Porno üzerine çokça yazılıp çizildi ama pek de gündelik deneyimlerimizi, özellikle partnerlerimizin porno alışkanlıklarının bizi nasıl etkilediğini konuşmuyoruz.

MEYDAN

Pornoya Tanık Edilmek

 

Bu yazıyı biraz iç dökmek, biraz (başta feministler olmak üzere) kadınlara danışmak, biraz da üstüne konuşmadığımızı fark ettiğim bir konuyu açmak üzere yazıyorum. Porno üzerine çokça yazılıp çizildi ama pek de gündelik deneyimlerimizi, özellikle partnerlerimizin porno alışkanlıklarının bizi nasıl etkilediğini konuşmuyoruz. Porno kadını metalaştırıyor mu, porno cinsel ilişkinin katalizörü olabilir mi, porno endüstrisi yerine bağımsız porno çekmek/izlemek özgürleştirici mi… Bu sorulara yanıt aradık. Peki partneriniz sizinle aynı kanepede uzanırken bir anda porno açıp mastürbasyon yapmaya başlasa, sizi bu cinsel aktiviteye rızanızı alarak dahil etmese ve hatta ben de katılayım dediğinizde reddetse nasıl hissedersiniz ve ne yaparsınız?

 

İki gece önce, kocam oturma odasında kanepenin bir ucunda ben, bir ucunda o, yüzümüz farklı yönlere dönük iken porno açıp mastürbasyon yapmaya başlamış. Ta ki ‘artık yatalım istersen’ deyip koltuktan kalkana ve kucağındaki tablette poposu dönük zıplayan bir kadını görene dek fark etmedim… Önce şok oldum. ‘Neden bana söylemedin ki izlediğini? Belki birlikte izlerdik. Hem sevişmek istiyordum ben bu akşam,’ dedim. Umursamadan devam ettiğini görünce ‘kalbimi kırıyorsun’ dedim. O da işe yaramayınca, bari gözümün önünde olmasın diyerek yatak odasına geçtim. Baktım hala umurunda değil, sinirle odaya geri döndüm ve önce elinden tableti aldım, sonra tartışma sırasında tableti tekrar kucağına fırlatıp küfür ettim. Kocamın söylediği şuydu ‘ben her zaman porno izledim. Seninle bir alakası yok. Eskiden de izlediğimi biliyorsun. Beni zevkimden mahrum edemezsin. Son günlerde sevişmek istemiyorsun. Benim ihtiyaçlarım var. O yüzden de porno izliyorum…’ Erkeklerin ihtiyaçlarına karşı feminist alerjimle birlikte tartışma kızıştı. Ve nadir kavgalarımızdan birini ettik.

 

Ertesi sabah benimle konuşmadan işe gitti. Benimse bütün gün gözümün önünde o popo zıpladı durdu. Garip bir şekilde kendimi aldatılmış hissediyor, bir türlü o görüntüyü de fikri de kafamdan atamıyordum. Ertesi akşam nispeten daha sakince konuştuk bu konuyu. Onun nezdinde çözüldüğünü sanıyorum. Ama ben hala yaşadığım şeyi atlatamadım. Bugün google’da (İngilizce) ‘partnerim yanımda porno izliyor’ cümlesini aratınca fark ettim ki özellikle partnerinin rızasını almadan yanında porno izleyen tonla erkek var. Ve bu konuda kadınlar ne yapacaklarını bilemeyerek Yahoo Answers gibi kamusal alanlarda deneyimlerini paylaşmışlar. Özgüvenlerinin zedelendiğini, partnerleri ile aralarına cinsel soğukluk girdiğini, aldatılmış gibi hissettiklerini, bedensel kusurlar ve yaşları nedeniyle porno yıldızlarıyla yarışamayacaklarını düşündüklerini ve bu düşüncenin kaygıya yol açtığını anlatmışlar. Öte yandan pek çoğu kendi yanında olmadığı sürece partnerinin porno izlemesini normal karşıladığını, kendisi de porno izlediğini ya da partneriyle porno izlediğini söylüyor. Yani, kendilerini inciten yanı (ki benim içinde böyleydi) porno izlemesi değil, pornonun hangi koşullarda ve nasıl izlediği. Daha açık olmak gerekirse: partnerinizin bir başka kadını seyrederek aldığı cinsel hazza tanık edilmek ama onun aktif öznesi olmanıza izin verilmemesi.

 

Paylaşılan bu deneyimlere (çoğu erkekler tarafından kaleme alınmış) cevaplardan bir kısmı ise ‘erkekler porno seviyor, alışın’, ‘partnerin porno izlediğinde soyunmaya başla, esas fantezisi senin de pornoya dahil olman’, ‘porno son derece sağlıklı, erkeklerin ihtiyaçları var’ diye uzayıp gidiyor. Bu tablo beni hem iyice endişelendirdi, hem de midemi bulandırdı çünkü arzulanan kadınların otomatize bir şekilde erkek her istediğinde soyunup, tümüyle onun arzularına kendisini bırakarak ‘rıza’ alma-verme ilişkisinin tümüyle yok olması bekleniyor, kadın ise öznelliğinden soyunup porno filmine dahil oluvermesi gereken bir nesneye indirgeniyordu. Kadın bu cinsel aktiviteye ancak porno yıldızına dönüşerek dahil olabiliyor, kendi cinsel arzuları, kendi haz kaynakları yok sayılıyordu. Böylece erkek bir başka insan ile cinsel ilişkiye giriyor olmanın beraberinde getirdiği müzakere, anlayış, karşılıklılık, özen gibi gerekliliklere bağlı kalmadan idealindeki robotla ‘işini görüyordu’. Tüm bunları düşününce pornoyu konuşurken kadınların gündelik hayatlarında deneyimledikleri şiddetin bir parçası haline nasıl somut olarak dönüştüğünü/dönüşebileceğini ve bunun pornonun üretiliş biçimi değil de dağıtım ve tüketiliş biçimiyle ilgili olduğunu/olabileceğini daha önce konuşmadığımızı düşündüm. (Eğer ben habersizsem lütfen yorumlarda kaynakları paylaşınız.)

 

İnternette gezinirken bir de ‘porno bağımlısı’ erkeklerin ‘mağdur’ ettiği kadınların yazdığı bir siteye denk geldim. Bu erkekleri sapıklıkla ve hastalıkla suçlamışlar. Yani, partnerinin yanında (ya da aynı evde iken) porno izlemek, tıpkı çeşitli cinsel şiddet türleri gibi, bir ‘sağlık’ sorunu olarak tartışılmaya başlanmış. Erkekler çok sağlıklı, kadınlar hastalıklı olduğunu iddia ediyor. Oysa belli ki orta da yine toplumsal cinsiyet ilişkileri ve iktidar bağlamında anlaşılması gereken yapısal/sosyolojik bir sorun duruyor. Kendi deneyimimde ve bu anlatılarda gördüğüm kadarıyla bahsedilen erkekler partnerlerine çoğu zaman açıkça hakaret etmiyor, kişisel ve fiziksel özelliklerini aşağılamıyor. Hatta bu sorunu yaşayan kadınlardan biri vajinismus ile mücadele ettiğini ve bu süreçte partnerinin desteğinin kendisi için çok yapıcı sonuçlar verdiğini anlatıyor. Peki partnerlerinin hayatın ve cinselliğin diğer alanlarındaki bu nispeten eşitlikçi/destekleyici tavırlarına rağmen, neden yanında porno izlenen kadınlar ‘yetersiz’, aldatılmış, cinsel anlamda isteksiz hissediyor? Bizi bu kadar yaralayan ne ve toplumsallık bunun neresinde? Farklı şiddet türleriyle (en başta aldatılmak) bu kadar benzer sonuçlar yaratmasının ardında ne yatıyor? Biz kadınlar bu konuda ne yapmalıyız? Bu ruhsal yara ile baş etmeye çalışırken bir de erkeklerin ‘bunu normal karşılamıyorsan sorun sende’ diyen anlayışsız, kaba, ve dahi hasta olduğumuzu ima etmesi bakımından şiddet içeren sözüne karşı ne söyleyebiliriz? Nasıl incindiğimizi partnerimize anlatmalı mıyız, bunun faydası var mı? Biz kadınlar bu konuyu kendi aramızda konuşabiliyor muyuz? Yorumlarda buluşmak dileğiyle…

 

Ana görsel: Bahram Hajou

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YDijital Şiddete Karşı Direnmek
Dijital Şiddete Karşı Direnmek

Bedenimize, çıplaklığımıza ve bedenimizin çıplak temsillerine sahip çıkmak...

  • gül

    merhaba, öncelikle yaşadığın bu durum için üzgün olduğumu belirtmek isterim. bir anda öyle bir şeyle karşılaşmak şok edici olsa gerek gerçekten de. konuyla ilgili düşüncelerimi ifade etmem gerekirse;

    bence erkekler bunu partneri olan kadını cezalandırmak için yapıyor. yukarıda kadınların hislerinden bahsetmişsin: “Özgüvenlerinin zedelendiğini, partnerleri ile aralarına cinsel soğukluk girdiğini, aldatılmış gibi hissettiklerini, bedensel kusurlar ve yaşları nedeniyle porno yıldızlarıyla yarışamayacaklarını düşündüklerini ve bu düşüncenin kaygıya yol açtığını anlatmışlar.” bence tam da yanlarındaki kadın böyle hissetsin diye yapılan bir şey.

    kocan sana son günlerde sen sevişmek istemediğin için porno izlediğini söylemiş. peki neden senin gözünün önünde yapılıyor bu? kasten. sen “birlikte izlemek isterdim, hem sevişmek istiyordum bu akşam” dediğinde neden seni dahil etmedi? madem sıkıntısı senin sevişmek istememendi, sen sevişmek istediğini söylediğinde neden durmadı?senin canın o günlerde sevişmek istemiyorsa neden güzel bir ortam yaratıp, sana kur yapıp seni isteklendirmeye çalışmadı? bence amaç dünyada başka kadınların da olduğunu, başka kadınlardan da tahrik olduğunu, sana ihtiyacı olmadığını göstermekti. aynen yukarıda sözlerini alıntıladığım diğer kadınların hissettiği gibi hissetmendi.

    bu bir koz. kadın bedeni o kadar metalaştı ki kadınlar kendi bedenlerini sürekli kusurlu ve yetersiz hissetmeye, kendilerini bir erkeğin sevgisi için yetersiz hissetmeye çok müsait hale geldi. bu “senden iyisi, senden güzeli var, beni daha çok tahrik eden kadınlar var” kozu çok kullanılıyor erkekler tarafından, eğer onların kurallarına uymuyorsan.

    dün akşam internet üzerinden yazıştığım ve yakın zamanda da yüz yüze tanışmayı ve hatta bir ilişkiye başlamayı düşündüğüm bir erkek benim kafamın çalışmasından çok rahatsız olmuştu ve çareyi benim fiziksel özelliklerimi küçümsemekte, bana kendimi başka kadınlardan eksikli hissettirmeye çalışmakta buldu. açıklama olarak da “seni memnun edemediğimi hissettirdin bana, ben de sana böyle söyledim” dedi. beni memnun edememesinden kastı fikri tartışmalarımız sırasında feminist fikirlerimi ortaya koymam. sanırım kafasının benimki kadar çalışmadığını hissetti. ben de sohbeti kestim çünkü bir şeyleri düşünmek ve sorgulamak üzerine mesai yapmamın, bütün bir ilişki boyunca fiziksel olarak kusurlu olduğumun bana empoze edilmesini ve bu şekilde cezalandırılmamı gerektirecek bir suç olmadığını düşünüyorum.

    başka ilişkilerde de görüyorum sevgilisinin yanında sürekli başka kadınların (ve fiziksel özellikleri sevgilisininkilere benzemeyen kadınların) ne kadar güzel olduğunu sayıklayan, “benim için güzel kadın öyle bir şey abi” şeklinde laflar eden adamları. bu adamların sevgilileri de gerçekten donanımlı, maddi özgürlüğünü elde etmiş ve hatta belki de adamdan daha çok kazanan kadınlar. sanırım erkekler buna tahammül edemiyor ve kadına kendisini değersiz ve eksik hissettirmek için yeni yöntemler geliştiriyorlar.

    neyse, konuyu dağıttım biraz sanırım. umarım bir katkısı olur yazdıklarımın :)

    • Birbaşka adam

      Komplo teorisi yazmışsın Gül. Kendi kendine sorular/cevaplar..

      Erkekler porno izlerken beraber oldukları kadının varlığını unutarak, sadece bedenen izlediği kadınla izlediği pozisyonun içinde olduğunu hayal ediyor. Bunu gerçekmiş gibi hissedebilmek, boşalabilmek için de aklınızdan sevgilinizi/işinizi/ödemelerinizi vs.. çıkarmanız gerekiyor. Yani öyle “sevgiliyi cezalandıralım” diye bir olay yok.

      Tabii ki dünyada başka kadınlar da var, tabii ki bu gerçeğin farkında olmamız, sevgiliyi kızdırmak için değil. Sokakta gördüğümüz bir kadından/ iş arkadaşımızdan yada sevgilinin arkadaşından tahrik de olabiliyoruz. Ama bu “sana ihtiyacım yok” mesajı vermek için değil malesef. Zaten azıcık aklıselim olan her insan kadar, beraberliği -ihtiyaç/mecburiyet- sınırları içinde tutmamak lazım.

      İnternet vasıtasıyla tanıştığınız erkek kafanızın çalışmasından rahatsız olduysa, ben onun kafasının da çalıştığından şüphe ederim. Yazdıklarınıza bakınca, kurduğunuz mantıklara, açıklamalara, ortalama anadolu kızının paranoyak versiyonusunuz sadece. Kendinizi “kafası çalışıyor” olarak tanımlamanız ayrı bi ukalalık..

      Kurduğunuz dünya gerçek değil ne yazıkki.. Uyanmanızı dilerdim ama şu mantık yürütmeyle epey uzağındasınız.

      • gül

        bu porno izleme ve mastürbasyon yapma işinin kadının rızası alınmadan kadının yanında yapılıyor olmasında kadına bir mesaj verme amacı yok mu sizce? bu insan bunu yalnızken de yapabilirdi. adamın kafamın çalışmasından rahatsız olduğunu söylüyorsam nedenini de açıkladım yukarıda. tartışmalarımız sırasında kendisini haklı hissetmedi, bana vücudumla ilgili bazı şeyler söyledi, ben tepki gösterdiğimde de “sen de bana kendimi yetersiz hissettiriyorsun” dedi. ben de kendimi yetersiz hissedeyim diye söylemiş yani söylediklerini. bu benim uydurduğum, gerçek olmayan bir dünya mı sizce? bu arada Anadolulu kadını aşağılayarak bir yandan da feminizm dersi vermeye çalışmanız çok mantıksız değil mi? rumuzunuz bir başka adam olduğu için erkek olduğunuzu varsayıyorum. kendisini entelektüel olarak gören erkekler arasında da kadınları kezban ilan etme modası çok yaygınlaştı. erkeklerin istediği gibi feminist olmadığımızda kezban ilan ediliyoruz, bir kadın ismini aşağılayıcı bir sıfat olarak kullanan bir grup erkek bize feminizm öğretmeye çalışıyor, feminizmin alanına bu şekilde dahil olup feminizmi kendi istediği şekilde yönlendirmeye çalışıyor. bence her şeyden önce siz haddinizi bilin. eğer kadınsanız da ne kadar erkekleşmiş olduğunuzu sorgulayın önce.

        • Birbaşka adam

          Neden illa altında bişey arıyorsunuz? Kadının gayet farketmediği gibi, adam da farketmeyeceğini düşünmüş işte. Size feminizm dersi verdiğim falan yok, bunu da varsayımlarınızla yarattınız. Bunun sizde hastalık haline geldiğini görebilmek için sizi tanımaya gerek yok, herhangi bir durum hakkındaki fikirlerinizi söylemeniz yeterli. Kadın olarak değil, insan olarak tedavi olmalısınız. Sizi kızdırmak ya da size hakaret etmek için söylemiyorum, velakin siz kendinizi haklı çıkarmak için aradan bir örneği almışsınız. Sadece sevgilinizle olan diyalog için yazmadım. Paranoya almış başını yürümüş.. Siz bilirsiniz.

          Bana gelince, kendimi bişey bişey olarak görmüyorum, adımın önüne sıfatlar eklemiyorum. Klavye başında, bacaklarımın arasında ne olduğuyla ilgilenmiyorum. Anlayın diye, “entellektüel olarak” da görmüyorum. Kimseyi “kezban ilan” etmiyorum.

          Yine aynı şey, kafanızda kurduğunuz senaryoya inararak hikayeyi geliştiriyorsunuz. Feminizm dersi vermeye çalışan bir entellektüel olduğum varsayımıyla başlayıp haddimi bilmeme kadar varmışsınız.

          Başkalarının hayatı hakkında yorum yapmayı bırakıp kendinizi sorgulayın bence.

          • Oşu Bubu

            Birbaşka adam: ‘Başkalarının hayatı hakkında yorum yapmayı bırakıp kendinizi sorgulayın bence.’ demişsiniz de güldüm baya. tüm yorumlarınız kişisel saldırı niteliğinde. dişin kovuğunu dolduran tek bir laf etmemişsiniz. zaten dolduracak tek bir lafınız olmadığı için kişisel saldırıya geçmişsiniz ya… arkadaşların sabrı var da size yazmışlar. ‘ortalama anadolu kızının paranoyak versiyonusunuz’ gibi bir lafı ancak ekşisözlükte yerlerdi. ortalama anadolu kadını, çok yakından tanıdığımız milyonlarca basiretsiz cinsiyetçi yorumdan biridir, yeni versiyonu ‘kezban’dır. sizi güncellemiş olayım böylece. bir de üstüne paranoya sosu ekleyip geçen yüzyıldan kalma son kullanma tarihi çoktan geçmiş akıl hastalığı tabiriyle kızdırmaya çalışmanız… hahahah bu kadar gerilere gitmedimdi ne zamandır.. ne ara hortladınız? hangi mezardan çıktınız? geri yollayalım… sonsuz uykunuzu uyuyun. şu dünyada yaptığınız yapacağınız en faydalı şey olur..

          • Dilek Erzurumlu

            Yorumların hepsini okumadım ama Oşu Bubu size en güzel cevabı vermiş.

        • Ozan77

          Eşini ihmal edip porno izleyerek kendini tatmin eden hemcinsim için şunu derim.
          Kendisi kadınını mutlu edemeyeceğinin farkında olduğundan başka bir erkeğin başka bir kadını tatmin etmesinden haz duyması yetersizliktir. Tamam porno izle ama eşinle izle ve birlikte doruklara çıkın. 38 yaşında ve 12 yıllık evliyim. Eşimin ağzının içine bakarım ki arzular ve söyleyemezse ben anlayıp yakınlaşayım diye. İhmal etmek her iki taraf içinde yanlış.

      • Reşide

        Ortalama anadolu kızı da ne demekse artık.

        • k

          Misojini turnusolü, başka birşey değil.

          • Birbaşka adam

            Ortalama anadolu erkeği? Güzel filozofumuzdan alıntı “dağdaki çobanla benim şeysim bir olamaz”..

        • Birbaşka adam

          Argo değil, sıfat olarak; içten pazarlıklı, yalancı, çıkarcı, ukala vs.. vs.. Nefret ettiğiniz diğer bütün kadınlardan neden nefret ettiğinizi düşünün. “Büyük ihtimalle” Sizden de nefret eden diğer kadınların neden nefret ettiğini. Zaten bunun için değişmesi gerektiğini düşünmüyor muyuz? En azından bir kısmımız!!

          • Reşide

            Merhaba başka bir adam,hayatımda nefret ettiğim kadınlar diye bir kategori yok. Hatta düşündüm de bir kişi bile aklıma gelmedi. Bir de neen özel olarak değişelim ki? Ben hayatımdan memnunum, sadece yarın biraz kilo vermek için çiğ beslenmeye karar verdim. Tedavi olmak, değişmek, içten pazarlık, ancak kediniz kadar kafalı oluşumuz, asıl bunlar varsayım. Sizin yorumdan “sen paranoyaksın git tedavi ol” demeniz asıl kurgu. Benim ev arkadaşım klinik psikolog, paranoid kişilik bozukluğu, tedavisi, dsm tabı kriterleri, bunlarla dolu bir ev ortanınız oldu. Psikoloji bir bilim, sizinki ise kahvehane muhabbeti.

      • Reşide

        Mesela ben kendimi kafası çalışıyor diye nitelerim bu bir ukalalık değil bu bir maddi olgu.

        • Birbaşka adam

          Tabii ki! Hatta benim kedimin de kafası çalışıyor :) Kakasını kuma yapıyor.

      • oğlan çocuğu

        Birbaşka adam, Porno izleyeceğin anı düşün. 10 saniye öncesine git. Aklından neler geçiyor? Bunca entrikaya zamanın oluyor mu senin?
        Ben sorgusuz sualsiz açıp izliyorum.
        Alt benliğim olan, adeta Charles’ı haklı çıkarırcasına tamamen hayvani güdülerle açıp izliyorum.

        Bu kadar komplike altmetinler fazla insan işi, pek bi dünyevi kalıyor :)

  • gül

    her an sevişmek isteyeceğin kadar ondan tahrik olmadığını hissetmek egosunu zedelemiş olabilir ve karşılığında da “bak, ben de başka kadınlardan tahrik oluyorum” şeklinde davranarak seni de zedelemek istemiş olabilir. durum böyleyse, senin neden sevişmek istemiyor olabileceğini, belki onun seks sırasındaki bazı davranışlarından rahatsız olabileceğini düşünmek ve bunu seni seninle konuşmak yerine senin yanında porno izlemesi ve o akşam sevişmek istediğini söylediğin halde seni buna dahil etmemesi çok pasif-agresif bir tepki.

  • parrhesiaturkiye

    konuyu ekşi sözlüğe taşıdım. ilgili başlık: “partnerinin yanında gizlice porno seyreden erkek”.

    https://eksisozluk.com/partnerinin-yaninda-gizlice-porno-seyreden-erkek–4725502

    • parrhesiaturkiye

      ekşide yazılan yorumlara cevap vermek isteyen olursa, parrhesiaturkiye@gmail.com mailine yazabilir. ben de entry olarak eklerim.

    • Tezer

      Merhaba,

      Keşke Ekşi’de başlık açıp yazımı taşımadan önce bir danışsaydınız. Biliyorum bu yazı internette yayınlanıyor ve herkese açık. Ancak burası feminist bir mecra, siteyi belirli bir kesim takip ediyor ve yorumlar en nihayetinde feminist bir moderasyonun elinden geçiyor. Tüm bunları akılda bulundurarak yazmış ve göndermiştim yazıyı. Maksadım kadınlardan bir miktar dayanışma görmek, başka benzer deneyimleri olan varsa onları dinlemek, ve belki yeni bir tartışma ile feminist dağarcığımıza ufak bir katkıda bulunmanın kapısını aralamaktı. Sanırım siz de yazıyı önemli buldunuz, daha çok kişiye ulaşsın istediniz. Eğer öyleyse buna sevindim. Ancak yine de Ekşisözlük kadar cinsiyetçi bir mecrada bu konunun kişisel deneyimimin de dahil olduğu bir yazı üzerinden tartışılmasından tedirgin oldum. Açıkçası son yıllarda Ekşi’yi açıp bakmaya bile dayanamıyorum. Bir de üstüne bu yazıyı oradan görmek, yorumları okumak falan çok gözümü korkuttu. Artık kaldırsanız bile muhabbet almış başını yürümüştür diye tahmin ediyorum. Bundan sonrasında benzer bir durumda belki bir daha düşünür, yazara danışmayı siz de mantıklı bulursunuz diye bu yorumu yazıyorum.

      • Tezer

        Ek: Uzun zaman sonra bu vesileyle Ekşi’ye baktım. Çok güzel bazı yorumlar var. Ama tam tahmin ettiğim gibi arada erkekliğini kusan dangalaklar olmuş. Bu açıklamayı yapmayı hiç istemezdim ama olay benim ilişkime kitlendiğine göre yapayım madem. Yalnızca bir kaç gündür ve çok yoğun-yorgun olduğum için sevişmiyorduk. Ne ilişkimiz, ne de aşk hayatımız bitmiş değil. Dolayısıyla mezara gömmek de Ekşi’ci dangozlara kalmadı. Bi zahmet kendilerini gömsünler mezara. Bütün haftasonunu da sevişerek geçirdik, kaç kere orgazm olduğumu sayamadım. Ayrıca kendimle barışık olmadığım sonucunu çıkaran, ya da barışmamam gerektiğini sananlar da bayağı yanılmaktalar. Standart güzellik kıstaslarından olmayan bedenimi çoğunlukla bayağı seviyorum, kocamın da beni bayağı arzuladığını biliyorum. Bir kadınla ilişki kuramayanlara pornolarıyla mutluluklar dilerim. Ama işte olay bütün bunlar değildi. Olay o yorgun olduğunda benim açıp onun yanında porno izlemeyi aklımdan bile geçirmiyor, geçirmeyecek olamamdı. Olay bunu binlerce kadının (defalarca) yaşıyor oluşuydu. Olay benim ilişkimin sürüp sürmemesi değil binlerce ilişkinin nasıl sürdüğüydü. Neyse, bu yazıdan benim çıkardığım ders şu oldu: “Kişisel deneyimlerini feminist bir siteye dahi yazma. İnternette nerelere gider belli değil. Bi de ne kadar güzel bir ilişkim var. Konuşup, sevişip halledebiliyoruz bazı şeyleri. Hiç bir ilişkinin kusursuz ve toplumsal ilişkilerden, kadınlık/erkeklik rollerinden azade olmadığının farkındayız. Bununla birlikte ilişkimize bu toplumsallığın yansımasını da düşünüp, mücadele etmeye çalışıyoruz. Yılmıyoruz. Beyaz atlı prens ya da porno yıldızı gelene dek kendimizi yalnızlığa mahkum etmiyoruz.” Kocamın bir davranışından dert yanıp bu noktaya geliyor olamam sanırım içler acısı. (Bu yorumu Ekşi’ye yazmayınız. Ekşi’den buraya gelen olursa görür zaten.)

  • gizem

    porno izlerken kadın da erkek de tahrik olsa dahi çoğu zaman pornodaki kadın, erkek için bir arzu nesnesi haline gelirken; porno oyuncusu erkek, kadın için aynı şekilde arzulanan biri olmadığını düşünüyorum. dolayısıyla kadınların kendini aldatılmış hissetmesi gayet anlaşılır bir şey. bu durum porno endüstrisinin daha çok erkeklere hitap edecek şekilde tasarlanmış olması, kadın porno oyuncularının toplumun oluşturduğu güzellik ve seksilik anlayışına uygun bir görünüme sahipken, erkek oyuncu seçiminde pek bir estetik arayışı olduğunu düşünmüyorum. yani herhangi bir erkek herhangi bir pornoyu izlerken o “seksi” kadına kolayca sahip olabiliyor. bu durum erkeği porno izlerken olayın bir parçası haline getiriyor. öte yandan kadının sekse hazır olmasında, erkeğe göre fiziksel özelliklerden daha fazla nedene ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. umarım anlatabilmişimdir.

  • Selin

    Merhaba,

    Mastürbasyon çoğu insan için çok kişisel ve özel bir aktivitedir. Kendi hayal dünyanız, fantezileriniz ve odaklanmanızla ilgilidir. Dolayısıyla paylaşılınca zevk veren bir cinsellik durumu olmayabilir.

    Sizin yaşadığınız duruma gelince, “şiddet” görmüş olduğunuz gerçeğini öncelikli olarak belirtmek gerekiyor. Sizin kırılacağınızı, şok yaşayacağınızı ve hatta korkabileceğinizi bildiği halde çok dolaysız bir şekilde dürtülerini ve isteklerini size dikte etmiş. Üstelik sabah konuşmamanızdan buna hakkı olduğunu düşündüğü de anlaşılıyor. Onun söylediklerinin bir çözümlemesini yapmak gerekirse;

    —Elbette, kocanız/partneriniz sizin dahil olmayacağınız bir şekilde mastürbasyon yapmak istiyorsa, siz yokken yapmalı. Benzer durumda siz de o yokken yapmalısınız. Özel alanı meşru kılmak için şiddete başvurmak kabul edilemez, özel alan zaten bir hak olabilmelıdir. Bunu konuşma kanalları her zaman açık tutulmalıdır.

    —Kocanızın/ partnerinizin istediği sıklıkta ve keyfiyette sevişmek istemiyor olmanız da aynı kanepede otururken kendince “hakkını aramasına” ama gerçekte “şiddet uygulamasına” bir gerekçe olamaz. Erkeklerin ihtiyaçları varsa, elbette kadınların “da” ihtiyaçları vardır. Aldatılmış hissetmeniz veya zıplayan kadın imgesinin aklınızdan çıkmaması durumu, olayı bu şekilde yaşadığınız için normal olabilir. Siz izliyor olsaydınız, muhtemelen onun da aklından gördüğü penis imgesi gitmeyecekti.

    Özetle, paylaştığınız durum birçok kadının başına gelen ortak yaşamın kurallarının şiddet uygulayarak ihlali durumudur. Siz veya eşiniz, birbiriniz olmadan porno izlemek veya bir araç geresinmeden mastürbasyon yapmak isteyebilir. Porno endüstrisinin, aynı oyuncak endüstrisinin yaptığı gibi Barbie/Cindy bebek ile kadını metalaştırdığı, objeleştirdiği, güzeli standardize ettiği, erkeğin tatmin duygularına yönelik bir imgeler bütünü ürettiği, orda kadının sadece rol yaptığı ve tatmin olmadığı ortadadır. Kadının oynadığı rol ise etkili bir imgedir. Ama bu imge Playboy pornosunun imgesidir. Bir gece kendinizi o rolü oynarken bulmak sizi çok mutsuz edebilir. Benzer tartışmalar tüm cinsel yönelim düzlemlerinde yapılabilmektedir. Feministlerin porno filmlere aldıkları tavırlar ise çeşitlilik göstermektedir: anti-porn movement, liberal movement, pro-sex movement ve kendi pornosunu üreten feminist hareketler bulunmaktadır.

    Sizin paylaştığınız hikayenin ise bana sordurduğu soru ise şu olabilir: kadınların sevişmek istememesine veya farklı sebeplerle sevişme isteğinin azalmasına, erkek partner hangi sınırlarda tepki vermelidir? Diğer bir deyişle, erkek partner bu durumu o veya bu tepkiyle ( fiziksel ve psikolojik şiddet, aldatma, tecavüz ve cinayet olabiliyor) hesabını sorabileceği bir haklı durum olarak görmektedir. Kimi zaman aldatma veya tıpkı sizin durumunuzda olduğu gibi avantaj sağlama nedeni olarak görebilmektedir. Belki başka bir yazı da bunu konu almalı.

    Her ne ise yaşadığınız olayın, ortak yaşamınızı uzun vadede yeniden gözden geçimenizin gerekliliği ile ilgili bir sinyal olabileceğini düşünmenizi isterim. Genç bir evli çift olduğunuzu düşünüyorum; kesinlikle, ilişkinizi daha uzun süreler test etmeden çocuk sahibi olmamanızı (eğer düşünüyorsanız) öneriyorum. Unutmayın, yaşadığınız olay küçük bir olay değil; tam tersine ortak yaşamın kurallarını beraber inşa edebilmek, partnerinizin/ kocanızın davranış biçimi ve yetişkinlik/olgunluk düzeyi, ve onu ne kadar iyi tanıdığınızla ilgili bir dizi sorular setini sunuyor.

  • cvp

    Bence böyle bir durumda aldatilmis hissetmek gayet normal. Kocanizin yanında bilgisayardan çıplak bir erkeğin pornosunu izleyen siz olsaydiniz o nasıl tepki verirdi? Ben eminim sizden daha çok tepki verirdi. Çünkü onun erkek olduğu için “ihtiyaçları” var o yapabilir, siz yapamazsiniz ihtiyacınız yok. Bence biriyle ilişkideyken (sevgili, evli) kadınların porno izlemedigi ama erkeklerin “ihtiyaçları” olduğu için izleyebildikleri ve bunun normal karşılandığı bir hayat tarzı ne kadar ataerkil olduğumuzu gosteriyor. Şimdi “ama kadınlar da porno izliyor” diyenler olacaktır. Ama heteroseksuel bir kadının porno izlemesiyle bir erkeğin izlemesi aynı şey olabilir mi? Heteroseksuel kadınlar gidip içinde sadece 2 erkeğin olduğu pornolari izlemiyorlar genellikle kadın ve erkeğin olduğu heteroseksuel porno izliyorlar. Fakat bu tarz pornolarda üstünde ne kadar “kadınlar için porno” etiketi olsa da içindeki arzu nesnesi hep kadın. Kamera hep “male gaze”den çekilmiş durumda ve kadın vücuduna odaklı. Dolayisiyla bu pornolari izleyen heteroseksuel kadınlara ordaki erkeği izleyip inceleyip hayal edebilme imkanı vermiyor. O yüzden bir kadın porno izlese de bunun bir erkeğin izlemesiyle aynı olabileceğini düşünmüyorum. Ki aynı olabilse bile bunu geçtik bir ilişki içinde olan kadınların çoğu porno izlemiyor ama erkekler izliyor. Kim ne derse desin ben bunu normal karsilayamiyorum. Gidip gerçekten dokunmuyor belki tamam ama sonuçta hayalinde o kadınla sevisiyor adam. Yani sen biriyle ilişkideyken gerçek hayattayken yapmiycak da olsan başka insanları izleyip hayal ediyorsun. Günümüz insanları bunu nasıl normal karşılıyor ben anlayamıyorum. Şöyle düşünün evinizin tam karşısında bi ev var camlariniz karşılıklı içerisi görünüyor. Karşı komşunuz olan çift pencerinin önünde sevisiyor ya da kadın pencerinin önünde striptiz yapıyor kocanizin izlemesine de izin vermişler kocaniz da onları izleyip masturbasyon yapıyor. Bunu nasıl karsilardiniz? Buna da çok normal der miydiniz? Aradaki fark ne? Internetteki insanları gerçek hayatta hiç gormuycek olması sokakta hiç karsilasmiycak olmasi mi? Ama sokakta karsilasmiycak olmasi neyi degistirir ki? Ya da şöyle soralım kesinlikle dokunmayacagi kesin olsa sadece izliycek olsa kocanizin striptiz kulübüne gitmesini de normal karşılar miydiniz? Fark ne? Yani tabii ki yanlış anlamayın kocanizin porno izlemesini normal karsilayabilirsiniz çoğu kişi normal karşılıyor zaten ama ben sadece kendimin neden normal karsilamadigini anlatiyorum bu sorularla. Neyse bir şekilde günümüzde porno izlemek normallestirildi. Kolay ulaşım sayesinde birden erkeklerin hepsi izlemeye başlattı “bu normal biz erkekler böyleyiz” diye dayattilar ve biz kadınlar da bu dayatmayi kabul ettik “peki normal” dedik. Ya da öyle demek zorunda kaldık çünkü zaten bütün erkekler izlediği için izlemeyen bir erkek bulmak imkansız yakın biz de kabul ettik böyle. Şahsen ben bunu kendi adıma kabul etmiyorum. Yaşadığımız kültür falan umrumda değil eğer ben açıp çıplak erkekleri izleyip masturbasyon yapmıyorsam partnerim de açıp çıplak kızları izleyip yapamaz. Ve eğer bunu yapamayan bir erkek bulamiycaksam da bulamayayim hayatım boyundan yalnız yasayayim daha iyi. Bir erkeğe ihtiyacım yok nasılsa. Ve Hayır böyle düşündüğüm için “geri kafalı” “güvensiz” falan değilim. Sorunuza gelicek olursak sizin pornonun kendisiyle bir derdiniz yok sanırım siz sadece yakınınizda izleminizden sikayetcisiniz ve şikayetçi olmakta da sonuna kadar haklısınız kocaniz sizin kadar anlayışlı birini bulmuş porno izlemesini normal karşılayan bir de üstüne abartıp yanınızda yapıyor tabii ki rahatsız olursunuz. Bence bu noktoda en iyisi karşılıklı konuşmanız. Gerçi konusmussunuz sanırım zaten. Umarım dediklerinize saygı gösterip gözünüze soka soka yapmaz bir daha. Dürüstçe ve kendinizi açarak böyle bir yazı yazdığınız için teşekkürler :)

  • Cansu

    Merhabalar. Öncelikle, yazınızı okuduktan sonra, inanın aynı şoku satır satır ben de yaşadım. Anlamayan, anlayamayan ve anlamakta direnen insanlar için tekrardan kendi perspektifimden açıklamak istiyorum esas rahatsız olunan konuyu. Burada sorun olan olay ne bireyin -en temelde- mastürbasyon yapması, ne de porno izlemesi. Kişinin mastürbasyonunu, porno, erotik film ile veya bu tarz araçlar olmadan gerçekleştirmesi mümkündür, herhangi bir yargılama yapılamaz bu durumda çünkü kişisel alan dahilindedir. Porno sektörü, metalaştırma yaptığından, aslında tek başına ele alınması gereken apayrı bir konu. Ancak, bu olayda rahatsızlık veren nokta mastürbasyon aracı olarak pornonun kullanılıp kullanılmaması değil. Bırakın pornoyu, bir araç olmadan aynı durum yaşansaydı, konu aynı şekilde rahatsız etmeye devam edecekti. Çünkü yapılan bir dikte söz konusu ve hiç de abartı olmadan söyleyebilirim ki bunu yapan bireyin bakış açısı tam olarak da “sen benim İHTİYAÇLARIMI karşılamak zorundasın, bunu konuşmamıza bile gerek yok, eğer istediğim zaman, istediğim şekilde karşılamazsan ben de bunları yaparım. Bunlardan rahatsız olman önemli değil çünkü bunları yapmam da senin suçun.” Patriyarkal ideolojinin tipik bahanesi ve yapılan davranışa kulp bulunması. Aldatma olayının temelinde yatan hastalıklı düşünce de bunla aynı aslında. Daha başka; eşin, rızası alınmadan, porno araçlı mastürbasyona dahil edilmesi de kesinlikle şiddettir ve tek amacı bireye kendini eksik hissettirmektir, sözleriyle de körüklemiş bu davranışını zaten okuduğum kadarıyla.
    Son olarak, çok ağır eleştiri yaptıysam affola, amacım sizi kırmak değildi. Ancak cinsiyet farketmeksizin, partnerini cinsel anlamda zorlayan veya eksik hissettirmeye çalışan bir insana karşı daha ılımlı bir tavır sergilemem de mümkün değildi.

  • mls

    Feministim diyen insanlar bile toplumun ataerkil kafasinin kurbani olmuş gizli olsun bilmeyeyim dünyayla birlikte olsun mantigiyla gerçek bir ilişki yaşanamaz cinsellikte rıza kavrami bu kadar önemli madem partnerinizinde sizinde hergün sevişme duygusalligina sahip olamayabilirsiniz bizden öncede böyleydi bunu normalleştireceginize gizliligi normalleştirmek sıkıntılı şiddet diyenlerdikta diyenler partenerinize alan birakmamakta dikta degilmi bu kadar caninizi yaktiysa gercekten cinsel hayatinizi gözden gecirin ordaki kadinlar hayatini vucudunu metalaştirmak üzerine kurmuş onun daha tahrik edici olmasi gayet dogal sevgililogi tüm paylasimi sadece cinsellige indirmişsiniz çok sıkıntılı bakiş açilariniz onlarla sizi kiyaslasaydi zaten sizinle birlikte olmazdi bedeninizi isteyinki bu kadar ufak şeyleri büyütmeyin bir önerim var sizde ondan önce tada yokken yapiyorsunuz madem dogallaştirin ve onun yanindada yapin ayrica insan herzaman kendini sevişmeye hazir hissetmeyebilir bu sizi eksik gördugu için degil tersi size saygi duydugundan

  • oyk

    bence bu biraz over-indulgence seviyesine gelmiş de geçiyor.

  • Tezer

    Açıkçası yorumlar genel olarak beni çok şaşırttı.

    Birincisi, Türkiye’de bunu yaşayan tek kadın benim herhalde. En azından bir benzeri birilerinin de başına gelmiş olur ve bana nasıl başa çıktıklarını yazarlar, deneyim aktarırlar diye düşünmüştüm. Özellikle internette bu konuda tonla deneyim paylaşılması bende böyle bir beklenti/tahmin yaratmıştı. Bunun gerçekleşmemesi ilginç geldi.

