretlerine hayran kalmış, eylemleri karşısında nefesimi tutmuş, gözyaşları dökmüştüm. Şöyle bir etrafıma bakıp, seyrettiğim sokak görüntüleriyle sokağın gerçekliğini senkronize etmeye çalıştım. Kendi gözlerimle gördüklerim daha önce ekranda seyrettiklerime çok benziyordu, evet, ama seyirci-ben ile sokaktaki-ben arasında da farketmesi o kadar uzun sürmeyen bir yarık vardı. Benim için sokak artık korkulacak bir yer değil, sıradan bir yerdi [faza-ye ‘adi].[1] Her şey sıradandı; güvenlik güçleri copları, mermileri ve şok tabancalarıyla bize saldırdığında dahi sıradandı. “Sıradan” sözcüğünü nasıl izah edebilirim ya da yerine daha iyi bir sözcük bulabilir miyim, bilmiyorum. Arzuyla seyrettiğim imajlarla, görüntülerle aramdaki mesafe öyle küçülmüştü ki. Şimdi kendim o görüntülerin ta kendisiydim. Aniden kendimi bir çemberin ortasında başörtüsü yakarken buluyordum, sanki başörtüsü yakmak günlük, olağan işlerimiz arasındaymış gibi. Sonra birden kendime gelip, daha birkaç dakika önce darp edildiğimi farkediyordum.

 

Darp edilmek gerçekte, ekranda gördüğümden çok daha sıradandı. Videoları izlerken tahayyül ettiğim acıdan en ufak iz yoktu. Darp esnasında beden “sıcak” olduğundan, umduğumuz kadar acı hissetmiyoruz. Saçmalarla delik deşik edilmiş bedenleri gösteren çok sayıda video izlemiştik ama saçma tabancalarıyla vurulanlar bunun o kadar da acı verici ya da korkutucu bir şey olmadığını söylüyor.

 

Sokakta, aniden koşmanız gerektiğini düşünürken bir bakmışsınız çoktan koşmaya başlamışsınız bile. Bir sigara yaksam iyi olur diye içinizden geçirirken, kendinizi “orada,” insanların arasında dumanı tüttürürken buluveriyorsunuz. Beden algıdan daha hızlı hareket ediyor ve aralarında henüz bir senkronizasyon yok. Sokakta olmayı deneyimlemiş biri için ölümün bile korkutucu olmadığını düşünüyorum. Sokak deneyimi ölüm düşüncesini askıya alıyor ve dışarıdan bakanlarda korku yaratan da bu: Ölmeye hazır insanlar görmek. Bizler ölmeye hazırız. Hayır, hazır olduğumuz bile söylenemez aslında. Bizler ölümü düşünmekten özgürleştik. Ölümü ardımızda bıraktık; korkularımıza dokunacak yakınlıktayız ama bedenin sıcaklığıyla onların da önünden koşuyoruz.

 

Bir keresinde güvenlik güçleriyle çatışmadan sıyrılıp kalabalığa karışmam coşkulu bir tezahüratla karşılandı. Gece geç saatlerde eve yürürken, yanımdan geçen bir moto-kurye bana zafer işareti yapıyor ya da yüreklendirici sözler sarfediyordu. Bense hâlâ olay anını düşünüp hatırlamaya çalışıyordum. Övgü ve coşkunun nedenini tam olarak kavrayamıyordum. Ertesi sabah aynada morluklarıma bakarken, çatışmanın detayları aniden gözlerimin önünden geçti. Sanki geçmişte gördüğüm ama hiç bilince erişememiş bir rüyayı hatırlayıvermiş gibiydim. Bedenim durulup soğumuş ve zihnim çalışmaya başlamıştı. Sadece darp edilmemiştim; aynı zamanda direnmiş ve birkaç yumrukla tekme de ben savurmuştum. Bedenim diğer protestocuların yaptığını gördüğüm şeyleri bilinçsizce icra etmişti. Beni zaptetmeye çalışan muhafızların şaşkın bakışlarını hatırladım. Hafızam, biraz zaman geçtikten sonra, ancak şimdi bedenime ulaşabilmişti.

