Uğur Mumcu suikastının üzerinden 21 yıl geçti...

MEYDAN

Uğur Mumcu’nun ardından…

 

Sekiz yaşındaydım. Okuldan eve gelmiştim. Televizyonda haberler açıktı: bir patlama sonucu enkaz haline gelen bir araba görüntüdeydi devamlı. Annem balkonda, arkası bana, yüzü dışarıdaki ağaçlara dönük duruyordu. Saçlarından duman çıkıyordu aralıklarla. Eve girdiğim gibi bir terslik olduğunu sezmiştim. Ağır hareketlerle ona gittiğimi hatırlıyorum, annemi ilk kez ağlarken gördüğümü, korktuğumu. Sigara içmeyen annem sigara üstüne sigara yakıyordu. Arada haberlere dönüp bakıyor, inanamaz gibi, gözlerini kapayıp açınca zaman geriye işleyecek ve Uğur Mumcu arabasına binmeyecek gibi kafasını bir o yana bir bu yana sallıyordu. Tümlenmiş bir acı vardı yüzünde, kısılmış gözlerinde. Olağanüstü günlerden biriydi, faili meçhuller zamanıydı. Bense hiçbir şey anlamıyordum. Televizyonda bir şeyler oluyordu ve annemi çok üzüyordu. Televizyon neden açıktı? Kapatsaydık ya!

 

Annemin ağlamasının, bitmeyen üzüntüsünün ‘evimiz’le alakalı olmadığından emin olduğumda biraz rahatladım. Ancak o ana kadar tanımadığım bambaşka bir iç sıkıntısıyla tanıştım o gün. Evimizi kaplayan bu elemin nereden geldiğini ve onu nasıl kışkışlayacağımı bilemeyerek televizyonla balkon arasında dolanıp dururken, evimizin 2oda1salondan ibaret olmadığını anladım. Dışardan, hiç tanımadığımız birileri bizi sarsarak üzebiliyor, mutluluğumuzu bozabiliyordu. Huzurumuz başkalarının hayatlarıyla, acılarıyla, korkularıyla eksilebilen bir şeydi. Uçup gidiverebiliyordu ansızın.

 

Akşam babam eve geldi. İkisi, ağızları dolu dolu, asitli bir şeyi kusar gibi konuştular. Enkaz görüntüleri saatlerce, günlerce oynadı duvarlarımızda, devlet büyükleri konuştu masamız sandalyemiz. Dışarısı önce evimize, sonra benim içime doldu. O gün, evimizin başkalarının evinden kopuk olamayacağını anladım. Sekiz yaşımdayken bir enkazla annemin dumanlı suratı arasında dokuduğum mekik, beni çok sonraları yazılarında, ağıtlarında rastladığım, bir başkasının acısını yüklenmiş insanların kapılarına çıkardı.

 

Vedat Aydın cinayetinin üstünden 23 yıl, Musa Anter’inkinden 22 yıl, Madımak katliamı ve Uğur Mumcu suikastının üzerinden 21 yıl, Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümünden 15 yıl, Hrant Dink’in vurulmasının üstündense 7 yıl geçti. Arada ve sonrasında onlarca, yüzlerce başka cinayet işlendi. Öldürülme sebepleri aslında aynı ve failler hep ‘meçhul’dü. Ve hanemize düşen ateşlerin yakıcılığı ne azaldı ne de unutuldu.

 

Evini göbekten dünyayla bağlayan, kendi huzurunu başkasından ayrı görmeyen, etrafında olup biteni uçsuz bucaksız bir merakla anlamaya çalışanlar, araştıranlar, soranlar, dilin özgürlüğüne inananlar, hak arayışını bırakmayanlar ölüsüyle dirisiyle yemyeşil, ayakta ve beraberler. Bu alemde ve öbür alemde evleri, gözle göremeyeceğiniz incelikte ama kopmak nedir bilmeyen, rengarenk iplerle birbirine bağlı.

 

 

Ana görsel: M. C. Escher

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YBir Kişi Daha Eksilmemek İçin
Bir Kişi Daha Eksilmemek İçin

Akşam 19:00'da Taksim Tünel'de buluşuyoruz!

MEYDAN

YAm
Am

"Bana insanlığımı geri veren hazzım, dünyanın yarasını sağaltan, beni neşeye geri ören..."

MEYDAN

YYarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda
Yarasından Doğan Bir Hareketin Koynunda

Feminist hareketin gücünün kırıklarımızda, yarıklarımızda, damar damar bin yoldan akıyor oluşumuzda köklendiğini unutmayalım.

TARİH

Y18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde
18. Yüzyıldan Bir Resimde Ankaralı Kadınların Peşinde

Tarihsel anlatılar içinde sarayla harem dışında ve Oryantalist tipolojilerden bağımsız olarak hayal etmekte güçlük çektiğimiz kadınları, bu resim sayesinde, Ankara’da gündelik hayatın içinde, işinde gücünde, kanlı canlı resmedebiliyoruz.

Bir de bunlar var

Aslı Erdoğan, Türksplaining ve Kifayetli Kelime Arayışları…
“O eski yanlışın bir güzelliği çirkinliğe dönüştürmesi, bunun hiçbir yararı olmaması, doğal mı?”
“LA”: Yüzyılların “Hayır”ı

Send this to friend