    İkincisi, ben mi hassasım bilmiyorum ama dayanışma tonundan daha sıklıkla ve baskın olarak akıl verme tonunu duydum yorumları okurken. Evet, sizlere akıl danışmak istedim. Çünkü benim için şaşırtıcı ve zor bir deneyimdi ve anlam verekte güçlük çektim. Ama saf akıl duymak istemedim. Feministçe, yani ‘bilen’ pozisyonundan değil de ‘anlayan’ pozisyonundan, bir akıldı istediğim. Bu nedenle başka bir mecraya değil, 5harflilere yazmıştım. Nedense yorumlar çok onu hissettirmedi.

    Üçüncüsü, yazı yazıldıktan bir kaç gün sonra yayınlanabildi. Üstünden biraz daha zaman geçti. Baştaki kafa karışıklığını biraz atlattım. Kocamla da konuşup bir miktar durumun üstesinden gelebildik. Buradan bakınca yorumlar biraz ezberden yazılmış gibi geliyor bana. Yani çok siyah-beyaz görüyorum. Oysa kendi deneyimim böyle dediğildi. Yazıda da altını çizmeye çalıştığım gibi kocam ilk defa bana bu şekilde zarar verdi ve genel olarak ilişkimizde pozisyonların sabit olduğu bir iktidar ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Öyle olduğunu düşünsem zaten bir feminist olarak bu ilişkiyi sürdürmem. Ve dahi bu şiddet/iktidar episodunu bu kadar garipsemem. Hayatımın normal bir parçası olur. Ki zaten internette gördüğüm anlatılar bunu onlarca defa yaşamış kadınlara aitti. Böylesi bir durumda da sanırım kendi mücadele mekanizmalarımı çoktan geliştirmiş olur, bu iç dökme çabasına girişmezdim. Bir de yorumları okumak tek şiddete uğrayan kadın benmşim de haberim yokmuş gibi bir hisse sürükledi beni. Güçlendirmekten ziyade daha kötü hissettirdi. Ama bu belki benden kaynaklanıyor, bilemiyorum.

    Dördüncüsü, yazıyı ancak bir-iki yorumda fark edildiğini düşündüğüm bir niyetle yazmıştım. Bu belli ki binlerce kadının başına geliyor. Bu belli ki kadınlar tarafından bir şiddet biçimi olarak deneyimleniyor. Bana kalırsa erkekler bunu toplumsal erkeklik zemininde, erkeklik kurgularına yaslanarak, ancak yine de bir miktar bilinçsizce yapıyor. Misal benim kocam benim o kadar sarsılmama şaşırıp nasıl tepki vereceğini bilemedi aslında. Kendisini iyi tanıdığım için bundan eminim. Ama otomatik olarak erkeklik savları geliverdi aklına ve onlara sığındı. Beni incitmek, kendisi ile son günlerde daha nadir birlikte olduğum için beni cezalandırmak gibi geri planda yatan mekanizmalar olduğunu ben de düşünüyorum. Ancak bunların bilinçdışı mekanizmalar olduğu kanısındayım. Kendisine bunu itiraf etmesi, ve bunu kabullenerek kendisini dönüştürmesi gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle de bu olayı onun kişilğine içkin, değişmez, neredeyse özüymüş gibi anlamanın kimseye bir şey kazandırmadığı kanısındayım.

    Bazı yorumlardan şunu anladım: ‘korkunç bir adamla birliktesin hemen ayrıl’. Cevabım şu: ‘Hiç sanmıyorum. Bu ataerkil dünyada olabildiğince cinsiyet eşitliğini kurabildiğim bir ilişki içinde olduğumu düşünüyorum. Kocamın da gün be gün erkekliğini törpülediğine, bazen bu çabada ters yöne savrulduğuna, sonra yeniden yoluna koyulduğuna şahit oluyorum. Belki yanılıyorum. Ama yanılıyorsam bunu zamanla kendim keşfetmem gerekir, hayatımın bir kaç saatini aktardığım kişilerden duymam değil. Dayanışmak da bu değil.’

    Kocamın ne kadar korkunç bir adam olduğuna değil de erkekliğin ne kadar korkunç olduğuna, ne kadar yaygın olduğuna, ve bu somut örnek üzerinden erkeklik ve kadınlığın nasıl kurulduğuna odaklansaydık sanırım çok daha faydalı bir tartışma yapabilirdik.

    İnternette gördüğüm ‘hasta’ vs. ‘sağlıklı’ ikiliğini burada başka bir şekilde de olsa tekrarlamak bana yanlış geldi.

    Sevgili kadınlar, sizin kocalarınız, partnerleriniz nasıl? Siz erkekliğin tümüyle arınmış erkekler bulabildiniz mi? Bulamadıysanız ve hala hetero ilişkiler içerisindeyseniz lütfen beni kurtarmak için sıvadığınız kollarınızı bir saniye indirip düşünebilir misiniz. Belki başka türlü bir ilişki kurabiliriz. Belki sizin de benzer deneyimleriniz vardır. Belki kocama bu kadar sinirlenmenizin bile arkasında ne sizin ne de benim kurtulmamış olmamız yatıyordur.

    Sevgiler.

  • Deniz

    Şimdiye kadarki erkek arkadaşlarım (1 tanesi hariç) benim de porno izliyor olmamdan ötürü rahatsız olmuş olsalar gerek, ilişkide ikimizin de porno izlememesini teklif etmişti. Bence “bizim ihtiyaçlarımız var hede hödö” diyen erkekler de partnerleri başka erkeklere bakarak tahrik olsa ve mastürbasyon yapsa rahatsız olurlar. Ya ikisinin de izlememesi ya da ikisinin de izleyebilmesi gibi bir çözüme gitmek isterler. Sorun elbette toplumsal cinsiyet rolleri: Bir cinsiyete (erkek) bütün cinsellik türlerinin hak ve serbest kılınmış olması ve aldatmaktan, porno izlemekten bacaklara bakmaya kadar bunun o cinsiyet için “doğal” sayılıyor olması; diğer cinsiyete (kadın) ise kocası dışında cinsellik ve beğeni içeren her şeyin “yasaklı” kılınmış olması ve kadının kendisini bile cinsellik içeren hiçbir eyleme ilgi duymadığına inandırmış olmak. Yani kadınların cinselliğe düşkün olmadığı ve hatta cinsellik içeren şeyleri iğrenç bulduğu, erkeklerinse her bilmem kaç saniyede bir seks düşündüğü gibi mitlere her iki cinsi de inandırmışız. Bu yüzden partnelerden kadın olan porno izlediğinde ve bunu lüks değil de “ihtiyaç” olarak nitelendirdiğinde, erkek kısmısına “sen bana yetmyorsun, sen ayrısın pornodaki erkekler ayrı” gibisinden bir mesaj verdiğinde kadınlardan istedikleri “anlayışı” kendilerinin de göstermesini bekliyorum. Tabii bunun için illa porno izleyen bir kadınla sevgili olmaları gerekiyor. Çünkü o erkeklerin partneri porno vs izlemeyen ve cinsellikten pek bir şey beklemeyen kadınlar olduğunda maalesef empati kuramayacaklar, tam tersi olsa kendilerinin nasıl hissedeceklerini hayal edemeyecekler. (Ha tabii “sen izlesen ben sorun yapmam” diyecek erkekler de olabilir, birlikte porno izleyen de bir sürü çift var sonuçta.) Kilit nokta bunun “erkeğin ihtiyacı, kadının anlayışı” kıvamına getirilmemesi.

  • Emrah

    kadınlar olarak olaya hep kendi açılarından baktınız ve sanırım erkekleri tümden suçlayınca tatmin oldunuz. İhtiyaçlar meselesini geçelim. Benim derdim ihtiyaçlar değil. Erkek sevişmeyi istediğinde poposunu dönüp havamda değilim triplerine giren kadın erkeği yanında porno izleyince neden kızıyor? Anlatan kadın olayı farkettikten sonra “bu akşam sevişmek istiyordum” diyerek samimiyetsiz davranmış. Madem sevişmek istiyordun günlerdir sevişmediğin erkeğine kur yapsaydın ya.. Ama olur mu? Yorumların birinde okuduğum gibi herşeyi erkek yapmak zorunda. Siz daha fantezi dünyanızdan ataerkilliği atamamışken özel hayatınızdan nasıl atacaksınız???

    • icindegezdiren

      emrah bey resmen içinde gezdirmişsiniz.

  • Birbaşka adam

    Eşinizin sizin fark etmeyeceğinizi varsayarak yaptığını yakalandığında da umursamadığını düşünüyorum. Zaten o an ‘artık yatalım istersen’ demeseydiniz farketmeyecektiniz. Ayrıca çok muallakta bıraktığınız bir konu var, eşiniz aletini çıkarıp yanınızda mastürbasyon yaparken siz nasıl olurda 1-2 metre ötenizde olan bu hareketliliği farketmezsiniz? Ya da eli cebinde veya dışarda alet falan da yok iken eşortman üstünden mi kendini tatmin etmeye çalışıyordu?
    Abartılacak bir yanı yok, hele hele şiddet hiç değil.. Pornoyu tabu haline getirmiyoruz, konuşabiliyoruz derken mastürbasyon için de aynı cümleyi söylemelisiniz. Mastürbasyon ve cinsel ilişki birbirinden farklı şeylerdir, birbirinin yerini de dolduramaz. Önce eş/sevgili olarak mastürbasyonun yerine göz dikmemeyi öğrenmelisiniz.
    Geriye yanınızda yapıyor olması kalır, ki o da olayın nasıl geliştiğine çok bağlı bir konu.

  • Ahmet

    Sevgili yazar hanimefendi, bir yorumunuzdan okudugum kadariyla buraya yazmadiginiz, eksik biraktiginiz birseyler var. Haftasonu boyunca sevisip, sizi orgazmdan orgazma kosturan bir erkek hicbir zaman (tekrarliyorum, hicbir zaman) tutup da yaninizda porno izlemek okuzlugune dusmez. Cinsel hayatinizda bir aksaklik var, partneriniz bir sebepten cinsellikten sizin aldiginizi soylediginiz kadar zevk alamiyor. Gerci sizin de soylediginiz kadar orgazm yasadiginiza inanmiyorum.

    Eger cinsellikten soylediginiz kadar zevk aliyor ve partnerinizin de almasini saglayip bu durumdan hoslaniyorsaniz, ve hala partneriniz yaninizda acip tepkisizce porno izleyebiliyorsa iki ihtimal var:

    1) Beraberliginiz sadece seks uzerine kurulu. Fikir dunyaniz cok cok farkli, neredeyse hicbir ortak yonunuz yok. Adam mutsuz, buyuk ihtimal siz de mutsuzsunuz.

    2) Beraber oldugunuz erkek dagdan gelmis olabilir. Bir insan evladinin yaninizda porno izlemesi ve sizin tepkinize hic bir reaksiyon vermemesi baska turlu aciklanamaz.

    Sunu da soyleyeyim ki ergenlik yasini gecmis erkekler porno sevmezler. Porno bosalmak icin bir aractir, yokluk gunlerini hatirlatir. Sevilen, istenen birsey degildir, kacistir, kolayca halletmektir. Tek basina masturbasyon normal bir erkegi mutlu etmez, bu bir ihtiyac degildir.

    Haddime degil ama lutfen iliskinizi objektif bir bicimde inceleyiniz. Bence sorun cinselligi “… müzakere, anlayış, karşılıklılık, özen gibi gereklilikler.. “e baglamanizdan geciyor. Komsu ulkeyle diplomatik iliskileri ilerletme protokolu imzalamiyorsunuz, alti ustu yapacaginiz seks. Vaktiniz varsa, kendinizi iyi hissediyorsaniz uzun uzun sevisir, yavas yavas orgazma varirsiniz. Vaktiniz yoksa quickie ile gecistirirsiniz, kafaniz rahatlar.

    * Daha asagidaki yorumlariniza goz atinca olayin ne kadar vahim oldugunun farkina vardim. “erkekliginden tamamen arinmis”, “erkekligini torpulemis” gibi sacma sapan ifadeleriniz var (cok ozur dilerim, ama daha hafif bir ifade bulamadim). Turkce’ye hakimiyetinizin gayet iyi olusundan bu yazdiklarinizin “duz erkek hanzolugundan kurtulmus” anlami tasimadigini dusunuyorum. Erkekliginden tamamen arinmis biriyle birlikte olmak istiyorsaniz kastrasyon veya lezbiyenlik guzel opsiyonlar olabilir. Evinize pet almiyorsunuz efendim, ihtiyacini gideremedigi icin saldirganlasan erkek kediyi kisirlastirmaktir bu.

    • Tezer

      Aslında sakin kalmak, bu tür yorumlara cevap vermemek niyetindeydim ama sinirimi sana kusacağım Ahmet.

      Niyetim, yazdıklarımın gerçeklik payı, ilişkimin dinamikleri, kocamın cinsel haz alıp almaması… Bunların hiç biri yazının merkezinde değildi ve seni de ilgilendirmez. Bu konularda çıkarım yaptıysan kendine sakla, buraya kusma.

      Yorumları yazan çoğu insanın ilişkiye, kadınlığa, erkekliğe bakışı o kadar dar, o kadar sığ ki bu satırlarları ve dahi Ekşi’yi kocamın da okuyor olabileceği kimsenin aklına gelmemiş. Yazıyı yazdıktan sonra kocama da gösterdim. Yazı bizim kendi aramızdaki meseleyi düşünmemize ve konuşmamıza da vesile olur dedim. Zira ne biz ne de siz uzaydan gelmedik, uzayda yaşamıyoruz. Nihayetinde toplumsal normlar, tabular bizi de etkiliyor. Kocam sadece ‘internete koymasan mı, başka bir yerde yazsaydın madem’ falan dedi. Bense daha önce söylediğim gibi buranın 5Harfliler olmasına güvendim.

      Yorumları gördükçe moralimiz bozuluyor, rahatsız oluyoruz. Ama hemen hepiniz oldukça çirkin şekilde ya bana ya da kocama hakaret ediyor, kendi savaşlarınızı bizim üzerimizden veriyorsunuz. Bunu yapmayın.

      Kocamın hanzoluğundan arınmasından da kastrasyon edilmesinden de bahsetmiyorum. Kısıtlı feminizm ve psikanaliz bilginizle yarışa girmek için kendinize yanlış kişiyi seçtiniz. Toplumsal erkeklik rollerinden memnun olmadığını, bu rolleri kendisi için de kısıtlayıcı ve bunlatıcı bulduğunu, dolayısıyla toplumun erkeklere atfettiği görev, norm ve pratiklerden günden güne daha da uzaklaştığını kastettiğim. Kafanız basmıyorsa yorum yapmanıza gerek yok.

      Bu yazıyı erkekler için yazmadım. Benim kocam bile (bu konuda) beni anlamakta zorlandıysa ortalama bir Ekşi’cinin, ortalama bir türkiye erkeğinin beni anlaması olanaksız. Kendinizi kocamın yerine koyup düşünmeye çalışmayın, çünkü yapamazsınız. Aranızda dağlar kadar fark var.

  • Dr Hakan

    Bütün yorumlar ya kin kusmuş yada taraflı objektif olan kişi ise Tezer’in kendisi olmuş… Kutlarım TEZERCİM….. Öncelikle Ülkemizde Feminizm ile Lezbiyenlik Çok fazla karıştırılıyor ! Bundan yola çıkarak bakıldığında Erkeğinin Porno izlemesine kızan kadın sende izle sende oradaki erkeği hayal et falan demişler ama inan bana yazı ucu açık olsa Organların tarifinden cinsel fantazilere dek uzar gidermiş ama ekranlarada bakıyorum Uzman Görüşler Aşk Doktorları İlişki Terapistlerininde bu konuda açmaz vermekten öte geçebilecek bir cevapları olacaınıda sanmıyorum konu evet Hassas ve Oldukça UÇ bir akıcılıkla yazılmış KUTLARIN Çokda hassas bir yerden yakalamış TEZER ama İnanın bana Hiç bir erkek Kadınını o pornodaki kadınla çenç edelim deseniz kabul etmez ama bugün günümüzde Meslek icabı karşılaştığım vakalardan birçoğunda da kadınlarımız eşlerinin cinsel organı ile pornodaki erkekler ve onların uzuvlarıyla kıyaslama yapacak kadar Malesef! Aptal ve Cahiller daha biz Ülke olarak Nasıl yaşamamız gerektiğinden Özlük haklarımıza kadar birçok konuyu konuşamayıp Tabulaştırdığımız sürece de bu böyle kalacaktır…. O yüzden Tezercim sana önerim bu yazıyı daha ne kadar AÇABİLECEĞİNE BAKMAN ve YAZMAN daha sonra bunu KİTAPLAŞTIRMAYA çalışman ve dahi Özel bir Blog veya WEB sitesi açarak TOPLUMSALLAŞTIRMAN ve UZMAN görüşlerinede yer vermeni dilerim Uzman Derken ( Dr, Psikolog, Ürolog, Aile Hekimi, Cinsel Danışman Anlamında….. Uyarım sana değil Tezercim ;) ….. ) anlamında daha yararlı olacağına eminim Uslubun Güzel Anlatım daha mükemmelleştirilebilir ve Konuyu veya Konularını Daha Seksüalite ve Fantazi katarak da etkinleştirebilirsen DOZUNDA uyumlamalarla Ortaya İnanıyorumki MUHTEŞEM bir Tez Konusu ve Mükemmel bir YAZAR çıkacaktır Sevgilerimle Facebook dan Geldim buralara ama Konu dikatimi çektiği için içimden geleni yazdım Saygılarımla…..

  • esrosh

    Sevgili Tezer, anonim bir e-mail adresini var ise, ve vermek isterseniz cok sevinirim. size bir not yazmak istiyorum ve bunu bu mecradan yapmak istemiyorum. cok tesekkurler, sevgiler.

    • Tezer

      Sevgili Erosh,

      Ananom mail’im yok. Sizin yorumlarınızı görünce almayı düşündüm. Ama buraya anonim bile olsa bir mail adresi yazarsam gelebilecek mail’ler gözümü korkuttu. Bu siteye yazı yazmanın güçlendirici olmasını bekliyordum. Daha önce yalnızca bir kez böyle bir ortam gördüm bu sitede. Normalde yorum yazanları lakapları üzerinden tanıyorum genelde. Burada onların hiç biri yok. Editörler de yok. Neden böyle oldu anlayamıyorum. Tabii yukarıda Ekşi’de sözlük açtım diyip kaçan arkadaşın da etkisi olduğunu düşünüyorum. Keşke gelip burada davet ettiği trollerin saldırılarına karşı 2 satır dayanışma mesajı yazsaydı. Yok, hakikaten Türkiye’den ne feminizm ne de dayanışma anlaşılmadı; gündelik partiklere yansımadı.

      • Tezer

        ekşi’de başlık diyecektim.

  • esrosh

    5harfliler editorleri, bu yorumlarda cok fazla siddet var, benim okurken canim yaniyor, lutfen bu sayfayi kapatin ya da bir sey yapin. bir kadinin/yazarin bu yorumlarla bu kadar yaralanabilir kilinmasi, cok can yakici.

  • Ged

    ”Peki partnerlerinin hayatın ve cinselliğin diğer alanlarındaki bu nispeten eşitlikçi/destekleyici tavırlarına rağmen, neden yanında porno izlenen kadınlar ‘yetersiz’, aldatılmış, cinsel anlamda isteksiz hissediyor? Bizi bu kadar yaralayan ne ve toplumsallık bunun neresinde? Farklı şiddet türleriyle (en başta aldatılmak) bu kadar benzer sonuçlar yaratmasının ardında ne yatıyor? Biz kadınlar bu konuda ne yapmalıyız?”

    Sorusunun cevabi benim neznimde bu hislere odaklanip yasanan caresizlik duygusunu verdigi acisina ragmen hissetmek icin icimizde bi alan acmak. Bu hisler ne kadar toplumsal ve bir cok kadin (yada erkek) tarafindan paylasilsa bile cozumu kisisel. O hisleri taniyip hissetemey izin vermek gerekiyor icinizde yargilamadan sadece hissederek. Belki cekirdek bir inanca yada bi fotografa goturebilir kisiyi cocukluktan.

    ”Bu ruhsal yara ile baş etmeye çalışırken bir de erkeklerin ‘bunu normal karşılamıyorsan sorun sende’ diyen anlayışsız, kaba, ve dahi hasta olduğumuzu ima etmesi bakımından şiddet içeren sözüne karşı ne söyleyebiliriz? Nasıl incindiğimizi partnerimize anlatmalı mıyız, bunun faydası var mı?”

    Nasil incindigimizi ifade etmek erkek-kadin suclayici bir dil kullanmadan, ben dilini kullanarak boyle boyle hissettim demek her zaman bir iliski de yapicidir ve akrsi tarafi da gercek hislerini dile dokmesi icin cikarilmis bir davetiyedir.
    Aynen sizin bu icten olayi yazip, paylasarak bir cok insana ve bana bu yaziyi kaleme aldirmaniz gibi. Tesekkurler!

  • http://turkerekegi.blogspot.com Cucumber

    Peki buna ne demeli ?
    http://www.kitapyurdu.com/kitap/tek-eslilik-mi-o-da-ne/269723.html

    Yazar : Sibel Üresin
    ALIMGA YAYINLARI”Ayna ayna! Söyle bana… Benim doğrularımdan daha güzel doğru var mı dünyada?” diyen krallara, kraliçelere korkusuz bir aynadır Sibel Üresin… Kırmadan dinleyebilirseniz, nice doğrularla tanıştırır sizi… Ve bu doğrulara, karşısındaki nice kadının çığlığını dinleyerek ulaşmıştır… Ben şahidim…”
    Avukat Bülent DEMİR

    Tek eşlilik sürdürüp de sıkıntı içinde yaşayan, depresyondan bir türlü çıkamayan mutsuz kadınların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Günümüzdeki boşanma oranlarından da bu oldukça net anlaşılmaktadır. Tek eşliliği, eşittir mutluluk olarak anlamak ne kadar sağlıksız bir durumsa, buna alternatif olarak da, çok eşliliği de ilk kadın için mutsuzluk olarak görmek de bir o kadar yanlıştır. Hayat bizim bütün acılarımıza, diğerlerinin de mutluluklarına rağmen inadına devam ediyor. Acılarımızı mutluluğa dönüştürmeyi öğrenmek adına ki ben bunu krizi fırsata çevirmek diye adlandırıyorum, işte bunu başardığımızda her şeye rağmen devam eden bu hayatta yerimizi mutlu bir insan olarak almayı başarabiliriz.

  • Deneyim paylaşımı

    Merhaba sevgili Tezer, ben daha önce yorumlarını gördüğünüz biriyim ama bu konu kadar özel ki bu yazıyı başka bir rumuz altında yazacağım :) Gerçi erkek arkadaşım okuyunca kim olduğumu şıp diye anlayacaktır.

    Kimse söylememiş, siz de söylememizi istemişsiniz ama söylemeye gerek var mı bilmiyorum, yazınızdaki hisler çok anlaşılır hisler herkes eminim özdeşleşmiştir, yorum yazanlar da. Benim başıma hiç böyle bir şey gelmedi ama benzer hisleri, o tereddütlü hisleri elbette yaşadım. Feminizm 101 gibi bir şey işte kim yaşamamıştır ki. Burada da epey konuştuk… Bir erkeğe sevgiyle bağlarken onu aşan, sanki böyle kurumsallaşmış bir takım şeylerden dolayı ezilmek gibi. Sürekli empati yapmaya çalışmak onu da anlamaya çalışmak ama çok üzülmek kırılmak sinirlenmek.

    (Bu arada Ekşi sözlük okumayı kendime 20 yaşında yasaklamıştım -dayanamayıp ara sıra kötü alışkanlıklarıma dönmemi saymazsak- bana kendimi en çok bok gibi hissettiren sitedir kendileri, tavsiyem siz de okumayın :D)

    Neyse edebiyat parçalamayı bırakıp kendi derdimi anlatayım. Ben seks yaşamıma başladığım andan itibaren vajinismustan muzdairibim bu da 6 yıl filan oluyor işte. İlk dört sene (bir ara cinsel terapi konusunda uzman olmayan bir psikologa gitmek dışında) bu konuda bir şey yapmadım çünkü çok fazla erkek arkadaşım da olmadı. Hala da cinsel terapiste gidecek param yok halihazırda işsizim ufak tefek geçici işlerle para kazanıyorum. Neyse iki buçuk yıldır çok tatlı biriyle beraberim ilk defa sevildiğimi hissettiren biri. Ama cinsellik bazen benim için işkence. Hala vajinismusumu çözemedim. Ama ilerleme kaydettim klitoral orgazma eskiden ulaşamazdım içime hiçbir şey sokamazdım şimdi seks oyuncağım var ve çok pahalıya sipariş ettiğim dilatör setinin ilk iki dilatörünü tamamen içime sokabiliyorum. Neyse gerçekten, bu konuda çok ertelemeci de olsam bir şeyler yaptım sayılır özellikle depresif bir işsiz olmamı göz önüne alırsak.

    Erkek arkadaşımla uzak mesafe ilişkisindeyiz. Ayda bir iki kez görüşebiliyoruz zira ikimizin de buluşmak için şartları uygun değil. Ben geldiğimde yatağa girdiğimizde hep aynı şey oluyor:

    -Kıçıma parmağını sokuyor yapma diyorum sinirleniyor.
    -Penisini anüsüme sokmaya çalışıyor yapma canım acıyor diyince anal seksi denemeliyiz diyor. (Ben anal bölgemden de aşırı huylanıyorum)
    -Ben yapma diyince sinirleniyor arkasını dönüyor surat asıyor.
    -Ben onu öpünce (örneğin boynundan) aşırı derecede huylanıp beni itiyor ben “Bak sen de her şeyden huylanıyorsun demek ki insan bir şeylerden huylanabilir” diyince cevap vermiyor)
    -Bana hala problemimi çözememiş olmamdan dolayı kızgın beni tembel buluyor “Benim de ihtiyaçlarım var” diyor)
    -Aslında benim de ihtiyaçlarım var bence şu aralar çok büyük bir cinsel açlık içindeyim ama içime bir şey sokamıyorum ve anal seks yapmak istemiyorum.
    -Ona oral seks yapıyorum ama hep “derin gırtlak” yapmamı istiyor, bazen yapıyorum sorun olmuyor hatta iyi de oluyor ama bazen (örneğin bir kere kustum) bundan gocunuyorum.
    -Hareketleri hep sert, hep ani, bir keresinde dilatörü içime sokmaya çalışırken “sok gitsin işte üüüüüüffff” diye bağırdı.
    -Telefon fantezilerinde beni arkadan s…ceğini bir anda içime dalacağını, “tokatlaya tokatlaya” şey edeceğini söylüyor. Cinsel işlev bozukluğum dikkate alındığında pek de hoşlanacağım türden fanteziler değil :D :D

    Her neyse ortaya çıkan tablo şu: “Cinsel açlıktan kıvranan hayatında her şey kötüye giden bir erkek ve bunu bile sağlayamayan işlevsiz, kaprisli kız arkadaş”. Ben bir ara dedim ki “İstersen başkalarıyla yat ben öğrenmem nasıl olsa”. Ama sonuçta beni o seçti. Benim gibi vajinismus hastası biriyle çıkmayı o seçti ben gidip zorla kendimi dayatmadım ve başından beri biliyordu. Ben de seks yapmak istiyorum gerçekten istiyorum hem de onunla çünkü sevdiğim erkek o ama onun davranışları o kadar sert ve ani ve sinirli ve “eh artık VER YANİ!!!” tarzında geliyor ki… Bunu o kabul etmiyor pek anlamıyor beni büyütmekle suçluyor ve bazen “canım acıyor” dediğim zamanda “acımıyor” diye sinirleniyor. “Her şeyi isteyen talepkar kadın” işte ekşisözlük.com trollerinin uydurduğu bir streotip. Sanki ben seks yapamamamı bazen de isteksizliğimi onun üzerinde bir silah gibi kullanıyormuşum da, asıl amacım onunla ihtiyaçları arasında girmek onu seksten mahrum etmekmiş de. Benim öyle bir amacım yok ama zaten seks karşılıklı olan bir şey değil midir?

    Yanlış anlamayın, sevdiği insanla bir türlü sevişememek sevgilim için zor bir şey olmalı onu anlıyorum. Ama bana hissettirdiği yoksunluk hissi bu değil. Bana hissettirdiği onca sevgiye rağmen verdiği mesaj “Seninle çok sevişmek istiyorum”dan ziyade “BENİM neden cinsel yaşamım yok, BEN boşalamadım” (Bunları okusa alınacaktır ama sakın alınma canım, bu sen değilsin içine sinmiş erkeklik kurumu). Benim istediğimse benim yanımda olması bana düşman olmaması bana ihtiyaç duyduğum yumuşaklıkta davranması.

    Dün dedim ki “Ama sen benim bedensel sınrılarıma saygı göstermiyorsun” Bana dedi ki “Ama senin her yerin sınır sen de abartıyorsun”. Ki bu çok da doğru değil. Cinsel birleşme veya anal seks olmadan her şeyi yapabiliyoruz. Kontrolü bana bırakıp beni cesaretlendirse ve daha sık görüşsek bence 1 ay içinde penetratif sekse de başlarız.

    Ama erkeklik haklarının öfkesi onu esir almış.

    İşte böyle, sizin hislerinize benzer deneyimim de bu benim.

    • Cansu

      Sinirimi ifade edemezsem ve yanlış olan durumu paylaşmazsam delireceğim. Bakın, yaşadığınız sıkıntı kesinlikle anlayış ve sabır gösterilmesi gereken bir hassasiyette. Bu öyle harala gürele baskı ile düzelebilecek bir şey değil, aksine kötüleşebilir. Bir de üstüne üstlük sizi yerip, abarttığınızı söylüyormuş, muhteşem.

      Siz anal seks istemediğinizi ve anal bölgenize karşı hassas olduğunuzu söylemenize rağmen, buna sizi zorluyor ve bir ben mi sinirleniyorum Allah aşkına?! Yani siz vajinal birleşme gerçekleştiremediğiniz için (fizyolojik olarak), anal seks mi denemek ZORUNDAYMIŞSINIZ? Sevmeyip veya tiksinip veya huylanıp veya çatı üstünde karga var diye istemeyebilirsiniz, bu sizin kararınızdır ve saygı duyulması gerekir. Siz istemediğiniz zaman deep throat oral seks de yapmak zorunda değilsiniz, baksanıza gocunuyormuşsunuz bazı zamanlarda ve bu sizin psikolojinizi darma duman edebilecek bir şey.

      Kalkıp sevgilinizi ve onun o seksüel zorlamalarını o kadar ayırıp, gözlerinizi kör etmişsiniz ki, erkeklik haklarının öfkesi onu esir almış deyip onu edilgen, kurban konumuna sokabiliyorsunuz. Hayır efendim, o, kara büyünün etkisine girmiş aslında çok iyi bir insan değil. Cinsel anlamda bu kişi size yardım falan etmiyor, bildiğiniz zorluyor ve baskı gösteriyor. Patriyarkal sistem de onu esir almadı, farkına varın artık; O, ERRRKEKLİK KURUMUNUN, PATRİYARKAL SİSTEMİN ÇARKLARINI YAĞLAYANIN TA KENDİSİ.

      • Tezer

        Bu yorumu yapmış olmanıza ne kadar sinirlendiğimi anlatamam. ‘Deneyim Paylaşımı’ zaten bahsettiğiniz her şeyin son derece farkında. Ona öğretmenize gerek yok. Önce şiddete maruz kalan biriyle nasıl dayanışmak gerektiğini öğrenin, sonra patriyarka analizi yapın. Şiddete uğrayan kişiye ‘neden mini etek giydin’ diyerek sorgulamak ile ‘neden normalleştiriyorsun, körsün’ demek aynı kapıya çıkıyor. Bu yorumlarınız şiddete maruz kalan kadınlara suçlu hissettiriyor ve onları güçsüzleştiriyor. Üstüne üstlük büyük bir cesaretle başkasına açılan bir kadını ve benzer deneyimler yaşamış/yaşayan başka kadınları da sessizliğe itiyor. Kol kırılıp yen içinde kalıyor.

        O ilişki içinde neden kaldığını siz bilmiyorsunuz. Nasıl bir mücadele verdiğini de siz bilmiyorsunuz. İlişkisini sürdürecek ya da ona farklı anlamlar yüklenecekse yükleyecek, gerekiyorsa ayrılacak, isterse ölene kadar o kişiyle birlikte olacak olan kendisi. Bir insanın iradesini bu şekilde ezip geçemezsiniz.

        Önce bir kendinizi, sonra başka kadınları kurtarmanızı öneririm.

        Hayır bunları okuyunca tek sinirlenen siz değilsiniz. Hayır, burada şiddeti tanıma ve onunla mücadele etmesine sahip olan da siz değilsiniz. Bir sakin olun.

        • Cansu

          Çok sevgi dolu şekilde tasvir edilen bu ilişkinin beni rahatsız eden noktalarını mı belirtmem sizi sinirlendirdi? “Öğretmeye çalışmak” gibi kibir dolu bir amacım asla olamaz, yorumum beni suçladığınız amaç ile yazılmadı. Şiddete maruz kalmasını sorgulamıyorum, bu aynı tecavüze niye uğradın demek gibi insanlık dışı bir şey olur ve beni bu tarz bir ithamla suçlamanız gerçekten yakışıksız. Hangi kavramların denk olduğuyla ilgili bir karmaşa yaşadığınızı düşünüyorum. Sizin dediğiniz durumda, şiddet gören bireye, “bak bu normal değil, senin suçun yok” demek de yanlış o zaman.
          Dayanışma ne demek sizin nezdinizde? Sadece dinleyip, erillik ideolojisini suçlayıp ama bu ideolojiyi yaşatanlara nötr kalmak mı? Herkesi mi kurban olarak görmek?
          “İlişkisini sürdürecek…” diye başladığınız cümledeki mantıkla şiddet gören birey isteği dahilinde ilişkisine devam etmesinin irade özgürlüğü olduğunu söylüyorsunuz ancak irade dahilindeyse, sağlıksız olması önemli değil mi sizin için? Madem karşılaştırma yapmayı istiyorsunuz, burada “irade” adı altında bahsettiğiniz şey, ‘birey tecavüze uğramış olsa da eğer iradesiyle tecavüzcüsüyle evlenmek istiyorsa bu onun bileceği iş’ deyip dayanışmamanın en güzel örneklerinden birisini sergilemek olur herhalde.
          Üzgünüm ama, ‘Deneyim paylaşımı’nın üslubundandan maruz kaldığı durumun farkında bile olmadığını, aksine romantize bile ettiğini düşünüyorum sizin aksinize.

          • Oşu Bubu

            Cansu, iyi niyetinize dair hiçbir şüphem yok. Ancak iyi niyet tek başına bir işe yaramıyor maalesef. Üslup çok önemli. Kişisel olanla toplumsal olanın birbirinden ayrıştırılıyor olduğu endişenizi anlıyorum. Elbette şiddeti gördüğümüzde afişe etmemiz çok önemli. Tezer’in yazısının can damarlarından biri de bu aslında, bu tür bir deneyim sonrasında konuşabilmek, yanlış olana işaret edebilmek ve bunu durumun hassasiyetini kavrayarak incelikli bir şekilde yapmak. Kendisi zaten bu kavgayı vermiş, üstüne defalarca konuşmuşlar ve konuşmaya da devam ediyorlar. Tezer bununla yetinmemiş, bu kadar mahrem bir olayı bizlere açmış. Bunu yapan ve yapabilecek olan çok az kişi var aramızda maalesef. Ve tam da bu tür yazılar sayesinde ‘Deneyim paylaşımı’ gibi kişiler de çıkıp buraya yazıyor, kendi deneyimlerini paylaşıyorlar. Birilerinin sevgili seçimi, cinsel hayatı sizin politik ve feminist duruşunuzla örtüşmüyor olabilir, burada şiddet var da diyebilirsiniz ama şu paragraf:
            ”Kalkıp sevgilinizi ve onun o seksüel zorlamalarını o kadar ayırıp, gözlerinizi kör etmişsiniz ki, erkeklik haklarının öfkesi onu esir almış deyip onu edilgen, kurban konumuna sokabiliyorsunuz. Hayır efendim, o, kara büyünün etkisine girmiş aslında çok iyi bir insan değil. Cinsel anlamda bu kişi size yardım falan etmiyor, bildiğiniz zorluyor ve baskı gösteriyor. Patriyarkal sistem de onu esir almadı, farkına varın artık; O, ERRRKEKLİK KURUMUNUN, PATRİYARKAL SİSTEMİN ÇARKLARINI YAĞLAYANIN TA KENDİSİ.”
            oldukça haddini aşan bir müdahale içeriyor. KÖR diyorsunuz. sevgilisi için KÖTÜ diyorsunuz ve bu durumu bilinçli bir şekilde suistimal ettiğini ima ediyorsunuz. Bunlar yenir yutulur cinsten değil, ayrıca şiddet gördüğünü düşündüğünüz birinin kişiliğine ve seçimlerine saldırıyorsunuz onun ‘gözünü açmak’, ‘aydınlatmak’ için. Karşınızdaki insan için endişelendiğinizi belirtmenin daha farklı ve incelikli yolları var.

      • Oşu Bubu

        Cansu, herkes içinde bulunduğu sistemin bir parçası ve aktörü olduğundan ötürü patriyarkal sistemin çarklarının yıkama yağlamasını hepimiz hergün azar azar ya da çok çok yapıyoruz. Kendinizi bundan muaf sanmanız ya da daha az ‘kirli’ ‘kör’ ‘aptal’ olarak görüyor olmanız ve bir başka kadına yaşadığı deneyim üzerinden yazı vesilesiyle BAĞIRIYOR olmanız tam da patriyarkal sistemin çarklarının ne de güzel yağlandığının bir örneği olmuş. Tezer’in birkaç değişik yorumda da belirttiği gibi ‘kadın dayanışması’ başka bir kadına yaşam tarzı ve seçimleri yüzünden bağırarak, had bildirerek, ‘doğru’ yolu göstererek olmuyor. Hatta bu tavır kendi deneyimlerimize, kendi yaşadığımız baskıya karşı bizi körleştirebilen bir durum bile yaratabiliyor.

        • deneyim paylaşımı

          Merhaba, ne diyeceğimi bilmiyorum. Ikinize de teşekkür ederim sevgili Cansu ve Tezer. Benim erkek arkadaşım hayatımda beni seven ilk kişi ve ben de ona aşığım. Bu davranışları yeni başladı, öte yandan yazarken abartmış veya çarpıtmış da olabilirim. Ote yandan etrafımda Cansu’nun dediklerini söyleyen insanlar da var. Onlarda da aynı öfke var ben nir şey anlattığımda, buna kızamam. Her neyse bu konuda belki sadece erkek arkadaşımla veya bir uzmanla konuşmam daha iyi. (Şimdilik) çok fazla konuşmak istemiyorum. Yaşadığım sorunların her ne kadar toplumsal boyutu olsa da çözümleri kişisel olabilir. Cansu’nun çıkışını iyi niyetli buldum. Ote yandan sevgilim konusunda ne kadar haklı bilemiyorum… Sevgiler hepinize.

          • deneyim paylaşımı

            Ote yandan öyle güçsüz, çaresiz biri de değilim ve genç kızlara kötü örnek olmsk da istemem. (26 yaşındayım). Bazı konularda zaafım var bunu kanul ediyorum. Yani babasının dövdüğü kızla benim durumum da bir değil aslında… Ben kendi seçtiğim bir ilişkideyim. O da var elbette. Bu konu çok karışık. Olayı tartışmaktansa Aksu Bora okuyacağım şimdi.

          • Cansu

            İyi niyetimi anlamış olmana ne kadar sevindiğimi anlatamam ‘Deneyim paylaşımı’. Bir uzmanla konuşmanı ben de çok isterim. Eminim sana en uygun olan yorumu en uygun dille o yapacaktır. Dediğim gibi ben sadece fikrimi belirttim, haklı bulup bulmamak senin kararın. Sevgiler. İyi geceler.