 

Benim için bu protesto ile daha önce katıldığım protestolar arasındaki bariz fark, “bir kalabalığın hareketinden” “bir durum yaratmaya” geçişti. Her seferinde, rejim güçlerinin gelişinden önceki o kısacık zamanda, protestocular bir şey yaratmak üzere bir durum etrafında bir araya geliyorlardı. Rejim güçlerinin gelişiyle birlikte, sokak ve civarındaki ara sokakların koşullarına bağlı olarak, topluluk önce çatışıyor, ardından dağılıp daha sonra farklı bir yerde yeniden toplanıyordu. Protestocuların bir caddeyi kapatması, caddenin ortasında bir çöp bidonunu yakması ve trafiği durma noktasına getirmesiyle yaratılan durumlardı bunlar. Fırsat penceresinin açıldığı bu kısacık  zaman dilimlerinde, aktif ama çok da büyük olmayan kalabalık hızla bir durum yaratmaya koyuluyordu. “Hadi başörtülerini yakalım!” Derken bir kadın çöp kutusunun üzerine çıkıyor, arabaların karşısına geçip yumruğunu havaya kaldırıyor ve birkaç saniye boyunca bu figürde [figur] sabitleniyordu. Bir başka kadın bir arabanın üstüne atlıyor ve başörtüsünü havada sallıyordu. Orta yaşlı birkaç kadın başından sonuna kadar grubun merkezinde yer alıyor, insanların tutuklandıklarında serbest bırakılmasına yardım etmek için hızla harekete geçiyordu.

 

Herkes önceki günlerde diğer şehirlerde yaşayanların paylaştığı protesto videolarında gördüğü imajlar yığınının bir parçası olmak istiyordu. Slogan atmak öncelikleri değildi. Şehrimdeki insanların önceki günlerde gördükleri “o imajın” [tasvir], o direniş imgesinin kendisi olma “arzusunu” [meyl] açıkça görebiliyordum. Aşağıda, bunu feminist bir devrim yapan şeyin ne olduğu sorusuna cevap vermek için işte bu ortak “arzunun” peşine düşmek istiyorum.

 

Dediğim gibi, kalabalık-merkezli değil, durum-merkezli; slogan-merkezli değil, figür-merkezli protestolar bunlar. Herhangi biri, ama cidden herhangi biri, kendi başına inanılmaz, radikal bir direniş durumu yaratarak izleyenleri hayrete düşürebilir. Bu “yapabilirim” hissi, bu beceri hızla her tarafa yayıldı. Herkes kendi direniş figürleriyle unutulmayacak durumlar yarattığının ayırdında. İnsanlar, özellikle de kadınlar -arzularının peşinden inat ve kararlılıkla gidenler- bu yeni arzunun peşinden koşuyor ve aynı arzu, direniş figürleri ve durumları yaratmak için giderek daha fazla arzuyu harekete geçiren bir zincir oluşturuyor: Fotoğrafta gördüğüm o direniş figürünü cisimleştiren kadın olmak istiyor ve bir figür yaratıyorum. Kaldı ki bu figürler, protestocuların bilinçdışında, sanki yıllardır bunun provasını yapıyorlarmışçasına daha ortaya çıkmadan önce zaten mevcuttu. Bu direniş figürü, imajlara kaydedilen bu beden, arzuların uyarıcı zincirinin sonraki halkalarında, başka kadınların kendi figürlerini yaratma arzusunun tetikleyicisi haline geliyor. Ah, biz kadınlar, bugünlerde bedenlerimizin hapishanesinden ne arzular dışarı salındı öyle!

 

2009’daki protestolar sırasında kalabalığı harekete geçiren güç vektörünün tam karşısına, bu uyarılma noktalarını, sokaktaki dağınık ve çoklu uyarılma noktalarını koyalım mesela. Tıpkı kadın orgazmı gibi, bu uyarılma noktalarının da ne bir odağı vardır, ne de bunlar bedenin/sokağın herhangi bir noktasıyla sınırlanmıştır. Eğer bu ayaklanmayı feminist bir ayaklanma olarak adlandırmak istiyorsam, protestoların başlangıç noktası olan “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Hayat, Özgürlük) sloganının ve ülkedeki kadın aktivistlerin yaptığı ilk toplanma çağrısının ötesinde bir şeyler aramam gerekiyor. Tüm bunların yanında, bu ayaklanmanın feminen ve feminist bir biçimde yayılmasını sağlayan ve şimdi tüm dünyada kadınların arzularını uyandıran şey, protestocu bedenlerdeki çoğul, figüratif uyarım noktalarıdır: Protestocuların görünür biçimde olmayı arzuladıkları figürler. Öyle ki bu itaatsiz, asi, direnen bedenlerden herhangi birinin figürüyle temas etmeden sokağa çıkmak artık mümkün değil; ister bir arabanın, ister bir çöp kutusunun üstünde, ister bir başörtüsünü yakarken, ister gözaltına alınan bir protestocuyu özgürlüğüne kavuştururken, isterse rejim güçlerinin karşısında meydan okurcasına dururken olsun, her yerde karşımıza çıkan bedenlerin oluşturduğu figürler bunlar.

