Yasak Elma'yı kim yiyecek?

KÜLTÜR

Yasak Elma: Bizim kaderimiz böyle, doğuştan hiç şansımız yok :(

 

Yasak Elma, Talat Bulut setteki kostüm asistanını taciz edip, Şevval Sam’la ikisi kanlı bıçaklı olmadan önce de aşırı tuhaf bir diziydi. Tuhaflığı şuradan kaynaklanıyordu: Herkes bir tek adamı istiyor, ama adam korkunç bir insan. Bu ufak zorluk yüzünden bir türlü hak tecelli edemiyor, birbirimizi telef edeceğiz derken kadınların hepsi, aynı kötü kadına dönüşüp aynı yollardan geçiyor.

 

Öncelikle, dizide belli ki bir yasak elma var, bu nedir? Yasak Elma, Talat Bulut, yani Halit’in ta kendisi. Çünkü para onda -ama dokunan yanıyor, çünkü bilirsiniz, “kasa her zaman kazanır.” Halit Argun, kendisiyle parası için evlenen kadınlara “parası batsın” dedirtecek kadar kötü davranan, bir nevi ettiğini bulduran zengin bir adam. Dizinin başında Şevval Sam’ın oynadığı Ender karakteriyle üçüncü evliliğini yaşıyordu ve kimseye para koklatmadığı anlaşılıyordu, en başta da boşandığı karılarına. Garip bir şekilde, tanıtımlarda kendisi için “çapkın iş adamı” deniliyordu, fakat benim bildiğim çapkın diye Behlül gibi, efendim yıllar önce Şaşıfelek Çıkmazı diye bir dizi vardı, oradaki Cesur gibi karakterlere denilir. Aynanın karşısında psikopat gibi iki eliyle karısının yüzünü tutup, “Yaş farkımız git gide kapanıyor, sen bir botoks filan yaptır Ender Hanım!” diyenlere ancak, “SEN KİMSİN? PİS! Git ulan kendini as,” gibi şeyler söylenebilir.

 

Ender

 

Ender de tam olarak bunu yapacaktı. Ender Argun, maşallah zengin iş adamının karısı rolünü pek güzel öğrenmiş, gerçekten şık ve hanımefendi biri; yani hem hanım, hem de efendi. Eskiden Halit’in genç sekreteriymiş de karısından boşattırmış (o da kendi halefine düşman). Ama yıllar geçtikçe evin içinde şamar oğlanına dönmüş: Üvey kızları sürekli buna laf geçiriyor; özellikle büyük kız Zehra, “babamın sana iğrenç davrandığını çok iyi biliyoruz zavallı!” dercesine kalbe indirecek nitelikte saldırılarda bulunuyor; oğlu olacak hain, tam da babası yanlarındayken, “anne sen zaten benle ilgilenmiyosun ki,” diyerek surat sallandırıyor, Halit de durur mu, karısını azarlayacak bir sebep daha bulmuşken fırsatı kaçırmıyor. Genel hatlarıyla korkunç bir tablo hâkim.

 

Maruz kaldığı tüm bu kadın düşmanlığına, yaşçılığa ve nefrete “Dur!” demeye karar veren Ender de bu amaçla kendisine genç, sevimli bir kızcağız bulacak. Plana göre, “çapkın” kocasının onunla flört etmesine izin verecek, sonra işler ilerleyince ikisini basacak, Halit’in paralarını, evi, kocasından izin almadan takamadığı mücevherleri mahkemede söke söke alıp gün batımına karşı kendi estetikçi sevgilisiyle beraber yiyecekti. Allah aşkına, bu planın kime ne zararı vardı?

 

Yıldız ve Halit ya da Yıldız’ın mutlu günleri

 

Fakat Macaulay Culkin’i arı sokup ölünce on binlerin hüngür şakır ağladığı Kız Arkadaşım filmindeki boncuk gözlü kıza benzeyen, güler yüzlü Yıldız meğer hiç az değilmiş. Dedi ki “e ben Ender Hanım’ın planına suç ortağı olacağıma, gider Halit’in yeni karısı olurum.” Niye olmasın, elbette olsun. Ama bunun için Ender’in o güzelim planını Halit’e ihbar etmesine, böyle gül gibi adamdan boşanacaksa kesin bir sevgilisi vardır deyip kadının sexting mesajlarını yakalatmasına ve beş kuruşsuz sokağa atılsın diye yardaklık etmesine gerek var mıydı gerçekten? Şaka mı bu soru; tabii ki vardı. Halit gibi hesapçı ve kendini beğenmiş bir adama nikahı bastırtmak için iyi kız olmak, bu uğurda başka kadınları da harcamak gerekiyor mecburen. Tabii Halit’in gerçek bir beyefendi olduğuna inanmak da burada işleri kolaylaştıran bir etken.