          • Tezer

            Sevgili Deneyim Paylaşımı,

            Açıkçası dinamikleri farklıydı ama arkadaşlarımın çok yarıdgadığı, suratıma bas bas şiddet yaşıyorsun diye bağırdığı bir ilişkim oldu. İyi niyetle yapıyor olmaları yanlış bir şey yaptıkları gerçeğini değiştirmiyor benim gözümde. Çünkü zaten zor bir deneyimi yaşayan beni iyice yanlızlaştırıp o ilişkiye daha çok sarılmama neden oldu bu tavırları.
            Şiddet yaşadığımın farkındaydım. Benim de aynen sizin gibi ilk ilişkimdi ve bitmesini istemiyordum. Bana şiddet uygulayan erkek arkadaşım aynı zamanda başka erkeklerden geçmişte görmüş olduğum şiddetin etkileriyle mücadele etmemi sağladı ve pek çok açıdan destek oldu. Bu onun yaptıklarını meşru kılmıyor ama başka açılardan güçlenmeye ihtiyaç duyduğum o dönemde yanımda olmasının da kimsenin anlayamadığı bir katkısı oldu bana. Benim ilişkim bu sürecin sonunda bitti. Kendimi hazır hissedebilmemi bir parça bana şiddet uygulamakta olan erkek arkadaşımın sağlaması da ilginçti. (Yani iktidar ilişkileri de, cinsellik de, arzu da, sevgi de, hayat da o kadar basit değil.)
            Tabii ki siz ve ben aynı tepkiyi vermek zorunda değiliz. Ama bence sizin deneyiminizle iligili size öfkelenen arkadaşlar da kendileri şiddet uyguluyorlar. Ben uzun vadede çok zararlarını gördüm. Yaşadıklarımı anlatmaya çekinir, kendimi anormal hisseder ve suçlar hale geldim. Buna izin vermiyor olmanızı dilerim. Sizi gerçekten anlayan ya da anlamaya çalışan kadınlarla (ki benim böyle tek bir arkadaşım vardı) ilişki kurmanın da bu süreci atlatmamda çok faydası oldu. Umarım karşınıza öyle kadınlar çıkar.

          • aslı

            Psikolojik bir yorum yapacağım, Tezer tarafından bilmiş kişi olarak yaftalanma riskini alarak.
            Kendi deneyimlerim ve uzun süredir bilinçdışı süreçler üzerine yaptığım okumalar/düşünmeler üzerine yapıyorum bu yorumu.
            Bir kadın(hatta insan, herkes), kendini az-çok şiddet içeren veya aşağılandığını hissettiği durumlar içeren bir ilişkide bulunup, buradan kendini çıkaramıyorsa – ne kadar aşık olduğunun bir önemi yok- orada kendisiyle ilgili bilinçdışı bir takım inanç kalıpları olduğunu gördüm.

            Yani seçilen erkekleri seçme süreci(tam tersi durumda erkeklerin seçtiği kadınlar için de geçerli), o kadar rasyonel değil. Hatta belki hiç değil. Bilinçaltımıza yerleşmiş inanç kalıpları doğrultusunda gerçekleşiyor ve ilişki içinde yaşadığınız her sorun da aslında kendi zihninizde kendinize ait çözmeniz gereken bir kalıba işaret ediyor. Aşk bunun sadece bir paravanı. Sadece bunun üzerine düşünmenizi tavsiye ediyorum. Daha önce çeşitli şekillerde istismar yaşamış insanlar, ileride aynı kalıpları üreten ilişkilere girebiliyorlar ve bilinçdışı işleyen bir süreç aslında. Vajinusmus rahatsızlığı olan bir kadının, böyle davranan bir erkeği seçmesinin ve aşık olmayı sürdürmesinin, böyle bir anlamına olduğunu hissediyorum. Yine de sizi tanımıyorum elbette ama işi bu yönden de düşünmeyi ihmal etmeyin derim.

          • Tezer

            Sevgili Aslı, gözden kaçırdığın nokta şu: bilinçdışının varlık sebebi bazı şeyleri bilinç düzeyine çıkaramıyor oluşumuz. Yani elbette söylediklerin üzerine düşünebiliriz. (Deyenim Paylaşımı’na yazmışsın ama ben de düşünmek ve birlikte düşünelim isterim.) Ama kendi bilinçdışımızı oturup düşünemiyoruz. Psikanalitik bilgi klinik ortam dışarısında kullanılması oldukça zor bir bilgi. Freud’un işe otoanaliz ile başlamış olması bana çok ilginç geliyor. Freud’un tüm eserlerini okumadığım için bunu nasıl başardığını hala kavrayamadım. Ama Freud’un en önemli bulgusu bir semptomun semptom olarak tanımlanmasının klinik ortamda dahi başarılı bir sonuç vermemesiydi. Dolayısıyla klinik pratiği uzun, emek isteyen, zorlu bir analiz süreci olarak şekil aldı. Başından beri tanı koymanız konusundaki itirazım bir parça buradan geliyor. İlk terapiye gittiğimde aklımda ‘benim neyim var? sorunum ne?’ gibi sorular vardı ve bir tanı ya da sorunlarımın kaynağını arayış içindeydim. Terapistiminse ilk uyarısı bunlara odaklanmamam, bunun terapi sürecini baltalayacağı oldu. Psikanaliz psikolojiden çok farklı olarak tanılarla normal/anormal, sağlıklı/sağlıksız, doğru/yanlış ayrımlarıyla işlemiyor. Bireyin yaşantısının tekilliğini merkezine alıp onu kendi yolculuğuna çıkarıyor. Hazır psikanaliz konusu açılmışken belki birbirimize anlamamızın vesilesi olur dedim.

          • aslı

            @Tezer, bilinçdışı üzerine düşünmek için Freud’a başvurmamıza gerek yok, psikanalize de. Üzerinden çok su aktı zaten.Feminizm hiç barışamıyor ama spiritüel çalışmalar bu anlamda çok zengin. Özellikle şamanlarla yapılan çalışmalar. Olga Kharitidi’yi okumanızı tavsiye ederim. Bilinçdışı kendini birçok şekilde maddi alana yayar. Bedende de gösterir kendini. En basiti vajinusmus,hastalıklar bunun semptomları. Bir diğer en önemli gösterge duygular. Sonra döngü halinde sürekli yaşanan deneyimler. Mesela hep aynı tip ilişkiler, erkekler hatta arkadaşlarla karşılaşılıp, aynı şeye maruz kalmak gibi. Bunların hepsi ipuçları, bilinçdışını görebilmek ve bilinç düzeyinde kavrayabilmek için. Bunu kişi kendisi de yapabilir, ben senelerdir yapıyorum, sadece bir mücadele halinde geçiyor. Çünkü bilinç düzeyinde anlasanız da kalıplar öyle hemen değişecek yapıda değiller çünkü zamanında bir amaçla oluşmuşlar zaten. Psikanaliz bunları bana pek anlatmadı açıkcası. Bir sürü boşlukları var. Ama bilgi orada. Derinine dalınca, beden de konuşmaya başlıyor, bilinçdışı da.

        • Cansu

          Oşu bubu, sizin de yorumunuzu yeni gördüm ancak demin yaptığım yoruma bir göz atıp, son yorumumla ilgili fikirlerinizi de ifade etmenizi istesem.

        • Cansu

          Oşu bubu, hala şiddet ve şiddeti uygulayan bireyi ayırdığınızı düşünüyorum. İnsanların hayatlarındaki seçimleri yargılıyormuşum gibi bir tavır göstermenize anlam veremedim açıkçası. Tabii ki de benimle aynı olmak, örtüşmek zorunda değil başka bireylerin tercihleri. Ancak benim bunları kendi görüş açımdan değerlendirmeye ve eleştiri yapmaya hakkım var. Üslubum sizi rahatsız etmiş olabilir, mümkündür. Daha başka eklemek istiyorum ki benim yorumumdan alıntıladığınız kısımdan sonrasına kesinlikle katılmıyorum. Özellikle yapılan suistimalin bilinçli/bilinçsiz ayrımıyla birlikte, bilinçsiz diye tasvir ettiğiniz (ki bilinçsiz suistimal diye bir kavram olabilir mi?) suistimali meşrulaştırmış olduğunuzu belirtmek istiyorum. İyi geceler.

          • Oşu Bubu

            Cansu, değerlendirme ve eleştirinin ötesinde agresif bir müdahaleniz olduğu net bir şekilde orada metinde duruyor. Sinirle cevap yapıştırmak için değil de anlamak için okursanız yorumlarımızı belki daha ferah bir yere çıkarız buradan. Şiddeti meşrulaştırmak ‘burada sorun yok, herşey normal’ ya da ‘hakettin’ denince olur (çeşitlendirilebilir) Ben sizin ‘şiddet var’ deme üslubunuza ve tavrınıza yönelik bir eleştiri getiriyorum. ‘Şiddet var’ derken siz baskıcı konumunda yükseliyorsunuz, bunu göstermeye çalışıyorum. Deneyim Paylaşımı’nın yazdıklarına dair tek bir yorum yapmadım.
            Bilinçsiz suistimal ise şöyle bir şey oluyor: kendinizde işleyen mekanizmaların farkında olmadan karşı tarafın zayıf noktalarından istifade ederek kendinizi güçlü kılıyor, durumu kendi çıkarlarınıza yarayacak şekilde eğip büküyorsunuz. Ancak bunu bencilce yaptığınızı görmüyor, patternleri deşifre edemiyorsunuz. Hatta iyilik, doğruluk olarak kodlayabiliyorsunuz. Katman katman açılabilen bir durum bu ama herhalde anlatabildim, uzatmanın manası yok?!

      • Ebr

        Bu yorumu öfkeli bulmuyorum sadece can havliyle bir insanı omuzlarından sarsmak düzeyinde olduğunu düşünüyorum ve hak veriyorum.

  • aslı

    Sanırım, ben hayatımı bir erkekle paylaşmayacağım.:)) İnternette cinsellikle ilgili okuduğum her yazı ve yorum bana bunu hissettiriyor.

    Şu erkeklerin devamlı söylediği “benim ihtiyaçlarım, ama biyolojik dürtüm” şeklindeki bahaneler duyduğum en kötü bahaneler çünkü bu tarz bir savunma bence ancak bir tecavüzcüye yakışır. İhtiyaçlarını karşılamazsa delirecek ya! Biyolojik dürtüsüne engel olamıyor ya! Sürekli bu yorum var. O zaman potansiyel tecavüzcüsünüz dediğimde kızmasın erkekler. Bu bahaneler bu kapıya çıkıyor. Ben istediğimde benim arzularım tatmin olmalı diyen bir erkek, gerçekten çocuktur ayrıca, büyüyememiştir.

    Ama benim kızdığım, feminist kadınların bile hala -sevdikleri için belki- böyle davranan erkekleri “içindeki erkeklik kurumu, ideolojisi zartu zurtu” diyerek temize çıkarmaya çalışmaları. Yani o erkekle, yaptığı davranışı ayrıştırıyorsunuz. Bu bana yanlış geliyor. Sonunda ise olay yine dönüp dolaşıp kadınların herşeyi anlaması, düzeltmesi, uğraşmasına kitleniyor. Kimse kusura bakmasın ama ben erkekleri kurtarmaktan yana değilim. Bu tarz söylemler duyunca da öff yine mi ben analitik çözümleme yapacağım, erkeğin psikoloğu ve annesi olacağım diye düşünüyorum. Ve dikkat ederseniz, objektif olsanız da yaranamazsınız(baknz: ekşi sözlük yorumları) O yüzden analitik çözümleme yerine, kızgınlığımızı da gösterelim, tavrımızı da koyalım, isteklerimizi de sıralayalım derim.

    Öte yandan Tezer, bana biraz fazla alınganlık yapıyorsun gibi geldi, gelen yorumlara koyduğun tepkilerde. Dayanışmak sence nasıl olmalı, detaylı bir tarifini yapar mısın? Bence kadınlardan seni anlayan ve destekleyen bir sürü yorum gelmiş. Daha da gelecek gibi duruyor. Ama sen istiyorsun ki, yorum yaparken kimse fikir yürütmesin duruma dair. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Elbette okuyunca sinirleniyoruz. Çünkü aklımıza daha önce okuduğumuz, gördüğümüz, deneyimlediğimiz bir sürü hikaye geliyor. Ben de sinirlendim. Çünkü niye hep kadınların, kendini kanıtlaması gerekiyor veya suçluluk hissetmesi gerekiyor diye düşündüm. Veya niye bir erkek değil de bir kadın buraya yazdığın gibi çözümlemeler yapıp, günlerce üzerinde düşünüp, sorunu çözmeye çalışıyor da bir kere bir erkek anlamaya uğraşmıyor, sorgulamıyor diye düşündüm.

    Ama elbette sonunda önemli olan senin ne hissettiğindir.

    • oyk

      Sanırım ben de hayatımı bir erkekle paylaşmayacağım. Aynı duyguları ben de hissediyorum. Bence de Tezer’in kocası bunu bile bile, gayet yanlış olduğunun bilincinde olarak yaptı. Gene de bunu kabul ederse, ileride içine nasıl da bir ara şeytan kaçtığına dair bunu anlatıp güleceklerdir diye düşünüyorum. Ama masum, bilmeden yapmış numarası sürerse kötü. Gerçekten en kaçınmamız gereken şey o. Suratındaki şaşırmış ifade büyük ihtimalle Tezer’in o ters tepkiyi göstereceğini düşünmemesinden kaynaklıdır. En azından ben öyle okudum. Bağlamı, olayda geçen insanları tanımıyoruz sonuçta. Hiçbirimiz de yaşamamışız böyle bir şey. Benim de kalbim küt küt attı okuduğumda yazıyı. Tezer, olayla aramızda mesafe olduğu için mantıklı bir tartışma başlatılabileceğini düşünmüş ama bu yanlış.

    • afk

      katılıyorum. kişisel olan politiktir diyerek yola çıkıyoruz, gelgelim deneyimler söz konusu olunca bir duygusallık, bir depolitizasyon, istisnacılıkla karışık savunma güdüsü almış gidiyor. tamamen anlayabildiğimi/anlayabileceğimi iddia etmiyorum ancak düz erkek kafamla yaşanılan olayın hayli travmatik olduğunu görebiliyorum ben, erkek beyninin bu olayı yorumlama kapasitesi var yani. fail de gerekli akli kapasiteye sahipken mağdurun olayı anlamlandırma görevini üzerine alması oldukça garip bence. ataerkil endoktrinasyon tamamen aşılabilir demiyorum ancak erkekleri bu kadar çaresiz görmemek lazım, hele ki bu gibi net eril şiddet örneklerinde.

      • Tezer

        Hemen yukarıda bir yorumda son haddine ulaşmış bulunan ‘dayanışma’ tarzının sakatlığından bahsediyordum Aslı. Sabahtan beri ısrarla bazı şeyleri anlatmaya çalışıyorum ama sesim uçup gidiyor anlaşılan. Burada süren tartışmaya dair bir şeyler söylemek istiyorum. Ve Cansu’nun ‘Deneyim Paylaşımı’na yaptığı sorundan sonra alınganlık yapmadığımdan emin oldum.

        Hayatınızı bir erkekle paylaşmama kararınıza saygım sonsuz. Ama bazılarımız paylaşıyor işte. Ve bunu yaparken de güçlenmeye, ilişkisini eşit bir zemine çekmeye çalışıyor. Diğer feministlerden de bu yönde destek arayabiliyor. Bunun neresi garip?

        Yazıyı okurken kalbinizin küt küt atmasının, öfkelenmenizin ve öfkenizi burada ifade etme gerekliliği duymanızın sebebi muhtemelen bu ilişkinin size bir yerlerden tanıdık gelmesi, dolayısıyla size dair bir deneyim olması. Peki bunu neden yalnızca benim berbat bir adamla yaşadığım eşsiz bir şiddet deneyimiymiş gibi tartışmakta ısrar ediyorsunuz? Neden bir türlü yazıda sorduğum sorular ilginizi çekemiyor? Neden bunu binlerce kadın yaşıyor dememe rağmen beni kurtarma yarışına giriştiniz? Şiddeti tanıma becerinizin benden daha iyi olduğunu size düşündürten nedir? Benim yaşadıklarımla yüzleşemeyecek kadar az feminist ve güçsüz olduğum sonucuna nereden vardınız?

        Afk, ‘kişisel olan politiktir’ diye yola çıkmıyoruz. ‘Özel olan politiktir’ diye yola çıkıyoruz. Bu da modernizmin kamusal/özel alan ayrımı üzerinden ‘özel’ alan dahilinde tanımlanan olguları depolitize etmeyelim demek oluyor. Ancak bu benim kişisel deneyimim üzerine hep beraber eğilip feminizmin bütün mevzusu beni kurtarmakmış gibi yapmamızı gerektirmiyor. Benim deneyimim ile sizin kendi deneyimleriniz ve genelde kadınların (yerine göre LGBTİ’lerin, çocukların…) deneyimleri arasındaki ortaklıkları bulup bunlar üzerinden ‘politik’ olanın hattını çizmemiz gerekiyor. Benim kişisel hayatımı çözüme kavuşturmamız, uzman görüşlerinin belirtilmesi, ben burada yokmuşum da patolojik bir vakayı inceliyormuşsunuz gibi davranmanız bu anlamda feminizmin herhangi bir yerine sığmıyor.

        Tutun ki her şey sizin gördüğünüzden ibaret. tutun ki ben bir şiddet mağduruyum ve o kadar mağdurum ki bunu kabul edemiyorum. Feci travmatize oldum ve gerçekleri görmezden geliyorum… Size düşen rol hakikati yüzüme çarpmak mı? Bırakın feministleri, herhangi bir insanda ‘bu konuyu cesaret edip kendi deneyimi üzerinden yazan ve sürekli kendi ilişkisine odaklanılmış olmasından rahatsız olan bir kadını daha fazla zorlamayalım, konuyu mikrodan çıkarıp makro düzeyde tartışalım’ deme nezaketi olur. Evet, politik tavrınızın sakatlığı bir yana temel bir nezaketten yoksun olduğunuza kani oldum. Travma geçiren bir insana ‘amaaaaan tanrım şiddete uğramışsın, çok öfkeliyim ve sen travma geçiriyorsun’ denmez. Bu kadar basit.

        Faillikse lütfen şurada kurduğunuz ‘bilir kişi’ ve ‘kurtulmuş kadın’ failliklerine bir bakın. Bu nasıl bir faillik? Bunun herhangi bir yerinde feminizm göremedim ben.

        Kocamın failliğini elinden alma yorumuna da artık ne diyim ki? Bu kadar saçmalanır artık. Benim anlamlandırma çabam benim anlamlandırma çabamdır. Buna dahil olup olmamak faile kalmıştır. Bırakın anlamlandırma çabasının insan olmanın toplumsal var oluşunun parçası olmasını, şiddet mağdurları zaten anlamdırma çabasına girerler. Ne yapmalıydım? Bu yazıyı yazmasaydım o zaman failliğini elinden almamış olabilecek miydim? Biraz yazdıklarınızda tutarlılık ve mantık olsun. Ha beklentiniz ‘Şiddet faili’ addettiğiniz insanın failliğini ortaya koymuyor oluşuysa, o kişi benimle aynı yolları ve aynı mecraları seçmek zorunda değil. Ne yapsın yani buraya yorum mu yazsın? Hepinizin önünde tartışalım siz de hakemlik mi edin? Nedir istediğiniz? Bir olayı şiddet olarak tanımlayıp onu bu kadar seyirlik hale getirme arzusu nasıl olabiliyor ve dahi ne zamandan beri feminizm sayılıyor?

        Ay resmen bugün bu sitede şiddet var!

        • Cansu

          Tezer, had konusunda beni suçlayıp saldırgan bir tavır gösteren sizsiniz, bunu söylemeliyim. Destek aramasının neresi garip diyorsunuz, destek çıkınca da, sizin istediğiniz kelimelerle destek çıkmadığımız için dayanışmamış mı oluyoruz? Esas sizinki nasıl bir küstahlıktır! İki açıdan bakıldığında da argümanınız zayıf kalıyor, ilk nokta: “Birinin şiddete karşı sinirlenmesi için mutlaka deneyim yaşamış olması mı gerekir? Ve kendince tavsiye verdiğinde/eleştiri yaptığında karşısındakini salak yerine mi koymuş oluyor?”, ikinci nokta: “Deneyim yaşamış olsa bile, önce bir kendini kurtar, sonra konuşalım demek, fikir alışverişine mani olmak veya deneyim yaşamamışsa da sen nereden bileceksin tavrıyla karşıdakini yermek.”

          • Tezer

            Cansu, beni yanlış alamışsınız. Dayanışmanın son haddinden bahsediyordum. Sizin haddinizden değil. Yani burada sorunlu gördüğüm ‘dayanışma’ anlayışının kademe kademe bizi götürdüğü noktanın en uç örneğini sizin verdiğinizi ifade etmeye çalıştım, had bildirmeye değil. Bir dha okuyun lütfen yorumumu.

            Yaptığınızın kendince tavsiye vermek falan olmadığı bana kalırsa açık. Oşu Bubu zaten durumu güzelce anlatmış. Ben de bugün bu konuda çok çaba sarf ettim. Size kişisel olarak açıklama borçlu değilim esasında.

            Hayır fikir alış verişine mani olmadım. Bana ve şiddet görmüş bir başka kadına “Bakın, yaşadığınız…” diye ne yaşadığını söylemek, büyük harflelerle yazarak esasında o anda bağırıyor olduğunuzu belirtmek, ilk okul öğretmeni gibi ders verir üsluplara soyunmak… Bütün bunlar kendinizi ne kadar yukarıda konumladığınızı gösteriyor. Ve bunu şiddet deneyiminden geçenkişilere yapıyor olmanız da tam anlamıyla şiddet uygulamak anlamına geliyor.

            Bütün bu tavırlarınıza rağmen hangi zemin üzerinden bana bunları yazdığınızı anlayamıyorum. Başkalarının nasıl ne zaman nerede kime şiddet uyguladığını belirlemekte bu kadar marifken kendi uyguladığınız şiddete KÖR olmanızın nedeni nedir? Feminizmden yalnızca erkeklerin şiddet uygulayabileceği, yalnızca onların patriyarkal sistemdeki iktidar pozisyonlarına talip olabileceği, yalnızca onların davranışlarından sorumlu tutulması gerektiğini mi anlıyorsunuz?
            Benim yorumlarınızdan yaptığım çıkarım bu. Ve feminizmden anladığım kesinlikle bu değil. Madem şiddeti tesbit edeceğiz ve şiiddet faillerini sorumluluğa davet edeceğiz, ben sizi davet ederek başlıyorum. Buyrun.

          • Cansu

            İlk paragrafınızda bahsettiğiniz yanlış anlama durumumu farkettim. Açıkladığınız için teşekkür ederim.
            Beni şiddet faili olmakla suçladığınız için de teşekkür ediyorum, sizle iletişim kuramadığımıza karar vermeme vesile oldu. Erillik ideolojisine sahip insanlara cinsiyet farketmeksizin tepkili olduğumu söylememe rağmen, beni erkek düşmanı ilan ettiğiniz için de teşekkür ediyorum. Çok iddialı ama gerçeklikten ve daha başta belirttiğim şeylerden o kadar uzak ki. Esas siz, eril ideolojiyle düşünüyor olsa bile cinsiyeti erkekse, mağdur olduğununu söylüyorsunuz. Düşüncemi net bir dille açıklamam gerekirse: “Cinsiyet farketmeksizin patriyarkal ideolojiye sahip olanlara tepkiliyim. Bu tepkim cinsiyet odakli değil ideoloji odaklıdır. Bireyin eril ideolojiyle düşünmesi ve bunu uygulamasında; bireyin davranışının, bireyi masum gösterecek bir şekilde, ondan soyutlanması doğru değildir.”
            Size sorularınızın cevaplarını arayışınızda başarılar. İyi geceler.

      • afk
    • Ebr

      Bu yorumu çok çok sevdim. Mesela en son, kürtaj olmak isteyen kadın haberi vardı, eski koca bir manyak, yeni sevgili daha manyak ve haberi izleyen “erkek” akıllar “bir manyaktan kurtulup diğerini nasıl bulmuş” diye yorumlayabiliyor. Oysa tam da bu “bilinçdışı seçimler” benzer deneyimler yaşadım, farkındalık kazanmak gerçekten kolay değil ve zaman alıyor.

  • ayşe

    birkaç erkeğin yukarıda yer alan yorumları feminizm tartışmalarının ve eylemlerin neden erkeklerle birlikte yürütülmemesi gerektiğine dair iyi bir açıklama niteliğinde. ben çok sıkıldım bu karşımıza geçip parmağını sallaya sallaya bize feminizm dersi vermeye çalışan erkeklerden! he canım, feminist olan da sizin istediğiniz gibi kadın olsun, feminist olmayan da sizin istediğiniz gibi kadın olsun. bütün sistem erkeklerin isteklerini tatmin etmeye yarasın böylece. şu dünyada hakikaten tek kalemiz feminizm ve onu da gelip nasıl inşa etmemiz gerektiğini öğretmeye çalışıyorlar ki kolayca yıkabilsinler. defolup gidin gerçekten!

  • Deneyim paylaşımı

    Pornolardaki kadınların “her an müsait” oluşu ve “müzakere gerektirmeyişi” de önemli. Şey görüşüne katılmıyorum ben de yok işte porno seksi gerçek seks değil o kadınlar plastik vb… değiller. Ki Tezer de çok güzel ifade etmiş “üretim süreci değil dağıtım süreci” diye. Benim erkek arkadaşım pornoyu bıraktığını söyledi bana (ben porno karşıtı değilim, bazen porno izliyorum tek başıma, erke arkadaşıma bunu yapmasını ben söylemedim), ama benim de porno kadını ile ilgili bazı dertlerim var. Dediğiniz gibi işte tüketim süreci. Ben porno izlerken merak, iki insanın veya bir grubun sevişmesini dikizlemek gibi ihtiyaçlarımı tatmin ediyorum ama erkekler onu sanki tüketiyor sanki kendileri için yaratılan bir hayal dünyası.

    Her neyse bu gerçek kadın müsait kadındır (müsait hehehe :D) siz kaprisli frijitlersiniz erkeklerin de ihtiyaçları var şekerim ne sandın diyen gerizekalı mal değnekleri beyinsiz yaratıklar ile “evlenince tecavüz olmaz ki :/ :/” diyen fosfor beyinlilileri aynı kefeye KOYARIM.

  • Oşu Bubu

    Tezer merhaba, öncelikle bu kadar hassas bir konuyu böyle bir açıklıkla paylaştığın için teşekkürler. Yorum moderasyonu bu hafta bende. Serzenişine istinaden bir iki not düşmek istedim. Öncelikle 5H yorumlarında mümkün mertebe tüm yorumları onaylama eğilimindeyiz. Ancak haftanın editörüne göre ‘onaylanamaz’ olan değişiyor. Hassasiyetsizlikte (hatta açıkça dangolozlukta) yarışan yorumlar geldi bu yazıya. Maalesef senin yazında dilediğin türden yorumlar henüz burada çoğunlukta değil ancak hem konunun hassasiyetinden hem de daha 24 saat olmuş olmasından ötürü zaman geçtikçe daha anlamlı yorumlar geleceğini düşünüyorum. Ben şahsen hala kendi deneyimlerimle ilgili düşünüyorum ve neresinden tutacağıma karar vermeye çalışıyorum. Ve habis bulduğum, tartışmaya da hiçbir şey katmadığını düşündüğüm ve hatta dün gece sinirden beni uyutmayan saçma sapan yorumlar içinde kafamı toplayıp henüz yazamıyorum. (Bu yorumları onaylamadım bu arada.) Sabahtan beri de aramızda hangi yorumun onaylanabilir hangisinin onaylanamaz olduğunu hararetli bir şekilde tartışmaktayız. Doğru cevap kimsede yok. (Tartışmayı danışmadan ekşisözlük’e taşımış olan arkadaşa da teessüf ediyorum ve senin verdiğin cevaba tamamen katılıyorum.)
    Eklemek istediğim bir nokta: kendini uzman, doktor sanıp teşhis koymaya çalışan, bir çift olarak sizi yargılamayı yorumunun belkemiği yapmış yorumları onaylamamaya gayret ettim. Biliyorsun ki bir yazıyı yazdığımızda sadece tartışmaya açmak istediğimiz konuları yoruma açmış olmuyoruz, okuyucu ne alacağına ve ne vereceğine yazardan bağımsız karar veriyor. Hatta çok net bir şekilde ifade edilmesine rağmen yazının iddia ettiği şeyin tam tersini anlayabiliyor. Uzun lafın kısası yorumlar tahmin ettiğinizden büyük bir hassasiyetle modere ediliyor. Ancak böyle hassas bir konuyu tartışmaya açarak sıyrık almadan, internet ortamının gazabına uğramadan anlamlı bir tartışma yürütmek de neredeyse imkansız. Burada hala var olan bazı kırıcı yorumlar farklı yazılarda onayladığımız kırıclıktan öteye geçmiyorlar. Böyle aklı başında ve cesur bir yazıyı kaleme almış olan biri olarak aralarından dikkate almayacak olduklarını rahatça seçebildiğine eminim. Özellikle kırıldığın yorumlar varsa konuşmaya da açığım.

    • 5h4rfl1

      “haftanın editörüne göre…” böyle bir kıstas mı olur allah aşkına? ne demek haftanın editörüne göre? aynı yorum haftaya yazılsa onaylanacak mı? onaylanamazın evrensel bir tanımı mı var? “top benim istediğimi oynatırım beğenmeyen gitsin” mi denecek? küçük esnaf mantığıyla böyle sosyal bir siteyi mi yöneteceksiniz?
      şu yorumu silin şu kalsın diyecek halimiz yok. yorumlara nasıl bir kriter, nasıl bir filtre gelecek ona da karışamayız elbette. ancak sitenin kesin ve belirlenmiş ilkeleri ve bu doğrultuda hareket eden mod.ları olmalı. yoksa bu hafta senin paşa gönlün haftaya benim keyfiyetimle nasıl olacak bu işler?

      • Oşu Bubu

        5Harfliler’de editörlük haftalık ve aylık olarak devir değiştiriyor (bu iki tip editörlük farklı sorumluluklar taşıyor). Kriterler konusunda çoğunlukla anlaşıyor olmasak yani paşa gönüllerimiz bir olmasa 5Harfliler olmazdı, çekirdek kadro da çekirdek kadro olmazdı. Her kavram gibi ‘habis’ kavramı da kişilerce farklı yorumlanabilir, sonuçta gri bir alanda hareket ediyoruz. Şu durumda benim habis bulduğumu başka bir arkadaşım habis bulmayabilir, bunu da aramızda tartışıyor ve ona göre bir sonuca varıyoruz.
        Son olarak, küçük esnaf severiz; bu tip bir çalışma bize daha çok yük bindiriyor ama internet gibi vahşi batı tadında bir ortamda mümkün mertebe güvenli bir alan yaratmak da böyle oluyor. Sitenin kesin ve belirlenmiş ilkeleri var zaten, örneğin biri, mümkün olduğunca güvenli bir alan yaratmak.

  • Tezer

    Sevgili Ged, Deneyim Paylaşımı, Aslı, Ayşe, Oşu Bubu hepinize teşekkürler. Bu yorumdan sonra yeni bir tartışma açılmazsa biraz kendi köşemden tepkileri izlemeye çalışacağım ve anlayışınız, tartışmaya katılma biçiminiz, bol bol yorum yapmam karşısındaki sabrınız için teşekkür ederim. Açıkçası beklediğim bu tür yorumlardı ve özellike olayın Ekşi’ye taşınmış olması nedeniyle bu yazıyı yazdıktan sonraki süreç beni yordu. Dayanışmadan kasttetiğim bana ne yaşadığımı söyleyen, tanı koyan, kendi içimde yaşadığım süreç ve ilişkimle ilgili benim adıma kararlar veren, kocamı ya da beni defe koyan yorumlar değil, benzeri durumlarda ne yapmamız gerektiğine, özellikle kadın ve erkeklerin paylaştıkları üzerinden bu toplumsal olguyu anlamaya odaklanan yorumlar yapılmasıydı. Yaşadığım durum nihayetinde ‘biricik’ (tekil) bir deneyim. Dolayısıyla bundan yola çıkıp ders verilmesini, yargılayıcı sonuçlara varılmasını, birilerinin beni ya da kocamı tanıdığını varsaymasını yadırgıyorum. Beni yalnız hissettiren değil, el veren yorumlar beklemiştim. Pornoyu gündelik deneyimlerimizden doğru düşünmeyi teklif etmiştim. Kendi deneyimimi paylaşarak konuyu açmam bu yüzdendi. Dışarıda, bazı kadınların sorunu olan bir konudan değil, beni de etkileyen bir meseleden bahsettiğimi söyleyerek beraberce ‘acaba bizi nasıl etkiliyor’ diye düşünebilmenin önünü açmak istemiştim. Erkeklerin otomatik cevaplarındaki ve kadınların hislerindeki ortaklıktan bir ders çıkarmak bana anlamlı geliyor, ötesi değil.

    Ekşi’ye bakmak gibi bir hata ettim. Maalesef yazıyı buraya yazmış olmak beklediğimden farklı sonuçlar doğurdu (Ekşide tartışılması). Burada ve Ekşi’de yazılan bazı yorumlar nedeniyle içinden geçtiğim süreç daha da zorlaştı. Üstüne üstlük, bu sürece kocamı da dahil ettim. Kendi aramızdaki bir şeyi kamusal bir tartışma haline getirdim. Ve bilip bilmeden yapılan örseleyeci, ilişkimi didiklemeye odaklı (dikizleyici), olayın toplumsal boyutunu inatla görmezden gelen ve bizim üstümüzden tartışmaya çalışan yorumlar yüzünden hem kocamın hem de benim bu süreçten olumsuz etkilenmeden çıkması gibi bir sorumluluğun altında buldum kendimi. Esasında ‘okuduğumuzu anladık mı’ testinden geçemeyecek arkadaşlar yorum yapmasalardı durum böyle olmayacaktı. Neyse, attığım imdat çığlığına cevap vemiş olduğunuz için teşekkür ederim. Beklediğim yalnızca, ‘yalnız değilsin, biz de yaşıyoruz bunları, şöyle yapabilirsin aslında’ gibi bir cevaptı. Ya da yazının sonunda sorduğum sorulara yanıt veren bir karşılık.

    İşte benim kafamı karıştıran ‘Deneyim Aktarımı’nın aktardığına benzer deneyimlerdi aslında. Yani olay cinselliğe gelene kadar bahsettiğimiz adamlarla çok mutlu olabiliyoruz, doyurucu bir ilişki yaşayabiliyoruz. Esasında rızamız sınırları içinde kalındığında (biz de karşımızdakinin rızasını aldığımızda tabii ki) cinsellik de doyurucu olabiliyor. Yazıda da bahsetmiştim, vajinismus ile mücadele ederken partnerini cesaretlendiren, süreci kolaylaştıran bir erkeklik de mümkün. Böyle de bir partner modeli var. Ama bazen kadının ağzından dökülen tek bir hayırın karşılığı ‘benim ihtiyaçlarım, benim zevkim, ben…’ noktasında partnerinin kilitlenivermesine, eşitlik ve rıza zemininin yok olmasına dönüşüveriyor. Çünkü erkeklerin cebine doldurduğumuz (ama yazıda da örneklediğim gibi özellikle onların birbirlerinin cebine doldurduğu) bir sürü laf var. Onların olmazsa olmaz tatmin gerekliliği var. Bunun bizim üstümüzdeki baskısı var. Kadınlarının tatmininin yine kimsenin umurunda olmayışı var. Birbirini seven, birbirinden cinsel haz alan iki kişinin bazen tatminle sonuçlunmayabilecek bir cinsel aktivite içinde olduğu unutup pornodaki kaçınılmaz mutlu sonu bekliyorlar sanki bizden. Belki biz de erkeklerden bekliyoruz bazen, bilmiyorum. Diyelim ki her türlü cinsel faaliyeti gerçekleştirebildik ama orgazm olamadık (ki malum bunun türlü nedenle gerçekleşmemesi kadınlar için son derece normal) o bile kabul görmediği için orgazm taklidi yapan milyonlarca kadın var. Erkeklerin beklentilerinin imkansızlık noktasına doğru evrildiğine çeşitli ilişkilerde şahit oldum. Ve bu saçmalığa artık müdahale etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

    Yazıyı yazarken aklımda şu da vardı. Acaba porno izledikçe hakikaten imkansız beklentilere kendimizi gitgide daha çok kaptırıyor olabilir miyiz? Oturup konuştuğumuzda her daim sevişmeyi istemeyebileceğimizi anlayan partnerlerimiz onlara ‘hayır’ dediğimizde neden anlık dahi olsa bu kadar tepki gösteriyor? İşin fena yanı, o anda aldığımız tepkilerin ‘Deneyim Aktarımı’nın da bahsettiğin gibi toplumsal deneyimlerimiz nedeniyle zaten oldukça karmaşık ve güç hale gelen cinselliği daha da güçleştiriyor ve özellikle kadınların cinsel yaşantılarını baltalıyor olması.

    Benimle cinsel ilişkiye girmek isteyen birinin zorlaması değil, anlaması, kolaylaştırması, vs. gerekiyor. Çünkü türkiyede kadınlar onlarca cinsel şiddet deneyimi yaşayarak, namusları sorgulanarak, cinselliği konuşmaları, öğrenmeleri ayıplanarak vs. büyüyorlar. (Ve bu şiddetin de çoğunu erkekler uyguluyor.) Erkekler için de bu konu tabu tabii ki ama kadınlar üstündeki baskının çok daha fazla olduğunu anlamıyorlarsa gereçekten onlara diyecek laf yok. Öte yandan biz de bu erkeklerle birlikteliğimizi sürdürmekte kararlıysak ‘zaten böyleler’ deme lüksüne sahip değiliz diye düşünüyorum. ‘Bu erkelik, o kadar’ demek yetmiyor bana. Yani, tanı koyma değil derdim, anlama, çözümleme, (pratikleri) değiştirme. Eleştiri zaten bu değilse ne?

    Madem feministler olarak cinsiyetin/cinselliğin/cinsel kimliğin vs. toplumsal kuruluşunu dert ediniyoruz, o zaman erkek/kadın rollerinin bugün ne olduğu kadar yarın ne olabileceğine de bakmamız, bu yönde ne adımlar atmamız gerektiğini de konuşmamz gerekiyor. Kimliklerin bir kez ve sonsuza dek değişmeyecek şekilde kurulmadığını önce bizim bir anlamamız gerekiyor. Oturup mükemmel erkeği beklemeyeceksek ve heteroseksüelsek kendi ilişkimizde erkeklikle nasıl mücadele edebileceğimize kafa yormamız gerekiyor. Tabii bunun için farkındalığı yüksek, ‘evet haklısın, bu davranışmı değiştirmem lazım’ diyebilen ve değişim iradesini gösteren, bizim toplumsal kadınlık rollerini yeniden ürettiğimiz pratiklerimizi sorgulayan, vs erkeklerle olmamız, değişen ve dönüştüren ilişkiler kurmamız ideal olanı ama bunların türkiyede üretimi henüz ‘lüks meta’ mertebesinde. Bunu da en güzeli dayanışma içerisinde yaparız sanırım. Aslı yaşadığım olayda kocamı temize çıkarmaya çalıştığımı düşünmüş. Açıkçası tam aksini yaptığım kanısındayım. Öyle olsa neden bu yazıyı yazayım? Ama kocamın değişmedi/değişemeyeceği ve dahası ortalama bir erkek olduğu kanısında değilim. Erkeklerin değişme imkanını sorgularken kocamın sıradan bir erkek olmadığını vurgulama ihtiyacı duymamak isterdim ama tartışmalar bizim üstümüzden yürüyünce doğal olarak onun da kafadaki erkek imgesine tekabül ettiği ve bu imgenin erkeklerin hepsini, aynı anda, ve eksizsizce gösterebileceği yanılgısı karşısında bir tavır almam gerekti. Ben nasıl biricik (tekil) isem o da öyle. Ve o tekilliğin toplumsallık ile eklemlendiği noktadan incitti beni. Şaşkınlığım ve tepkim karşısında cebindeki eril dili çıkarıvermesiyle incitti esasen. Ve sanırım yazıyı okuyan feministlerin de benim de en çok öfkelendiğimiz nokta burasıydı. Peki o dili benim kocam tek başına mı üretti? İnternettin türlü yerlerinde ve ekşi’de yazılan türlü yorumlardan sonra hala tek sorumlunun kocam olduğundan emin miyiz? Eğer değilsek, neden bir kişinin davranışlarının sorumluluğunu alması ile toplumsal olarak ürettiğimiz dilin ve ideolojini sorumluluğunu almayı birbirinden ayrıştıramayalım? Bence bu ikisi aynı anda mümkün.

