Çilem Doğan artık özgür. Peki, şu aralar nasıl hissediyor, neler yapıyor, kendisine sorduk.

MEYDAN

“Ya ben Çilem’im. Ben güzelim. Ben güçlüyüm. Ben umutluyum.”

Şu soruyla başlamak istiyoruz aslında: Nasılsın? Cezaevinden çıktığında yoğun bir ilgi oldu ama bir süredir senden haber alamadık. Özgürlük nasıl? Neler yapıyorsun?

 

İyi olmaya çalışıyorum. Özgürlüğün tanımlamasını yapın derseniz bana, benim için özgürlüğün iki yanı oldu: Kızım Mira ve kız kardeşlik. Bunlar dışında özgür olduğuma tam sevinemedim aslında. Çünkü özgürleştim derken köleleşiyorsun aynı evin içerisinde aileyle birlikte. Bir yere gitmek istiyorsun ama artık önün kapanmış. “Sen cezaevinden yeni çıktın. Artık bir yere gidemezsin.” Yani ataerkillik her yerde devam ediyor aslında. Cezaevinden çıktım ama şimdi başka bir cezaevindeyim.

 

Şimdi biraz aileyle mi mücadele?

 

Evet, şimdi de aileyle mücadele başladı.

 

Peki bütün bu süreçte, dava sürecinde ailenle aran nasıldı? Çıktıktan sonra mı bir değişim oldu?

 

Şimdi böyle basamak gibi. Ben, “Gidebilir miyim?” diye sorunca hayırsa, “Neden hayır?” diye soruyorum, sorguluyorum.  Artık böyle feminist gibi hissediyorum kendimi. “Sen neden izin vermiyorsun?” diye üsteleyince babam şöyle diyor bana: “Sen çok değiştin. Artık hiç söz dinlemez oldun. Her şeye neden hemen tartışmaya başlıyorsun? Bu özgüven sana nereden geldi?” diyor.

 

Nereden geldi?

 

Kız kardeşlikten geldi. Gerçekten önce öyle değildim. Şimdi ben önceden olsa diyordum ki, “Tamam ben çekip gitsem nereye gideceğim?” Ama şimdi o kadar çok evim, o kadar çok yerim var ki, o kadar çok kız kardeşim var ki kimin kapısını çalsam “Çilem, iyi ki geldin!” Böyle bir yerdeyim yani. Aynı şekilde diğer kız kardeşlerim de öyle. Biri bana gelmek istese ben de derim ki “Hemen gel. Hiç durma.” “Kesinlikle dinleme kimseyi. Hiçbir erkeği dinleme. Çık gel” diyebilecek durumdayım.

 

Eski hayatına göre daha çok mu kısıtlandı yaşamın?

 

Eskiden tabii ki de bu benim evlendiğim kişiden kaynaklanan bir durumdu. Bu ataerkillik daha çok ondan kaynaklandı. Ama ben de aslında biraz böyle evcimendim. Sürekli ev işi yaparaktan, sürekli evde köle gibi yaşayaraktan ben de aslında kendimi eve kapatıyordum. Üstüne yasaklar, dayak geliyordu.

 

Ben de hiç sormamışım kendime. “Ben niye hep iş yapıyorum? Niye hep yemek yapıyorum? Niye hiç kız arkadaşlarımla buluşmuyorum? Niye hep bu evin içindeyim”. Şimdi bunları da düşünüyorum, soruyorum. Asıl hayat evde değil. Temizlik yaparak, bulaşık yaparak, çocuk bakarak değil sadece. Asıl hayat sokaktaymış. Asıl hayat mücadeledeymiş.

 

Uzun vadede bir plan var mı kendi evine çıkmakla, iş güçle ilgili? 

 

Şu anda sürekli bir engel var. “Sen gidemezsin. Sen yapamazsın. Sen kadınsın.” Bunu da ben kaldıramıyorum. Çünkü imkan olsa inan ki Mira’yı alıp çıkabilecek ruh halindeyim. Çünkü durumu başka anlıyoruz. Onlar sen cezaevine girip çıkınca, hayat şöyle olur, böyle olur, gibi görüyor. Ama ben hayatımı savundum. Ve ben başından aslında bertaraf ettim bu psikolojiyi. Ben bir kişiyi öldürdüğüme asla inanmıyorum. Ben hayatımı savundum. Tamam, anne-baba saygısı var, o ayrı bir şey. Ama tamamiyle hayatına sahip çıktığın, çok zorlukları aşmış bir noktadan döndüğün zaman böyle görüldüğün zaman çok üzülüyorsun.