 

Ayçi Mezarlığı’ndaki Kürt kadınlar

 

Direnen diğer kadınların imajlarını görmek, biz kadınlara bedenlerimize dair yeni bir kavrayış kazandırdı. Bana göre, bu feminist direnişin tekilliği ve figüratif karakteri öyle olageldi ki,  başlangıçtan itibaren ikonikleşen şey, videolardan ziyade ekran görüntüleri ve fotoğraflar oldu. Bizi gururlandıran ve kolektif hafızamıza hızla kazınan fotoğraflar kitlelere yayıldı, öyle ki bu ayaklanmanın kronolojisi gün be gün dolaşıma giren imaj ve imgelerin tarihi üzerinden yazılabilir. Ayaklanmayı tetikleyen ve yayan fotoğraflar: Zhina [Mahsa] Amini’nin hastane yatağındaki fotoğrafı. Zhina’nın yakınlarının hastanede kederle birbirlerine sarıldıkları fotoğraf. Ayçi Mezarlığı’nda başörtülerini sallayan Kürt kadınların imajı. Olayın her anında görmek istediğimiz, başörtülerinin havada asılı kalıp savrulduğu o anlar. Zhina’nın mezartaşının fotoğrafı. Keshavarz Bulvarı’nda başörtüsünden yaptığı meşaleyi taşıyan kadın figürü. Sokakta, Vali Asr Kavşağı’ndaki TOMA’nın karşısında tek başına duran kadın figürü. Oturan kadın figürü. Ayakta duran kadın figürü. Tebriz’de elindeki pankartla rejim güçlerinin karşısına dikilen kadın figürü. Saçlarını bağlayan kadın figürü. Bandar Abbas’ta bir şenlik ateşinin etrafındaki dans çemberinin fotoğrafı ve daha niceleri.

 

 

Zhina [Mahsa] Amini’nin hastanedeki yakınları. Fotoğrafçı Niloofar Hamedi gazetecilik faaliyetleri nedeniyle şu anda hapiste.

 

 

 

Vali Asr Kavşağı’ndaki TOMA’ya karşı duran kadın.

 

Bir videoya kıyasla fotoğrafa bu şaşılası harekete geçirme gücünü veren nedir? Fotoğrafta alıkonan zaman. Fotoğrafa yoğunluğunu veren, onu bedenin tahakküm altına alındığı tüm bir tarihin taşıyıcısı haline getiren şey, içine hapsedilen zamandır. İran’daki kadın ayaklanması fotoğraf merkezli bir ayaklanmadır. Bu feminist izi daha da belirginleştirip büyüten ve onun gözden kaybolmasına izin vermeyen şey nedir peki? Zhina’nın isminin ardından, “Jin, Jiyan, Azadi” sloganının ardından, baskının şiddeti kalabalıkların toplanmasına mahal vermeyecek denli artmışken, bu ayaklanmayı feminist bir ayaklanma yapmaya devam eden kadın direnişinin figürleridir. Bu hapsedilen zaman, çizgisel tarih anlatısını tartışmaya açık hale getiriyor ve onun yerine bir durum topolojisini görünür kılıyor; her gün verdiğimiz kavganın içindeki mikro-mücadeleleri, uğrakları, jestleri öne çıkarıyor. Bu ve bunun gibi tüm diğer uğraklar “#İçin.”[2] Büyük anlatılar için değil, küçük olan her şey için. O kısacık, uçucu mikro-anlar için, onları geri almak için, boğazımızda düğümlenen o yumru için, o korku için, o heyecan için, o sözcük için, bugüne kadar devam etmiş, kendini bugüne kadar sürükleyerek getirmiş olan, derimizin altında, tırnaklarımızın altında, boğazımızdaki düğümde kendini gizleyen o an için. Devam eden yakın geçmiş zaman: Fotoğrafların zamanı bu devam eden yakın geçmiştir. Arzuları uyandıran, geçmişe hayat veren, onu bir saniye öncesine kadar uzatıp, şimdi denen uğrakta, anların maratonunu bir sonraki uğrağa, bir sonraki fotoğrafa ve bir sonraki figüre devreden canlı yakın geçmiş.[3]