    Son olarak, moderasyon için çok teşekkürler. Zaten Ekşi’ye bakınca ‘kim bilir ne yorumlar geldi’ diyorum. Yorumlar diye yer yer Ekşi’dekilerden yer yer buradakilerden bahsetmem kafa karışıklığı yaratmış sanırım. Burada yayınlanmasa daha iyi olurdu diye düşündüğüm 1-2 yorum var. Onları da tahmin etmişsinizdir. Ama zaten yazı Ekşi’de tartışıldıktan sonra buradakiler bayağı solda sıfır. Numunelik ve ibretlik olarak kalsınlar bana kalırsa. Moderasyonun bilgilendirmesi için de ayrıca teşekkürler. Sitenin sıkı takipçilerinin tartışmaya yeni katılıyor oluşu da sanırım Oşu Bubu’nun dediği gibi yazının yeni yayınlanmış olsından. Umarım bundan sonrasında benim ilişkim değil de işaret etmeye çalıştığım olguyu tartışmaya imkanımız olur.

    Sevgiler.

  • selinn

    Merhaba,
    erkekler genelde evliliklerınde, evlenmeden oncekı hallerını devam ettirerek yasamayı sevıyorlar,biz kadınlarsa genelde planlı programlı neler yapmamız gerektıgını bılerek başlıyoruz evlılıge,
    Erkeklerin ozellıkle bu kadar aleni eşinin yanında onu yok sayarak yaptığı bu tarz cinsel dürtüler, çocukluktan bu yana onların kızlarda ne kadar üstün oldukları yalanını ebeveynlerının yada cevresının verdıgı egıtımle de alakalı.Biz kadınlar için ne kadar ayıpsa erkekler ıcın bu tur olaylar bızım bakış acımızla cok alakasız sekılde sıradan. Tabı bazı ıyı egıtımlı erkekler bu konularda hassas ama azınlıkta. Cinsel cesıtlılık herkesın hakkı,kadınlar da bazen erkeklerın sınırsız cınsel dünyasına karşılık veremiyor olabılır. Ancak erkek böyle yetıstı dıye kendını degıstıremez ve gelıstıremez manasına gelmemeli. Karsı taraftan edep ahlak ve güzel bır cınsel yasam beklentısı ıcndeysek kendımız de oyle olmaya ozen gosetrmelıyız.

  • n.

    bu başlığa yazmak istiyorum, bir iki cümle yazıp sonra siliyorum. anlamlandırmakta güçlük çektiğim bir şeyler var, yazıda ve yorumlarda: deneyim neden aktarılır, sadece yalnız olmadığını hissetmek, benzer deneyimlere sahip olanlarla duygudaşlık kurmak için mi, yoksa bir çeşit “bilinç yükseltme” amacıyla mı yapılır? ya da “kişisel olan/özel olan politiktir” meselesi neden var, gündelik hayatın, sıradanın, olağanın içindeki mikro iktidar ilişkilerinin, makro iktidar ilişkileri ile bağlantısını teşhir edebilmek ve buna karşı eyleme geçmek için değil mi? üstelik, hem kişisel olanı aktarıp hem de onda tekil olanı nasıl ayrıştıracağız? şiddeti ve şiddeti uygulayanı birbirinden mi ayıracağız, bu şiddeti uygulayanı mazur göstermenin incelikli bir biçimi olmaz mı?
    akıl vermek ya da tavsiyelerde bulunmak hiyerarşik bir ilişki kurma biçimi ama sadece deneyim aktarınca ne olacak, peki sonra? aktarılan deneyimde, sınır ihlali, şiddet varsa bu şiddettir tespiti yapanlara kızmamak, biraz daha kazmak gerekiyor sanki, maruz kaldığımız ama uygulayanı sevdiğimiz için kıyamayıp da sineye çektiğimiz tüm cinsel şiddet biçimlerini, şiddetin her zaman erkekliğini sorgulamayan erkeklerden değil, “inceltilmiş” erkeklerden de gelebileceğini, hegemonik erkeklik denen şeyin “inceltilmiş” erkekleri kendinden azade bırakmadığını ama bunun için de hegemonik erkekliğe bir yerinden eklemlenenlere anlayış göstermemiz gerektirmediğini…
    duyduğumuz sevginin uğradığımız şiddetleri mazur göstermesi konusunda ne yapmalı? ne yapmalı ve yapılması gerekenleri akıl vermeden ve tavsiyelerde bulunmadan nasıl paylaşabilmeli?
    bir sürü soru.

    • Tezer

      Bu sorulara şunları eklemek isterim:
      1- Deneyimini mikro ile makro arasında bir ilişki kurmak için aktarmış bir kadının yaşadığı deneyimi anlama çabası neden hiçe sayılır da deneyimine odaklanılır?
      2- Bunu yapmak, bu deneyimi izole ederek tek başına ona odaklanmak ve o kadına ısrarla ‘şiddet uğramışsın’ demek mikro ile makro arasındaki ilişkiyi kurmak mıdır?
      3- Böylesi bir deneyimi kendi içinde çözümlemeden tartışmaya açmak akılcı mıdır? (Sanırım değildi. Daha kötü etkilendim.)
      4-Kendi içinde bu deneyimi henüz çözümleyemediği belli olan bir kadına sadece ‘akıl vererek’, ‘öğreterek’ yaklaşmak feminist bir pratik midir?
      5-Bir deneyimi şiddet olarak belirlemenin ötesinde o deneyimi yaşayan kadınla nasıl ilişkileneceğimiz üzerine, dayanışma imkanı üzerine düşünmeden feminizm olur mu?
      6-Bir deneyimin şiddet olarak tanımlamanın ötesine geçemeyecek, nasıl mücadele edeceğimizi birbirimize ders vermeden tartışamayacaksan bu tanımın bize bir faydası var mı?

      Şu eleştiri doğrudan bana sanırım: “aktarılan deneyimde, sınır ihlali, şiddet varsa bu şiddettir tespiti yapanlara kızmamak, biraz daha kazmak gerekiyor sanki, maruz kaldığımız ama uygulayanı sevdiğimiz için kıyamayıp da sineye çektiğimiz tüm cinsel şiddet biçimlerini, şiddetin her zaman erkekliğini sorgulamayan erkeklerden değil, “inceltilmiş” erkeklerden de gelebileceğini, hegemonik erkeklik denen şeyin “inceltilmiş” erkekleri kendinden azade bırakmadığını ama bunun için de hegemonik erkekliğe bir yerinden eklemlenenlere anlayış göstermemiz gerektirmediğini…”

      Açıkçası kızdığım nokta bu tespiti ve analizi yapamadığımın var sayılması, ısrarla deneyimin yalıtılarak tartışılmasıydı. İlginç bir şekilde bir kaç kişi dışında kimsenin yazdığım yazı ve yorumlarda bu yetkinliği görememesiydi. Hakikaten bunu beceremediğimi mi düşündürüyor yazdıklarım?

  • qwert

    sevgili tezer, konu porno ve cinsellik olunca malesef toplumun cogunlugu tek hücreli canlilar gibi düsünebiliyor ve bunun örneklerini de yorumlarda gördüm. farkli algilar her zaman olacaktir elbette ama bir süredir Türkiye disinda yasadigim icin kiyaslama yapabiliyorum, bizim toplumda bu konu hala cok ama cok karanlik..

    senin yasadigin tecrübe de aslinda bu konuda önemli ve bana da biraz yol gösterdi gibi.. önemli olan aslinda yasanandan ziyade, senin ve partnerinin bu gibi durumlar karsisinda neler yaptiginiz. bence tepki vermek, durum hakkinda konusabilmek ve acik olmak en önemlisi, ben bu yazidan kendime bu sonucu cikardim. ayni durumu yasamadim ama biliyorum ki benim partnerim de porno izliyor, hatta gecenlerde sex partneri bulan sitelerden birine girdigini kesfettim fakat bunlari onunla konusmayi, acik olmayi cok istememe ragmen bilgisayarini karistirdigimi bilmesinden cekindigim icin onunla paylasmiyorum. esim fransiz bu arada -kültürel farkliliklar da var elbette- ama ben kendimi aldatilmis gibi de hissetmiyorum cünkü bu hayatta herkes kendi kabul ettigi dogruyu yasayabilir elbette. ama yine de bunlari onunla konusup, tepki verip, gerekirse tartisarak yasamayi tercih etmek gerekiyor. bu anlamda sizin aranizda yasanan hersey saglikli bence. sevgiler..

  • SEREN

    BENCE KÖKÜNDEN PORNO FİLMLERNİ KALDRMAK EŞLERİN BRBRLERİNE KARŞI İLGİLERİNİ ARTRR DYE DÜŞÜNYORUMM

  • Amanın

    Kocanızın sizin yanınızda bunu umursamıyormuşçasına yapmış olması size bir mesaj niteliğinde gibi görünüyor. Kendi ağzıyla demiş ki: İhtiyaçlarım var benim. Siz de onunla bir süredir cinsel ilişki kurmuyor olmanız dolayısıyla sanki sorumlu çıkmışsınız bu durumdan. Kocanızın dediği diğer şey onu çelişkiye düşürüyor: Ben eskiden de porno izlerdim. Eğer mesele buysa o halde sizin de ima ettiğiniz gibi sizi de dahil edebilirdi ya da bunu basitçe sizin yanınızda yapmazdı. Hatta arka odaya geçip ben bir porno izleyeyim diyebilirdi, değil mi? Bu durumda aa tamam olur kocacağım, keyfine bak diyecek haliniz yoktu. Belki bu nedenle size sitem edercesine bak şu beni düşürdüğün duruma der gibiydi yanınızda pornoyu açıp mastürbasyon yaparken. Haklısınız, ne diyeyim. Sonradan konuyu onunla konuşup çatışmayı çözmeniz de güzel olmuş.
    Yazınız erkeklerin ‘özellikle o dillendirdikleri cinsel istekleri konusunda’ yazmaya itti beni. Bildiğiniz gibi diyeyim, erkeklerin kadınlardan daha fazla cinsel isteği yok. Erkekler bence cinsellik yaşamaya daha fazla cesaretlendiriliyor. Böylece daha rahat hareket edebiliyor ve farklı şeyler yaşamaya daha yatkın oluyorlar (kanımca). Porno endüstrisinin neden daha çok erkeklere hitap ettiğini de bu durum açıklayabilir. Erkekler orada partneriyle yaşayamayacağı deneyimleri en azından sanal olarak yaşayabilme şansına sahip oluyor. Ya da en azından o an ‘o meşhur isteğinin’ doyurulamaması durumunu ‘gideriyorlar’. Erkeklerin hizmetinde olan bir diğer şey ise fahişelik kurumu. Bunu biraz daha ayrıntılı anlatayım.
    30’larının ortalarına yaklaşmış bir erkek olarak çok sayıda kadınla ilişkim oldu. Bu kadınların ortak bir özelliği vardı. Hepsi fahişeydi. Belki 40’tan fazla kadınla birlikte oldum, Türkiye’de ve Avrupa’daki başka bir ülkede. Kimileriyle birkaç defa birlikte oldum. Sevgilim falan olmadı. Bunun nedenlerine girmeyeceğim, yeri burası değil, ama sevgili edinemeyişim beni cinselliği hiçbir zaman yaşayamayacağım korkusuna sürükledi. Evlenmek de garanti değildi. Herkes cinselliğini yaşarken benim sadece mastürbasyonla yetinmem adil değildi. Şunu da belirtmeden edemeyeceğim, burada yazdıklarımdan yola çıkıp sırf cinsellik yaşamak istediği için kız arkadaş edinmek istemiş ya da evlenmek istiyor gibi sığ bir düşünceye varılmasın. Her neyse, esas vurgulamak istediğim nokta şu: Gittiğim birçok kadınla aynı zamanda sohbetler de ederdim. Birçoğundan benzer şeyler duydum (gerek Türkiye’dekilerden gerekse diğer ülkedekilerden): Bize çok sayıda evli erkek de geliyor. Hatta birkaç tanesi müşterilerinin çoğunun evli erkekler olduğunu söylemişti. Yaşça ileri olanlar olduğu gibi 30’lu yaşlarda olanlar da vardı. Bir tanesine sormuştum, sizce neden evli erkekler size uğruyor. Bana verdiği cevap çok anlaşılırdı: Çünkü eşleriyle herşeyi yapamıyorlar da ondan. Dolayısıyla, esas mesele ihtiyaç olmasa gerek. Fanteziler daha merkezi rol oynuyor bu şeyin içinde; değişik birşeyler yapma ihtiyacı diyebiliriz buna. Partneriniz buna cevap veremeyince iş pornoya ve fahişelere kalıyor. Elbette kimse partnerinin her isteğine cevap vermek zorunda değil. Dünyamız öyle bir hale gelmiş ki, insanın her yeniliği fazlasıyla yaşaması için ‘fırsatlarla’ dolmuş. Ancak konumuz açısından konuşacak olursak bu fırsatlar çoğunlukla erkekler için var. Düşünebiliyor musunuz kadınlar için de erkeklerden oluşmuş bir fahişelik sektörü olsun (3 – 5 jigoladan yola çıkıp kadınlar için de böyle bir sektör var demeyin lütfen, dağlar kadar fark var arada). Olabilir de. Ama bunun kabul edilebildiği bir dünyada zaten kadınlar da cinselliklerini erkekler kadar özgürce yaşayabiliyor olurdu, değil mi? Bu durumda belki de zaten erkeklere hizmet eden fahişelik kurumu da olmazdı.
    Ne tuhaf, kadını serbest cinsellikten alıkoyan tek etmen hamile kalma riski olduğu için biyolojik altyapımız kadını daha seçici olmaya itmiş. Yani erkekler kadar rastgele davranmıyorlar. Aksi halde hamile kalır ve aylar sürecek olan bir ‘zahmetin’ içine girerlerdi, o yaban doğada. Erkek için durum farklı. Bir erkek uzun süre ilişiki kuracağı bir kadın ararken kadın kadar seçici olabilse de kısa süreli ilişkiler (seçiciliğin daha az olduğu) peşinde daha fazla koşma eğilimindedir. Bu ilişkilerin sonucunda ödeyeceği bedel kadınınki kadar ağır değildir çünkü (hamilelik gibi). İşte fahişelik kurumu erkeklerin bu kısa süreli ilişkiler peşinde daha fazla koşma eğilimine adanmış gibidir. Yine tuhaf olan şu ki, kadınların bu cinsel eşleşme stratejisini gereksiz kılacak icat da yapılmıştır: Prezervatif. Aslında kadınların hamile kalma riski yok bu durumda. Ama biyolojik altyapımız ve kısmen de olsa onun temelleri üzerinde yükselen kültürel koşullanmalar o kadar kuvvetli ki, serbest cinsel ilişkide hamile kalma riski olmayacağını bilmemize rağmen erkek ve kadın olarak toplumsal rollerimize son derece bağlıyız. Eh, sadece birkaç yüzyıl önce yapılmış bir icat bu milyonlarca yıllık biyolojik ve binlerce yıllık kültürel mirası altedemiyor. Oysa ki, kadınlar da erkekler kadar cinsellik yaşamak istiyor. Ne mutlu ki, bunun üstesinden gelebilecek biyolojik (prefrontal korteks ne güne duruyor) ve kültürel (ah işte bak, burada yazdıklarım) donamımız da mevcut.
    Konu dağılmadan devam edeyim: Toplum birçok alanda erkeklere hizmet ediyor. Onların ihtiyaçlarını, arzularını, isteklerini gidermeye yönelik olarak işliyor. Canım seks mi çekti? Ara bir eskortu. Fantezilerine göre bul birini. Bir saat, iki saat, üç saat, kaç saat istiyorsan sorabilirsin. İstediğin saatte birlikte olabilirsin; öğlen arası, akşamüstü, gece. Senin istediğin şeyi giyebilir. Topuklu giy, jartiyeri unutma lütfen. Gittiğin eskortu beğenmedin mi? Başkasına gidersin, inan bana, hiç kırılmaz. Seksi, parayla satın alabilirsin. Ama bunu sadece erkekler alabilir. Daha doğrusu parası olan erkekler. Ah, kapitalizm bize fırsatlar sunmuş. Herşeyi tüketebiliyorsunuz. Her malı, her hizmeti alabiliyorsunuz, seksi bile. Hem de istediğiniz şekilde, istediğiniz kişiyle, istediğiniz zaman! Çevrenizde de sevgili arkadaşlarınız varsa, hayatta iki kişiyle paylaştığınız tek şey cinsellik değildir üstelik. Arkadaşlarımın çoğu kadındır. Hepsiyle de güzel ilişkilerimiz var. Çeşitli şeyleri farklı farklı insanlarla paylaşıyorum. Cinsellik için ayrı insanlar, sosyal aktiviteler için ayrı insanlar. En büyük eksik ise duygusallık. Ah işte, parayla duygusallığı satın alamıyorsunuz. Bunun için yakınlık kurmanız gereken birilerine ihtiyacınız var. Cinselliği satın aldıkça, bir süre sonra, bunu çok kolay elde edebiliyorum diyorsunuz ve karşı cinse yönelik arayışlarınızı azaltıyorsunuz. Çünkü diyorsunuz ki, ben zaten cinsellik ve duygusallık dışında herşeyi paylaşabiliyorum. Cinsellik için de ödeme yapıyorum. Geriye duygusallık kalıyor. Eh, o da beni sanatçı yapar belki.
    Diyeceğim o ki, çiftler arasındaki bu tür durumlar bazen bana çok basit meseleler gibi geliyor. Nasıl olur da böyle birşey problem olabilir ya da öyle birşey yapmaya çalışır ya da duygularını, düşüncelerini açıklamaktan aciz kalır diyorum. Ben kendime umuyorum ki geçici olduğunu düşündüğüm bir çözüm bulmuşum ama kadınlar için böyle bir çözümün olması çok zor. Dünya erkeklere çalışıyor.

    • aslı

      “Oysa ki, kadınlar da erkekler kadar cinsellik yaşamak istiyor.”

      Bu sonuca nereden vardınız merak ediyorum? Dünyada 6 milyar insan varsa, kabaca yarısının 3 milyarının kadın olduğunu varsayalım, bir yığın farklı kültürden kadın. Ama siz kadınların hepsinin, kültürel alt kodlar ve biyolojik temel olmasa, sizin yaşadığınız gibi bir cinsellik yaşamak isteyeceğini mi varsayıyorsunuz? (okurken midemi bulandıran tarzda) Bu nasıl bir kibir yav!

      Yine bizim biyolojimiz sorunlu oldu, ne biyolojiymiş be! Hiç kadınların tam tersini isteyebileceğini hayal ettiniz mi? Sanmam. Mesela ben de hayal ediyorum ki şu erkeklerin biyolojisi değişse, hormonları değişse de daha az seks isteseler. Eminim ki bunu hayal eden, isteyen kadınlar da mevcut. İsterim ki 1 ay erkek bunu istemesin. Oh be, ne güzel olur, baskı yok vs. aldatır, kaçar korkusu yok. Hiç işin bu kısmı aklınıza gelmiyor, kafanızda “tek bir normal” olduğu için.

      Siz ataerkil ve liberal Batı düşüncesinin o kadar etkisi altında kalmışsınız ki, ideali böyle tanımlamışsınız. İdeal olan tek bir cinsellik var sanki ve niyeyse bu ideal hep erkeklerin yaşadığı tarzda oluyor. Siz hormon alın, psikolojik destek alın, birşeyler yapın da isteğiniz azalsın, zaman içinde biyolojiniz değişsin. Testestorenin saldırganlık da getirdiğini düşünürsek, bence dünya için de en yararlısı bu olur!

      • amanın

        Yani kadınlar erkeklere göre daha az cinsel istek duyuyor öyle mi? Ve bu ifadeniz hiç cinsiyetçi değil, ataerkil karşıtı öyle mi? Siz feminist misiniz? Sizin kafanızda tek bir feminizm çeşidi var sanırım ve ona göre konuşuyorsunuz. Dikkatinizi çekerim, ben erkeklerin her dakika seks düşünen azgın yaratıklar olduğunu ima etmedim. Ama görünen o ki, zihninizde erkeklerin her an seks düşünen azgın yaratıklar olduğuna ilişkin bir önyargı var. O nedenle kadınların da erkekler kadar seks istediğini yazdığımda böyle bir tepki verdiniz. Dünyadaki milyarlarca erkeğe nasıl genelliyorsunuz bunu Aslı Hanım? Ayıp olmuyor mu? Bence esas siz liberal ataerkil düşüncenin koşullanmaları altındasınız ki her erkeği azgın birer boğa gibi görüyor ve bu nedenle kadınların da en az erkekler kadar cinsellik isteyeceğini söylediğimde tepki veriorsunuz. Ne tuhaf, aynı şeylerden dolayı birbirimiz eleştiriyoruz (Bu arada liberal Batı düşüncesi ne demekse? Sahiden Batı dediğiniz şey nedir?).
        ‘Ama siz kadınların hepsinin, kültürel alt kodlar ve biyolojik temel olmasa, sizin yaşadığınız gibi bir cinsellik yaşamak isteyeceğini mi varsayıyorsunuz?’ Elbette! Bunda mide bulandıracak bir şey yok. Burada neden kadınlar oldukları gibidir sorusunun cevabı verilmektedir. Eğer oldukları gibi olmazlarsa pekala erkeklerden farkı kalmazdı. Bir de yazımda kadınların biyolojisine herhangi birşey söylemiyorum ki. Tam tersine özgür cinselliği savunuyorum. O kadar koşullanmışsınız ki farklı herhangi bir görüşü feminizm karşıtı sanıyorsunuz. Çünkü feminizmi belki sadece sizin kafanızda olan şey olarak algılıyorsunuz. Ayrıca erkeklerin hepsi de çokeşli olmak ister diye bir durumdan da söz etmiyorum (yazımın hiçbir yerinde yok). Anlaşılan ‘hayalet’ cümleler görüyorsunuz. O cümleler kafanızın içinde olmasın Aslı Hanım? Bunun sözünü ettiğim tek cinsellik olduğunu da savunmuyorum. Sanırım ‘otomatik’ bir tepki veriyorsunuz: Bir yazıda bir düşünce savunuluyorsa yazarın ‘sadece’ o düşünceyi savunduğu hezeyanı. Halbuki yazar ‘savunmadığı’ düşüncelerinden bahsetmiyor bile. Sanırım ‘ezberlerinizi’ konuşturuyorsunuz. Bir yerde kafanızdaki feminizme uymayan (feminizm sadece sizin bildiğiniz feminizm ya) bir fikirle karşılaştığınızda tetiklenen karşı argümanlar ağzınızdan ‘istemdışı’ dökülüveriyor. Neyse, daha fazla tartışmak istemiyorum. Dişerinizi bilemeden önce bence karşıdaki neyden bahsediyor diye kendinizi zorlasaydınız konuyu ‘teğet’ geçmezdiniz.

        • Aslı

          Yazdığım hiçbir şeyi anlamamışsınız. Ben kadınlarla ilgili farklılık ve çeşitliliğe dikkat çekiyorum, siz genellediğimi iddia ediyorsunuz. Anlamak işinize gelmemiş. Bir de feministliğime laf atıyorsunuz utanmadan. Ne diyeyim, çok uçuk bir fikir bazı kadınların böyle bir cinsellik istemeyeceği sizin için. Bunu hiçbir erkeğin kabul etmek istemeyeceğini zaten tahmin ediyorum çünkü etseler, kendilerini daha fazla değiştirmek, dönüştürmek için uğraşmaları gerekir. Ama erkekler bütün buradaki ve ekşideki yorumlara bakarsak, kadınların da kendileri gibi sevişmesini ve davranmasını istiyor, özetle kendilerine uyumlanmasını istiyor. Ama kendi arzularının denetimsizliği veya porno endüstrisinin hegemonyası altındaki cinselliklerini sorgulamıyorlar. Onun yerine burada, tanımadığıma bana hakaret etmek sizin için daha kolay elbette. Ama yazdığım yoruma karşılık, yorumunuzda tek bir cümle bile yok ne yazık ki.

          • amanın

            Tekrar edeyim – her ne kadar bıkmış olsam da tekrardan – esasen siz ilk yorumumu anlamamışsınız. Hem de bal gibi de anlamamışsınız. O nedenle ikinci yorumumda izah etmeye çalıştım. Yazımın içinden tek bir cümle çekip (bağlamından kopartıp – klasiktir bu) üzerine ‘hikaye’ yazmışsınız resmen. Yazdığınız yorumdan erkeklerin kadınların erkek partnerlerinin cinsel isteklerini doyuramadıkları için pornoya vs basvurduğunu düşündüğümü varsaydığınız anlaşılıyor. Oysa ki böyle bir iddiam yok (hayalet cümleler!).
            Ne diyorum, porno endüstrisinin ve fahişelik kurumunun erkeklere çalıştığını söylüyorum. Ancak buradan sırf partnerleri erkek arkadaşlarının cinsel iştahlarını gideremedikleri için erkeklerin pornoya ve fahişelere sardıkları anlamı çıkamaz. Buradan ancak porno endüstrisinin ve fahişelik kurumunun erkeklerin cinselliklerini daha özgürce yaşamalarına izin verdikleri sonucu çıkarılabilir. Bu nedenle bunların erkeklere hizmet ettiğini söylüyorum. Kadınlar da aynı hizmetlerden faydalanmalıdır demiyorum, dikkat ediniz. Hatta ne diyorum, bakın: ‘…Ama bunun kabul edilebildiği bir dünyada zaten kadınlar da cinselliklerini erkekler kadar özgürce yaşayabiliyor olurdu, değil mi? Bu durumda belki de zaten erkeklere hizmet eden fahişelik kurumu da olmazdı.’ Bu cümlenin gerisini de okuyunuz lütfen! Mesele cinsel özgürlük, korkusuzca, tereddütsüzce partnerlerin birbirleriyle ilişki kurabilmeleri. İşte böyle özgür bir dünyada belki de pornoya ve fahişeliğe ihtiyaç kalmayacağı. Konu bunlar. Burada sırf cinselliği ele alıyorum. Sanılmasın ki romantik yakınlaşma, duygusallık vs şeyler bunlardan bağımsız ve bunlara sadece kadınların ihtiyacı var. Bazen – hatta çoğu zaman belki de – sadece bir sarılış ardarda orgazm olmaktan daha etkili, daha derin, daha özeldir. Benim derdim bu kadar güzel duygular arasında, onlardan biri olan cinselliğin yaşanmasında kadınların tereddütlere düşmesi (bizzat o cinselliği yaşayacağı erkeklerin kadın partnerlerini etiketleyebilme olaslığı nedeniyle). İşte bunda da belki de pornonun ve fahişeliğin erkeklere çalışmasının rolü olabileceğini düşündüğümden öyle bir yazı yazdım. Porno ve fahişelik kurumu erkeklere tüketebileceğinden daha fazlasını tüket, sınırlarının ötesine geç, istediğinle birlikte ol, istediğin zaman birlikte ol vb mesajları vermektedir. Bu nedenle ‘…erkeklerin kadınlardan daha fazla cinsel isteği yok. Erkekler bence cinsellik yaşamaya daha fazla cesaretlendiriliyor. Böylece daha rahat hareket edebiliyor ve farklı şeyler yaşamaya daha yatkın oluyorlar (kanımca).’ diye bir ifade kullandım. Dikkat ederseniz burada erkeklerin bir şekilde ‘cesaretlendirildiğinden’ sözediyorum. Sizin çıkarsadığınız ‘o olmayan’ ifade yok. Ve burada yine kadınların ve erkeklerin hepsinden bahsetmiyorum ve ne talihsiz ki ikinci yorumunuzda dahi hala ‘Ben kadınlarla ilgili farklılık ve çeşitliliğe dikkat çekiyorum, siz genellediğimi iddia ediyorsunuz.’ diyebiliyorsunuz. Oysa ki ben, erkeklerle ilgili bir genelleme yaptığınızdan bahsetmiştim: ‘Dünyadaki milyarlarca erkeğe nasıl genelliyorsunuz bunu Aslı Hanım?’
            Yazdığınız yoruma karşılık benim yorumumda bal gibi de bir cevap var. Tabi sizin yorumunuz benim ilk yorumumun ‘yanlış anlaşılması ya da çarpıtılması’ nedeniyle yazıldığından, doğal olarak verdiğim cevap da bu yanlış anlama üzerine oldu. Beklenen cevaplar gelmeyince doğal olarak varolan ezber kalıplar işe yaramıyor. Bunu başka birçok tartışma forumunda görebiliyorum. Tecrübeliyim, birşey demiyorum. :)
            Son olarak da şunu söyleyeyim: Sizin feminizminize hakaret ettiğim de yok. Feminizmin birçok yorumu vardır ve siz de bunlardan birini savunuyorsunuzdur. Ama ben ona katılmam, o ayrıdır. Bu hakaret olmaz ki (üslubum sertse özür dilerim; ancak bunun size karşı özel bir üslup ‘olamayacağını’ görebilmeniz gerekir). Bana soracak olursanız, feminizm sadece kadınların savunabileceği birşey değildir. Çünkü feminizm, bana göre erkek ve kadının toplum içindeki rollerine karşı çıkışıdır. Bir erkek toplum içindeki geleneksel rolüne karşıysa bu durum onun otomatikman kadınların sahip olduğu role de karşı çıkması gerektiği anlamına gelmektedir. Hatta bu nedenle feminist hareketin isminin yanlış anlaşılmaya müsait olduğunu söylemiştim biryerlerde.

    • Tezer

      amanın,

      Aşağıdaki yorumları da okudum ve pornoyla ilgili gayet mantıklı çıkarımlar yaptığınızı düşünüyorum. Benzer çıkarımları takip ettiyseniz başka yorumlarda ve kadınların partnerlerinin izlediği pornodan nasıl etkilendiğini ortaya koyacak şekilde paylaştığını görebilirisiniz. Bir partneriniz olmadığından bahsetmişsiniz, ama etrafınızda çok sayıda kadın var ve günün birinde partnerinizin olmasını arzuladığınızı göre o da ihtimaller dahilinde. Bu durumda porno endüstrisini, kadınların orno ya da seks işçiliği vesilesiyle metalaşmasını sorun eden bir erkek olarak bunları tüketebiliyor olmanız üzücü değil mi? Her söylediğinize (özellikle evrimle iligili çıkarımlarınıza) katılmıyorum ama yine de pornoyu sorgulamak isteyen erkeğe pek rastlamadığım için bunu size soruyorum. Erkekler pornoya ‘ya ben üstüne düşünmüyorum’, ‘kadını metalaştırdığını biliyorum da çok izlemiyorum zaten’, ‘herkes izliyor, kadınlar izlemiyor mu?’ (bir yorumda çalışmaları önerilen akademisyenin bianet’teki yazılarına baktım. Kadınların%20sinin erkeklerin neredeyse hepsinin izlediği düşünülüyormuş.) gibi sorular soruyor. Siz o noktada değilsiniz. Cesur bir şekilde sizin için ne anlama geldiğini, nasıl tükettiğinizi, seks işçileriyle birlikte olduğunuzu vs. yazmışsınız. E peki bunlar sizin kadınlara bakışınızı nasıl etkiliyor? Bunu hakikaten merak ediyorum ve erkeklerin oturup konuşması gerektiğini düşünüyorum. Tabii kişinin alışkanlıklarına göre de etkiler değişecektir ama yine de deneyiminiz bize de fikkir verebilir.

      Açıkçası yazıda anlattığım durumla birlikte bir daha şunu hissettim/düşündüm: erkeklerin zaman zaman su yüzüne çıkan bir dünyası var. Romanlarda köydeki erkeklerin toplanıp kerhaeye gidişleri yazıyor, babamızın bilgisayarını kullanırken saklamaya beceremediği pornoları bir yerden fışkırıyor, kocamız açıp önümüzde izliyor, daha ergenken bir erkek arkadaşımız ‘şu Şahin K.’yı gördün mü çok komik ehü ehü’ diye açıp bize şiddet içeren bir porno izletiyor, hayırdan izlemeyeceğimden anlamıyor ve ‘aşırı tepki verdiğimizi’ söylüyor… Yani devletin özellikle kadınlara girmeyi yasakladığı, yalnızca erkeklerin, seks işçilerinin ve porno işçilerinin dahil olduğu (ki Ganimet bunu çok güzel anlatıyor farklı yazılarında) bir dünya var. Ama bu dünya üzerinde bizim ne bir etkimiz var ne de onu hayatımızdan uzak tutma şansımız. Çünkü erkekler istemediğimiz şekillerde bu dünyayı hayatımıza sokuyor. Oradan buradan volkanik patlamalarla çıkıveren bir cehennem gibi ve hayatımızdan uzak tutmaya çalıştığımız şiddeti gelip kucağımıza atıveriyor. Beni en çaresiz hissettiren yanı bu.

      Bunları konuşurken de çekiniyorum bir yandan. Erkeklerin ukala çıkışlarından, pornonun özgürleştirici olduğunu savunanların muhafazakar yaftası yapıştırmasından, seks işçilerinin okuyorlarsa neler hissedeceklerinden… Ama bence bu konular çok önemli. Porno endüstrisinin ve seks işçiliği piyasasının dışında kalan kadınların da pasif nesnesi değil, aktif öznesi olması gereken meseleler. Seks ya da porno işçilerine saygısızlık ederk, suçu onlara yıkarak falan değil elbette. Onlarla da konuşmanın, anlamanın, anlaşmanın, dayanışmanın yollarını bularak.