 

Senin için korkuyor olabilirler tabii, öyle bir tarafı da vardır ama diğer taraftan da, bu süreçten seninle beraber geçmiş olsalar da, sendeki dönüşümü tam anlamıyor olabilirler mi?

 

Mesela oturup konuşup diyorum ki “Bu da bir şiddet aslında”. Bir kadın niye yapamaz? Niye gezemez? Niye içemez? “E sen annesin.” Evet. Anne olduğumun ben çok farkındayım. Ben tam anneyim, yarım anne değilim ki.

 

Ailede daha yakın olabildiğin, seni daha iyi anlayan, destek olan birileri yok mu?

 

Şimdi bu sistemin erkeği kadını yok. Ben her zaman söylerim bunu. Bu sistemin erkeği kadını yok. Erkeği de aynı düşünüyor kadını da aynı düşünüyor: Kadın yapamaz. Çünkü annem alıştırılmış bir toplumdan gelmiş, kültürel açıdan. Annem öyle alıştırılmış. Aynı sistemi bize uyguluyor şu anda dışarıyı görmediği için, hayatı görmediği için. Ama ben gördüğüm için artık kabullenmem zor. Kadın işe girip çalışabilir. Kadın kendi evini geçindirebilir. Tek başına mücadele edebilir. Kızıma da aynısını öğretiyorum bu yaşta, Mira üç yaşında biliyorsunuz.

 

Evet, onu sormak istiyorduk. Nasıl gidiyor annelik? Biraz anlatsana kızını.

 

Çilem’in ikincisini Mira’da görüyorum sanki. İzlediğim zaman Mira’yı, Mira tamamiyle anne hep. Kesinlikle babadan hiçbir şey almamış. Bütün hareketleri, küsmesi, kızması, karşı gelmesi… Ablamın oğlu var, Berat. Berat yukarı geleceği zaman “Sen gelme. Sen erkeksin. Ben banyo yapacağım.” Çünkü niye? Hep böyle bir şeyleri anneden kapıyor. Mira’yla artık bu şekilde devam ediyoruz.

 

Bir de kız kardeşlik öyle bir şey ki ben Mira’yı artık çocuğum gibi görmüyorum. Sanki bir kardeş gibi. Ben ona o şekilde yetmeye başladım.

 

Hiç hayatının bu yönde değişeceğini hayal edebilir miydin?

 

Benim için bir mucize yani dışarıda olmak, özgür olmak. Gerçekten kadın dayanışması sayesinde hep. Artık hayatımda tek inandığım şey kız kardeşlik dayanışması, kadın dayanışması yani. Bana deseler ki “Bu hayatta en çok neye inanırsın?” Sevgi, aşk, ailesel konuların hepsini geçerim. Gerçekten kız kardeşlik dayanışması, kadın dayanışması en inandığım şey oldu.

 

Maalesef her zaman bu kadar başarılı olamıyor bu dayanışma, daha doğrusu dayanışma her zaman olumlu sonuç, olumlu yargı kararları getirmeye yetmiyor. Çıktıktan sonra haberleri takip edebildin mi? Seninkiyle benzer hikayeleri?

 

Hep bir acı var zaten içimde. Ben evliyken bihaberdim insanlardan. Acaba diyordum bir tek ben miyim şiddet gören. Çünkü apartmanda o kadar mutlu çiftler vardı ki akşam yedi olduğunda kapılarını kapatırlardı, telefonlarını keserlerdi, bakmazlardı ve benim eşim asla eve gelmezdi. Ben derdim ki “Ayşe telefonuna bakmıyor. Herhalde eşi evde. Ne kadar güzel. Ayşe iyi evinde. Ayşe mutlu evinde. Herkes mutlu evinde, bir ben huzursuzum.” Ama öyle değilmiş. O kadar çok şiddet gören insan varmış ki ben bunu cezaevine düştüğümde öğrendim, haberlerden öğrendim, yazılardan öğrendim, Yasemin’den haberdar oldum, Nevin’den haberdar oldum. Ben bile çığlık çığlığa ağlarken sizlerin de haberiniz yoktu. Şimdi kim bilir kaç kişi bizden habersiz evinde sessizce ağlıyordur? Biz bilsek yardıma koşmaz mıyız? Ama bu böyle bir şey. Ben de sonradan öğrendim. Ben hep tek kendim sanıyordum ama ülkede o kadar çok şiddet gören kadın var ki “Ben neymişim be,” diyorsun geçiyorsun. Hala içler acısı haberleri takip ederken ülkede şu olmuş bu olmuşa bakamıyorum. Benim tek dikkatimi çeken konu bu genelde. Bir kadının ölmesi. Bir kadın hayatını savunduğu zaman da çok etkileniyorum.