 

Yıldız mütevazılığı ve tatlı bakışlarıyla Halit Bey’i etkilemekle meşgulken, eğer hâlâ tam olarak anlamamış olan yavaş zekâlılar kaldıysa diye, Halit bize patronun kim olduğunu en açık şekilde göstermeye çalışıyordu: Ender’i evden mi atmadı, kıyafetlerine mi el koymadı, kalacak yeri olmayan kadını zorla gençken yaşadığı fakir mahalleye mi yerleştirmedi… Ender ve hepimiz tabii ki çok öfkeliydik (aslında sanırım sadece bir kısmımız, çünkü mesela anneannem Ender’in bunları hak ettiğini söylüyordu). Fakat mesaj açıktı: Halit Argun’u hoş tutacaksın. Zorla evden kaçırmayı becerdiği sabahlıklarıyla tabii ki o gecekondu mahallesinde yaşayacak hâli olmayan Ender, bu koşullar altında olabilecek en makul kararı verdi: “O eve geri gireceğim!” Böylelikle, birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan kadınların hepsinin kuyusunu Halit’in kazdığı, âdeta bir kadınlığa nefret festivali başlamış oldu.

 

Yıldız’la Ender, karşılaştıkları her yerde birbirlerini aşağılamaya özen gösteriyor. Biri ona diyor ki, “kızım ben olmak yürek ister, o da sende yok,” öbürü de cevap veriyor, “Ender Hanım gözlerinin etrafındaki çizgiler artık belli oluyor.”

 

Zehra

 

Halit’in otuzuna merdiven dayamış olan büyük kızı Zehra, Ender’den olduğu gibi Yıldız’dan da nefret ediyor ve ona yönelik hakaretlerini genel olarak görgüsüzlük departmanından seçiyor. Aslında Zehra da oldukça renkli bir birey; öncelikle alkolik, ayrıca ironiyi, kinayeyi seven bir yapısı var. Allah için çok da güzel bir kadın. Nitekim, Halit kızından da nefret ediyor, ama onun iyiliği içinmiş gibi yapıyor bunu. Zaten bence bu dizinin en tuhaf tarafı, Halit’in kötü karakterini bir şekilde sanki “adamına göre muamele” ediyormuşçasına yutturmayı başarması. Her nasıl oluyorsa Talat Bulut, “Talihim yok bahtım kara, böyle hayat batsın yere” şarkısıyla hatırlayacağınız Annem dizisindeki Anadolulu, birazcık dar kafalı ama hakkaniyetli imar bakanı imajından zerrece uzaklaşmıyor. Gerçekten de bir değil, birçok şirketin patronu olan Halit Argun, çalışanlarının hakkını hiçbir zaman yemiyor, ortaklarıyla hep dürüst işler yapmaya çalışıyor. Kadınlara yapılınca tam olarak şerefsizlik sayılmıyor belli ki.

 

Halit ve hayırlı evlatları

 

Yıldız’ın en büyük derdi evin hanımefendisi olmak olduğundan, “evimizin problem çocuğu” dediği Zehra’ya karşı da elinden geleni ardına koymuyor. Alkolden giriyor, “baban kızar sonra Zehra’cım” imalarından çıkıyor. Koskoca kadının sürekli babasından izin istemesinde kimsenin beis görmemesi bir yana, iki genç kadının, sevgisizliğine bir kalp verdikleri bu adam için birbirlerini rencide edişini izlemek sahiden yürek paralıyor. Gel gör ki onlar da bu kavgayı yapmak zorunda, çünkü Halit için her şeyden ve herkesten önce 13-14 yaşlarındaki oğlu Erim geliyor. “Oğlum, benim bu hayatta değer verdiğim tek varlık.” Dizide gün geçmiyor ki bu cümle zikredilmesin, evdeki diğer karı kızın fasa fiso olduğu bizlere bir kez daha hissettirilmesin.

 

Erim

 

Erim. Benim bu dizide en sevdiğim şey, Erim’in varlığı. Bu yeniyetme oğlanın karakterine bayıldığımı pek söyleyemeyeceğim, çünkü Erim dümdüz bir çocuk, evin kıymetlisi. Yatma saati var, kalkma saati var. Muhabbet kurmak için müzikten girmemiz ve matematik ödevlerine yardım etmemiz gerekiyor. Fazla içine atınca psikolojisi bozuluyor. Ender’in Halit’ten gördüğü psikolojik şiddeti tersine çevirip onun tarafından yeniden ciddiye alınması da aslında o kalp kıran ayak oyunlarıyla değil, tamamen Erim’in bozulan psikolojisiyle mümkün olabiliyor. Eh. “Zalimin zulmü varsa mazlumun allahı var Halit Bey, biz bu çocuğu boşuna doğurmadık.” O üzgün bakışlı, boynu bükük Erim’in “Anne sana kim ne diyebilir!” diye horozlandığı an, iddia ediyorum Deniz Kandiyoti gelse bundan iyisini yazamazdı. Erim’in annesi tabii ki her gün bir araba laf işitiyor; üvey kızlarından, eski kocasından, onun yeni karısından ve onu yargılayan herkesten. Ama varsın Erim öyle inansın, arada işimize lazım oluyor. Tabii ki diyemez Erim’cim. Sen de başlarda anacığına biraz ters yapıyordun, babanın maşası olmuştun. Ama sonra köşklerde görmeye alışık olduğun anneni bir gecekonduda bulunca, bu meselede birilerinin kategorik olarak ezilen olduğunu, para kimdeyse onun borusunun öttüğünü biraz anlar gibi olup dedin ki, “Eeh ben bu evin erkeği değil miyim. Yetti artık bu babamın tahakkümü, o karısına yediriyorsa ben de anama yediririm.”