      • amanın

        Tezer,

        Kadınların metalaşması sorunundan rahatsızlık duyan ve bunu çoğunlukla eleştiren biri olarak seks işçileriyle birlikte olmam (çok seyrek porno izlerim) bir çelişkidir. Tıpkı sigara içip de hastalarına sigara içmemelerini öğütleyen bir doktor ya da vejeteryan olup da hayvan deneyleri yapan bir araştırmacı gibi (böyle tanıdığım 4 kişi var). Ne var ki, insanların ‘alışkanlıklar’ edinmesi ve bu ‘alışkanlıkların’ zararlı, kötü, çelişkili, anlamsız vs olduğunu anlaması apayrı iki şeydir. Bir başka deyişle alışkanlığı edinme süreciyle, o alışkanlığa karşı bir içgörü edinme süreci farklı şeylerdir gibi görünmektedir.
        Belki de bu nedenle seks işçileriyle birlikte olmuş olmam, benim kadınlara karşı bakışımı çok da değiştirmiyor. Hatta bu deneyimlerimi erkeklerden çok kadınlarla paylaşma eğilimindeyimdir (sanırım 3 ya da 4 kadın arkadaşım biliyor bu konuları). Erkeklerle konuşmaya başladığımda kimisi ‘doğru bulmuyorum, benim tarzım değil’, ‘amaan, ne kadar zevk alacaksın ki’ gibi ifadelerle karşılaşıyorum. Bu erkeklerin bir kısmı disco, club ya da sanal ortamda (reele taşınmak üzere) kadınlara yanaşma ve onları ‘avlama’ merakına daha çok sahipler. Doğal olan budur aslında. Onların da isteği gecelik de olsa bir ilişki yaşamak. Aslında oradaki ‘ödül’ cinsel birleşmenin bizzat kendisi değil ‘kendi elde ettiği (avladığı)’ kadınlarla ilişkiye girmesidir. Dikkatinizi çekerim, edindiğim izlenimlerin erkeklerin bu tavlama / avlama sürecini ‘kendi eserleri’ gibi görüyor olma eğilimleri olduğunu söyleyebilirim. Sanki birlikte oldukları kadının kendi kararı yoktur o birliktelikte – o avda (kadın da erkeği avlamıştır bal gibi de). Ne var ki, erkekler bu sürecin sonundaki ‘başarıdan’ daha fazla gururlanma eğiliminde gibi görünmektedirler. Sanki ‘işi bildikleri için’ başarılı olmuşlardır. Bu nedenle o kadar yatırımdan sonra (zaman, para, motivasyon gibi) cinsel birliktelik çok değerli oluyor. Bedensel hazzın da ötesinde gururları da okşanıyor. Çünkü amaç sadece cinsel isteği gidermek değil, avlanma güdüsünü de gidermek. Bu nedenle hayat kadınlarına gitmeyi marifetten saymıyorlar (yine de gidenleri var).
        Gelin görün ki bu kişiler çok mu saygılılar kadınlara? Ne kadar farkındalar kadınların metalaştırıldığının? Kendilerine yüz vermeyen bir kadın olduğunda onu ne kadar çabuk aşağılayabildiklerini biliyorum: ‘aman ya, değmez zaten ona’, ‘onda iş yok’, ‘kaltak yaa’, ‘yanında da sap var zaten’ gibi laflar işitebilirsiniz başarısız bir avlanma girişiminden sonra. Bu arada şunu da belirteyim, gecelik ilişki yaşamak son derece düşük bir olasılıktır. En fazla birlikte dans ya da öpüşme olabilir. Bu bile küçük bir ödül sayılıyor. Dediğim gibi amaç bir kadının ilgisini kendi üzerine çekebilmek. Bunda da kontrolün tamamen kendilerinde olduğu düşüncesi var. Başarısız olduklarında bu erkeklerin kimi zaman ‘şöyle yapsaydım daha iyiydi’, ‘saat çok geç olmuştu, yorgundu’, ‘yeterince sarhoş değildi’ gibi ifadelerine rastlayabilirsiniz. Ama akıllarına basitçe ‘sadece istemedi’ olasılığı gelmez. Böylece kendi başarısızlıkları olarak görüyorlar bunu. İyi de bu bir başarısızlık değil ki. Bir şeyi yanlış yapmış değilsin ki. İstemedi sadece.
        Yukarıda sözettiğim tarzdaki erkekler gibi olmak istemedim. Baştan isterdim. Ama olamadım. Benim için ‘avlanmak’ bir marifet değildi. Kadın niye avlamıyor diyordum. O neden yanaşamıyordu. Benim ‘rolüm’ neden buydu? Bir türlü alışamadım rolüme. Ama bir yandan – ilk yazımda belirttiğim gibi – cinselliği de yaşamak istiyordum (yine ilk yazımda ima ettim, işin duygusal boyutunu burada ele almıyorum). Bunun en kolay yolu da paralı seksti. Harcayacağım tek şey paraydı. Zaman bile değil. Kapitalizm imkanlarını sunmuş biz erkeklere. Paranı ver, istediğin seksi yap; istediğin kişiyle, istediğin süre. Böyle bir seks duygusuzdur. Kimi zaman uzun süre kendisine gittiğiniz kadınlar olur. Onlarla başka bir bağ kurarsınız (kendisine hediyeler aldığım, sohbetler ettiğim kadınlar da vardı). Ama yine de kendinizi ona bağlı hissetmezsiniz. Aslında birkaçı için girişimlerim oldu. Dışarda da görüşmek istedim. Biliyorsunuz eskortluk hizmetlerinden biri de ‘kız arkadaş’ hizmetidir (sektörün geldiği noktaya bakın). Ama anlaşılabilir nedenlerden dolayı akılları hep paradaydı. Tamam 200 Euro’n var mı? Ya da 100 €? Konuşma buraya varınca elim cebime gidemiyordu (zengin bir iş adamı değilim ki). Böyle bir talepte bulunmaları sizden hoşlanmadıkları anlamına gelmeyebilir de. Çünkü benim amacım eskortluk hizmeti değil, gerçekten arkadaşlıktı. Kadın istemez mi bir sevgilisi olsun. Ama esas derdi para. Çok konuştum, çok muhabbet ettim onlarla (özellikle Avrupa’dakilerle, Türkiye’de daha az gittim ve o zamanları çok bilinçli değildim). Öte yandan, kendisine gelen bir ‘müşteriyle’ niye sevgili olsun? Kaldı ki, böyle düşünüyor olmaları da sizden hoşlanmadıkları anlamına gelmeyebilirdi. Yine de, anlaşılabilir nedenlerden dolayı, müşterilerini özel yaşamlarına katmak istememeleri saygı duyulacak bir şeydi. Doğru ya, sürekli müşterisi olduğum bir bankada, sürekli benim işlerimle ilgilenen kadın banka memuruna ‘sırf bu nedenden dolayı (benim işlerimi görmesinden dolayı)’ arkadaşlık teklif edemezdim. Tuhaf olurdu bu. Aynısı fahişelik kurumu için de geçerli.
        Sonunda alışkanlık haline geldi. Hiçkimsenin normalde hayatı boyunca tavlayarak elde edemeyeceği kadar kadınla birlikte oldum (bu arada BDSM ilişkisi de yaşadığımı söylemeliyim çok defa, ancak bunlar ‘daha elit’ kadınlar, neyse, bu ayrı bir hikaye). Üstelik anlaştığınız sınırlar içinde tereddütüzce seks fantezilerinizi yaşayabiliyordunuz. Normal bir ilişkide partnerinizi düşünmeniz gerekir. Parayla sekste ise para verdiğiniz kişi sizi düşünmek durumundadır (BDSM’de bile ‘Mistress’ sizin fantezilerinizi tatmin etmek üzere hareket eder). Bu nedenle aslında sırf seks bağlamında ele alırsak parayla ‘seks hizmeti’ satın almak daha tatmin edici. Dikkat edin, seks hizmeti diyorum, seks işçisinin kendisini demiyorum. Hayat kadınları kendilerini, bedenlerini satmazlar! Onlar hizmetlerini satarlar, nasıl ki garsona bu nedenle bahşiş veriyorsanız, o da öyle. Sizin isteklerinizi yerine getirdiği için ona para veriyorsunuzdur. Bedeni için değil!
        Seks işçiliğine karşı mıyım? Pornoya karşı mıyım? Evet. Ne ironik değil mi? Çünkü o sektörlerde çalışanlar için hayat kolay değil. İşin zorluğu bir yana, işin ‘etiketini’ taşımak da zor. Sırf erkeklerin keyiflerini yerine getirmek için çalışan milyonlarca insan, milyonlarca hayattan sözediyoruz. Eğlence sektöründe olduğu gibi. Ne var ki, eğlence sektöründe çalışmak hem porno ve seks işçiliğindeki gibi zorlu değil, hem de erkek ve kadınlara hizmet etmesi bakımından eşitlikçi. Yurt dışındaki (Almanya örneğin) çoğu seks işçisi kadın Romen, Polonyalı, Türk, Bulgar, Rus, Çek, Moldovalı, Macar ya da İspanyoldur. ‘Ev sahibi’ kadınlara az rastlarsınız. İngilize, Fransıza, İsveçliye rastlayamazsınız (Kimi köşk tarzı genelevlerin web sitesi vardır. Oradan dahi kadınların uyrukları hakkında bilgi sahbi olabilirsiniz. Amsterdam’da ‘red light’a bizzat kendiniz de gidip görebilirsiniz). Mesele sadece ekmek parası çünkü. Önemli sayıda kadının çocuk sahibi olup ailesiyle ya da tek yaşadığını biliyorum (eşleri ya ölmüş ya da çekip gitmiş). Kimisi bir süre çalışıp ülkesine dönmeyi planlıyor. Kimisi bir ay orada bir ay ülkesinde olacak şekilde bir düzen kurmuş. Yıllarca çalışan var. Sorduğunuzda seviyorum diyor, isteyerek yapıyorum diyor. Ben de eğleniyorum burada diyor. İstemediğim kişiyle birlikte olmak zorunda da değilim hem, diye ekleyen de oluyor. Az sayıda kimisi istemeden yaptığını, biran önce oradan çekip gitmek istediğini söylemişti (zorla çalıştırıldığından değil, sadece çok çaresiz kaldığından). Bana sorarsanız hiçbiri istemiyor öyle bir işi. Kim ister ki? Ama sevmek zorundalar, bir çeşit adaptasyon o. Yoksa yıllarca nasıl bir ruh haline girerlerdi orada? Sınırlarını açıkça söylüyorlar, kimse cüret edemez onlarla farklı şeyler denemeye.
        Çoğunun ailesi bilmiyor tabi. Romanyadan gelen genç bir kadın ailesinin kendisinin garsonluk yaptığına inandığını söylemişti. Sonra da bana ‘ee, seninkiler biliyor mu burada olduğunu?’ diye sormuştu. Haklıydı, bilmiyorlardı (gerçi aileme arada sırada gittiğimi söylemiştim, birşeyi saklamak hoşuma gitmez, ama sürekli bahsi geçen bir konu olamaz). Ailem çoğunlukla bilmiyordu gittiğimi, tıpkı oradaki kadınların aileleri gibi. Bir fark yok. Tek fark, parayı benim veriyor olmam.
        Bu kadar güzel insan, bu kadar büyük mücadeleler gördükçe nasıl karşı olamam böyle kurumlara ve içimde yaşadığım çelişkiyi nasıl aşabilirim? Hepsini ortak noktalarındaqn biri yalnız olmaları. İş arkadaşları dışında çevreleri yok; çünkü hep oradalar ve zaten yurt dşındalar. Kaldı ki, önemli bir kısmının iş arkadaşlarıyla da pek diyaloğu yok. Eğlenmeye, dışarda gezinmeye, alışverişe ne sıklıkla gidiyorsunuz diye sorduğumda, bütün etkinlikler için bu, haftada biri geçmiyor. Tek varlıkları aileleri (anne-baba ve/veya çocukları). Kimisinin erkek arkadaşı var. Çoğunun erkek arkadaşları biliyor nerede çalıştıklarını.
        Seks işçiliğinin ve pornonun olmadığı bir dünyada eşitlik hakim sürmelidir (totaliter bir baskı da olabilirdi). İnsanlar cinselliklerini özgürce yaşayabilmelidir. Daha önce birlikte olduğum kişi şimdi arkadaşım olabilmelidir (öyle bir kadın arkadaşım var zaten). Maalesef özellikle erkekler birlikte oldukları kadınla ayrıldıktan sonra onu ‘kullanılmış’ olarak görme algısına sahipler. Ne kullanılır? Mal kullanılır. Kadınlar mal değildir ki. O da seni kullanmış olmuyor mu? O da seninle birlikte olmaya ‘karar’ vermemiş mi? Tıpkı senin gibi. Erkeklerin benmerkezci görüşü yüzünden kadınların tercihleri tercihten sayılmıyor. Bu nedenden dolayı kendisine hayır diyen bir kadının özgür tercihine tahammül edemiyor. Bu nedenle bir ilişkiyi bitirirken bunda genelde kendi kararını belirleyici olarak görüyor: ‘Onunla ben yattım hacı’, ‘İyi kızdır ama onunla birlikte olmuştum, sen bilirsin yine de’. Doktora yapmış erkeklerde dahi rastlayabileceğiniz ifadelerdir bunlar. Böyle düşünen erkeklerden nefret ediyorum.
        Sözünü ettiğim bir arkadaşım vardı (yukarıdaki paragrafta, parantez içinde). Onunla sadece iki gece beraber olmuştum. İş yerindendi. Ona ilgim vardı. Sonra ben ayrıldım iş yerinden, yurt dışına gittim. Ara ara yazışırdık facebook’dan. Birara ziyaretine geldiğimde bana duygularını açtı. Neden bana söylemedin bunları dedi (benim ona olan duygularımı)? İnanamamıştım. Benimle evine gitmeyi o teklif etmişti. Harika, duygu yüklü bir iki geceydi. Bir daha yaşanmadı. Başka sevgilileri oldu. Ama bizimki çok özeldi. Peri masalıydı. Sevgili değildik. Sadece kaybedenlerdik. Umutsuz bir sevgiydi. Ama bu duygularımızın o zaman farkına varmıştık. Geçen hafta yine görüştüm onunla. Onun sevgilisi var. İki harika arkadaşız şimdi. Onu hala eskisi gibi seviyorum. Aşık olarak değil. Canım arkadaşım olarak. Bana bunların hiçbiri tuhaf gelmiyor. Son derece sıcak duygular bunlar. Böyle bir perspektiften bakınca ‘klasik Türk erkeklerini’ anlayamıyorum (bana göre toplumumuzdaki erkeklerin % 95’ten biraz fazlası bu gruba giriyor, kadınlarda bu anlayış biraz daha aşağıda olabilir). İki kişi arasındaki samimiyet kendini seks olarak gösterebileceği gibi, birlikte yemek yapmak olarak da gösterebilir, yanyana uzanmak olarak da, birlikte güzel bir yürüyüşe çıkmak olarak da. Seks yaptığım kişiyi birlikte yemek yaptığım bir kişiden daha fazla samimi olduğum bir kişi olarak göremiyorum. Çok sevdiğim kadın arkadaşlarımla beraber birçok kez yemek yapmışızdır, içki içmişizdir, dışarlarda dolaşmışızdır ve bunların hepsi bence özel şeylerdi, seks kadar! Ama seks yapmanın daha fazla bedel gerektirdiği bir kültürde yaşıyoruz (bu aslında genel olarak tüm dünyada böyle). Bu o kadar ucuz değil diyor kültürel kodlarımız. Bense böyle bir dünyada bana kolay gelen yolu seçiyorum: hizmet olarak verilen seksi satın almak. Yoksa böyle bir dünya istemiyorum. Hoşnut değilim.

        • Tezer

          Sevgili amanın,

          Yanıtınız daha önce okuduğum bir makaleyi hatırlattı. Amerika’da bir gece kulübünde striptizci olarak çalışan çalışan ve aynı zamanda akademik kariyer yapan bir kadın tarafından ‘duygulanım emeği’ üzerine yazılmış bir makaleydi. Bu makalede hem verdiği hizmetin niteliğini, hem erkeklerin bir çoğunun bu hizmeti aldıktan sonra aradaki para dolayımını kaldırarak sevgili olma arzularını, hem de kendisinin onlara karşı sınırlarını nasıl koyduğu, çalıştığı kurumdaki mekanizmaların da bu sınırları belirlemek konusunda oldukça net bir tavır takındığını çok güzel anlatmıştı.

          Sizin yazdıklarınızla birlikte bir kaç şey düşündüm. Birincisi, seks işçiliği ve pornonun kayıtdışı/illegal hale getirlmesi bir kere bu sınırların belirlenmesini güçleştiriyor. Türkiye’deki seks işçilerinin de sıklıkla anlattığı üzere, seks işçilerinin güvencesiz çalışmaya itilmesi en başta onları şiddete açık hale getiriyor. Ortada para dolayımı olduğunda dahi sınırları belirlemek, rıza çerçevesinde bu işi yapmak imkansızlaşıyor. İkincisi, sıklıkla seks işçilerine ve özellike trans kadınlara karşı saldırıları okuyoruz. Bu da aynı sorunun ürünü. Erkekler (sizin bahsettiğiniz ve %5 olduğunu ileri sürdüğünüz kesimi şimdilik es geçiyorum) bu kadınların hizmet verdiği gerçeğini kabullenmediğinden, kadınların bedenlerini kendilerine ait kılma arzusuyla hareket ettiklerinden seks işçilerini kaçırıp tecavüz etmeye, para dolayımını da tümüyle ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

          Aklıma gelen bir başka mesele para dolayımı. Kimseye gidip tüm dertlerinizi, yaşadığınız ya da uyguladığınız şiddeti tüm detaylarıyla anlatamazsınız normal hayatta. Ama akıl sağlığı uzmanlarına para dolayımı ile bunu yapabilirsiniz. Bu tamamen ‘normal’dir. Bence arada şöyle bir benzerlik var, para bir dolayım aracı olarak ilişkinin niteliğini değiştiriyor. Sadece hizmet ve meta meselelerinden bahsetmiyorum. Para, kişiler arası duygu ekonomisini de yeniden kurar. Bir ilişkiyi ‘hayır’, ‘sevgi’, ‘şefkat’ vs. olmaktan çıkarır, karşınızdakinden bekleyebileceklerinize bir sınır çeker. Bu anlamda seks işçilerinin sınır koyduklarını (hatta yakın ilişkilerdeki partnerlerden daha net sınırlar koyduklarını) hatırlatmanız iyi oldu. Bu yüzden de öncelikli mesele yine seks işçiliğinin para dolayımını ve sınırları koruyan kurumlar içerisinde yapılabilmesini desteklememiz olabilir.

          Bana göre de ideali elbette ekonomik ve sosyal adaletsizliği tümüyle ortadan kaldırarak kimsenin seks işçiliğine mahkum olmamasını sağlamak (bu uzun vadede zaten feministlerin de ortaklaşacağı bir ‘ütopya’ sanırım). Ama kısa vadede seks işçiliği ve pornonun da yasalarla düzenlenen, güvenceli çalışılabilecek sektörler olması hedefi için çaba göstermemiz gerektiği sonucuna vardım. Bu tabii başta örgütlü seks işçileri ve konu üzerine çalışan akademisyenler olmak üzere çoğu kişi tarafından söylendi. Ama feministler olarak bu meseleye pek sahip çıkmıyoruz. Güvencesiz seks işçiliği ve porno erkeklere rıza alamadan ve hatta karşılarındakinin insan oluşunu, kendi beden bütünlüğü ve yaşam haklarına sahip oluşunu yok etme güdüsüyle cinsel, fiziksel, ekonomik şiddet uygulamayı öğretiyor (sanırım). Oysaki sizin bahsettiğiniz (özellikle seks işçiliği ile ilgili örnekler) rıza ilişkisine ve para dolayımına dayalı örnekler. Bu iki durumu birbirinden ayrı olarak tespit etme ihtiyacı duydum.

          Bu tartışmalardan sonra, benim için esas sorun erkeklere şiddeti pratiğe dökebilecekleri ve rıza ilişkisini ortadan kaldırabileceklerini ‘öğreten’ ve aynı şekilde ırkçı, cinsiyetçi, heteronormatif vs. haliyle porno ve seks işçiliği. (Yoksa aksine, rıza almayı öğreten hizmetler de olabilirdi bunlar pek ala. Hatta sanırım sizin verdiğiniz örneklerde daha çok öyle işliyor. Dolayısıyla, bu düşüncelerinize rağmen, seks işçileriyle birlikte olmanızı pek yadırgamadım.) Sanırım feministler ve kadınlar olarak bizim gözümüzden ırak tutulmaya çalışılan ve bizim de o haliyle (bizden uzak olduğu sürece) kabullendiğimiz bu sektörlerdeki şiddete karşı daha ciddi bir tavır göstermemiz hem o sektörlerde çalışan kadınlarla dayanışmak, hem de kendi hayatımızdan şiddeti uzak tutmak açısından elzem. Türkiye’de ‘batak’ denir ya hani o sektörlere, işte bu toplumca bilibçdışımızı ortaya seriyor. Güya bazı kadınlar batağa düşüyor, erkekler de o kadınlardan faydalanıyor, biz de (batağa düşmeyenler) çamur bize bulaşmadığı sürece keyfimize bakıyoruz. İşte bu algı iğrenç. Oraların sizin idealize ettiğiniz (çünkü Türkiye dahil pek çok ülkede çoğu zaman böyle olmadığını da biliyoruz) ‘hizmet’ koşullarına erişmesini sağlamak, ‘bizim’ sandığımız erkeklerin oralarda başka kadınlara şiddet uygulamasını engellemek ve oradaki şiddet ile kendi hayatımızdaki şiddet arasında ilişki kurmak gerekiyor sanırım.

  • n.

    sizi kızdırmak, hırpalamak ya da inat ve itinayla anlamamak gibi bir amacım yok yazarken, eğer yazarak buna sebep oluyorsam özür dilerim. şiddetin şiddet olduğunu söylemek sizin şiddetin tespitini ya da analizini yapamadığınız anlamına gelmez ki. şiddete şiddet demek belki bir başlangıç ya da hareket noktasıdır, belki sizin deneyiminizi paylaşmayan ama hayatının bir döneminde cinsel şiddete maruz kalmış ya da buna hala maruz kalan (korkarım çok fazlayız) diğer kadınların sizinle buluşacağı noktadır.
    söylemek istediğim şu, bir duygudaşlık ve yalnız olmadığını hissetme hali dışında deneyim paylaşmanın başka bir mecrası olmalı mı (bence olmalı)ve belki de durum tespiti bunun için bir başlangıçtır. merak ettiklerimse eyleme yönelebilir miyiz, ya da eyleme dönük konuşabilir miyiz bu mümkünse bunu nasıl konuşmalı ve yapmalıyız? Bunu size sormuyorum, merak ediyorum sadece.

    • Tezer

      Ay n. yanlış anladınız. Sorularınızı çok güzel bulduğum için ek yapmak istedim hakikaten. İroni yoktu. Sorular da burada ve Ekşisözlük’te yapılan yorumların ve bunların bana hisettirip düşündürdüklerinin ürünüydü. Çok teşekkür ederim yorumlarınız için. Hakikaten ilaç gibi geldi. Ve sorunuz bence bunca tartışmanın en önemli noktasına işaret ediyor. Umrım bu tartışma devam eder. Umarım yorumlarınız dikkat çeker.
      Sevgiler.

  • tirza

    merhaba herkese,
    öncelikle tezercim senin çok güçlü bir kadın olduğunu düşünüyorum, hayır, bizimle paylaştığın yazıda yaşadıklarına karşı gösterdiğin tavırdan dolayı değil, genel anlamda hayatın içinde de güçlü olduğunu düşünüyorum. kendi adıma bazı feminist ortamlarda (burada “bazı” yı bilhassa belirttim) bilginin ezici gücünü hissettiğimi itiraf etmek zorundayım, burada, bu tartışmanın döndüğü bu ortamda ise bana kalırsa çok güzel bir iletişim var;anlayabilmek için çaba harcanıyor çünkü. ben de benzer şeyler yaşadım; 20 küsur senelik beraberlikte, çukurlara düşüyor, kalkıyor bir daha düşüyor bir daha kalkıyorsunuz… çocuğumuz var, artık 14 yaşında. kocam da porno izlerdi,epey yoğun bir biçimde, ben de izlemek istedim gerçekten, ama beden üzerine çalışmalar yaparken sevgili arkadaşım a. porno üzerine çok zorlu bir araştırma sürecinden sonra yazdığı yazıyı bize gönderdiğinde yazıyı hemen okuyup bitirmiştim, ilk yaptığım şey oturup ağlamak oldu, biliyorum hiç mantıklı değil ama tamamen eşitsizliğe dayalı porno sektöründe kadın bedeninin en ücra köşelerinde insafsızca gezinen gözler, kendi mecralarında bu bedenleri kullanarak yaşanan orgazmlar, bilimum çeşitlilik inanılmaz bir dünya…bütün bunları kaldırmak epey zor aslında. neyse ki kadınlar için de bazı alternatifler var. bunlar çok uzun mevzular ama sonra tezer, yazdıklarını okuyunca şu geldi aklıma, her şeyin gizli saklı yapıldığı bir evlilik de yaşadıktan sonra senin yaşadığın daha dürüstçe geldi bana biliyor musun? mesela open marriage de çok farklı bir durum yine de tarafların bilgisi dahilinde yapılan her şey bana iyi geliyor. kilit nokta bana göre, dürüst bir beraberlik ve rızaya dayalı bir cinsellik. evlilik kurumuna da girebiliriz ama oradan çıkamayabiliriz diye korkuyorum:)) zira kişisel olarak ben de hala oralarda bir yerdeyim. paylaşacak o kadar çok şey var ki, daha yazmak isterim,bir zamanlar işim sadece yazmaktı çünkü. yorumlardan çok şey öğrendim pasım silindi, bir silkindim sanki. tezer sana ayrıca teşekkürler, dediğin gibi ben de umuyorum bu tartışma devam eder, daha çok paylaşacak şey var çünkü, sevgiler

  • 5h4rfl1

    tezerin yazısı ve özellikle yorumlar bana çocukluk günlerimi hatırlattı. çocukluğumda da koca şiddetinden yakınan kadınlar etrafa dert yanardı mahallede. kocasından şikayet eder “beni dövdü, kötü söz söyledi” vb. şeyler anlatırlardı. çevresindeki insanlar ona bunun yanlış olduğunu, kocasının yanlış bir şey yaptığını ve bu sorunun çözülmesi gerektiği hakkında (doğru veya yanlış) fikirlerini söylerse eğer şiddete uğramış kadın birden garip bir ruh haline girerdi ve bu noktada çok sık duyduğum şu sözleri sıralamaya başlardı:
    1.benim kocam “öyle” değil. siz yanlış anlamışsınız. hem bu bir seferliğine oldu. “normalde” hiç böyle şeyler yapmaz.
    2.kocam aslında beni çok seviyor, bu nedenle yaptı bence. siz anlamadınız.
    3.bu sadece benim başıma gelmiyor ki! başkalarının kocası da yapıyor bunları. ben tek değilim. ohooo daha neler var.
    4.ya aslında kocam bir şey yapmamış da olabilir. belki ben abartıyorumdur.
    eğer üsteler ve kadının yaşadığının sorunlu bir durum olduğunu söylerseniz söz konusu kadın ikinci perdeye geçer ve gene çok sık duyduğum şu sözleri söyler:
    1.evliliğim çok iyi gidiyor, kocamla süper anlaşıyoruz ve bunu bozdurmam. kusura bakmayın kimseye yuvamı yıktırmam.
    2.siz benim mutluluğumu kıskanıyorsunuz. yemezler.
    3.ben sizden bir iyilik istedim siz beni suçluyorsunuz, küçümsüyorsunuz aşk olsun.
    4.ben aciz değilim, kimsenin beni kurtarmasına-korumasına ihtiyacım yok bi kere.
    5.siz kendinize bakın! bana akıl verenlere bak! sen daha önce şunu şunu yapmamış mıydın? sen şurda şunu demişsin vs.
    ben köy gibi bir yerde büyüdüm. oradaki çoğu okuma yazma dahi bilmeyen, evinden başka yer görmemiş kadınlar böyle davranırdı. bu çok sık yaşanan durumu ve hep birbirinin aynı sözleri resmen ezberledim. daha sonraki yıllarda büyük şehirlerde yaşadım ve benzer durumlarla karşılaşan okumuş, arkasında aile desteği olan, ekonomik olarak güçlü, ufku geniş ve hatta kendini kadın hakları savunucusu olarak tanıtan kadınlar gördüm. ancak söz konusu koca ve şiddet olunca bu iki perdelik oyun birkaç replik değişimiyle aynen oynanıyordu. bu değişen repliklerde sadece biraz çıkarımsama, özümsenmişlik, kanıksamışlık, öykünmecilik gibi dinleyince anlaşılmayan ve bu nedenle hakkında yorum yapılamayan laflar oluyordu.
    şimdi benim merak ettiğim şu: kendini feminist olarak tanımlayan kadınlar dahi neden bazı durumlarda “şiddete karşı sıfır tolerans” diyemez? ayrıca aralarında birçok anlamda uçurumlar olan kadınlar neden şiddet karşısında resmen aynı tepkileri veriyor? onca okumuşluk, bilgi, görgü neden bazı şeyleri değiştiremiyor? kocadan gelen şiddete yeni isimler, yeni bahaneler ya da kılıflar bulmaya neden böylesine hevesli insanlar var? bunu ancak psikoloji bilimi açıklayabilir gibime geliyor.
    benim kesin olarak bildiğim tek şey okumuş, modern, aydın (ya da her ne ise) kadınların kıyıları dolaşmaktan limana bir türlü gelemiyor oluşu. ha bire kıyılarda dolaşmaktan, gerçeğin etrafını turlamaktan limana varmaya gücümüz kalmıyor.

    • Tezer

      Sevgili 5h4rfl1,

      Yaptığın kıyaslama benim için de ilginç oldu. Üzerine daha fazla düşüneceğim. Evet hakikaten söylediklerimle bular arasında benzerlikler var. Ama kafam karışıyor. Her gelen yorumla sadece toplumsal bir olguya değil çok yakın zamanda yaşadığım bir deneyime bakıyorum. Hem okumuş yazmış ya da kendimi feminist olarak tanımlamış olunca şiddeti/iktidarı bu kadınlardan farklı şekilde deneyimlemem, daha ‘bilinçli’ olmam da gerekmiyor. İşin garip yanı bir grup feministin bilinç, bilgi ve akıl noktasında bu kadar kilitlenmiş olması. Oysa ki feminizmin en önemli modernizm eleştirilerinden biri duygu ve duygulanım literatürlerinden, diğeri de psikanaliz literatüründen geldi.

      1-Bahsettiğimiz meselenin duygularla, bilinçdışıyla, irrasyonalite ile ilgisini bir tek ben mi görebiliyorum? Bütün bunların insan olmanın son derece merkezinde olduğunu bazen bizi yaralayan ilişkilerde de inatla kalabileceğimizi (ve dahi aslında çoğu kez böyle yaptığımızı)… Hayatta tüm kararların akıl ile verilmediğini, ve hatta çoğu kararın akılsızca verildiğini bir tek ben mi deneyimledim, okudum?

      2-Bir ilişkide şiddet yaşayınca o ilişkiyi hemen sonlandırmakla mı yükümlüyüz? Siz hayatınızda hiç şiddetsiz ilişki yaşadınız mı? Siz kendiniz asla ve kat’a şiddet uygulamadınız mı? Feministlerin derdi tekil şiddet vakalarının sistematikleştiği noktaya bakmak mı yoksa bir şiddet vakasını tespit edip üzerine çullanmak mı? Böylelikle o şiddetin failini cezalandırmak ve maruz kalanı yalnız hissettirmekten başka elinize bir şey geçiyor mu?

      3-Bir kadının ve dahi bir feministin beyanını bu kadar sorgulamaya ne zaman başladık? Tutun ki ben yalan söylüyorum ya da gerçeği kabullenemiyorum, tutun ki bu kadınlar da o şekilde yalan söylüyor, gerçekle yüzleşemiyor. Onları bu tavra iten, size (böyle tepeden konuşma hakkını kendinde görenlere, tanı koymayı, şiddet tanıma ve mücadele uzmalığını kendine atfedenlere) böyle öfkelenilmesinin ardında tavrınızın yanlış olması da yatıyor olabilir mi? Karşınızdakine suçlu, zayıf, hatalı hissettiriyor olabilir misiniz? Böylelikle ataerkil düzen içi şiddet ve iktidarı siz de yeniden üretiyor olabilir misiniz? Bu kadar sıcağı sıcağına paylaşılmış bir şiddet deneyimini tartışırken ve kendinizi şiddeti normalleştiren ‘bazı kadınlardan’ ayırıken tepeden bir tavır takınıyor olduğunuza inanıyorum. Ve artık bu tavırdan, bu anlamama inadından iğreniyorum. Böyle feminizm OLMAZ! Gerçekten OLMAZ!

      4-Şiddete maruz kalanın şiddeti normalleştirdiğini düşünüyor ve buna hayret ediyorsanız Mor Çatı’nın Şiddetin Normalleştirilmesi (başlığı tam böyle olmayabilir ama konu bu, arayıp adını sorarsanız öprenirsiniz) kitabını hemen edinmenizi tavsiye derim. Felsefi şiddet okumalarına falan hiç girmeyin. Buradan acilen başlamanızda fayda var. Zaten (eril) şiddetin en doğal sonucu normalleştiriliyor olması. Lütfen bu temel bilgiyi edinin ve şiddete maruz kaldığına inandığınız kişilere bu bilgiyi akılda bulundurarak yaklaşın.

      5-Şiddeti uzaylılar uygulamıyor. Şiddet uzaylılara uygulanmıyor. Şiddet gördüğünüzde üzülmeniz ve öfkelenmeniz doğal ama öcü görmüş gibi davranmanıza gerek yok. Şiddet sizin de başınıza geldi. Benim de başıma geldi. Ben de uyguladım. Bana kadınlar tarafından da erkekler tarafından da uygulandı. Şiddet yüz yıllardır insan yaşantısının bir parçası. Şiddetin sistematik olan biçimin erkeklerden kadınlara doğru olanı olduğunu ben de biliyorum çok şükür. Ama şiddet görünce kaçmak şiddetle mücadele etmek değil. Çünkü kaçtığınız yerde de şiddet göreceksiniz. Bazı kadınların kaçcak yerleri de olmayabiliyor üstelik (ben o durumda değilim bu arada) ya da kaçabilecekleri yerler daha fazla şiddet barındırabiliyor. Eğer ki hayatınız ciddi manada ksıtlanmıyorsa, bir can tehlikeniz yoksa, genel olarak ilişkiniz sizi mutlu ediyorsa genelde aldığınız karar ilişkide kalmak oluyor. Siz de bunu yapıyorsunuz. Bir tek benim yapmadığıma kalabımı basarım. (Zaten yukarıda Deneyim Paylaşımı ve tirza da kendi deneyimlerini aktarmış.) Benim ilişkim tümüyle eşit değil, olamaz. Ama yemin mi edeyim ne yapayım siz ne dilden anlıyorsunuz bilmiyorum da etrafımda gördüğüm bir milyon ilişkiden eşit, adil, şiddetsiz. Şu yazıyı yazdığımdan beri küçümsendiğim, anlaşılmadığım, duyulmadığım, dinlenmediğim, şiddete uğradığım kadar da ilişkimde asla bunları yaşamadım. Evet siz de feministsiniz ama bence bir kısmınız dünden beri şiddet uyguluyor. Şiddet deneyimini paylaşanlara zavallı, güçsüz, hakikatle yüzleşemeyen, feminizmi özümseyememiş, mücadele etmeyi başaramayan insanlar muamelesi yaparak şiddet uyguluyorsunuz. Ve bunu yapanların topuna kocamı değişmeyecek olmamı çok çok çok normal buluyorum. Ve sayenizde bahsettiğiniz köylü kadınlarla paylaştığım deneyimi fark ediyorum. Neden dertlerini anlatıkları bilmiş kadınlara bu kadar öfkelendiklerini anlıyorum. Örneğiniz için teşekkürler.

      Size de söyleyeyim: Çünkü şiddet herkesin başına geliyor ancak kendi ilişkilerinizde yaşadığınız şiddetin ruhunuza attığı düğümlerle kendi iç dünyanızda ve ilişkilerinizde değil benim iç dünyam ve ilişkimde mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Çünkü sınırlarınızı bilmiyor, size sınırlarımı göstermeye çalıştığım halde onları ihlal ediyorsunuz. Çünkü karşınızdakini duymuyor, hislerini anlamıyor, empati kuramıyor, her gün yüzyüze kaldığımız erkek aklıyla üstümüze üstümüze geliyorsunuz. Her şeyi, bizim ne yaşadığımızı dahi bizden iyi biliyorsunuz. Resmen şu an siz bir erkek, ben de tabiri caizse 3. Dalga feministim. Oysa son günlerde iyice bi 2 dalgaya gönlüm kaymıştı.

      • arm

        Tezer kalemine sağlık, her seferinde yazmak istiyorum, sonra senin yeni yorumunu okuyorum ve aynen benim hislerimi ortaya koyduğunu fark edip rahatlıyorum. Gerçekten de belli bir deneyimi yaşamayan, yüzleşmeyen ve bir şekilde çözümlemeyen arkadaşlarımız yorumlarıyla bizi sadece yalnızlaştırıyor. Ne yazık ki verilebilecek bir cevap da yok. Aynı tecrübe yaşanmadan aynı dili konuşmak mümkün olmuyor. Kullandığımız semboller, yaşanmışlığın benzer anlamlarıyla yüklenmediği sürece dile hakimiyet, rasyonel yeterlilik ve iyi niyet ne yazık ki işe yaramıyor.
        Ben senin çok güçlü bir karaktere sahip olduğunu düşünüyorum ve sağlam duruşunu her seferinde taktir ediyorum. Yalnız olmadığını da bilmeni istiyorum.

      • 5h4rfl1

        yorumun resmen benim yorumumun sağlaması olmuş. beni ancak bu kadar haklı çıkarabilirdin tezer. madde madde yazdıklarımın hepsini gerçeğe dökmüşsün. bak ne diyeceğim (bak yine üstten konuşuyorum) diyelim ki sen haklısın. diyelim ki ben erkek aklıyla bilmiş bilmiş sana akıl veriyorum, seni suçluyorum, evliliğini bitirmeye çalışıyorum. diyelim ki senin yuvanı yıkmaya çalışan şeytanımsı bir canavarım, seni kocandan ayırıp zafer kahkahaları atacağım. diyelim ki ben feminizm denen naneden bir bok anlamamışım, seni yargılıyor, seni küçümsüyor, seni zerre anlamadan bik bik konuşuyorum. ne değişir? allah aşkına ne değişir tezer? senin adını kullanarak seninle aynı düşüncede olanlara soruyorum ne değişir? ben size göre üstten konuşunca şiddet yok mu oluyor? kocandan resmen cinsel şiddet gördüğünü yazıyorsun ve 150 paragraf mazeret ve bir takım terimsel laflar diziyorsun bu garip değil mi? şiddet kelimesi midir seni rencide edip kıvrandıran? cinsel şiddetin adını papatya koyalım mesela nasıl olur? rahatlar mısın?
        senin yazına istinaden insanlar kendince (doğru veya yanlış) fikirlerini yazıyorlar ve onlara demediğini koymuyorsun. kimsenin yorumunu beğenmiyor, kocan (ve şiddet uygulayan erkekler) hariç herkesi yeriyorsun. yok üstten bakıyorsunuz, yok anlamıyorsunuz, yok erilsiniz bilmem ne. bu ne ayol? insanlar fikir ve düşüncelerini sana beğendiremeyince haksız ve kötü insan mı oluyor? sen duymak istediğin yorumun şablonunu yaz da ona göre yorum yazsın insanlar ne dersin? üstelik herkesin üslubuna laf söylüyorsun ama konu senin üslubuna ve garip tavrına gelince “konumuz bu değil, asıl konumuza katkıda bulunmuyorsun” diyorsun.

        ayrıca seni kurtarmaya çalıştığım falan yok. açıkçası umurumda değilsin. tanımam etmem. hem koskoca kadınsın senin neyini kurtarayım? buraya yazı yazana kadar git sorunlarını çöz ya da çözme bana ne? senin derdinle yandığım falan yok. başkalarının hayatı ve sorunları hiç ilgimi çekmiyor. seni bu hayattan kurtarmaya çalıştığım ya da (haşa) sana ayrıl kocandan dediğim falan yok asla. hayat senin koca senin bana ne. zaten bütün yorumları okumadım ama sana boşan kocandan diyen de olmadı. korkmana gerek yok yani.
        benim hayatımla ilgili oldukça isabetsiz ve gereksiz varsayımlarda bulunmuşsun beklediğim gibi. sen olsan alınır 70 paragraf buna cevap yazardın ama ben bunlara cevap verme gereği duymuyorum.
        bana kitap tavsiye etmişsin de ben şiddetin normalleşmesinin hatta muteberleşmesinin cennetinde yaşıyorum ne kitabı? felsefi şiddet okumaları denen şeyi de ilk kez senden duydum. ben öyle çok okumuş entelektüel falan değilim. sadece aklım, mantığım, vicdanım ve gerçekçiliğimle konuşuyorum. öyle çok zeki falan da değilim sıradan insanım. şu yazdıklarım üzerine hiç kitap okumadım mesela. ben sadece yaşadım, gördüm. şiddetin ne olduğunu ve ne olmadığını anlamak için kitaba bakacaksak vay halimize.
        yukarıda dediğim gibi şiddet mağduru çok kadın gördüm ve hemen hepsi aynı refleksleri gösteriyordu. benim yorumum senin zoruna gittiyse ve kendini hakarete uğramış gibi hissettiysen de yapacak bir şeyim yok. sen kırılacaksın diye düşüncelerimi yazmayayım mı? ayrıca iki de bir gerçek feminizm bu değil, siz bana şiddet uyguluyorsunuz erilsiniz bilmem ne diyerek sen de kırıcı olmuyor musun? savunma mekanizman her şeyin önüne geçmiş gibi yazıyorsun.

        “okumuş yazmış ya da kendimi feminist olarak tanımlamış olunca şiddeti/iktidarı bu kadınlardan farklı şekilde deneyimlemem, daha ‘bilinçli’ olmam da gerekmiyor” demişsin. ben bu sözün üstüne söz söyleyemem. zaten söylenebilecek bir şey de kalmamış.

        yazdığın 2.maddeye cevap vermeyeceğim. bu yorumu okuyanlardan rica ediyorum yukarıda tezerin yazdığı maddelerden 2.sini tekrar okuyun. insan psikolojisinden anlayan uzman varsa lütfen bu 2. maddede yazanlara açıklık getirsin.

        yazında bol bol bana giydirmişsin. sınır falan demişsin bana ne alakaysa. bunlara da cevap vermiyorum. herkes her şeyi görüyor zaten. bak yine gıcık gıcık üstten konuşuyorum. yazının geri kalanında hep bana giydirmişsin zaten. ben bunları asla ciddiye almıyorum. ben akıl süzgecimden geçmeyen lafları ve olayları ciddiye almayarak yaşayan biriyim. benim yolum bu. yazdığın dolambaçlı ve bol terimli, süslü laflar bende karşılığını bulamıyor üzgünüm. amacım asla seninle karşılıklı tartışmak değil. bu nedenle bana destan gibi yazılar yazma lütfen okuyamam, okusam da anlayamam.

      • Tezer

        Sevgili 5h4rfli,

        Bana akıl vermeniz ve beni suçlu hissettirmenizle evliliğimi bitirmeye uğraşmak aynı şeyler değil. Evliliğinin bitirilmeye çalışıldığını düşünenler senin örneğindeki kadınlardı. Ama sizin savlarınızın mantıksal sonucu şiddet gördüğümüz ilişkiyi sonlandırmaktı. Ben de şiddet görmek karşısında verebileceğimiz tek tepki o olmayabilir çünkü bu hem mümkün olmayabilir hem de şiddetle mücadelenin başka yolları olabilir de. Bunu hepimizin düşünmesini faydalı bulduğum için yazdım.

        Siz nasıl benimle kişisel bir soruna sahip değilseniz, ben de sizinle kişisel bir soruna sahip değilim. Ama düşünceniz ve tavrınızla ciddi problemlerim var çünkü şiddetle mücadele etmek kişisel ve toplumsal yaşamımın sizin sandığınızın çok daha merkezinde. Ve sizin de benimsediğiniz belirli bir tavrın bu mücadeleyi hem kişisel hem de toplumsal düzeyde engellediğini düşünüyorum. Travmatize olmuş insanları daha fazla travmatize etmekten, şiddet yüzünden güçsüzleşmiş insanları daha da güçsüzleştirmekten başka bir işe yaramıyor çünkü. Şiddeti de size suçlamak için değil tavrınızın kaçınılmaz sonucuna işaret etmek için kullanıyorum.

        Hayatta karşılaştığınız sorunlara akılla yaklaşmaya bu kadar önem verip aklımı kullanma çabamı neden bu kadar küçümsediğinizi başından beri anlayamıyorum. Benim anlama çabam ve bildiğimi ifade etme biçimim size entellektüellik şovu yapmak gibi geliyor. Ama getiridiğim kavramlar da tartışmalar da feminizmin eleştirel düşünceye ve şiddete karşı örgütlenmeye kattıklarıydı. Size göre aklımla giriştiğim her çaba ‘bahane üretmek’ çünkü kocamın şiddet uyguladığını kabul etmek istemiyorum. Tamam, kabul ettim artık. Peki bundan sonraki adım ne olacak? Benim güçlenmeye ihtiyacım var bir şiddet mağduru olarak. Bunu nasıl başaracağız? Ben sizden (feministlerden, bu yazıyla) bu çabada yanımda olmanızı rica ettim. Ama tabii ki bu ricaya karşılık vermek zorunda değilsiniz. Yine de karşılık vermek istemiyorsanız bunu açıkça ortaya koyabilirsiniz, davranışınızın sorumluluğunu alabilirsiniz.

        Dayanışma, güçlenme, dinleme, tanık olma, deneyim aktarma, örgütlenme gibi bir sürü başlık çıktı bu tartışmadan. Bunları tartışmak ister misiniz? Bunlar gereğinden fazla entellektüel çabalarsa katılmamayı da seçebilirsiniz. Dönüp dönüp bana ‘iyi güzel entel takılıyorsun da şiddete uğramışsın, kabul edemiyorsun’ demenize gerek yok. Çünkü anladım ne dediğinizi.

        Kurtarmak dediğim ortaya koyduğum tüm fikir ve bilgileri değersizleştirip bana ne yaşadığımı söylemeniz. Bana ne yaşadığımı söylemeniz zaten imkansız çünkü ne yaşadığımı bilmiyorsunuz. Hayır, şiddet değil çiçek deseniz değişmeyecekti ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Deneyimim bana ait ve kimsenin benim yerine adlandırmasına izin vermiyorum. Çünkü onun adlandırılışı benim onu yaşayışımdan bağımsız değil. Sizin benim yapmamın doğru olduğunu düşündüğünüz şeyleri, bana empoze ettiğiniz anlamları kabul etmek zorunda değilim. Kurtarmak/dayanışmak tartışması bu nedenle önemli ve feminist örgütlenmenin en temel tartışmalarından. Burası da feminist bir internet sitesi olduğu, amacı beraber düşünmek, tartışmak, bilgi üretmek olduğuna göre bu tartışmayı açmam ukalalık değil. Fazla uzatıyorsam moderatörler yorumlarımı yayınlamaz olur biter.