 

Bazen diyorum ki “Ben konuşmak istiyorum, ben yazmak istiyorum, ben röportaj yapmak istiyorum.” Bu demek değil ki meşhur olmak istiyorum. Ben o sindirilmiş, bastırılmış duyguyu patlatmak istiyorum, artık herkes bilsin, öğrensin istiyorum. Ben bilseydim kadın dayanışmasının ne olduğunu belki bana da sahip çıkacaklardı, beni yanlarına alacaklardı ama ben birçok şeyden habersizdim. Keşke öldürmek zorunda kalmasaydım. Ben her zaman söylüyorum ama bir yerde artık çıkar yol bulamıyorsun korunmalar, adliyeler, karakollar. Sonunda hep dayak, şiddet.

 

Senin hikayenin medyaya yansımasında seni rahatsız eden noktalar olduğundan bahsetmiştin. Neydi bunlar?

 

Röportajcılar. İnsan aşık olduğu, sevdiği adamı nasıl öldürebilir? İnsan nasıl bu kadar katlanabilir iki yıl boyunca?

 

Bunları röportaj yapanlar mı soruyor sana?

 

Evet. Yani olanlar çok farklı şekilde basına yansıtıldı. İlk tutuklandığımdaki fotoğraf. Gülüyormuşum filan. Bir insan ölüyor. Sonuçta senin emek verdiğin, bir dönem sevdiğin bir insan, çocuğunun babası. Ama bir yandan da bakarsak canını acıtan bir insan. İllaki bir insanın öldüğüne üzüldüm. Ama ben ölmediğim için, hayatta kaldığım için sevindim. O yüzümdeki gülümsemeyse ondandır. Yoksa ben birini öldürdüm diye bir gülümseme olmaz.

 

“Keşke öldürmek zorunda kalmasaydım. Önceden çözülseydi bu” diyorsun ya. Bunu sormak istiyorum: Öncesinde ne olsaydı, ne doğru işleseydi sen bu noktaya gelmek zorunda kalmayabilirdin?

 

Mesela devlete sığındığında sana yardım etse böyle olmaz. Mesela ben ilk şiddet gördüğüm zamanlarda, bir kere çok kötü dayak yemiştim. Karakola, ondan sonra hastaneye rapor almaya gittiğimde doktor, “Kim dövdü seni?” falan dedi. Ben de “Eşim.” dedim. Adam bakmıyor bile ya. Bluzumu çıkartamıyorum mesela, çünkü takat kalmamış kollarımda, kalkmıyor. “Eşindir, döver.” gibisine getirdi doktor. Şurda şu var, burda bu var gibi eften püften bir rapor hazırladı. O günün keşke fotoğrafları falan olsaydı. Öyle eften püften sıyrıkla, iki üç günde geçecek yaralar değildi.

 

Sonra mesela o raporu veriyor sana ve bırakıyor mu?

 

Bırakıyor. Ondan sonra mahkemeler açılıyor. Mahkemenin açtığı davanın sonucu şu: iki ay uzaklaştırma. O da hiçbir işe yaramıyor zaten. Gelmek isteyen adam geliyor yani.

 

Ve geldi mi?

 

Geldi. Bu sefer karakolu arıyorsun. “E işte karı kocasınız. Barışırsınız. Bir şey olmaz.”

 

Kadın sığınaklarından haberdar mıydın? 

 

Evet, sığınağa gitmeyi de düşündüm. Mesela karakolun önünde sığınaktan gelen bir memure vardı. Ben dedim ki bir gün “Mira’yla birlikte sığınmaya geleceğim. Oranın şartları nasıl?” “Yaa Çilem’ciğim çok çok iyi değil. Kış da zaten. Çocuk hasta olabilir. Mama da almayabilirler. Eğer çok mecbur kalmıyorsan çıkma evinden” dedi. Yani bu şekilde konuşuyorlar sana. Ben oraya nasıl gideyim? Mira çok küçük. Nasıl insanlar var? Benim için kendi ihtiyacım çok önemli değil ama Mira çok küçük. Mira çok önemliydi benim için.

 

Cezaevi nasıl bir deneyim oldu senin için?