 

Demek ki bu ayaklanmayı feminist kılan şey aslen, onun figür merkezli karakteridir; çatışmanın yoğunluğunu, müdahalelerin acımasızlığını ya da olayların gelişimini ille de yakalamak zorunda olmayan, bunun yerine, bedenlerin tarihini taşıyıp nakleden imajlar yaratma imkânıdır. Bir duraklatma, alıkoyma. Bu bedeni görün, bu tarihin bütününü gözlemleyin. İşte burada. Başörtüsünü meşale yapan kadın figürü, önceki ya da sonraki saniyelere atıfta bulunmaksızın tarihin kendine yeten taşıyıcısıdır. Bu bedenin tarihi zulmü, çatışmayı ya da eylemi temsil etmesi amaçlanan bir videoda doğrusal bir zamansal süreklilik içinde anlatılmıyor, bunun yerine, tarih devrimci bir anda kristalleşiyor. Kadının alev almış başörtüsünü kaldırıp zafer işareti yaptığı anda duraklıyor tarih. Gözlerin imaj üzerindeki hareketi… Kadının arkasındaki arabanın far ışığı, havaya kalkmış eller, sağda duran adamın gülümseyen yüzü, cadde boyunca uzanan ağaçlar… Bir figür ve zaman duraklıyor. Burada, bir video kaydınının akışına, bu anın öncesi ve sonrasına gerek yok, çünkü figür, zamansal süreklilikte değil, tarihin akışının alıkonup sekteye uğratıldığı o duraklama anında yaratılıyor. Tarihin kalp atışının bir saniyeliğine durduğu yer burası işte.

 

Başörtüsünü meşale yapan kadın figürü

 

Bu uğrak ve figürler, kadın bedenine yönelik baskının tarihini kendi başlarına temsil ediyor. Ayaklanmanın özgül niteliği de bu. Bedenlerin ve figürlerin feminist ayaklanması. İran’daki protestolar feminist karakterini bu figüratif imajları yaratma olanakları açmasından alıyor. Bu imajlarla-iç-içe-geçmiş-ikonlar karşılıklı olarak mekânı bu tür imajlarla donatma arzusuna tesir ediyor. Bu sergileme, gösterme arzusuna ben de bizzat tanık oldum. “O” figür olmak isteyen bedenler, kendi bedenlerinin o figür olma kapasitesine sahip olduğunu görmüşlerdi. Bu nedenle kendilerini tehlikeye atan bedenler, mücadeleye dahil olup, o figüre can verdiler. Yer kaplama fırsatının hemen hiç söz konusu olmadığı bir alanda, direniş uğrakları yaratma şansının peşine düştüler.

 

Direnen kadınların fotoğraflarını, örneğin Suriye Kürdistanı’ndaki Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) fotoğraflarını daha önce de görmüştük. Bu önceki fotoğraflarla son protestolardaki kadın figürleri arasındaki fark şu: Yüz önceki fotoğraflarda merkezde yer alırken, sonraki fotoğraflarda yüzün yokluğu dikkat çekiyor. Önceki fotoğraflar silahlar ve savaş teçhizatının özgüllüğüyle öne çıkarken, sonrakilerde günlük kıyafetlerin genelliği ve olağanlığı var. Bir yanda direniş kıyafetleri içindeki güzel yüzlerin yakın çekimleri (fotoğrafçının arzusu), diğer yanda direniş figürlerinin imgeleri (öznenin arzusu). “Beni bu şekilde görmenizi istiyorum:” Sıkılmış yumruklarla dalgalanan saç imgeleri. Çöp kutularının ve otomobillerin üzerindeki beden figürleri.

 

Vida Movahhed’in başörtüsü eylemi.