    • hebele

      ben de takip edince aynilarini dusundum ama bosa kurek cekmek oldugunu dusunuyorum duvari gorunce hala asmayi calismanin. insanlarin savunma mekanizmalari cok guclu, asmaya imkan yok en azindan bende o entrumanlar yok. bazen son derece basit seylerin(bu yalandir, bu siddettir gibi, bu yanlistir) nasil kelimelerler oynadikca sacmalastigini gorup bunaliyorum. belki de biz cok basit dusunuyoruz, belki insanlar, iliskiler dusundugumuzden daha karmasik ama bana hic oyle gelmiyor.

    • oyk

      o kadar abartmasak mı ya. tezer’in yorumlarını okudukça bana iyicene yazıdaki bu olayda kocası bu toplumsal mitleri sadece bahane olarak kullanmış gibi geliyor. anlık bir kötülük yapma isteği gelmiş, gitmiş Tezer’in bam teline basmış. hepimiz arada sırada yapmıyor muyuz bi kötülük? ısrarla bunu inkar etmesini ben de anlamıyorum. ısrarla toplumsal yönden konuya bakmamızı beklediğini söylüyor ama, bi düşünüyor mu acaba bu yazıyı okuyan bir insanı nasıl bir duygudurumda bıraktığını. kocasını tanımıyoruz etmiyoruz. kendisini sadece yazıları ve yorumlarından tanıyoruz. bir şeyler varsaymak zorundayız. ben kocasının sağduyu sahibi olduğunu varsayıp bilerek yaptı dedim. başkası tam tersini düşünür ve tezer’i kurtarmaya çalışır. öbürü başka bir şey der. daha bu sorunu sonradan nasıl çözdüklerini bile bilmiyoruz. yarım yamalak, geçtiği contexti bilmediğimiz etmediğimiz bir olayda bir de makro düzeyden bakmamızı bekliyor. internette okuduğu insanların bile ortamı, yaşanmışlıkları başka başka. ben hiçbir şey anlamadım vallahi. başta aslında önemli bir paylaşım olduğunu düşünmüştüm. en azından empati kurduruyor, bu da olurmuş dedirtiyor. ama yorumlarını okudukça bu düşünce de yok oldu bende. hiç bir şey anlamadım. akıl yürütebileceğim hiçbir şey yok gibi geldi. sansasyonel başlayıp, aa hiçbir şey değilmişle biten bir şey.

      deneyim paylaşımı’nın yorumu bile sanki ikisi de meditasyona başlasa sorun kökünden çözülecek gibi. aşırı empati mi kuruyorum bilmiyorum ama kaygı sorunu çeken bir insan karşısında hüsrana uğramak çok olabilir bir şey. entellektüel olarak sorunu anlasa bile, çözüme giden yolu bulamayacak kadar sabırsızlık gösterebilir kişi eğer kendisi de duygusal açıdan dengeli değilse.

      şimdi ne yazdığımı ben de anlamadım açıkçası kafam karıştı.

    • aslı

      Tam düşüncelerimi yazmışsın, aynen.
      Bir başka hissim ise Tezer, arzuladığı yanıtı almadıkça, alabilmek için sürekli kendisini açıklamaya girişiyor her seferinde. Yorumcular onun istediği yanıtı vermeyince, kötü oluyor. Hatta şiddet uyguluyor oluyorlar. Peki bu da bir baskı değil mi? Baskının bir türü bence. Şimdi konu, sadece kadın-erkek değil, kendi aramızdaki uslüp ve şiddet sorununa da geldiği için yazıyorum bunu.

      • Tezer

        Evet haklısınız sanırım, aşamadığım bir duvar var. (İroni yok bu yorumda.) Yorumlarınız da o duvara beni çarpıyor sürekli. Zaten ‘duyguları da biraz gözetsek mi acaba? Her zaman rasyonel olamayacağımızı kabullenip rasyonel olamayan bir insanın bu kadar üstüne gitmesek mi acaba?’ gibi sorular sormaya çalışıyorum. Belli ki sizin beni duyamadığınız kadar ben de sizi duyamıyorum. Bu yüzden de ben burada yokmuşum, yorumlarınızı okumuyormuşum gibi sohbetinize devam ediyorsunuz. ‘Sansasyonel başlayıp, aa hiçbir şey değilmiş’ ile bu konuyu bitirebildiğime göre ters giden bir şeyler var. Çünkü porno var. Siz ya da sizin etrafınızda birileri de farklı şekillerde izliyor. Sizin hayatlarınızı da etkiliyor. Peki bu ters gitme durumu hakikaten bir tek benden mi kaynaklanıyor? Bundan hala emin olamadım.

        Bu son yorumlarınızdan duygusal olarak dengeli olmadığımı da okumuş oldum. Bunda da haklı olabilirsiniz. Peki bunu ifade etmenizin tartışma açısından, pornoyu, şiddeti ve bunların gündelik hayatımızda nasıl eklemdiğini anlamak açısından nasıl bir faydası oldu? Benim hezayanlarımı tartışmaya mı geçelim yoksa bundan sonra?

        Sizden inatla bir yanıt almaya çalışıyorum belki. Onda da haklısınız. Ama almaya çalıştığım yanıtı verenler de oldu esasında. Onunla yetinmeyi öğrenmem gerek belki de. Yazı yazmak beklediğiniz/umduğunuz cevapları almayı beraberinde getirmiyor, başta Oşu Bubu demişti ve haklıydı. Mesleğim yazarlık olmadığından ve şu an duygularımı dışarıda bırakamadığımdan sakince yanıtları izleme sabrını gösteremiyorum.

        Ayrı bir yorum daha yapmayayım diye: Tirza, nes ve bombom’un yorumları bana iyi geldi. Teşekkür ederim. Tartışmayı inatla kaydırmaya çabaladığım zemin sanırım n.’nin, nes’in, bombom’un durdukları zemindi.

      • Tezer

        “The plea of the survivor, then, is to be heard, it is a request that we, who did not have to suffer the trauma of the surviving the Holocaust, bear witness to the witnesses of atrocity. It is a request that was for a long time painfully denied, but which has in recent years found itself at the heart of a burgeoning interest in trauma and, along with it, an emerging ethics of witnessing. For Cathy Caruth, for example, the call of the ‘crying wound’ of trauma represents an ethical address of the other to the self that ‘demands a listening and a response’ (1996: 9). Similarly, in the psychoanalytic model of trauma testimony described in Shoshana Felman and Dori Laub’s by now seminal study Bearing witness or the Vicissitudes of Listening, ‘it takes two to witness the unconscious’ (1992: 15)…For Laub, the listener is an ‘enabler of testimony’, he or she is ‘party to the creation of knowledge’ (Felman and Laub 1992: 15). The listener, as the ‘enabler of testimony’ is what makes possible the process by which ‘the narrator (the survivor) reclaims his position as a witness’ (Felman and Laub 1992: 85). To witness then, is no solitary act; the wound that talks always seeks the secondary witness that will hear it.French philosopher Jean-François Lyotard has also theorised this relationship in his succinct and oft-cited formula for a ‘testimonial pact’. Among the conditions necessary for successful and politically useful testifying Lyotard notes the importance of ‘an addressee, not only willing to listen and accept the reality of the referent, but also worthy of being spoken to’ (Nance 2006: 87).In his model the listener – who actively and ethically listens, recognising the voice and subjectivity of the testifier in the process – is not merely an additional benefit, (s)he is a vital element without which the testimony would not exist. Put simply, it is only in the company of a (worthy) listener that my story can be told.”

        https://talkingwound.wordpress.com/2011/05/15/bearing-witness-to-the-witness-some-thoughts-on-hearing-wounds-talk/

  • tirza

    yorumlar o kadar fazla ki hepsini hakkıyla okumak gerçekten zor, yalnız tezer in yazdıklarında ben bildiğimiz anlamıyla bir “koca şiddeti” falan görmüş değilim, yanılıyor muyum diye tekrar baktım ama göremedim. kendimi feminist olarak tanımlamam epey uzun sürdü, teorik anlamda pek çok şeye karşı çıkabilirsiniz ama bu ülkenin şartlarında pratik hiç de öyle kolay olmuyor ne yazık ki… şimdi yeni baştan şiddetin tanımını mı yapalım? kılıf, bahane?? hiç zannetmiyorum, kadınların büyük bir kısmı kendi “verili şartlarından” bağımsız davranamıyor desek mi? maddi özgürlüğü olan kadınları biraz daha bunun dışında tutabiliriz evet. köylerle büyük şehirleri karşılaştırmaktaki sorun atılan tokadın, ağız burun kırmanın hatta öldürmenin farklı olmayacağının bilinmesine rağmen o kadınlardan farklı davranışlar sergilemesini beklemektir bence. yani köydeki kadın dertleşiyor ve sonra bu dertleşmelerinin cevaplarını kendinde arayacak zamanı bile bulamadığında çoğu kez çaresizlikten, parasızlıktan, korkudan vs. olduğu yerde kalakalıyorsa kentteki belli bazı özgürlüklere sahip kadın bunu sineye çekmeme hakkına sahiptir e mi geliyor sonuç.eh işte dar alanda feminizm tartışmaları bu şekilde arz-ı endam eyliyor diye düşünüyorum.

  • nes

    Sevgili Tezer, “En azından bir benzeri birilerinin de başına gelmiş olur ve bana nasıl başa çıktıklarını yazarlar, deneyim aktarırlar diye düşünmüştüm. Özellikle internette bu konuda tonla deneyim paylaşılması bende böyle bir beklenti/tahmin yaratmıştı. Bunun gerçekleşmemesi ilginç geldi.” demen üzerine düşünmeye başladım.

    Sahiden neden hemen hemen hepimizin etrafında porno izleyen erkek arkadaş varken benzeri bir deneyimi paylasan çıkmadı? Sanırım bunun cevabi pornoya olan bakış açımız. Mesela benim erkek arkadaşım düzenli porno seyrediyor, benden de saklamıyor. Ben de bunun için onu ayıplamıyorum sadece hayal gücünü hiç çalıştırmayıp mastürbasyon için pornoya bağımlı kalmasına üzülüyorum biraz. Ama yine de oyun oynar gibi ben onun bilgisayarını kullanırken pornoları nereye sakladığını bulmaya çalışıyorum, o da saklamaya. Aynı şekilde ben de kırk yılın başı izlerken eğer birisi varsa evde tedirgin bir biçimde izliyorum, bittiğinde de ayıplı bir isi yakalanmadan bitirmiş gibi rahatlıyorum. Neden çünkü her ne kadar porno izlemeyi normal saysak bile pornonun kendisi saklamamız gereken adeta kirli bir mendil.

    Bence tam olarak yaşadığınız olaya neden insanların bu kadar yüksek perdeden tepki verdiğini açıklıyor. Bu kadar saklanması gereken kirli bir şeyi sizin yanınızda nasıl yapabilir? Bence eğer porno izlemekten ve pornonun kendisini hemen çöpe atılması gerek pis bir mendil değil de ekrandaki başka bir video olarak görüyorsa ve siz fark etmeden bitireceğini düşünmüşse olabilir. Siz fark edince de suçluluk duygusuyla üste çıkmaya çalışmış görünen o ki. Sizin yanınızda izlemesi hoş değil, ama pornodan bizim gibi utanmadığı için bu ne cüret denilecek bir konuda yok. Sorun itirazınıza rağmen devam etmesi.

    Amacım yaşadığınız olayı daha da irdelemek değil sadece başka bir bakış açısından bakıp sizin hislerinizle verilen tepkilerin arasındaki uçurumu anlamaya çalışmak.

    Cesaretiniz ve yaklaşımınız için teşekkür etmek istiyorum. Porno konusu çok kapsamlı ve uzun uzun tartışmamız gereken bir konu. Özellikle de erkeklerin cinsellikten beklentilerini şekillendirmesi hepimizi etkiliyor gibi.

  • bombom

    önce yorumları okuyunca düşündüklerimi anlatarak başlayayım. 5h4fli’nin son yorumu ‘her şey sınıf meselesi, devrimden sonra kadınlar için de her şey çok güzel olacak’ ya da ‘sınıfçılık daha kapsayıcı bir çözümleme, ne gerek var öyle feminizme falan, sınıf bilincini bölmeyin’ özetli BAZI sol çevre argümanlarına cevap niteliğinde (o amaçla yazılmamış olsa da). evet kadınlık deneyimi sosyoekonomik durum, eğitim düzeyi, etnisite vs gibi bazı sosyolojik kategorilerle açıklanamayacak bir deneyim. bu yüzden adına feminizm/kadın hareketi deniyor. yine 5h4arfli’nin yorumunda şablonlaşmış tepkileri sıralaması bence çok iyi. sonuçta hepimiz bir şeye öyle ya da böyle tepki vermek istediğimizde kimi şablonları takip ediyoruz. bunu bir şekilde akılda bir yerde tutmak bana yardımcı oluyor çoğu konuda.
    yine bu nedenle cansu’nun ‘deneyim paylaşımı’na ilk cevap verdiği yorumunun da özellikle internet ortamında yayınlanmasına sevindim. cansu da bazı kalıplaşmış ‘kadınlık’ tutumlarına dikkat çekiyor. affedici, mazeretçi ya da anlayışlı ve bu nedenle de öğretici anne kalıbı patriarkanın araçlarından. buna bence en feministimiz de en antifeministimiz de düşüyor (tongaya?). o yorumdan, dışarıdan izleyen ama benzer deneyimler yaşamış bir kadın olarak güç aldım. internette yapılan tartışmalarda amaç her zaman doğrudan birine cevap vermek olmayabilir. ben en azından kimi yorumlarımı sırf ‘bu konuda bunun bunun da söylenmesi gerekir, yazayım da dursun kenarda’ diye yapıyorum. üslup konusu da biraz çetrefilli bence, o yorumdan güç almamın bir sebebi, benim sinirlendiğim bir şeye en az benim kadar şiddetle sinirlenen biri var, ve bunu kendine/öfkesine ket vurmadan dışa vuruyor, diye düşündürmesi oldu. bu sinirdeki şiddetin yöneldiği yer birey değil patriarka. bu nedenle bir dayanışma biçimi olarak görüyorum kesinlikle.
    tezer’in ve oşu’nun tepkisini de anlıyorum. cansu’nun yorumu bana cevaben yapılmış olsaydı, muhtemelen yukarıda yazdıklarımdan başka şeyler hissedecektim (yüzyüze olsalar cansu da dp’na böyle bir tepki vermezdi belki-bilmiyoruz). ama tezer ve oşu da ‘deneyim paylaşımı’nın cevabını beklemeden, ‘o burada yokmuş’ gibi yazmış. ben de şu an burada kimse yokmuş gibi yazıyorum belki. kendi kuyruğunu ısıran yılan imgeleri dönüyor şu an kafamda :)

  • bombom

    ‘ bu sinirdeki şiddetin yöneldiği yer birey değil patriarka. bu nedenle bir dayanışma biçimi olarak görüyorum kesinlikle.’ cümleme bir ek yapmak istiyorum. şiddete şiddetle karşılık vermekte beis görmüyorum (bazen). şiddete verilecek karşılık da ayrı bir çetrefilli konu. bırakıyorum burada.
    ana yazıya gelemedim bir türlü… öncelikle tezer, teşekkür ederim, ağzıma sıçtı yazı. okuduğum günün gecesi kabuslar gördüm (yorum yazmaya ancak fırsatım oldu) emin ol benzer deneyimler yaşıyoruz bir çok kadın olarak. kendi molaya girmiş ilişkimde ne yapacağımla ilgili düşüncelerime değdi yazın. ama ne yapacağım hala netleşmedi bu yazıyı okuyunca. evet bilinç ya da bilmek ile idrak etmek + bildiğini eyleme dökmek arasında bayağı farklar ve insanlar çoğunlukla rasyonel hareket etmiyor.
    benim zamanında birlikte porno izlemeyi teklif eden sevgililerim oldu. açtıkları erkek-bakışından-erkek-bakışı-için-üretilmiş pornoları ise genellikle saçma bulduğumdan bir süre sonra sıkılıp kapattı(rdı)m. biraz da şu var kafamda: birlikte çok daha iyisini yapabilecekken (çünkü işin içine başka duyular da giriyor) niye birlikte başka insanlara bakalım ki? bir de porno bana yoklukla bir gibi geliyor. kimse yoksa ve canım seks istiyorsa açıyorum ben pornoyu (herkes için böyle değildir herhalde). bir de biriyle sevişirken başka birine bakmayı (ve hayal etmeyi) ayıp buluyorum. evet o kişiye karşı terbiyesizlik gibi geliyor (yapıyorum bazen ama). grup seksle aynı şey değil sonuçta porno izlerken 1 kişiyle sevişmek. mastürbasyon yaparken de bakıyorsun, durup dururken seksi bulduğun (sevgilin dışındaki) bir insana da bakıyorsun. ama sevişirken başkasını düşünmek bildiğin aldatmak gibi geliyor. anda olmamak gibi. fantezi kategorisinde de bakamıyorum. birlikte olduğun kişiye bunu konuşmak her şeyi değiştirebilir oysa. poliamori/poligami, cinsel fanteziler vs bunların hepsinin ilişki içinde açıkça konuşulup konsensusa varıldıktan sonra, rıza alınıp verildikten sonra yapılacak şeyler olduğunu biliyoruz artık (işallah) hepimiz.
    internette birlikte porno izlerken sevişmeye başlayıp bunu videoya kaydeden çiftlerin amatör görüntüleri de varmış bu arada. (ben izlemedim, nasıl bulunacağını da bilmiyorum, amateur + ne yazmak gerek acaba?)
    son zamanlarda birlikte olduğum erkek de pornoyu çok seviyor. sevişmeyi daha az seviyor. pornoyu sevmesi değil de sevişmeye ilgisinin az olması beni gerçekten zorluyor. arada bir hmm ne izlesek diye düşünürken bana arşivinden splatter, scat porn türü şeyler açıyor. bana göre kesinlikle seksle birlikte düşünülmemesi gereken şeyleri gösteren bu filmleri ne için seyrediyorsun/arşivliyorsun diye sorduğumda komik/saçma bu nedenle de eğlenceli bulduğunu, bunlara mastürbasyon yapmadığını söyledi. bir kaç kere çeşitli meraklar nedeniyle, bu filmleri birkaç dakika fast forward modunda izledim. yine öyle bir gün, delicesine ağlamaya başladım. neden tam olarak açıklayamıyorum, ama onun bu filmlerdeki şiddet görüntülerini gülünç bulması bana tecavüz şakalarını hatırlatıyor sanırım.
    geçenlerde izlediğim bir porno belgeselinde, porno oyuncularının bu tür (gonzo) filmlerde canlarının yandığını, yani zevkten ziyade acı hissettiklerini (aynen yüz ifadelerinde okuduğum gibi) söylediler. BDSM’le alakası olmayan bir tür bahsi geçen tür, doğrudan ataerkil toplumun yansıması. ama bütün bunlar karşısında ne hissetsem/düşünsem çelişkili gibi geliyor gerçekten.
    bence değer verdiğimiz erkeklerin porno alışkanlarından rahatsız olmamızın arkasında bunlar yatıyor. benim durumumda bir de ‘feminist porno izleyelim beraber madem ikimiz de porno seviyoruz’ dediğimde aldığım feminist pornoyu küçümseyici ‘şakayla karışık’ karşılıklar da etkiliyor. kendisi feminizmden bihaber biri de değil.

    bu nedenlerle, özellikle son yorumlarınla birlikte iyice merakım arttı, kocanla neler konuştunuz peki tüm bunların sonunda? böyle bir iyi örneğe bu aralar gerçekten ihtiyaç duyduğum için soruyorum. negatif deneyimlerimiz kadar pozitif deneyimlerimizi de görünür kılmanın önemli olduğunu düşünüyorum. çünkü şiddete sıfır tolerans bence de çok önemli, ama hayata geçirmek de bir o kadar zor.

    • Tezer

      Ben de ‘bunun feminizmle ne ilgisi var’, ‘beni neden diğer erkeklerle kıyaslıyorsun’ gibi sorulara maruz kaldım önce. Başta yaptığının son derece normal olduğunu, gizli bir şey yapmadığı için aldatılmış gibi hissetmemin saçma olduğunu düşünyordu. Ben de hayatımda bana zarar vermiş olan erkeklere ve genel olarak erkekliğe olan toplu öfkemi kusmuştum. (Yazı zaten bunlar olduktan sonra yazılmıştı.) Bu ikisinin arasında bir yerde buluştuk sanırm konuştukça. internetteki deneyimleri okuttum ve dedim ki ‘bütün erkeklerin benzer savunmalar yapması, bütün kadınların da benzer duygular yaşaması, durumu benzer şekilde anlamladırması sence bir tesadüf mü?’. Bütün bu deneyimlerin nasıl cinsiyetlendirildiğini gösterme olanağı sağladı bana o deneyimler. Dolayısıyla başta onun kendini normal beni anormal kurduğu zemini sorgulamamızı kolaylaştırdı. Özellikle deneyimleri bir bir açıp okutmamın faydası oldu. Onları okuduktan sonra kendisi de zaten başta pozisyonda pek ısrarcı değildi. Sonra burada yayınlanan yazıyı okuttum ona. Yazı da tartışmamızda kolaylaştırıcı bir rol üstlendi. Onu canavar gibi görmediğimi anlatmamı sağladı. Çünkü onu ‘şiddet uygulayan erkek’e indirgemek değildi derdim, bu yaptığının şiddet olduğundan da emin değildim açıkçası, ama neticede benim üzerimdeki etkisinin cinsel şiddet deneyimiyle aynı olduğunu anlamasını istiyordum. Onun hangi motivasyonla yaptığının ve ne olduğunun ötesinde bu deneyimin beni nasıl etkilediğiydi benim odaklandığım şey. Ve beni aldatılmaya benzer bir şekilde etkiliyorsa o zaman bunu bir daha yapmaması gerekiyordu. Zaten benim bu kadar yıprandığımı gördüğü için bir daha yapmayacağını (ikinci gün yaptığımız) tartışmanın başında söylemişti. Ama neden yapmasını istemediğimi anlaması benim için önemliydi. Çünkü ‘tamam tamam yapmayacağım’ her tepki verdiğimizde duyabildiğimiz ve karşımızdakinin çoğu kez ikna olmadan konunun tez elden kapanması için verdiği bir söz. Şu anda bunu anladığını düşünüyorum. İkinci üçüncü günkü tartışmalarımızdan sonra birbirimizi anladığımıza ikna oldum. Bu arada tahmin edebileceğiniz gibi pek çok kişisel deneyimi, pek çok hissi konuştuk. Zaten çok sevdiğim bir insanla beraberim ve daha önce söylediğim gibi ilişkimde pek problem yaşamıyorum. Dolayısıyla sevgi, aşk kolay yeşerebiliyor. Sonraki günler flört ve aşkla geçti diyebilirim. Her zaman birlikte yapmaktan zevk aldığımız şeyleri yapıp, keyifli (ve uzatmalı) bir haftasonu geçirdik. (Bunları yazınca bazılarına mutlu aşk masalı sallıyormuşum gibi geliyor, biliyorum. Yapacak bir şey yok. Bunu deneyimledim.) Günlerdir onun yanında yorumları takip ediyorum, bir şeyler yazıyorum. O da iniş çıkışlarıma rağmen sakince, sevgiyle yanımda kendi aktiviteleriyle meşgul oluyor. Ekşideki buradaki yorumlara falan hiç sinirlenmedi, üzülmedi, üstüne alınmadı mesela. (Bu da bende suçluluk hissi yarattı sanırım. Ben bir kat daha üstüme alındım onun genel sakinliği karşısında. Daha önceki erkek arkadaşımı düşünüyorum, bu yazıyı internette paylaşsam, bu yorumlar gelse vs. hayatımı cehenneme çevirirdi. Ne yapar eder bana kendimi feminist olduğum ya da olmaya çabaladığım için berbat hissettirirdi. Eğer bu olayı anlama ve çözme sorumluluğunu üstüme fazlaca alıyorsam bu sanırım bu ilişkimde değil daha önce yaşadığım şiddetin etkisidir. Şu an onun yakınından geçen bir durum yok. Karşımda saygılı, anlamaya çalışan, ben yorum yazarken kenarda espiriler yapan, bütün günü bilgisayar başında geçirmiş olmamızın fenalığını tiye alan bir adam var. Ama kendim ne hissetiğimin ya da neden böyle hissetiğimin hala tam farkında değilim. Biraz zaman geçmesi, bütün bunlara uzaktan bakabilmem gerekiyor. Biraz da bu yüzden yorumların benim deneyimime odaklanmasından bunaldım.) Hala ikimiz arasında geçen bir deneyim olarak bakıyor, dolayısıyla başkalarının nasıl anlamdırdığı ile ilgilenmiyor pek. Ben de bir miktar hak verdim bu davranışına. Çok zor çünkü başkalarının senin ilişkinle ilgili düşüncelerini dinlemek, kaldırmak. Hele de bu düşünceler şiddet üzerineyse ve kendi şiddet deneyimleriyle harmanlanmış duygularını da sana aktarıyorlarsa… (Bu arada haklısınız, ben de size şiddet deneyimimi anlattım. Size de bir yük binmiş oldu ve tepkilerde bu da vardı. Keşke karşılıklı bir soluklanaydık.) Böyle yani. Bilmiyorum böyle bir cevap mıydı beklediğin.

      • hebele

        bence guzel halletmissiniz. sonrasinda neler konustugunuzu yazmamaniz benim de “kafasinda itiyor” diye dusunmeme neden olmustu. sorun konusulmayip sizin kendi kafanizda halletmeye calismaniz, durumu farkli gormeye calismaniz olurdu bence.

      • bombom

        teşekkürler cevap için. birazcık olsun yardımcı oldu. ama tabi bireysel durumlarımız çok farklı :)
        bir de yazının yazılmasıyla haftasonu orgazmları arasındaki boşluğu doldurdu.
        “Hala ikimiz arasında geçen bir deneyim olarak bakıyor, dolayısıyla başkalarının nasıl anlamdırdığı ile ilgilenmiyor pek.” bu da ilginç geliyor bana; kadın olarak başkalarının neler yaşadığı ve durumu nasıl değerlendirdiğine ilgi gösteriyoruz, ama erkekler nedense kendi deneyim ve yaşam tarzlarını başkalarından/toplumdan bağımsızmış gibi görmek konusunda yer yer daha ısrarcı. başkalarıyla kıyaslanma korkusu daha mı baskın? (ben de kıyaslanmaktan belli ölçülerde rahatsız olurum tabi ki) (belki yanlış bir genelleme?) ama işte feminizmden ve diğer değer verdiğim -izmlerden öğrendiğim şeylerden biri, bireysel hayatlarımızda yaşadığımız deneyimleri toplumsal bir çerçeveye oturtmak ve neyin biricik, neyin genel olduğuna bakmak oldu. ben senin yazını da öyle okudum aslında.

      • oyk

        Yani herhangi bir genel erkeklik söylemi falan yok kocanın. Bana herhangi bir şey anlatmış, öğretmişsin gibi gelmedi. Sanırım bu tür deneyimlerden sonra -beni çok rahatsız eden- şiddet uygulayan insanlarla konuşup iletişim kurarsak onları dönüştürebiliriz çünkü bilmiyorlar yargına ulaşmışsın. Ama ben hala yanlış olduğunu düşünüyorum. Kocanın hareketleri de bunu kanıtlıyor. Doğruyu yanlışı bilen biri. Sadece bir kereliğine gıcığına gitmek istemiş. Çok titiz olsan klozetin kenarına işeyecekti belki, ama feminist olduğun için birkaç erkeklik miti attı önüne. Yazıyı okuyunca karşımıza çıkan, 2 gün sevişmeyince karısının yanında porno izleyip mastürbasyon yapan Recep İvedikvari karükatürize bir adam değil yani. Yaygın erkeklik ideolijisini taşımıyor zaten. Sen gerçekten sanıyor musun ki o ideolojideki insanın iki kelime konuşup fikrini değiştirebileceksin? Bu ideolojileri insanlar seçiyorlar. Anlamadıkları ya da bilmedikleri için değil bunlar. Tabi, bu demek değil ki feminizimin görünürlüğü hiçbir şey ifade etmiyor. Bir seçenek olarak sunulması gerekli. Ama sen zavallı masum erkeklere, bilmeden yaptıkları erkekliklerinin aslında ne kadar kötü bir şey olduğunu göstermiyorsun. Seçimler var. Herkesin hayatının belli dönemlerinde yaptıkları kendi seçimleri var. Belki çok küçük özgür irade parçacıkları ama çok büyük etkileri oluyor insanın hayatında.

        Ben de yorumlarını okuyunca bunun sizin aranızda ve sizin ilişkiniz ile ilgili bir olay olduğunu düşündüm. Toplumsal bir yaraya parmak basamayız bundan. Kocan da bunu boşu boşuna büyüttüğünün farkında olduğundan öyle davranıyordur. Belki de onu biraz dinlemelisin. Sansasyonel başlayıp hiçbir şeye evrildiğini söylerken bunu söylemek istiyordum. Kocan ufak bi gıcıklık yapmış işte. Ama bile isteye kötülüğü seçen insanlar da var yani. Bunu kabul etmek kolay değil biliyorum, daha kocanın arada seni bilerek sinirlendirebileceğini bile kabul edemiyorsun (bence artık onun itiraf edebilmesi için de çok geç. büyük ihtimalle senden çok daha fazla suçlu hissediyordur kendini). Ama arada böyle de olabileceğini düşünürsen daha sağlıklı kararlar verebilirsin gibime geliyor.

        Bu arada bu yorumu da baya gıcık bi öğretici dille yazmış bulundum ama, şimdi derdimi anca böyle anlatabildim kusura bakma. Bence yorumları yazman çok iyi oldu, en azından anladık ne olup bittiğini. Yazı kendi haliyle baya rahatsız ediciydi. Sen kocanla konuşup kendi içini rahatlatmışsın, biz burada (okuyucu/yorumcu kitlesi olarak diyorum) kafayı yiyorduk. Bütün anlaşmazlık da buradan çıktı sanırım.

        • Tezer

          Sevgili oyk ve bombom, ‘benim iç dünyamda kendi sorunlarınız çözmeye çalışıyorsunuz’ derken benim de kastettiğim buydu. Yani size hayatımdan ufak bir kesit aktardım, aktardığım kısmı da muhtemelen diğer kadınların deneyimi ile birlikte aktardığımdan, sizin kafanızda bana ve kocama dair bilindik bir şiddet/iktidar ilişkisi tablosu çizdi. Sonra da bunun üstünden yorumladınız. Ama benim yapmak istediğim beraberce benim ilişkimi düşünmemiz değildi aslında. Sorduğum soru ‘ben şiddete mi uğruyorum’ değildi. Benim ilişkim NİSPETEN şiddetsiz ve eşit iken neden bu duygulara kapıldığım ve diğer kadınların duyguları ile bu duyguların neden bu kadar benzer olduğu ve karşımdaki insanın neden bu duygular karşısında tıpkı diğer erkekler gibi tepki verdiğiydi. Mikro ile makro arasındaki bağlantı, yazıya tekrar dönerseniz görebileceğiniz gibi, buradaydı. Bu soruya da yorumlardan bir şeyler devşirerek bazı cevaplar buldum ama beraberce üstüne pek düşünememiş olduk başka şeyleri konuşmaktan.
          Siz yazıyı okuyunca aklınızda beliren tablodan benim şiddete uğradığım, hem kocamı hem de kendimi entel görüp, her bir şeyi konuşup halletiğimize inandığım ve büyük aşk fantazlilerine kapıldığım için kabullenemediğimi düşündünüz sanırım. (Bu arada siz derken, kim ne demişti tek tek hatırlamıyorum artık. Sadece tavrına itiraz ettiklerim diyeyim.) Ben de bunun böyle olmadığını anlatmaya çalıştım. Benim deneyimime odaklanılmasını istemediğim için de hayatımdan daha fazla kesitler sunmadan kafanızdaki tabloyu değiştirmeye çalışmak istemedim. Açıkçası, ‘e madem deneyiminiz pozitif,nasıl çözdüğünüzü de aktarın’ demeseydiniz de anlatmak istemiyordum. Sonra size anlattıklarımın üzerinizde yarattığı etkiyi fark ederek böyle bir sorumluluğum olduğuna kanaat getirdim ve bunları o nedenle aktardım.
          İlişkinin toplumsallığına erkeklerden mi çok kafa yoruyoruz yoksa feministler (ve sosyal bilimlerle haşır neşir olanlar) olarak toplumun geri kalanından mı daha çok kafa yoruyoruz bilmiyorum. Sosyal bilimlere benim kadar yakın olan bir erkekle sevgililik yaşamadım hiç. Ve mikro-makro arası bağlantıları düşünmek sosyal bilimlerin bana kattığı bir ‘hassasiyet’. O yüzden kıyaslama yapamıyorum. Ama bombom’un sorusunu ben de soruyorum kendime.
          oyk, ben de ona yakın bir noktadayım. Bu bir şiddet episodu olabilir, öyleyse bile sistematik olarak şiddete maruz kaldığımı ya da ilişkimizde konumların sabit olduğu bir iktidar ilişkisi olduğunu düşünmüyorum demiştim. (Tabi ki tonla toplumsallık getiriyoruz ilişkiye, o başka.)
          Ben pornoyu gündelik hayatımızla birlikte düşünme derdindeydim, hala da oradayım. Kocam gıcıklık olsun diye mi yaptı, bilinçli mi, bilinçsiz mi, şiddet mi değilmi vs. hepsi ayrı ve benim ilgilenmediğim, daha doğrusu size birlikte düşünmeyi teklif etmediğim sorulardı. (Bu kısmında biraz davetsiz misafirliğiniz söz konusu oldu ama öte yandan deneyimimi aktarınca bu davet gibi anlaşıldı sanırım.) Siz bunlara odaklandıkça ben de onlara saplandım ve yaşadığım şey gözümde büyüdü de büyüdü, her gün yaşadığım şeyin bir başka şey olduğuna karar verdim. Hala da fikrim durmadan değişiyor.
          Her halükarda ben bu deneyimden fena etkilenmiştim ve bu işte bir iş vardı. Benim ilişkimden çok (ya da en az onun kadar) pornoyla ve nasıl tüketildiği, nasıl meşrulaştırıldığı, hayatımıza nasıl girdiğiyle ilgiliydi. Diğer yorumlarda bunları biraz konuştuk. Keşke oraya (o yorumlara yani) gelseniz de ordan devam etsek… (Haftanın moderatörü canından bezmediyse tabii… Bu arada hakikaten çok uğraştırdım Oşu Bubu’yu. 5Harfliler, çok teşekkürler site için, moderasyon için her bi şey için.)

          • bombom

            ya ama aşkolsun, e madem öyle işte böyle tarzında mı sordum meseleyi nasıl çözdüğünüzü?
            yukarıda da yazdığım gibi, pozitif örneklerin görünürlük kazanmasını önemli bulduğum için sordum. bir de konsensus süreciyle ilgili kimi soru(n)lara ışık tutması açısından. ‘safe, sane, consensual’ sadece BDSM ilişkiler için geçerli değil, bütün ilişkiler için kullanılması gereken bir prensip ve lafı çok fazla geçiyor son zamanlarda. ben de bu konuda bir sürü workshop’a katıldım, epey okudum vs, ama pratikte nasıl yürüdüğüne dair pek örnek görmedim. konsensusa varmanın kendisi politik bir süreç, üstelik konumuz iki cins arasındaki cinsel konsensus olduğu için bir politik katmana daha sarılı. bu nedenle görünürlüğü önemli. artı odağı biraz problemden çözümüne kaydırmak istedim.
            ayrıca düz bir ezen/ezilen ilişkisi içinde olduğunu düşünmedim ki o ilişkinin o kadar ‘düz’ olması da zaten zor ve kimin ezdiği, kimin iktidar sahibi olduğu çoğunlukla o kadar net değil tabi, ikili ilişkiler için özellikle.
            ama işte ortada arkasını ataerkil erkeklik söylemine dayayarak bir tür şiddet uygulamış bir erkek ve bundan incinmiş bir kadın var. benim için herhangi bir erkek ve herhangi bir kadın bunlar, soyut bir ‘herhangi’den bahsetmiyorum, ama ismi de cismi de olmayan kişiler bunlar benim ve okuyanların çoğunun gözünde, çünkü burası internet. senin için burada yapılan yorumlar diğer okuyanların hepsinden farklı bir şekilde doğrudan hayatına değip cisim kazanıyor olabilir. ama açıkçası senin ilişkini irdelemek ve oh çok iyi yapmış diye onaylamak ya da başka şekillerde tenkit etmek için yazmadım ben bunları. doğrudan kendi ilişkimi irdelemek, çözmek için de değil bu yazılanlar. tam da rızaya, konsensusa daha yakından bakmak için güzel bir noktaya (da) değindiğini düşündüm. belki sen yazıyı bu amaçla yazmadın, belki bu açıdan da bakılması için kurmadın (ki senin meramın başkaymış). ama yazı kendini tüketti bence artık. başka yazılar altında incelenmeli bazı şeyler.
            pornoyu nasıl tükettiğimiz, nasıl meşrulaştırdığımız, hayatımızda nerelere değdiğiyle ilgili noktalar değil bence yazıdaki merkez. bunlarla, özellikle meşrulaştırma kısmıyla ilgili başka verilere de ihtiyacım var benim açıkçası. maymunlar da seks yapan başka maymunları izleyip tahrik oluyor, cinsel aktiviteye başlıyor. bence meşruiyet açısından bu bile yeterli. diğer taraftan kültür endüstrisine, boş/artık/rejeneratif zamanlarımızı nasıl değerlendirdiğimize de bakmak lazım. bir de 5harfliler’de feminist porno hakkındaki yazımda yer verdiğim Shine Louise Houston diyor ki:
            ” – … Tahrik olmanın dışında da bir işlevi var. İfade özgürlüğünün sınırlarını dürtmekle alakalı, cinsellik hakkında konuşmak isteyen herkes için sahayı açık tutmakla alakalı. Porno insana manyak manyak şeyler gösterir. İlgini çeken veya evet dediğin şeyleri başka insanların da yaptığını onaylar, sana izin verir, böylece tamamen freak/sapık olmadığını anlarsın, ya da sapığın önde gidenisindir ve bu iyi bir şeydir. Tuhaf bir biçimde bir sürü insanla seks yapıyorsun bir bakıma. Ama aslında yapmıyorsun.[…]Çünkü hepsiyle seks yapmak da istemiyorum.”
            bence meseleyi çok güzel bir yerden yakalıyor.
            oyk, ben, bilmiyorum belki de bu konsensus meselesine kafayı takmış olduğumdan, bazı şeylerin ancak konuşarak çözüleceğine inanıyorum. evet bir recep ivedik’le konuşmaktan bahsetmiyorum, ama erkeklerin bazen de bilinçsizce yaptıkları ‘erkeklikler’i özellikle birebir ilişkilerimizde feminist bakışla tematize etmezsek nasıl olacak? bir insanı durup dururken elindeki imtiyazı bırakmaya, koca koca kitaplar okumaya, gerekirse kendisiyle yüzleşmeye iten şey ne olacak? empati mi? empatinin ataerkil erkeklikte yeri ne kadar ki? kitap okumaya vakti, kitabı anlamaya yeterli sosyal bilimler bilgisi olmayanlar ne olacak?
            bu arada tezer, sosyal bilimler dolayımı güzel bir nokta, ama benim şimdiki birlikteliğimde o da sosyal bilimci. bilginin ötesinde bir motivasyon gerek sanırım.

  • oğlan çocuğu

    Olayın fazlaca mantık çerçevesinde ve paranoyakça irdelendiğini farkettim. Özellikle yorumlardaki bi kaç arkadaşın kurgularına bayıldım :)

    Geri kalan bi buçuk milyar erkeği bilmem ama ben düz bi adamım.

    “Kısaca profilimden de bahsetmek gerekirse: Üniversite mezunu, 2 diplomalı, bir süre yurtdışında çalışmış, dönüp 3 yıl İstanbulda mücadele etmiş, sonrasında ben mi kurtaracam konstantinapolü deyip ferrarimi satarak bir anadolu şehrine yerleşen, bir lokma bir hırka ekolüne eremesem de kendime yeteceğinden fazla para kazanma derdinde olmayan bir ademOĞLUyum.”

    Ve Porno hayatımın vazgeçilmezi. Çok kız arkadaşım oldu çok aşık oldum gözümün ondan başka hiç kimseyi görmediği zamanlarım oldu. Ama porno ayrı bir başlık. Bunun cinsellikten çok daha derin bir yeri olduğunu düşünüyorum. O stüdyolardaki hayatlar o kızların seçimleri,zorla seçtirilmeleri vs vs… izlerken çok şey geçer aklımdan. Hatta bir kısmıyla evlenme hayalleri bile kurdum ve bunda yalnız da değilim : https://eksisozluk.com/stoya–1882534
    https://eksisozluk.com/stoya-ile-evlenmek–2766976

    Neyse kendi iç açık oturumlarıma sizleri dahil etmiim.