 

Cezaevi koşulları çok zor tabii. İnsan çok yıpranıyor. Ama öğreniyor, anlıyor da. Aslında cezaevi dediğimiz yer asıl suçluların yeri değil. Ben buna inanıyorum. Cezaevi asıl hayatımın başladığı dönem. Gerçek hayatla yüzleşme yerin. Kendinle yüzleşme yerin. Çok düşünecek zamanın oluyor kendinle alakalı. Ben cezaevinin bütün zorluklarına rağmen paylaşmayı da öğrendim orada, dayanışmayı öğrendim. Ben cezaevinde kadın olduğumu hissettim. Güzel olduğumu hissettim. Güçlü olduğumu hissettim. Umudum olduğunu hissettim. Bambaşka bir şeydi cezaevi.

 

Çok inanılmaz bir şey söylüyorsun “cezaevinde kadın olduğumu hissettim, güzel olduğumu hissettim” derken.

 

Çünkü daha öncesinde hiç kimse güzel, güçlü olduğumu söylememişti bana. Ben cezaevine düştüğümde o mektuplar, o kadın avukatlar, kadın dayanışması, örgütlerin mektupları, gelenler gidenler bana öyle bir destek oldular ki ben de sonunda dedim ki “Ya ben Çilem’im. Ben güzelim. Ben güçlüyüm. Ben umutluyum. Ben neymişim de bu adam beni ne hale getirmiş!” Ben aslında buymuşum. Evde şiddet gören, ezilen köle kadın değilmişim. Ben kendim olduğumu cezaevi sürecinde öğrendim.

 

Orada herkesten bir şey kaptım. Mesela biz böyle konuşurken diyelim Gamze arkadaş da eş cinayeti anlatıyor, diyor ki “Benim eşim öyle böyle.” Ben de diyordum ki “Benimki de böyle böyle.” Aslında hikayeler farklı ama acılar aynı. O kadar çok kaptım ki herkesten. Gamze’yle konuşurdum, bir şey anlardım. İşte “Kısmet enişteye yenik düşmemiş.” Kısmet’ten öğrenirdim. Çünkü on sekiz yaşındayken düşmüş cezaevine. Herkesten bir şeyler öğrendim. Farklı suçlardan gelen insanları kınamadım. Önyargıyı cezaevinde unuttum. Herkesle konuştuğum zaman yine bütün suçların altında mutlaka bir erkek yattığını gördüm.

 

Son olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı?

 

Kız kardeşlerime söylemek istiyorum. Hepsini çok seviyorum. İyi ki varlar. Bugün benim dışarıda olmam onların sayesinde, sizlerin sayesinde. Tekrar söylüyorum, bu hayatta tek inandığım şey kız kardeşliğin gücü oldu. Çok önemli bir haftaya yaklaşıyoruz: 25 Kasım Kadına Şiddete Hayır haftası. Ben geçen yıl o zaman içerdeydim. Eylemlerin resimlerini görmüştüm.  Kadınların ellerinde Nevin’in, benim, Yasemin’in olduğu posterler filan. Şimdi ben dışarıdayım. Ben de bugün onlar için, inşallah, Kasım 25’te alanlarda olacağım. Bütün kadınlar için mücadele edeceğim. Hepsini çok seviyorum. İyi ki varlar. İyi ki kız kardeşlerimiz var.

 

İyi ki sen de varsın.

 

 

Röportajı mümkün kılan Esen’e ve Fatoş’a çok teşekkürler!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YRöportaj: Burçin’in Galaksisi, Fizik Aşkı, Karadeliklere Zaafı
Röportaj: Burçin’in Galaksisi, Fizik Aşkı, Karadeliklere Zaafı

Burçin Mutlu Pakdil geçtiğimiz ay bir galaksi bulduğu haberiyle gündemimize bir yıldız pırıltısıyla girdi. Kendisiyle galaksisi ve daha pek çok şey hakkında konuştuk.

MEYDAN

YGelsin Baba, Gelsin Koca, Gelsin Kayyım, Gelsin Cop!
Gelsin Baba, Gelsin Koca, Gelsin Kayyım, Gelsin Cop!

"Aslında kayyım denince bir irade meselesi söz konusu. Kayyımın ismi belediyeye girmiş olabilir ama kayyımın kendisi zaten topraklarımızda. "

Bir de bunlar var

Fatma Şahin’den Tokat Tokat Üzerine
Gülistandan Boş Çıkanlar: Bir Derleme
Bir Akademisyenin Baskıya Karşı Nasıl Direnmesi Gerekiyor?

Send this to friend