 

Deli olmayın, evin erkekleri birbirleriyle tabii ki bu şekilde konuşamaz. Erim dedi ki, “Baba biliyorum bizi terk ettiği için anneme kızgınsın, ben de kızgınım inan. Ama o benim annem.” Halit de dedi ki, “Tamam canım oğlum, sen nasıl istersen.” Böylece Ender, son derece lüks yeni bir eve taşındı, kıyafetlerine tekrar kavuştu, işleri açıldı. Yıldız’ı artık çok daha kolay aşağılayabiliyor.

 

Yıldız ise elbette parayı görünce bozuldu, sadece diğer Halit meraklılarını değil, hizmetlileri filan da aşağılamaya başladı. Halit ona nasıl giyinmesi, kimlerle arkadaşlık etmesi, nerede ne konuşması gerektiğini belletirken hiç değilse yumuşak davranıyordu, artık bundan yavaş yavaş vazgeçiyor. Halit’in adamına göre muamele eden biri olduğunu zaten öğrenmiştik. “Sen hiç değişme, olur mu Yıldız?” derken kastettiği şey, “çok tatlısın canım aşkım” gibi bir şey değildi. Şimdi, iki kadın da o saf, tatlı kız olmadığına göre, bu işlerin nasıl yürüdüğünü artık Yıldız da öğrenecek. Ben açıkçası Ender’i tutuyorum, çünkü Ender Hanım Yıldız’dan biraz daha dürüst: “Caner’cim bak (kardeşine diyor), bilmediğin bir şey var. Bir kadının derdi, asla anlattığı kadar değildir. Yıldız, evlenip zengin olmayı kafasına koymuştu. (Evet?) Ve istediğini elde etti. Ama bazen n’oluyor biliyor musun, insanlar ellerindekinin kıymetini bilmeyebiliyor (benim gibi) ve daha fazlasını istiyor. (Eee?) Ee’si, Yıldız sevmediği adamla olan evliliğinden sıkılacak, eski aşkı da burnunun dibinde oluncaaa…”

 

Ender’in aslında söylemek istediği şu: “Caner’cim, Yıldız Halit’in suyuna gitmediği an, ben de, benden öncekiler de o evden nasıl atıldıysa, öyle kapının önüne konacak tatlım.” Görmüş geçirmiş bir kadının bilgeliğinde haklı olduğunu izlerken nasıl keyiflenmeyebiliriz ki? Halit’in hakaretlerle kovduğu eski karısını gerçekten aşırı gereksiz bir sebepten kıskanıp kapısına kadar gitmesi, onunla yatmakla kalmayıp genç karısına da “toplantıdayım hayatım,” diye yalan atması Yıldız açısından belki bir trajedi sayılabilir, ama bu taraftan bakınca açıkçası insanı gülmekten yerlere yatırıyor.

 

Son olarak, bu dizide hiç iyi kız yok mu? Var, var. Yıldız’ın kardeşi Zeynep. Onun gönül işleri yaşanırken “biri birini sırtından bıçaklayacak ama dur bakalım” dedirten gerilimli müzikler değil, “ben dünyanın en büyük aşığı olabilirim, Bağdat’ı gözüm kapalı bulabilirim,” mısrası ile tanıdığımız Ayla Bağdat’ın aşk şarkıları çalıyor. Zeynep’in biraz yorucu bir ahlakçılığı olduğunu söylemek zorundayım. Ablasının meşakkatli işlerinin birinde de “Oh, canına değsin ablacım,” dememiş, ceylan gözleriyle sürekli yargılayan, parada pulda gözü olmayan biri. Ama o da çalıştığı şirketteki patronlardan aşağısına bakmıyor. Eh, Zeynep iyi kız sonuçta. Zengin bir sevgiliyi hak ediyor. Fakat senaristlerin harika bir lütfu olarak, deli gibi sevdiği Alihan bu ilişkiyi istemezse olmuyor. Ama geçmişte bir travması varmış, ama bağlanma sorunu tetiklenince hapını içmesi gerekiyormuş; sonuçta Alihan bitti dedi mi bitiyor. Ayrılık dönemlerinde Zeynep’in mobbing’in allahına uğradığını söylememe zaten gerek yok. Allahtan Alihan’ın bağlanma sorunu geçti, eğer kız bunu affederse biz de inşallah şu elmayı birinin hayırlı yollardan yediğini göreceğiz. Geçenlerde bir arkadaş Banksy için demişti: “Umarım parayı hayırlı yerlere harcar.”

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Gülistandan Boş Çıkanlar: Bir Derleme
Hoşgeldin Ramazan: Sağlık Haberlerinde Ramazan Klasikleri
Bir Taciz Hikayesi Daha ve Hollaback’in* Önemi

Send this to friend