    Porno izlememin tek sebebi porno izlemek istemem, daha da başka anlamlar çıkartılamaz.
    Sevgilimle otururken canım su içmek isterse su içerim, meyve isterse meyve yerim, porno isterse açar bi porno izlerim.
    Sevgilim dünyalar güzeli de olsa yatakta harikalar da yaratsa porno izlemeyi bırakmam.
    Kaldı ki, sizlerin de kabulü yetiştirilme ve ülke realiteleri gereği yatakta ölü kurbağa taklidi yapan kadınlar oldu hep hayatımızda. Beyaz camın o olağanüstülüğü büyüledi bizi belki de :)

    Son söz olarak hayatımın kadını sevgili karım sen sen ol sakın porno izlememin altından kendini üzecek anlamlar çıkartma. #mustakbelesimenotlar

  • kirpi

    merhaba Tezer ve yorum yazan herkes
    yazı için eline sağlık, bazı yazılar içeriğinin niteliğinden de bağımsız olarak bir manaya sahiptirler ya, seninki de öyle. bence kadınlık tarihimize güzel bir virgül koydun, sağolasın.
    benim derdim genel olarak erkeklerin porno izlemesinin bedenimiz ve cinselliğimiz açısından yarattığı darboğaz. ben, bedenimin sürekli parçalandığını hissediyorum sevişirken. pornonun yarattığı göt ve bacak manyaklığı, cinselliği bütünlememizi engelliyor. yanımda izlese de izlemese de sevişirken o pornoda gördüğü kıçı benimkinin yerine kolajladığını hissediyorum. ben fazla kiloluyum ama sevgilim de şah değil. işte bir kadın olarak şansımız burada bence, onun benimle tüm bir arzuyla sevişebilmesi için muhteşem bir göte ihtiyacı var, benimse yok! ben de zevkle porno izliyorum ama tabi bazı pornolar beni tahrik etmekten çok sinirimi bozuyor. erkek egemenliğinde kadınlar pornoda arzunun tahrik ediciliğini buluyor, erkeklerse bir götü düzmeyi öğreniyorlar bence (bu arada erkeklerin büyük kısmının seksi gerçek seksten önce pornodan öğrendiğini de unutmamak gerek). geçici özel önlem olarak porno erkeklere yasaklanmalı ve kadınların kullanımına açılmalı : )

    bu çok sayıda ilişkisi olan, heyecanlı ilişkiler yaşamış, sevgililerimin sürekli çekici olduğunu söylediği, ben de en azından çekici olmadığımı düşünmeyen bir kadındım. bu ilişkimden sonra bir süre -şimdi kurtuldum- kendimi masadan biraz fazla arzulanabilir buluyordum. sorunu çözmeye yönelik konuşmalarımızda sevgilimin, eski sevgililerimin bana duyduğu arzunun da benim kişiliğime yönelik arzular olabileceği gibi düşünceleri, bu hissi yarattı (bu arada sevgilimle sevişmelerimiz aşkla geçiyor, sık ve bol fantezili sevişmeler yaşıyorduk ama o bedenim o sevişmelerde yok gibiydi, bana duyduğu aşkı hissediyordum sadece tutkuyu değil). erkekler kimi kadınları bedene, kimilerini ruha/kişiliğe indirgiyor ama hepsinden arzu devşirmeyi biliyorlar.toplam küme yine onların hizmetinde. benim bir ruha indirgenmeme karşı direnişimin başka bir kadının bedene indirgenmesine karşı bir adım olduğunu da düşünerek hep cesaretlendim

    daha önce sevişmemeye karar verdiğim olmuştu. ama biliyorsunuz, bu bir kısır döngü; sevişmedikçe sevişmezsin. yanısıra, benim kendimde asıl farkettiğim sorun şuydu: sürekli bir “birlikte aşalım” yorgunluğunda çırpınıp durmuşum (bir feministin entel herifini kurtarışı-volume 1). çünkü onun bir erkek olarak bu cinsiyetçilikte “eksiklenmiş” olması ile ahmet/mehmet olarak bunu aşma çabası arasına ayrım koymak istedim . bunu, bedenimi arzulamak için kendini zorlamak yerine bedeni cinselliğin ana teması haline getirmeye karşı koyarak yapabileceğini önerdim. şimdi buradan havalı öneriler gibi duruyor ama bunu gündelik örnekler üzerinden beş yüz milyon kere konuştuk. bu arada onun söylediği, ben bu konuları konuştukça seni arzulayamıyorum, oldu.
    bu nokta önemli. çünkü bu, erkekliğin önemli bir yapıtaşının da değişim ile ilgili sürekli ve aktif bir sorumluluk üstlenmektense bütün külfeti kadınların üzerine yükleme eğilimini işaret ediyor.

    şimdi geri çekildim. uzun süredir ne düşündüğümü yeniden yorumlamaya odaklandım. sağlığımla ilgili önemli adımlar attım, konuyu bana gereksizce tekrar ettirecek ayrıntıları kaldırdım. ve bugün ilk defa, sevişmeye başladığımızda gerildiğimi kabullenip, “ilerlemeci” anlayışımdan vazgeçip bir süre sevişmeme kararıma döndüm.oh, bir rahatladım ki!

    sevgilim dahil, pek çok (özellikle entelektüel orta sınıf) erkeğin cinsellik konusunda ergenlik çağından çıkamadığını düşünüyorum.bazen onlara acıdığımı da eklemeliyim. bedenimi arzulamayan sevgilim karşısında, bedenine saplanıp kalmadan onu arzulayabilmenin bana verdiği ayrıcalıkla bazen büyüleniyorum.

    varmak istediğim yer şu: ne koca ev dururken senin yanında mastürbasyon yapılmasını, ne de benim bedenimin bu kadar arzunun dışına atılmış olmasını maksatsız buluyorum tezer. suçlular, diyemem ama suçsuz da değiller. cinsellik sözkonusu olduğunda “ne bekliyordun ki/ne olmuş yani” havasının ortama böylesine yaygın olarak hakim olması, erkeklerin yaptıklarını sürekli doğallaştırarak sorgudan uzak tutması da o cinsiyetçiliğe dahil. burada feministlerin yeterince feminist olunamadığına ilişkin sorgulamalar var (ki ben de böyle hatırlatmaları doğru buluyorum), böyle bir durumda “hadi biz feminist olduk ama yeterince değiliz. siz de bu konuda bir şey olun, yeterincesi olmasın, razıyız” diyesim geliyor. anlayış ve sükünetle yetinmeyip sorunu çözmeye yönelik adım atsınlar artık. sorunu bağıran biz, konuşan biz, önerileri getiren, biraz daha uğraşalım diyen biz… sorunları yaşamak mı onları konuşup çözüm üretmeye çalışmak mı dersen ikincisi benim için daha yorucu oldu. sevgilin senden önce veya bu süreçte sorunu biriyle konuşma gereği duymuş mu? (gerçekten soruyorum, benimki soruyormuş ama kendini onaylatmak için)

    şimdi, kendimi çok rahat hissediyorum. bedenle ilgili sorunu bu ilişkiden kaçmayarak çözmeye yaklaşmış olduğumu hissediyorum ve bunun verdiği güç, ilişkiyi hayatımda daha tali bir yere yerleştirdi.sevgilimle harika bir aşk yaşadım, aşkın aptallaştırıcı etkisine de saygı gösterdim, bekledim. şimdi, ilişkinin bitişine de bitmeyişine de hazırım. bir umursamazlıktan değil, çoğalan seçeneklerden bahsediyorum.

    tezer, bütün bu yorumları okumanın senin için yıldırıcı olabileceğini biliyorum. muhtemelen ben de seninle aynı tepkileri gösterme eğiliminde olacaktım. ama buradan bir arkadaş sesiyle, biraz daha sabır gösterebilirsen yorumların çeşitliliğinden birlikteönemli notlar çıkarabileceğimizi söylemek istiyorum. tepki karşısında ittirmemek, yorumları mikrodan makroya taşımak konusundaki önerilerine bütünüyle katılıyorum. ancak deneyim fetişizmi de hakikaten n.’nin dediği gibi bir sabiteye sürüklüyor sanki bizi. bazen içimizde bilinç düzeyine çıkaramadığımız bir eğilim yönünde “dur, manyaklık etme, adamı siktir et” diyen birilerinin olmasının da harika bir deneyim olduğunu gördüm ben. ilk yorumlar belki biraz onu yoklamak için olabilirdi. ama elbette, bodoslama dalıp ısrar etmek de bizi daha fazla paylaşmaya kapatıyor.

    • Tezer

      Sevgili kirpi,

      Bazı yorumlara cevap vermeye utanıyorum. Zaten çok güzeller, dönüp dönüp okumak istiyorum. Ama ondan da öte bazı arkadaşlarla tartışma o kadar kızıştı ki ‘sadece onaylanmak istiyor, deli bu deli boşver’ diye okuyacaklarmış gibi geliyor. Şu sayfaya deneyimimin, öznelliğimin, duygularımın, kafa karışıklıklarımın, normalde insanlardan gizlemek isteyeceğim ne varsa hepsinin parça parça dağıldığını hissediyorum. Bu anlamda takma isim falan da işe yaramıyor, çünkü dönüp kendi yazdıklarıma bakınca, kendimi görmeye çalışınca, ‘ben ne yazdım ki acaba, neden anlaşılmıyorum, onlar anlıyor da ben mi anlamıyorum, peki ben neden bu yazıyı yazmıştım, şimdi ne işe yaradı bütün bu hırpalanma (en çok da kendi kendimi hırpaladım aslında da sizin oralardan gözüktü mü bilmiyorum), peki ben en başta ne yaşamıştım, e şimdi ne yapıcam ki bu kadar bilgiyle/düşünceyle’ gibi tonla cevabını tam veremediğim soru dolanıyor kafamda. Parça parça bir şey görüyorum, bütünleşmiyor. İşin kötüsü, yazıyı yazmadan önce daha bütündü, dolayısıyla daha az kaygılı, daha çok kendimden emindim. Her neyse, buralar hep ‘ben ben ben’ oldu da gelmek istediğim nokta şu daha önce çoğu arkadaşım olan farklı feminist gruplar içerinde deneyim paylaştığımız oldu. Ya da mesela okuduğum üniversiteye komşu mahallede otururken kampüsten ya da yakın civardan bir şiddet haberi geliyor, bir şeyler yapmak istiyor ama biribirimizi yıpratmaktan öteye pek gidemiyorduk. Bu yazıya verilen tepkilerden ve bahsettiğim deneyimlerden her şeyden önce ‘şiddet tanıklığı’ ile ne yapacağımızı bilmediğimizi çıkardım. Çünkü bunları ya ‘porfesyonller’ (sosyal çalışmacı, ruhsalığı uzmanı vs.) konuşuyor ya da devlet şiddeti ve soykırım bağlamında konuşuluyor bugünlerde. Özellikle bilinç yükseltme de pek gündemimizde olmadığı için, artık şiddet nasıl anlatılır, nasıl dinlenir, sonra ne yapılır vs. bilmiyoruz.

      Şiddete maruz kalanı gözeterek, güçlendirerek, dayanışarak şiddeti dinlemek bence çok önemli. Şiddetin sadece yaşayanı değil, dinleyeni de travmatize ettiğini birbirimize hatırlatmak gerekiyor aslında. (Mesela ben başta kendi derdimden bunu düşünememiştim. Sonradan arkadaşlar uyarınca fark ettim.) Şiddet deneyiminin ya da tanıklığının aktarılması şiddeti yaşayan kadınlar için bazen çok yakıcı bir ihtiyaç halini alabiliyor. Ben bunu bir kaç kez yaşadım. O yükü taşıyamaz halde olduğunu hissedip seni rahat ettiren birine ‘bak ben bunu taşıyamıyorum, alsana biraz üzerimden, biraz sen taşı’ diyor, kucağına atıveriyorsun. İşte orada karşındaki buna hazır değilse ya da nasıl tepki vereceğini bilmiyorsa şiddeti ve travmayı kat be kat büyüten bir kısır döngü ortaya çıkıyor. Bu nedenle deneyim aktarımını kaçınılmaz görüyor ve bu durumda ne yapmamız gerektiğini tartışmaya ihtiyaç duyuyorum. Hele de şiddet tanıklığının ve dolaşıma girmesinin bu kadar yaygınlaştığı bugünlerde…

      Mor Çatı kurucularının bir kitapta geçen anıları vardı. İlk örgütleniyorlar, sanırım dayanışma merkezini açıyorlar. Bir kadın başvuruyor. 3 kişi girmişler görüşmeye. Kadın anlatıyor, dinleyenler (Mor Çatı gönüllüleri) ağlıyor. Görüşme sonunda kadın ‘ben sizi çok üzdüm’ diyerek çıkıyor ve bir daha gelmiyor. Ben bunu hiç unutamıyorum. Bence bunun gibi deneyimlerden Mor Çatı’nın çıkardığı dersler hepimize gündelik hayatta faydalı olurdu. Günün birinde birimizin çocuğunun gelip (biliyorum bunu düşünmek çok zor) aile içinde birinin istismarına uğradığını söylemeyeceğinin, bir yakınımıza tecavüz edilmeyeceğinin, bir başkasının xyz şekilde şiddet görmeyeceğinin ve en önemlisi kendimiz travmatıik bir deneyim yaşayıp da bizi dinleyecek birine ihtiyaç duymacağımızın hele de Türkiye’de ve bu gidişle hiç bir garantsi yok çünkü. Ve görüyorum ki çok hazırlıksızız.

      “erkekler kimi kadınları bedene, kimilerini ruha/kişiliğe indirgiyor ama hepsinden arzu devşirmeyi biliyorlar” evet, çok haklısın. Ama ben kendi deneyimleremi (şu anda) baktığımda şunu görüyorum: bunun istisnası var. İstisnası ile yetinelim, avunalım diye değil ama başka türlü bir erkekliğin imkanını tümüyle (hele de tanık olmuşken/oluyorken) kapatmayalım ki erkekler de ‘ya erkek dediğin böyle ben niye farklı olayım ki doğamızda var’ gevrekliğini düşmesin diye. Davranışlarının sorumluluğunu alabilsin, değişme iradesini göstersin diye. Vereceğim iki örnekten birini çok yakın bir arkadaşım yaşadı. Yaygın ve sinir olduğum tabirle ‘fazla kilolu’ydu (aslında bu lafı kabul etmememiz gerekiyor baştan. yerine ne koyalım?) Hayatımda tanıdığım en alımlı, en çekici ve esasında erkekler tarafından da en sıklıkla arzulanan kadınlardan biriydi. Benden çok daha sık flört ediyor, cinselliği benden çok daha özgürce yaşıyor, bu nedenle tecrübe kazanıyor ve kendi bedenini de daha yakından tanıyordu. Ben de vücudum güzellik standartlarına daha yakın olmasına rağmen hayranlıkla (bazen de kıskanarak) izliyordum onu. Seviştiği erkeklerin çoğu vücudunu da sevişme tarzını da çok seviyorlar, doyamıyorlardı. Anlattığı hikayelerden, tanıştırdığı erkek arkadaşlarından vs. görebiliyordum durumu çünkü çok yakındık. Bazen kendisi de bunu fark eder, tadını çıkarırdı. Ama yine de zaman zaman vücuduyla ve kendisiyle olan ilişkisi bozulurdu. Ve ‘X benim vücudmu beğenmiyor bence’ derdi. Bunları konuştuğumuzda ardından genelde partneri değil, okulda, iş yerinde, başka bir sosyal ortamda birinin kadınların kiloları ile ilgili ettiği laflar ya da onun yanındayken erkeklerin zayıf bir kadının vücudunu çekinmeden övmesi çıkardı. Kilolarını dert etmesi gerektiği öğretilmemiş, standartlara daha yakın kadınların normalleştirdiği, gündelik hayatta duymadığı yorumları o duyar, başkalarına yapılan kilo ile ilgili hakaretleri de istemeden üstüne alınırdı (‘hım ona öyle diyorlarsa beni de böyle görüyorlardır, o zaman ben çekici değilim’ şeklinde). Demem o ki bir bağlamda yaşadığımız bir tecrübeyi, gidip öbür bağlama taşıyoruz her gün. Ve hangi duygunun, neden kaynaklandığının izini çoğunlukla süremiyoruz. Bana sorarsan bu arkadaşım her gün her dakika ona dayatılan ‘zayıfla’ emrini bazı ilişkilerine ya da deneyimlerine kendi taşıyordu. Bu onun suçu asla ve asla değil çünkü milyonlarca insan zayıflığı övme, yüceltme, fazla sayılan kiloları kişilik zayıflığına bağlama vs. zalimliğini her gün yapıyor, onun bunu nasıl duyduğunu hiç bir zaman düşünmüyorlardı, buna yakınları ve dahi feminist arkadaşları da dahildi. O da buna maruz kalıyor bu şiddetin altında zaman zaman eziliyor, ama çoğunlukla zekasını, entellektüel birikimini, mizah yeteneğini, güzelliğini devşirip bir başka erkeği etkiliyor, bir başka güzel aşk yaşıyordu.

      Yazıyı yazarken ‘ben şiddet yaşadım’ diyemememin sebebi buydu. Kocamla ya yana oturduğumuz koltuğa ben neler getirdim? Kendimle ilgili ne düşünüyorum, bilinçdışımda ne var ki bu deneyim beni sarstı? Çünkü travma ile iligili bildiğimiz en sıradan şey aynı deneyimin 2 farklı kişi üzerinde aynı etkiyi bırakmadığı. Kişinin tarihinin ve öznelliğinin yaşanan deneyimi şekillendirmekte çok önemli bir rolü var. Misal, bir akıl sağlığı uzmanı her gün şiddet hikayesi dinleyip bu deneyimi süpervizyonun da destğiyle taşıyabiliyor. Ama o hikayelerden birini bile anlatsanız kendini toparlaması çok uzun ve zor olacak insanlar var. (İkincil travma üzerinden kıyaslarsak)

      Hal böyleyken, ‘kadınlar neden bu şekilde etkileniyor’, ‘ben neden bu olaydan bu şekilde etkilendim’ demek bana ilişkinin sorumluluğunu almak gibi gelmiyor. Ben kocam ya da partnerim için sormuyorum ki bu soruları. (Tabiri caizse biri gider diğeri gelir, pratikte bu kadar kolay olmasa da…) Ben kendim için, kendi cinselliğimi anlamak, kendi cinselliğimi beni mutlu edecek şekilde yaşayabilmek için soruyorum. Ha tabii şu an kocamla mutlu olmam, ilişkimi sürdürmek istemem, bu ilişkimde daha fazla potansiyel görmem de beni daha çok motive ediyor. Ama yine de şu çabalarımın hiç biri zaten kocamı rahatlatmadı tahmin edersiniz ki. Onun başta sorgulamak bile istemediği bir konuyu diktim karşısına 1 haftadır orada duruyor. Üstüne üstlük tonla hakarete maruz kaldı, kendisine ‘şu an şiddet uguluyorsun’ diyince asla kaldıramayan, ‘acaba haklı olabilir mi’ diyemeyen ve kocamı tanımayan bir koro ‘şiddet uyguluyorsun’ diye bağırdı suratına. O da bunlarla baş etmeye çalışıyor. Demem o ki evet, tüm yükü üstlenmemeye çalışmak tabii ki önemli. Tabii ki şiddete ve sömürülmeye karşı ayık olmamız gerekiyor. Tabii ki bazen bir arkadaşımızın çıkıp ‘ben bunu şiddet olarak adlandırırdım, sen şu açıdan baktın mı’ demesi çok önemli. Bunların tümüne katılıyorum. Ama ‘normal’ kadınlık rolünü üstlenişimizde tekil şiddet deneyimleri ya da bir lişki içerisinde yaşadığımız sistematik şiddet kadar toplumun topluca yer, görev, had, hal, tavır bildirme korosu, şiddete uğrayana kadına ‘dengesiz, deli, histerik’ diyen, belli bir fiziksel görünüm dışına çıkana ‘şişman, kısa, çirkin’ diyen, belirli bir şekilde davranmayan kadına ‘erkeksi’ diyen, tanı koyan, yargılayan korosu vs de çok önemli. Ben bu ikisini birlikte düşünmeye, yaşadıklarımı bu yolla anlamaya çalışıyorum.

      Son bir not: Kocamın izlediği pornodaki kadın ‘beyaz’dı. Ben esmerim. Yazıyı yazarken bunu yazmak istemdim. Çünkü bu bilginin önemi var mı ve ben neden buna az da olsa takıldım diye düşündüm. Şimdi vardığım sonuç şu: bana beyaz tenli kadınların daha güzel olduğunu bacakkenden beri bağıran bir koro var. Mesela daha ilk okulda erkeklerin ve dahi kız çocuklarının hep beyaz tenli mavi gözlü çocuklarla yakın olmaya çalıştıklarını ve beyaz tenli mavi gözlü kızların güzel olduğu bilgisinin öyle ya da böyle ortalıkta dolandığını hatırlıyorum. Ben ilkokulun ilk yıllarındayken ailem bir taşra kentinden büyük kente göçmüştü ve çocukluğumda belirli bir süre taşralı olduğum için dışlanmış ve aşağılanmıştım ve bu dışlanma bir şekilde ten rengimle de birleşmişti. Çok sonraları, (lise sona doğru belki) bir yakınımdan ‘latinoların’ ne kadar seksi olduklarını öğrenmiş ve bunu ara ara duymaya başlamıştım. Bu sefer esmer tenim yeni bir anlam kazanmıştı. (Şu yazı dizisini okurken bunun porno ile ilişkili olabileceğini fark ettim: http://www.bianet.org/kadin/medya/95989-pornografi-siddet-ve-kapitalizm-3) Neyse, neticede benim gözümün önünde zıplayan ‘beyaz popo’ anlamını ve ağırlığını uzun yıllar içinde edinmişti.

      Sevgiler.

  • tirza

    sevgili tezer, tüm arkadaşlar, çok dallı/kollu bir tartışmanın içinde aşağıya düşmeden, hatta akrobatik hareketlerle ilerleyen son derece canlı bir üslup tutturduk diye düşünüyorum, önceleri sadece okudum yorumları sonra dayanamayıp yazanlardanım, yazarken de evet çok ciddiyim pek çok şeyi düşünme fırsatı elde ettim. tezer, artık gözetleyen/hüküm veren gibi hissettiğimden dolayı ve tabii seni daha fazla yorup incitmemek adına son kez ilişkinde her şeyin yolunda gittiğine sevindiğimi yazmak istiyorum, bu konuda diyecek bir şey de kalmadı bence. ama bilhassa porno konusunda yapılan bazı araştırmaların daha çok gün yüzüne çıkması gerektiğini düşünüyorum. çünkü gerçekten diğer her şeyi göz ardı etsek bile, kırık dökük ruhlar dolanıyor etrafımızda, evet, ya da kendimiz…dolayısıyla ayşe sargın ın bu kez adını vereceğim, verdim bile:)çalışmaları çok dikkate değer diye düşünüyorum, bir kadın tarafından yazılan -bildiğim-ender makalelerdir bunlar. bir de izninizle şöyle bir önerim olacak, eğer devam etme gayretimiz, gücümüz ve zamanımız varsa, feminist literatürde kullanılan bazı kelimeler, kalıp cümlelerin olayları anlamada yetersiz kaldığını düşünüyorum, neticede bu ülkenin şartları -her ne kadar pek çok ülke sorunlarıyla benzerlikler taşısa da- teorik olanı alaşağı edecek kadar tuhaf ve vahşi… son olarak tüm bunları konuşmak bize iyi gelecek her zaman olduğu gibi, öyle ya da böyle:)

    • Tezer

      Sevgili tirza, cok teşekkürler. Okuyacagim.

  • oğlan çocuğu

    Babam derdi ki, evlat Türkiye Cumhuriyeti kadınların sırtında kurulmuştur ve maalesef yine kadınların ayaklarının altında son bulacaktır….

    Burdaki kadınları gördükçe daha güzel yarınlar için umudum artıyor.
    İyi ki varsınız

  • parrhesiaturkiye

    Merhaba Tezer,

    Yazıyı izin almadan Ekşi’ye taşıdığımdan dolayı, Evvela senden ve de 5harfliler moderasyonundan (Oşu Bubu) affımı istiyorum.

    Uzun zamandır yazamadım buraya. Tezer bir yorumunda “Tabii yukarıda Ekşi’de başlık açtım diyip kaçan arkadaşın da etkisi olduğunu düşünüyorum. Keşke gelip burada davet ettiği trollerin saldırılarına karşı 2 satır dayanışma mesajı yazsaydı. Yok, hakikaten Türkiye’den ne feminizm ne de dayanışma anlaşılmadı; gündelik partiklere yansımadı” demiş haklı olarak.

    Açıkçası Tezer, yaşadığın sıkıntıların (maalesef bir kısmı benim düşüncesizliğimden dolayı oldu) yanında çok küçük kalacak ama gelen yorumlar beni de baya zorladı. Ben buradaki yorumları takip etmeye çalışıyordum, ekşi’deki entryler zaten vardı, ekşi’deki yazarlar arası direkt mesajlar da var ve son olarak buraya mail adresimi bıraktığım için mail kutuma düşen bir sürü maili saymıyorum bile. Mail adresime gelen “bir sürü” mailden hiç birini Ekşi’ye entry olarak gir(e)medim, o kadar cinsiyetçi ve seviyesizdi. Son olarak Ekşi sözlükte yazıyı benim yazdığımı düşünen ve özelden mail atan bir sürü yazar oldu.

    Hasılı geciken cevabım da elimde olmayan nedenler yüzündendir, araya hayat girdi zira.

    Bir de Tezer’in “Açıkçası son yıllarda Ekşi’yi açıp bakmaya bile dayanamıyorum. Bir de üstüne bu yazıyı oradan görmek, yorumları okumak falan çok gözümü korkuttu” cümlesini okuduğumdan beri inanılmaz üzüldüm. Bilmeden böylesi bir tartışmayı, hem de inanılmaz güzel bir içerik ve dille kamusallaştıran bir kadını tam da bunun üzerinden incitmek hayatta en çok kaçacağım şeydir.

    Yazını geyik çevirmek, erkek muhabbetine “yeni” bir araç bulmak değildi. Zira ekşide özellikle parrhesiaturkiye hesabımdaki entrylerin geneline bakılırsa az buçuk nasıl bir amacımın olduğu anlaşılacaktır. Ve tabi ki, gerek başlığı açarken gerekse de gelen cinsiyetçi ve goy goy entrylere karşı yazdığım iki entryden de bu durum görülecektir.

    Kaldı ki amacım Ekşi’ye geyik aracı bulmak olsaydı, yazının altına yorum bırakarak, metni ekşiye taşıdığımı ve dahi herhangi bir cevap hakkı için ekşi bürokrasisi ile uğraşmamanız için mail adresimi eklemezdim.

    Tezer’in dediği gibi “Sanırım siz de yazıyı önemli buldunuz, daha çok kişiye ulaşsın istediniz. Eğer öyleyse buna sevindim”, yazıyı çok önemli buldum. Bunu da yazdım,

    1. entry: “bence çok verimli bir tartışmaya vesile olabilir.”,
    2. entry: “aslında üstüne düşünmek lazım. erkekler kendi üzerine düşünmeli özellikle. burada cinsiyetçi cinsiyetçi yazmadan önce… kadınlık-erkeklik rolü ve toplumsal iktidara yaslanıp, herhangi bir rıza/tartışma yapmadan kendi bildiğini, karşıdakini önemsemeden yapma meselesi var. ve tabi porno meselesi başlıbaşına bir mesele. tartışma sürecimize pornoyu de dahil etmeli, üzerine konuşmalıyız. mesele porno seyretmek değil, bu halin ilişkiye dahil edilmemesi, konuşulmaması bence. bir de tabi “kaç gündür sevişmiyoruz, ihtiyaçlarım var benim” erkekliği. tezer, tipik bir erkeklik üzerine düşünmemizi sağlıyor. saçmalamadan önce bir düşünelim bu yaygın erkeği.”
    3. entry: “bu erkeklik hali üzerine düşünmemizi sağlayan, yazının yayınlandığı sitede kadınlar tarafından yapılan ufuk açıcı yorumlar var. üstelik cinsiyetçi değil. ekşi bu kadar mal bir mecra olmak zorunda değil.”

    Evvela başlığı açmamdaki amaç,

    Tezer’in de dikkat çektiği gibi bu mesele ile ilgili deneyim paylaşımının sınırlı olması (hele de Türkçe’de) ve de olan kısıtlı yorumların da ekseriyetinin erkeklerden geliyor oluşuydu.

    Tezer’in yazısının geneli ve özellikle son paragrafta dile getirdiği soru işaretleri, kadınlar arasında deneyim paylaşımı eksikliği beni yazıyı “daha kamusal” bir platform olan Ekşi’ye taşıması konusunda hızlandırdı. Böylelikle Ekşi’de yazar olan kadınların yorum ekleyebileceğini ve de en önemlisi ekşide çoğunluğu oluşturan erkek yazarların (ekşiyi uzun yıllardır biliyorum) bu konu hakkında düşünmesi, bu tikel örnek üzerinden kendi lekelerini de görmelerini istedim. Ki bence kısmen iyi de oldu. En cinsiyetçi yorumları yazan erkekler de dahil bu meseleyi icra ettiklerinde eskisi gibi “yea ama benim -erkeklik- hakkım” kafasıyla sürdüremeyeceklerdir. Akılda bir soru işareti bıraktı.

    Kamusal olarak görünür olan Tezer ve eşi değil, “durum”. Tezer’in de ifade ettiği gibi durum yaygın olduğu için kimsenin incinmeyeceğini düşündüm. Ama rahatsızlık olmuş, bir kısmı benim yüzümden tekrar özür dilerim.

    Son olarak, kimseye Ekşi’yi savunacak halim yok. İnanılmaz cinsiyetçi bir mecra. Ama Ekşi’de, Türkiye’deki orta, orta-üst ve orta-alt sınıfın algısının izdüşümü görülebilir. Tamam haddinden fazla kontrolsüz bir mecra ama “ben 20 yaşımdan beri girmiyorum o mecraya”, “ıy ne iğrenç bir yer ve insanlar” elitizmi de tipik bir totalleştirmedir. Ekşi her kötülüğün kaynağı değil, her kötülüğün (ve dahi iyiliğin) görülebileceği bir mecra. Süper insanlar da yazıyor. Tezer’in bize söylediği gibi “Çok güzel bazı yorumlar var(dı_r)”. Kaldı ki burada bile, bu yazının altına da moderasyona rağmen rahatsız edici yorumlar düştü.
    Bir de ben yazıyı Ekşi’ye almasam bile böylesi toplumsal bilinçdışının arzu nesnesine dönüş(türül)ecek hikayeleri Ekşi’deki başka biri, saçma sapan bir başlıkla ya da berbat bir başlığın altına ekleyebilirdi. Ben yazıyı Ekşi’ye almada kısa bir süre önce google’dan aratınca bir sürü site ve bloğa taşındığını gördüm. Ekşiye sormadan etmeden taşımamın bir nedeni de buydu.

    Son olarak yazı hitabım Tezer’e olacaktı ama 4 ayrı mecradan gelen bir sürü yorumun kafamda uçuşması yüzünden anonimleşen bir cevap oldu.

    • Tezer

      Sevgili parrhesiaturkiye,

      Bu yorumunuzla beni sevindirdiniz. Teşekkür ederim. Sizin de hedef olabileceğinizi düşünmemiştim, hakikaten üzüldüm. Yazıyı paylaştığınız için kendinizi daha fazla kötü hissetmeyin. Belli ki sonuçlarını ve benim bu durumdan olumsuz etkileneceğimi düşün(e)memiş, paylaşmakta biraz acele etmişsiniz. Olabilir, ben ya da bir başkası da belki aynı hatayı yapabilirdik. Bence bundan sonra yapmamanız (izin almadan, özellikle içinde deneyim aktarımlarının bulunduğu, yazıları taşımamanız) kafidir. Sevgiler.

  • Özgür Zeytin

    Sevgili Tezer, bu yazıyı ve altına doldukça dolan yorumları günlerdir okuyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim, Oşu’nun da dediği gibi bu kadar “normal(leşmiş)” bir yandan da bu kadar mahrem bir konuyu buraya taşıman, hem içini hem dışını, hem emin olduklarını hem kafa karışıklıklarını, böylesine açık bir şekilde paylaşman hayranlık verici bir durum. O kadar önemli birşey yaptın ki burası son zamanlarda okuduğum en eli yüzü düzgün tartışmalara mekan oldu, bir yandan da haklı olarak toplu terapi odasına döndü. Cesaretin için senin kutluyorum ve teşekkür ediyorum.
    Ben porno seviyorum. Beni istemeden pornoya tanık eden ilk insan ne gariptir ki bir kız arkadaşımdı. Orta 2deydik, babasının arşivini patlatmıştı. Anallı orallı ful sistem birşeydi. Bakamayarak ama bakmadan da duramayarak seyrettim. Sonra ben de evde arayışa giriştim ama o dönemde bizde yoktu bunlar (ya da ben bulamadım), bir kaç sene sonra erkek kardeşimin büyümesiyle belirmeye başladılar. Sonra da internet filan çıktı işte olay bilgisayarlarda dönmeye başladı. Erkek arkadaşların arşivlerini izledim hep. İlgimi çektiğini hep söylemişimdir, onlar da iştahla gösterdiler. Bazısı hoşuma gitti bazısından tiksindim. Ve şunu söleyebilirim, bir insanı arşivinden tanıyabilirsin (üzgünüm bombom) Yok ben onlara gülüyorum, yok ben sadece merak etmiştim, benim deneyimlerime göre bunlar hikaye. Benim de kendimce bi arşivim var. Biraz kinkli ama vanilla sayılır. Her zaman seyrediyorum diyemem, bazı dönem daha çok. Eskiden sevgilimle birlikte de seyrederdik, çocuk olunca bitti o işler. Şimdi yalnızken seyrediyorum. Hamileyken aşırı azgındım, sevdiğim pozisyona giremediğimiz için de sevişirken orgazm olamıyordum. O yüzden porno dozunu arttırmıştım, birkaç defa o yakınlardayken de gizli gizli izlediğim oldu. Görse senin gibi incinir miydi bilmiyorum. Ama incinseydi mutlaka konuşurduk, bunu biliyorum. En büyük sorun konuşmamak, geçiştirmek, yalan söylemek. O yüzden ağzına sağlık. İyi ki içini döktün, hem sevdiğin adama hem bizlere.

    • Tezer

      Sevgili Özgür Zeytin,

      Ne kadar teşekkür etsem az. Başta böyle yorumlara cevap yazmaya daha çok çekindim çünkü sadece onaylanmak istediğim izlenimi doğdu (zaman geçtikçe daha çok fark ettiğim/kabullendiğim üzere onaylanmak da esasında isteklerimin bir parçasıydı tabii). Şu an özellikle ‘dinleyen’, içimi düğüm düğüm eden şeyleri çözmeme vesile olan ve yaşadıklarımı hikayeleştirmeme, anlamlandırmama ortak olan kadınların sayesinde bu izlenim pek de umrumda değil. O yüzden cevap veremediğim ama bana hitaben yorum yazmış birileri kaldıysa tüm yorumları okuduğumu ve güç aldığımı söylemek isterim.

      Sizin yorumunuz da bana daha önce de pornoya tanık olduğumu hatırlattı. Bunları ara ara tatsız şekilde hatırlıyorum ama bir arada düşünmemiştim. Ben de ilk kez bir arkadaş ortamında ‘Şahin K ne komik yee’ diye zorla açılıp izletildiğinde tanık edilmiştim ve en çok ısrar eden de bir kadın arkadaşımdı (ergendik). Bu yıl Şahin K. adında bir adamın (soyadını aynen böyle yazmışlar) bir kadına tecavüz ettiğini okudum haberlerde ve sinirim acayip bozuldu. Bunun bir tesadüf olduğunu hiç zannetmiyorum. Adamın porno ‘yıldızı’ Şahin K ile (bilinçsiz de olsa) özdeşleştiğini düşünüyorum ve yıllar önce bana zorla komik olduğu ‘kabul ettirilen’ o pislik herifin iğrenç pornolarına, onları izleyen ve izleten herkese öfkeliyim. Sonraki tanıklıklarım da babamın bilgisayarında (ailecek kullanıyorduk ama onundu, nedense bizim değildi) defalarca porno bulmamla gerçekleşti. O kadar aptalca saklıyordu ki gözüme gözüme batıyor, merakla bu klasörde ne var diye açınca buluyordum. Sonra ‘acaba ne tür porno izliyor’ diye merak ediyordum. Sonra açıp hızlı hızlı ileri sarıyor ve ‘izlediğim’ için korkunç bir utanç duyuyordum. (İlerleyen yıllar içinde babam annemi defalarca aldatacaktı…) Evde herkes güya cinsiyetsizdi, cinsellik bizim kapıdan girmezdi. Haliyle hem kendi cinselliğimle ‘ya acaba baştan sona izlesem zevk alır mıyım ki ben de’ sorusuyla cebelleşmek, hem de ‘babamın pornoları’ olduğunu öğrenmek bayağı zordu. Ne yapacağımı bilemediğimden, çok utandığımdan kimseye de söyleyemedim. Daha fazlasını hatırlamıyorum ama düşünsem sanki biraz daha çıkacak gibi. Sanırım porno gündelik hayatın sandığımızdan çok daha fazla içinde.

  • byvayet

    Sevgili Tezer,

    Hepimizin siklikla yasadigi seyi yasiyorsun. Bir yazi yazdin, bir fikir koydun, bir soru sordun. Bazilarimiz icin “hah iste bu” ya da “gayet iyi” olan tartisma konulari, maalesef bazilarimiz icin “cesur”, “yenilikci” vesaire vesaire…

    Eksi tayfasi diyebilecegimiz hanzo-entelo lar okuduklari tum psikolojik ve sosyolojik makaleleri kendi misojeni ve siddetlerini de katarak seferber ederler boyle yazilar icin.

    Bir de “objektif abiler” vardir. Taraf olmayan, her seyi goren, super zeki, adeta alt etmek ve acik bulmak icin yaratilmis kahramanlar.

    Ve maalesef erkek beynine(dolayisiyla siddetine) sahip kadinlar.

    Muthis bir siddet! Yorumlari okumak o kadar zordu ki benim icin, yasadigim tum linc travmalari geldi.

    Ayrica, bir kadin yazar nasil bu yaziyi eksi sozluk gibi lesler lesi bir mecraya tasiyabilir? Nasil ongormez? Bu yaratiklari sonsuza dek 5 Harfliler’e musallat etmis oldunuz, tanitmis oldunuz. Tebrikler!

  • Dilek Erzurumlu

    Offf saate bir baktım 2 saat olmuş yorumları okumaya başlayalı. Bu son yok bu son… diyerek okudum. Yorumlar da en az yazı kadar ilginç ve hemen hepsi (bazen öfkeye neden olsa da) çok verimli bir tartışma ortamı yaratmış. Kaldı işler:))

  • Haci Murad film artisti adayi

    Bir başkasinin bir başkasi ile sevismesinin filmini sağlikli bir erkek neden izlesin ki ? Neden saglikli bir erkek baskalarinin duzusmesini dikizlemek isteyebilir ? Porno sektorunun basarisi aslinda ruh sagligi iyi olmayan kimselere sundugu bu dikizleme ozgurlugu olmasin ? Elin adaminin elin kadininin bilmemneresini, duzusmelerini neden gormek isteyeyim ? Gormek istersem neden hemen psikiyatra kosmayayim ? Tek konusu SOKMAK olan bir film izlemek için kaç İQ gerekir ? Tek konusu SOKMAK olan bir film izleyenler, neden sizinle bu dunyayi paylasmak zorundayiz ? Neden.