 

Bu figürler Vida Movahhed ve diğer “İnkılab Caddesi’nin Kızları”nı akla getiriyor.[4] Vida, İranlı kadınların zorunlu başörtüsüne karşı verdikleri mücadeleye ait temsillerin gelişim tarihinde bir dönüm noktası haline gelmiş görünüyor. “Beyaz Çarşambalar”ın mesaj merkezli, yüz merkezli videolarından -çoğunluğu, sokakta yürürken durumu ve arzularını açıklamak için bir şeyler söyleyen kadın selfie’lerinden oluşan bu videolardan- bir kopuş var burada.[5] Vida Movahhed, kendisinden önce kadınların başörtüsüz yürürken yükledikleri tüm videoların yoğunlaştığı bir figür haline geldi. Diğer kadınların aksine, o sessiz ve hareketsizdi. İşte videodan fotoğrafa geçiş noktası. Gündelik bir durum anlatısından tarihsel bir durumun yaratılmasına geçiş. Kendisi ve arzusu hakkında konuşan bir bireyden sessiz, durağan bir figüre geçiş. Bir direniş figürüne. Burada, protestocu kadın imgesi kendini videonun zamansal sürekliliğinden çekip çıkarmış, gündelik durumun temsilini de aşarak tarihsel performatifliğin büyük sahnesine inmiştir. Vida Movahhed, o tanınmayan kadın, Vida Movahhed değil, devrimci bir figürün resmiydi. Kendisinden önceki tüm kadınların figürü ve kendisinden sonraki kadın figürleri için de bir uyaran.

 

İmge ve figür sonsuz bir döngü içinde birbirine dönüşüyor. İmgeler, imajlar yayınlanıyor, dolaşıma giriyor ve bedenlerin hayal gücünü kışkırtıyor. O andan itibaren insanlar sokağa halihazırda oldukları bedenlerle değil, olabilecekleri ve olmak istedikleri bedenlerle çıkıyor. Kendi tahayyülleriyle. Onların devrimci eylemi bu tahayyülü cisimleştiriyor. Esasen, imge/imaj ile sokağın bu iç içe geçişinde, temsil ile gerçeklik birbirini karşılıklı olarak yönlendiriyor. Hayal/temsil/tecessüm kendini gerçekliğe dayatabilir hale geliyor. O imge haline gelmek ve aynı zamanda başka bedenleri de o hale getirecek arzuları kışkırtmak. Bir imgeler/imajlar zinciri: “Sokak ile sanal uzam arasında gerçekleşen kısa devre.”

 

Protestolar boyunca bu bireysel figürlerin yanı sıra kolektif figürlere de tanık olduk. Başörtüsü yakma çemberi bu figürlerden biriydi. Sari’den diğer şehirlere yayılan şenlik ateşi etrafındaki dans çemberi. Kolektif figürlerin tekrarlanarak çoğaldığını görüyoruz, öyle ki artık hangi çemberin ya da toplaşmanın nerede gerçekleştiğini anlamaya çalışmak beyhude bir çaba. Protestoların ilk günlerinde, Pave’deki protestocu kadınlardan oluşan küçük bir topluluğun kısa bir videosu dolaşıma girdi. Bir sokağın ucunda yürüyen kendi halinde, küçük bir grup kadın. Toplanmaları son derece sakıncalı görülen bu küçük grup bana Afganistan’daki kadın toplanmalarını anımsattı. Bu tarihsel durum iki imgeyi bir araya getirirken, iki kolektifi de birleştiriyor.

 

Zhina [Mahsa] Amini’nin mezartaşı. Fotoğrafçı Elaheh Mohammadi’nin kendisi de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle şu anda hapiste.

 

Pek çok görsel imge çekilip kaydedilmediği için, asla doğmaz, ortaya çıkmaz. Çoğu imge de bir protestoya yol açmadığı için, asla “çekmez.” O halde bu belirli figürler nasıl olup da “çekti”? (Yani, “çekilen” fotoğraflar olmak yerine, bizatihi “çeker” hale geldiler?) Figürler “çekti,” çünkü kadınlar için tarihsel birer aynaydılar. Bana göre, ilk ifadeden, yani “Ben de Zhina olabilirdim” [başka bir deyişle: Ahlak polisinin gözaltısında ben de ölebilirdim] ifadesinden ziyade, arabanın üzerindeki meşaleli kadın imgesi “ben de o figür olmak istiyorum” şeklinde yoğun bir arzu uyandırdı. Figürü vaadiyle birlikte dışavurma, ifade etme arzusu. İşte bu figür, sadece arzuyu harekete geçirmekle kalmadı, aynı zamanda kadınların bedenlerini kendilerini ifade etmeye, dışavurmaya, bu esnada önlerinde durdukları aynanın pasını da [zangar] temizlemeye sevketti. Bu arzu bir imge aracılığıyla uyarılmış olsa da, bedenin taşıdığı tarih sayesinde çiçek açan devrimci bir arzuya dönüştü. Feminist ayaklanmanın ayırt edici özelliği de bu figüratif arzu. Bastırılmış bir tarihin patlak vermesi. Yıllardır gebe olduğumuz bir bedeni doğurmak.

 

Siyaseten aktif kadınlara ait, daha önce gördüğümüz figürler, aktivistlerin yüzlerini ve isimlerini ön plana çıkardığı için, politik gücün etkinleşip yayılmasının önüne geçiyordu. Yüzler ve isimler, figürün diğer kadınların arzularını uyandırma gücünü ortadan kaldırır, çünkü figürün durumunu kadınların genel durumuna kıyasla farklı ve özel kılar. Bundan böyle figür kendini yüzün esaretinden kurtarmıştır. Ayrımsız, yüzü olmayan bir figürdür artık o; bir maskenin ardındadır, güvenlik nedeniyle gizlenmiştir, arkadan çekilmiş bir görüntüdür, isimsizdir, anonimdir. Kadınların politik bedeni artık sokaklarda dolaşıyor.

 

Güzel bedenden ilham verici figüre. Güzelliğe hapsedilmiş bedenden, figürde özgürleşmiş bedene. Burada gerçekleşen şey, benliğin ideal bir bedene dönüşümü değil, her seferinde ve her tekil bedende yeni bir direniş figürünün yaratılmasıdır. Beden, sanal uzamda imgelerini gördüğü önceki figürler tarafından uyarılıp onlardan ilhamını alırken, kendisi de yeni bir figür yaratarak gelecekteki figürlere ilham veriyor. Bu bir uyarım ve ilham zinciri. Bu figür, kadınları bedenin tutsaklığından ve tarihsel tâbiyetinden kurtararak, bedenin yeniden canlanmasını sağlamıştır. Kendi direnişinin ona sunduğu olanakları ve güzelliği ancak şimdi keşfeden bir bedendir bu: yenibaştan olgunlaşan bir beden.

 

 

Ana Görsel: Bandar Abbas’ta yakılan ateşin etrafında dans eden İranlı kadınlar

 

 

Notlar

[1] İngilizce çeviride bazı Farsça sözcükler köşeli parantez içinde belirtiliyor. Burada da olduğu haliyle korundu.

[2]  “#barayeh” binlerce kişinin protestoları desteklemek için dert edindikleri her konuyu yanına yazdıkları Twitter etiketine atıfta bulunmaktadır. “Eğitim hakkı engellenen öğrenciler için.” “Öldürülen aydınlar için.” “Savaş kuşağının mahrum bırakıldığı neşe için.” “Haft Tappeh şeker kamışı fabrikası işçileri için. Bunlar gibi binlerce başka “için.” Etiketin başlamasından kısa bir süre sonra genç şarkıcı Shervin Hajipour, sözleri çoğunlukla Twitter mesajlarının yorumlanmasından oluşan “İçin” (barayeh) adlı bir şarkı kaydetti. Müzik videosu anında hit oldu. Yetkililer Hajipour’u kısa bir süre sonra tutuklasa da, şarkısı artık ayaklanmanın marşlarından biri haline gelmişti.

[3] Instant ve moment sözcükleri bu paragrafta sırasıyla “an” ve “uğrak” olarak karşılandı. – ç.n.

[4] Vida Movahhed, zorunlu başörtüsüne karşı sessiz eylemiyle “İnkılab Caddesi’nin Kızları” olarak bilinen protestocuların benzer eylemlerine ilham kaynağı olan bir kadın. Movahhed, 2017 Aralık ayı sonlarında İnkılab Caddesi’ndeki işlek bir kavşakta bulunan bir elektrik kutusunun üstüne çıkarak beyaz başörtüsünü bir sopaya bağladı ve havada tuttu. Bunun üzerine tutuklanarak bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. Movahhed artık pek göz önünde olmasa da, başörtüsünü bir sopaya bağlayarak verdiği poz, kadınların sivil itaatsizliğinin görsel bir ikonu haline geldi.

[5] “Beyaz Çarşambalar” 2017 yılında Masih Alinejad tarafından başlatılan, kadınların İran’da kamusal alanlarda başörtülerini çıkararak selfie çektikleri bir internet kampanyasıydı. Kadınlar bu videoları Alinejad’a gönderiyor, Alinejad da videoları internette paylaşıyordu.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Aseksüellikle İlgili 6 Gerçek
Bir Kitap: Arjantin’in Ölü Kızları
Yoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?

Pin It on Pinterest