  • Dodi

    Bu “erkekler porno izlemeli mi?” tartışması değil kesinlikle. bir insanın eşinin yanında açıp bunu yapması, yani bir sınır koyma tartışması. çiftlerin birbirine belli bir özgürlük, belli bir alan tanıması en sağlıklısıdır iki taraf için. eğer eşinize o alanı tanıdığınız halde özellikle kaba bi şekilde yanınızda yapıyorsa kesinlikle çok sorunlu bir davranış, daha konu ilişkiye gelmeden, kendiyle sorunları var. sadece feminizm ve kadınlık-erkeklik değil, bissürü konudan değerlendirilebilir. şahsen bir kadın olarak zaten bu tip bir baskıyı çok saçma buluyorum. erotizm ilişkiyi besler. yani bu porno olmayabilir ama bir ilişkinin iki tarafı da erotik görntülere bakabilir, filmlerini izleyebilir, başka her türlü mecrada bunu yapabilirler. yani erotik bir görüntü gördüğümde kafamda mekanik olarak o sahneye yerleştirmiyorum ki, cinsel-duygusal olarak uyarma işlevi göryor sadece. bence pornocuları kıskanmak bir antifeminist ve kapitalist kadın korkusu gerçekten. toplumdaki konumunuzla ilgili kaygıları cinselleştiriyor ve başka insanlara yansıtıyorsunuz. bir pornocunun özellikle kıskanılacak rakip olarak kurulması zihinlerde gerçekten çok enteresan bir mantık. bir kere kadın bir bütün insan/kadın olarak bile temsil edilmiyor mevzubahis videoda, bahsettiğiniz şey sadece bir kalça, bir popo ve onun hareketleri. yani kadını objeleştirme zaten söz konusu. kadının bir parçasının yaptığı hareketler. o gerçek bir kişilik değil, adı üstünde bir kurguda oynayan bir insan.ayrıca porno aktrisi kadınların ne kadar güzel ya da çekici olduğu tartışılır. bunlar çok kompleks şeylerdir, kıskanılacak bir rakip korkunuzu projekte ettiğiniz insanlar aşırı yapay bedenlere sahip, ekran önünde çırılçıplak soyunup cinsellik yaşamak durumunda olan, yer yer biyonikleşmiş olarak adlandırılabilecek insanlar. porno izlemesi bir erkeği başka kadınları arzuluyor yapmaz. başka kadınları/erkekleri arzuluyor olması da bir yere kadar normaldir. aynı şey kadınlar için de söz konusu. pek çok insandan tahrik olabilir ama basit geçici duygulardır. neyse vakaya dönelim. ama yani, eşinizi baskı altına almış olsanız, ona o alanı tanımıyor olsanız bile yaptığı şey çok yersiz. sadece cinsel anlamda demiyorum, zihinsel ve duygusal olarak da hayatta tatmin olabilen bir insanın yapabileceği bir şey değil.

  • Willow

    Karmakarışık düşüncelerimi az buçuk toparlamak için yorumumu iki kategoriye ayırayım.
    a-Yazıya dair: Tezer, bunu yazdığın için süpersin bir defa. Yorumlarda da ne kadar az benzer deneyim anlatıldığından bahsetmişsin zaten. Çok benzer bir hissi, tam böyle olmasa da Özgecan’ın ölümünden sonraki süreçte birçok kadın kendi taciz/tecavüz deneyimlerinden bahsetmeye başladığında hissettim. Ben ve tanıdığım birkaç kişi harıl harıl başımıza gelen şeyleri yazıyorduk, Faceebokta paylaşıyorduk, başka yazan birileri olursa hemen altına destek belirten cümleler kuruyorduk falan filan. Bir de layklayan, belki ” Ne güzel de söylemişsin” diye yorum yapan ama kendi tecrübesinden kat’a bahsetmeyen çok daha büyük sayıda bir kadın topluluğu vardı. Ben o dönemi kendi tecrübelerimin de su yüzüne çıkmasıyla çok yoğun geçirdikçe bu kadar zor toparladığım anılarıma layk basıp altına “ay hep yaz” falan diyen ama kendi benzer deneyimlerini kesinlikle dile getirmeyen insanlara karşı tuhaf bir hınçla doldum. Sanki bir tek bana oluyordu da ben söyleyebildiğim için ay ne kadar da güçlüydüm, hem işte ben yazıyordum hep yazsaydım da onlar yazmak zorunda kalmasalardı. İşin iç yüzünün böyle olmadığını, kimsenin aynı açıklıkta deneyim paylaşmak *zorunda* olmadığını elbette anlıyorum. Ama bu kadar derinden bir şey çıkarılıp anlatılınca, eğer iyice pişmiş profesyonel bir yazar da değilsek ve internete bağışıklık kazanmamışsak, bir destek beklemek çok doğal oluyor. Zaten en yegane amaç o oluyor yazma motivasyonunda: Yalnız olmadığını bilmek ve sonra onun üzerine bir şeyler inşa etmek. Porno acayip bir konu ve açıkçası kafam epey karışık. Evvelki gün ben de partnerimle bir porno konuşması/tartışması yaşadım. Artık izlediğimiz pornoların, kurduğumuz fantezilerin öyle gündelik hayatımızdan ayrı tutulamayacak, altları dopdolu fikirler olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla izleyip geçtiğimiz beş dakikalık bir videoyu “amaan film sonuçta/herkes kendi isteğiyle yer alıyor” vs deyip geçemeyeceğimizi de. Benim partner de amatör videoların endüstriden ayrı, iki kişinin izniyle çekilen, hem *doğal* hem eğlenceli olabilen bir tür olduğunu, artık *onlarda bile* aşağılanan kadın, patriyarka filan aramamın abesliğinden iddia ediyor/du. Ben de videoların çekilme izninin o videoyu internete yükleme izniyle aynı olmadığını, sürekli iradeleri dışında videoları internete yayılan kadınları okuduğumuzu, bu işin öyle basit ve masum olmadığını, hakikaten her iki kişinin izni olsa da baştan aşağı adamın kadına deep throat yapması üzerine kurulu bir videonun gönül rahatlığıyla, hiç acayiplik hissetmeden izleyemeyeceğimiz bir şey olduğunu anlatmaya çabaladım ama pek anlaşamadık. Bunu yaparken de karşımdaki insanın bugüne kadar doğal hakkı olan *pornosu*nu elinden almaya yeltendiğim için bu kadar büyük bir direnişle karşılaştığımı düşünüyorum. Bence erkekler, erkeklerimiz hakikaten farkında bile olmadıkları ayrıcalıklarını tutup çekmeye başladığımızda üç yaşında veletler gibi agresif/panik içinde tepkilere gark oluyorlar. Kişisel tecrübemden anladığım, bu fena bir şey değil. O “artık bunu da yapmayacaksam??!” tepkisi sakinleşip karşıdaki olan biteni düşünmeye başlayınca -eğer buna açık biriyse- zaten yavaş yavaş rahatsızlık veren şey görülmeye başlanıyor o taraftan da.
    b- Yorumlar: Konuyu dağıtıcam korkusuyla yorumlara geleyim dedim. Bana bok muamelesi yapan ama uzaklaşamadığım bir adam yüzünden pek çok arkadaşımdan bunun sonunun nasıl da iyi olmayacağını, yol yakınken kaçmam gerektiğini, bunun bir hata olduğunu vs dinledim. Derinlerde bir yerde de haklı olduklarını biliyordum ama gerçekten benim için zamanı gelmeden bunu beceremedim. Kimsenin de kendisi öyle hissetmiyorsa dışarıdan gelen “bu yanlış! bu bir hata! bu şiddet!” vs sözleriyle aydınlanacağını, eyleme geçeceğini zannetmiyorum. Tecavüze uğrayan kişiye ” e niye kaçmadın?” demekten çok farklı değil. Geçen aylarda tivitırda kadınlar #whyIstayed hashtagiyle şiddet gördükleri ilişkilerde kaldıklarını anlattılar. Tabii ki aralarında “Çünkü şiddetin kötü bir şey olduğunu bilmiyordum, öğrendiğim an ayrıldım” diyen biri yok. Hepimiz belli oranlarda şiddet gördüğümüz ve uyguladığımız bir dünyada yaşıyoruz, ideal olarak kalkıp gitmemiz gerekse de hayat böyle işlemiyor tabii ki. Bunlar bir yana, Tezer senin örneğin zaten epey karışık. Şiddetin skalaları var ve bu olay da birisine bir yerinden giriyordur, ama kalk git, kaç oradan denecek bir şey yok. Zaten iletişebildiğin, bu konuyu da konuştuğunuz birisi olduğunu anlatmışsın. Bir de, afedersiniz biz kimle seks edeceğiz? Türkiye (ve dünyada) cinsiyetçiliğin c’sini yapmayacak, belli güç ilişkilerini içselleştirmemiş bir tek erkek (insan?) mı var ki? Biz öyle miyiz? 5 sene önce böyle biri miydik, bugün bildiklerimizi biliyor muyduk, bugün davranacağımız gibi mi davranıyorduk? O temel iletişim kanalları açıksa, üç aşağı beş yukarı pro-feminist bir insansa oturup sıkıntı yaşadığımız, kötü hissettiğimiz olayları konuşmaktan başka ne yapacağız ki? Asıl mesele karşımızdaki böyle biri mi değil mi onu görebilmek galiba, anladığım burada bahsedilen öyle biri. (Ben de şu anki insanla beraber olmasam bir daha erkek falan olmaz diye tahmin ediyorum hayatımda bu arada. Bık-dım.)

    Yeni bir şey dedim mi bilmiyorum. Son sözüm, ekşi sözlüğü açmayın, tıklamayın, fakirlikten ölsünler. (Bir ara entrilerimi silmem gerektiğini hatırladım ve üşendim mesela şimdi.)

  • Adnan

    şahsi çıkarımım rızasını almadan hanımının yanında ısrarla mastürbasyon yapan bir beyefendinin sıkıntılı, böyle bir beyefendi ile evlilik yapan hanımefendinin de en az onun kadar sıkıntılı olduğudur. hepimiz sıkıntılı insanlarız, konu farklı mecralarda gelişse elbette farkı çözümler gündeme gelebilirdi. hepinize geçmiş olsun, boşanmaya ne dersiniz? (beyefendiye çok selamlar)

  • Adnan

    düzeltme: hepiMize geçmiş olsun

  • meryem kaya

    Adnan Bey, insanlara neden boşanma önerisinde bulunduğunuzu anlamadı. Boşanma dışında çözüm önerisinde bulunmak daha faydalı olurdu.

  • musa erman

    Erkeklerin kadınları aşağılamak amacıyla porno izlediğini sanmıyorum çünkü amacımız bu değil. Ama eşinin yanında izliyor olması ve bunu fark edilmesine rağmen devam ettiriyor olması biraz garip. Benim merak ettiğim kadınların pornodan hoşlanıp hoşlanmadığı Özgür Zeytin hanım dışında sevdiğini söyleyen yok. Kadınlar gerçekten hoşlanmıyor mu yoksa itiraf mı edemiyor?

  • p.b.

    Merhaba,

    yazıyı ve yorumların çoğunu okudum. uzun senelerdir birlikte olduğum adamla bir süre önce evlendim ve pornonun hayatımızdaki yeriyle ilgili ben de bir şeyler yazmak istedim. porno izleyen bir kadınım, belki eşimden daha çok bile izliyor olabilirim. onun izliyor olması da canımı sıkmıyor, öyle ki; birlikte izlediğimiz zamanlar da oldu. ben bu paylaşımdan memnunum. sanırım ailemizdeki libido ortalamasını yükselten de benim. *ups* pornonun bendeki mekanizmasını bildiğimden, onda da aynı şekilde olduğunu varsayarak canımı sıkmıyorum. şöyle açayım: porno benim için bir araç, pornoda kadını da erkeği de izlemekten hoşlanıyorum. bu eşime sevgimi veya cinsel tutkumu etkilemiyor. neden karşı taraf için de aynı şey geçerli olmasın? hayatımın her alanında bu rahatlığa sahip değilim, onu da belirteyim. açık bir ilişkimiz yok, sadakat benim için kıymetli ve değerlidir fakat pornoyu bir aldatılış olarak görmüyorum. kendimden biliyorum çünkü:) ben uyuduktan sonra porno izlediği zamanlar da oluyor eşimin, sabah bunu öğrendiğimde ise niye uyandırmadın diye takılıyorum, kıyamadım diyor, gülüp geçiyoruz. en azından bizdeki durum budur arkadaşlar. hiçbir şeye yardımcı olamamış olabilirim tabii de, paylaşmak istedim:) sevgiler.

    • Sibel Aslan

      Ne mutlu size ben bu kadar rahat olamadım. Yetişme şeklimden olsa gerek.

      • p.b.

        sevgili sibel,

        çoğumuz benzer çevrelerde büyümüşüzdür, çevreyi geçelim; hepimiz aynı toplumda büyüdük. aşağı yukarı kafalar belli. birçok açıdan zehirli bir toplumuz, özellikle sosyal ilişkilerde. çocukluğumuzdan bugüne bu ülkede bir kadın olarak doğup büyümenin bedellerini sırtlanmışız ve tüm bunlara rağmen olabildiğince zihinlerimizi açmaya uğraşıyoruz. çevremdeki tüm kadınlarda bunu görüyorum ve müthiş saygı duyuyorum. dolayısıyla, eğer kızmazsanız, sizden de yetişme tarzınız ne olursa olsun toplumun zehirlerini üzerinizden atıp özgürleşebileceğinizi hatırlatmak isterim.

  • http://zeyneparzu71.blogspot.com Zeynep Arzu

    Benim bu duruma vereceğim tepki, muhtemelen “Seninle normal bir film izlediğimizde eğer baş roldeki aktör hayran olduğum biriyse ne pornolar çekiyorum kafamda bir bilsen” derdim ve blöf de olmazdı hani:) Adam aydın biriyse, hıyar değilse benim onu yanımda porno izlemesini normal karşıladığım gibi o da beni bu tip durumlarda normal karşılar. Ama maalesef en aydın gibi görünen erkeklerin sevgili/eşlerinin başka kişilerle ilgili -kişi de değil hani ulaşılmaz yakışıklı aktörler- cinsel çekim hissetmeleri çok zorlarına gidiyor. İki cins de bir sakin olsa, partnerlerinin beyin kıvrımları içindeki düşünceleri de sahip olunacak “mal” (!) gibi görmeseler hayat daha güzel hatta aldatmalar çok daha az olacak:)

  • Sibel Aslan

    Ne yalan söyleyim ben bundan rahatsız olurum. Hiç yanımda izlemedi ama izlediğini biliyorum. Denize gittiğimizde de çaktırmadan etrafı izlemek istiyordur eminim. Onun doğasındaki bu durumu ben biraz farklı dizginlemeye çalışıyorum. Evde yalnız kaldığımız zamanlarda dekolte giysiler giymemden çok hoşlanıyor. Bu illa ki gecelik olmak zorunda değil. Derin göğüs dekolteli 10 TL’lik bir tişört bile işe yarıyor. Çok kalabalık olmayan sahillerde 10-15 dakikalık sürelerle mayomdan göğüslerimi çıkarmam bile onu çok mutlu edip heyecanlandırıyor. Yanlış anlaşılmasın üstsüz güneşlendiğim falan yok, sadece tenha yerlerde kimseler görmeden çıkarıyorum. Ama tesadüfen görülmüşsem bilmem. Ben eşimden başka kimseye göstermeye çalışmadım.

  • İşte tam olarak bu

    Yazınızı,sorununu oaylaştığım bir arkadaşım gönderdi. Ve bu yazıyı okuyana kadar bende bu sorunu yaşayam tek kişi benim sanıyordum. Ben 23 yaşındayım. Erkek arkadaşımda 23 yaşında izmirli gayet sağlıklı biri. 3 yıllık birlikteliğimiz var. Ve ben 3 yıldır bu duruma maruz kalıyorum. Günde en az 2 defa birlikte oluyoruz. size açık bir dille anlatayım. Eskiden partnerim bana söylemeden gizlice porno izliyordu. Bunu anladığımda tiksinmeyle nefret arası bir duygu hissettim. Ona kızdım. Kavga ettik. Bana sürekli şunu söylüyordu ‘ben doymuyorum. Sadece zararsız pornolar izliyorum. Ne yapayım gidip başka bi kızla mı birlikte olayım?’ Diyordu. bakın şunun altını çizmek istiyorum. Biz günde en az 2 defa birlikte oluyoruz. Hatta bazen canım istemediği halde,orgazm olmadan onu tatmin etmeye çalışıyorum. Bütün bu çabalarıma rağmen hala bunu yapıyor olması beni gerçekten çok üzüyor. En sonunda ondan en azından yapmadan önce bana söylemesini istedim. Ama yinede o nefret dıygusundan kurtulamıyorum. Bir keresinden sexten yarım saat sonra porno izlemek istediğini söylemişti. Ben ders çalışırken onun orda başka kadınlarla kendini hayal etmesine dayanamıyorum. Kendimi sorgulamaya başladım artık. ‘Neden böyle hissediyorum?bu sadece porno,en azından aldatmıyor. ‘ diye düşünmeye zorluyorum kendimi. Tamda bu dönemde yazınıza rastladım. İnanın sizi çok iyi anlıyorum ve bu konuda ne yapmak gereltiğini bilmiyorum. onu o halde her gördüğümde o tiksinti dıygusundan kurtulamıyorum. Oluldan çıkıp eve geldiğimde ve onu laptop karşısında gördüğümde ‘yine porno izlemiş’ düşüncesinden kurtulamıyorum. Bu beni gerçekten çok üzüyor.

  • Aslı

    Ben genel olarak porno üzerine kimsenin kaleme almadığı bazı fikirlerimi belirtmek istiyorum.
    Açıkcası kadınların, feministlerin pornoyu, mecbur kaldıkları için kabullenip, yaşamlarına alıyorlarmış gibi bir hisse kapılıyorum bazen çünkü engelleyemiyoruz. Uzun zaman da “bu normal” deyip durdum ben de kendime. Ama bunu sistem söylettiriyor, erkekler zorla kabul ettiriyor bilmiyorum farkında mısınız? Yani “pornonun cinsel yaşamın normal bir parçası olduğu” fikrinin ben açıkcası zorla kabul ettirildiğini düşünüyorum, kültürel bir kabul ettirme hatta bence bu.

    Porno Tüketim kültürünün erkekleri ve kadınları sömürmesidir. Tam anlamıyla cinselliğin, bir fast food veya cips yiyip tüketme veya bir eşya kullanıp iki gün sonra atma tarzındaki bir şeklidir. Ve şeker bağımlılığı gibi ele alınması gerektiğini de düşünüyorum çünkü başlayan bırakamıyor. O çabuk, hızlı haz alma, rahatlama ve tüketme psikolojisinin insanlara zararlı olduğunu ve psikolojik olarak sakatladığına inanıyorum. Dediğim gibi stresli zamanlarınızda şekerli abur cubur tüketirsiniz ya, bir süre sonra o şeker bağımlılık yapar ve bırakamazsınız hergün canınız ister. Bunun yanında annenizin size ev kurabiyesi yapması, sizin marketten hazır bisküvi almanızı da engellemez. Aynı onun gibi eşiyle birlikte olması, o hazır şipşak hazzı yok etmiyor. O yüzden bu bir sorun bence. Eşin yanında yapması yapmamasından öte, bu erkek için bir problem.
    Sorun, erkeklerin bunun nasıl bir problem olduğunu henüz görememiş olmamaları ve bunu normal cinselliğin bir parçası yapmaları ve kadınları da bunu kabul ettirmeye, onları dahil edilmeye zorlamalarıdır. Güzellik endüstrisi nasıl erkeklerin, kadınlara dair fantazilerini yeniden üretiyorsa, porno da cinselliğe dair fantazilerini tekrar üretiyor ayrıca, ve bu gerçek bir hayat değildir, sanal beklentiler ve fantazilerle pornoya sarmış erkeklerin hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin olup muutlu olamayacaklarını düşünüyorum. Ve bu kesinlikle erkeğin geneleve gitmesiyle de aynı şey değildir. Biri gerçek hayat, gerçek bir deneyim ediniyor, öbürüsü dediğim gibi tüketim için üretilmiş sanal bir deneyim, -mış gibi yapmanın karşılığı.
    Dolayısıyla bilgisayar oyunu bağımlılığı olan erkeklerle(ki bu da evlilikte ciddi sorunlara yol açabiliyor), aynı kategoride ele alınabilir bence bu sorun diye düşünmekteyim. Yani bu sadece cinsellik sorunu değil bence.

    • musti musti

      Merhaba Aslı hanım, yorumunuz ilginçti ama erkek olmamanızdan kaynaklanan bazı eksik tespitler vardı. Öncelikle fikirlerinize sonuna kadar saygı duyduğumu belirtmek isterim. Müsadenizle bazı konularda fikirlerimi belirtmek istiyorum.
      “Sorun, erkeklerin bunun nasıl bir problem olduğunu henüz görememiş olmamaları” sözünüzü bilimsel olarak destekleyen herhangi bir kaynak var mı? Varsa gerçekten okumak isterim. Erkeklerin pornoyu kadınlara normalmiş gibi, zorla kabul ettirildiği gibi, bunun yanlışlığını kabul ettirmeye çalışmak da bir zorlama değil midir? Popüler kültür bize neyi yiyeceğimize, neyi içeceğimize, neyi düşünmemiz gerektiğine karar verirken (dayatırken), anti popüler kültür de bunların yanlışlığını bize dayatmaktadır. Ama bu dayatmalarda hangi haklıdır bilinmez hatta bize dayatılan birşey haklı olabilir mi?

      • Aslı

        Elbette, bu üzerinde fikir birliğine varılmamış ve hala tartışılan bir konu. Ben tüketim kültürü, ataerkillik ve ikisinin birleşiminin yarattığı hegemonya perspektifinden bu yorumu yaptım. Bu perspektiften de sorun olarak tanımladım bu davranış biçimini. Bunun yanı sıra sanal dünyaya bağımlılık da ayrı bir bağlam mesela, o perspektiften bakınca da sorun olarak görüyorum. Yani sorun olarak görmek, neye dayandırdığınızla ilgili. Ama vazgeçilmez olması mesela, beni sorun fikrine daha çok yaklaştırıyor. Erkekler sanki, “porno izlememek” teklif dahi edilemez gibi sert çıkışlarla karşı koyuyorlar ve bunu yaparken bu sanal aktiviteyi, kendi cinselliklerinin doğal bir parçası olarak konumlandırıyorlar. Halbuki cinsel fantazi dediğimiz şeyin zaten tarihsel geçmişi var, pornonun geçmişi ne kadar peki? Erkekler haz için pornoya bu kadar bağlanırlarsa, bence hayalgüçlerini yitirecekler, ve kendi hayalgüçleriyle tatmin olmayı…
        Öküzün A’sı diye bir kitap var tavsiye ederim. O kitapta çocuklar açısından bir örnek verilmişti. Çocuklar her sıkıldığında, önlerine televizyon koyarak hayalgüçlerini öldürdüğümüzden bahsediyor yazar. Çünkü çocuğa yapılmış, hazır, başkalarının hayal ettiği hikayeleri önüne koyuyorsunuz. Çocuk sürekli buna maruz kaldığında, kendi hayalgücü sakatlanacaktır.Çünkü hem onu üretecek alanı kalmıyor, özerk alanı. Hem de üretse bile sürekli televizyondakiyle karşılaştıracak. Sorun derken bunu kastediyorum. Bu perspektifi erkeklerin(ve kadınların) cinselliği ve pornoya oturttuğunuzda da bence benzer bir sonuç çıkıyor. Burada aslında sorun olarak tanımladığım şey popüler kültürden ziyade hegemonya. Yani oturup düşünmemiz lazım, kadın-erkek farketmez, bedenimi algılayışımı ve cinselliği ve hazzı algılayışımı neler belirliyor. Bir süre kendimizi gözlemlersek, programlandığımızı ve sonunda bunun tüm yaşamımızı nasıl şekillendirdiğini görebiliriz. Bu sebeple pornonun kadınlar tarafından da normalleştirilmesinden endişe duyuyorum çünkü bana göre farkında olmadan hegemonik tüketim-odaklı cinselliği doğal olarak kodluyorlar zihinlerinde. Ve bütün bunlara kültürel olarak bakarsak, cinselliği Batı kültürüne göre tanımlıyoruz, buradaki yorumlar bile onu gösteriyor, bir hegemonya daha…ve ben bunları sorun olarak görüyorum, bunu üreten araçları da sorun olarak görüyorum. Sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.
        Eğer ben bir ilişkide bunları reddettiğimi ve istemediğimi belirtirsem, ilişkimin sürmeyeceğine inanıyorsam(ki şu anda bu inanca sahibim,yani kendi değerlerimi savunursam, yalnız kalacağımı düşünüyorum, porno ve bu tür hazlar ana akım çünkü), o zaman burada ciddi bir psikolojik baskı ve dayatma var demektir. Hem kültürel, hem psikolojik. Ve bu dayatma beni kadın olarak, ilişkimin olması için, erkeklerin arzuladığı tarz bir cinselliğe zorlamaktadır. E o zaman nerede feminizm mesela? Bu sayfadaki yorumların hiçbirinde böyle bir destek veya fikir yok mesela. Ben anormal olarak mı nitelendiririm, e cinselliğe dair normalliği de Batı Psikiyatrisinin tanı kriterleri belirlemiyor mu? Yani konu bireysel özgürlük ve haklardan daha geniş bence.

        • bombom

          dert ettiğin şeyi anlıyorum aslı, ama buna bulduğun çözüm en az dert ettiğin problem kadar sorunlu. insanlık her zaman hayalgücüne katkı sağlayacak araçlar kullanmıştır, eskiden roman olan, eskiden masal olan bugün televizyon oldu, youtube oldu. bu kendi başına bir problem değil. aksine medyanın kendisini değil içeriğini belirleyip (yani hangi içeriği ima ettiğimizi belirleyip) tartışmaya açmak anlamlı geliyor bana. şu linki vermeden anlatamayacağım derdimi daha fazla: http://www.5harfliler.com/feminiksler-pornocu-olmus-haaanim/ özellikle röportaj kısımlarını ve poryes’in ilkelerini tavsiye ediyorum.
          neyi nasıl izlediğimiz, izlediğimiz şeylerle nasıl ilişkiler kurduğumuz, üzerine düşünüp düşünmediğimiz çok önemli. the medium is the message ekolünden geliyorsan, o başka bir katman ve bu tartışmaya bir katkı sağlamaz, o yüzden geçiyorum.
          ayrıca hegemonyal olan hala daha monogamist, cis-sexist (na-trans cinsiyetçi), lookist (görünüşçü), ableist (vücudunun belli bölümleri tıbbi tanıma göre işlevsel olanları kayıran) vs. bir cinsellik anlayışıyken bazı porno türlerinin bu ayrımcılık biçimlerine karşı ne gibi alternatifler sunabileceği ve bunların ne kadar önemli/vazgeçilmez olduğu üzerine düşünmeye davet ediyorum.
          bir ‘normallik’ kriterine karşı çıkarken başka bir ‘normallik’ tanımı yapmak da hiç feministçe değil bana kalırsa.
          yalnız kalma meselesi ise gerçekten zorlu bir mesele, ama sırf feminist olduğumuz için zaten potansiyel eşlerimizin sayısını son derece azaltıyoruz. ama bu feminizmden vazgeçmek ya da kendi sınırlarımızı görmezden gelmek için çok kötü bir sebep, bilakis.
          kadınların cinsellik sevmediğine ve Batı’nın normali nasıl belirlediğine dair görüşlerin için de şuraya: http://www.5harfliler.com/kadinlarin-erkeklerden-daha-sehvetli-oldugu-zamanlar/

          • Aslı

            Sanırım bir yanlış anlaşılma var. Ben aslında çözüm önermedim yorumumda, sorgulamamız gerekir dedim. Başka bir normallik tanımı da yapmadım, kendi kendine bir savunma yapıyorsun ama yarısı benim yorumumla alakasız, elbette alternatifler olsun, ona lafım yok. Ben göz ardı edilen bir noktaya dikkat çekip eleştirdiğimde, başka şeyleri dışlamıyorum ki? Garip. Feminizmden vazgeçelimde demedim. Daha da garip. Kadınlar cinsellik sevmiyor da demedim ama sevmeme hakkımız veya daha tutucu olma hakkımız olmalı dedim ama sen yazımın her yerinden alakasız anlamlar çıkarıp beni söylemediğim şeylerle yargılıyorsun.

          • Özgür Zeytin

            Bu yoruma (ve üstte Tezer’e cevaplaşırken yazdığın, yine pornonun tabu deviren tarafına değindiğin yoruma) +1. Decadence candır, olmadığı bir dünyada yaşamak istemiyorum. Bazı çivilerin yerinden çıkması gerekiyor, daha doğrusu hepsinin zaten yerinden çıkmış olduğunun gösterilmesi. Bir de bu işler de herşey gibi biraz da pazar işleri değil mi? Yapımcılar düşünüyor, kim seyrediyor bunları, şu mal değneğiyle bu öküzbaş, dayıyorlar aptalı saptalı. Ne kadar çok kadın (ya da lgbt, ya da ayak fetişisti, ya da burayı istediğin gibi doldur) çıkıp ben de izliyorum kardeşim derse onları da düşünen o kadar çok film yapılır.

          • bombom

            argümentasyonun bana epey konservatif geldi, o yüzden öyle dedim. biraz fazla niyet okumuş olabilirim. ama “Ama bunu sistem söylettiriyor, erkekler zorla kabul ettiriyor bilmiyorum farkında mısınız?”, “Erkekler haz için pornoya bu kadar bağlanırlarsa, bence hayalgüçlerini yitirecekler, ve kendi hayalgüçleriyle tatmin olmayı…” ve “Mesela ben de hayal ediyorum ki şu erkeklerin biyolojisi değişse, hormonları değişse de daha az seks isteseler.” ve devamındaki cümleler bana çok normatif göründü.
            feminizmden vazgeçmeyi senin için değil genel olarak hepimiz için söyledim, sınırlarımızı görmezden gelmemek senin içindi daha çok. yani sen pornoyu sevmeyen biri olarak ilişkinde porno izlememek üzerine bir konsensus sağlayabilirsin. birlikte olduğun kişi de sana porno izlemekten vazgeçmemeyi dayatamamalı. dayatana da kapıyı gösterebilmelisin. -meli -malı diye yazıyorum ama bunu sana direktif olarak söylemiyorum, bir feminist olarak savunduğum şey bu olduğu için söylüyorum. (dahası eminim porno sevmeyen erkekler de var.) bunların hepsi kişisel sınırlara giriyor ve partnerler arasındaki anlaşmaları bağlıyor. bu bağlamda politik alanda dile getirebileceğimiz tek talep ‘kişisel sınırlara/tercihlere saygı’ falan gibi bir şey olabilir.
            öte yandan bir feminist olarak savunduğum şeylerden biri de kadınların cinsellik sevenlerine yollu, azgın, daha da saçması ‘baba sorunları var’ vs gibi damgaların vurulmaması. ki benim deneyimim/algıma göre hegemonyal kültür bu hala daha. sonuçta herkes için farklı öneme sahip cinsellik. bunun normali de yok anormali de. o yüzden tabi ki cinselliğe daha az ilgisi olan kadının hayır deme hakkı da var, bugün ilgisi çokken yarın ilgi duymama hakkı da var, var da var… bu konuda zaten hemfikiriz sanırım (hatta anlatmaya çalıştığın bu herhalde ama diğer cümlelerin arasından bu sonuca varmak gerçekten zor oldu). benim biraz kırmaya çalıştığım, o kalıplaşmış ‘erkekler çok seks düşkünü, kadınlar da onların azgın *doğasına* boyun eğmek zorunda kalan zavallı yaratıklar’ algısı. bu konuda biraz militanlaşabiliyorum bazen :) ama emin ol bunları bana bir erkek söyletmiyor.
            bir de zaten pornoyu sorunsallaştıran insanlar (kadınlar) var(dı). o sorunsallaştırmayı ciddiye alıp buna alternatif üreten insanlar da var. bunların hepsine linkte değiniliyor. o yüzden “pornonun kendisini mi içeriğini mi izleyeni mi yasaklayanı mı ya da hangi pornoyu ne açıdan sorunsallaştıralım” gibi soruları önce bir cevaplayıp oradan ilerlemek daha verimli bir tartışmaya götürür bizi bence.

          • hebele

            ben 3 4 sene once porno yasagi gibi bir konu gundeme geldiginde porno sevdigini soyleyen birine pornonun yarari zarariyla ilgili bir makale var mi okudugun, bildigin, tavsiye edebilecegin diye sormustum. o da bana pornoyu yasaklamak ozel hayata mudahaledir, bunlari boyle dusunmeye calis demisti. arastirilsin bence de, sigara gibi, spor gibi herkes faydasini zararini, bilsin. arastirmak denilince yasak anlasilmasin lutfen, cok zor oluyor boyle konusmak

          • afk

            pornonun cinsel sağlığa zararları kanıtlanmış aslında, toplumdaki cinsellik algısını ne hale getirdiği de malumunuz. porno tüketiminin birtakım nörolojik sebeplerle insanları sürekli daha farklı/aşırı/grafik/şiddet içeren türlere yönelttiğine, anaakımının gitgide “hardcore”laştığına dair de güçlü bulgular varken pornonun sorgulanması önemli gerçekten. ışıklar içinde uyusun dworkin hep yazdıydı bunları, kıymetini bilmedi porn-pozitif feministler.
            alternatif/feminist pornonun yaygınlaşıp anaakım pornoya rakip olabileceği düşüncesi piyasa ilişkilerini basitleştirip hazların nasıl şekillendirildiğini göz ardı ediyor bence. heteroların cinselliği/hazları heteroseksist maskülen cinsel değerlere göre belirleniyor nihayetinde, düz hetero erkeğimizin de feminist pornoya yönelmesi mümkünsüz, pornoyu hepten reddetmesi daha olası. geçenlerde bir seksolog anaakım pornonun etkilerine karşı cinsel eğitim derslerine ayrımcı olmayan pornoların dahil edilmesini önermişti, etkisi bilinmez ancak şimdiye kadar daha makul bir öneri görmedim. yine devlete kaldık, yine reformist olduk. zaten iskandinavya falan oralar, biz orklaşmaya devam edelim.

          • bombom

            @afk: wowww böyle düşüneceksek tası tarağı toplayıp gidelim valla. erkeklerin feminist pornoyu kabul etmeyeceği düşüncesi = erkeklerin feminizmi kabul etmeyeceği düşüncesi. ha pornoyu kimse kabul etmek zorunda da değil. isteyen seyreder, istemeyen etmez.
            başta dediğin doğru elbet, ‘heteroların cinselliği/hazları heteroseksist maskülen cinsel değerlere göre belirleniyor’ ama bu analizden senin yaptığın çıkarımı yapmak zorunda değiliz, bir de o cümleye ‘günümüz ataerkil/heteroseksizm toplumunda’ diye ek yapmak gerek.
            @özgür zeytin: evet, süper demişsin, aynen öyle, ne kadar çok farklı insan talepte bulunursa o kadar farklı işler çıkar. (ay bi yandan düşününce işimiz sadece serbest piyasa koşullarına kalmışsa zor biraz, gonzoları bilmemneleri napacağız mesela… bu alanda daha çok feminist müdahale lazım belki de, ‘biz de varız ve pazardan payımızı istiyoruz’un ötesinde)
            aşağıda amanın linkini paylaşmış, KaosGL’de çıkan röportaj da çok iyi.

          • bombom

            @afk yine :) bahsettiğin nörolojik mekanizmayı biliyorum. bağımlılıkla aynı şekilde işlediği iddia ediliyor. vücut tolerans geliştiriyor, daha fazla miktarda, daha fazla etki edeceği düşünülen şeylere meylediliyor falan.
            şimdi öncelikle cinselliği ve insanlığı sadece belli hormon bezlerinin bir fonksiyonu olarak algılamayı bir kenara bırakmak lazım. insan biyolojik fonksiyonlarına dışarıdan bakabilecek çok karmaşık, üstelik de sosyal bir varlık.
            ikincisi bunun bir an için öyle işlediğini, yani bağımlılık yaptığını varsayalım. bu bağımlılık neden hardcore uyuşturuculara benzetiliyor? ya da bu benzetme ne kadar yeterli(bunun cevabını kısmen yukarıda vermişim bile)? hayatındaki tek bağımlılık sigara bağımlılığı olan insanlar da var, ve belli bir yerden sonra daha fazla sigara ya da daha sert bir şeye geçmiyorlar. bunun hem bedensel hem de düşünsel sebepleri var. dahası bağımlılıklarımızın bile tam olarak kölesi değiliz.
            üçüncüsü, illa daha fazla, illa daha değişik bir şekilde etki edecek bir şeyler arayan porno bağımlıları için gidilecek tek yönün daha hardcore ya da daha saçma sapan pornolar olduğunu düşünmemize neden olan ne? daha farklı demek illa daha kadını aşağılayıcı demek midir?
            piyasayı elinde tutan aktörler peki bu işin neresinde?
            velhasıl, bilimsel çalışmalar da eleştirel bakılabildiğinde güzel. herkese daha fazla zevkle dolu günler dilerim.

          • afk

            @saygıdeğer bombom, aslında benzer şeyleri düşünüyoruz da tanrı vergisi yeteneksizliğim nedeniyle düzgün açıklayamadığım yerler olmuş, şöylece açayım: erkeklerin feminist pornoyu kabul etmeyeceklerini değil “porno” olarak tüketmeyeceklerini söylemek istemiştim. Bu tüketim şeklinin farkı için sıradan erkeğin cinsel gelişimine bakalım: mesela bizimki gibi toplumlarda erkek cinselliği tamamen porno hakimiyetinde şekilleniyor, bu da ileri yaşlara dek sürüyor. elimde bir veri yok ama kabaca 20 diyelim,(ilk birliktelik değil sağlıklı cinsel yaşam). bu dönemde porno izleme amacı min. sürede maks. tatmine ulaşmak olduğu için hakim güzellik/seksapel algısını aşırılaştırarak yansıtan pornolar öne talep görüyor, bunlardaki yapay vücutlar da anaakım pornonun temeli, feminist pornonun da antitezini oluşturuyor. Ayrıca, böyle bir tüketim seri üretilen pornolar gerektiriyor, feminist pornonun temel prensiplerinden biri buna karşı çıkmak değil miydi? Sizin de değindiğiniz mekanizmalar da bundan sonra etkisini gösteriyor ve oluşan bu cinsellik algısını pekiştirici rol oynuyor. Gördüğünüz gibi buna değinme nedenim olayı biyolojik determinizme vardırarak “erkek beyni mutlaka hardcore pornoya yönelir” demek değildi, aksine bu sosyal koşullarda çoğu erkeğin cinselliğinin “belirlenmiş” olduğu, cinselliğin şekillendirilen sosyal yanı tezimin temelindedir.
            Sigara benzetmesini pek doğru bulmuyorum, hatırladığım kadarıyla raporların birinde tam da buna odaklanılıyordu, lakin alanım olmadığından burada açıklamasını yapmaktan çekiniyorum, rapordan bakmanız daha doğru olur. ama farklılık arayışının daha fazla şiddete yönelttiği iddiası biraz spekülatif duruyor, haklısınız. bunun temellendirmesi sektördeki trendler/normal-ana”anaakımın” içeriği üzerinden yapılıyordu ancak burada nedenselliğin yönü ve diğer olasılıkların daha fazla araştırılması gerekli. düşünsel sebeplerle porno alışkanlıklarının kontrol edilebileceği konusunda hemfikirim, ancak ben bunu “bir erkeğin feminist pornoya yönelmesi için önce feminist olması gerektiği” şeklinde yorumluyorum, nedenleri ise yukarıda belirttiğim “zevklerin şekillendirilmesi”nde görülebilir. Yani yine pornonun olumlu etkisinden bahsedemiyoruz. Zaten feminist erkek de asıl tüketici olan “düz” erkek tipinin hayli dışarında kalıyor, sektörü etkileyebilecek bir gücü de olamaz. Şahsi fikrim çözüm ünerkekler “anaakım”a kapılmadan önce düzgün bir cinsel eğitim alıp sonrasında da sağlıklı bir cinsel hayata sahip olmalarından geçiyor. Ancak böylece porno cinselliğin temeli haline gelmeden tüketilebilir, tabi en liberal toplumlarda bile bunun olma ihtimali pek düşük. hele ki internetle birlikte çoğu erkek düzenli mastürbasyon yapmaya başlamadan pornoyla tanışıyor, eh feminist porno sitelerinin çoğu paralıyken (-ki sektör bunu gerektiriyor), anaakım pornonun her yerde kolayca ulaşılabilir durumda olması da olayı fecaatleştiriyor.
            umarım açabilmişimdir, sevgilerle

  • bombom

    ya az önce porno izlerken (ya da nasıl bir şey açmak istediğimi düşünürken) hatırladım. ondan önce tamamen çıkmıştı aklımdan: bu yazıda bahsedilene yakın bir şeyi ben de yapmıştım. kontexti tam hatırlamıyorum, ama erkek arkadaşımla aynı odadaydık, onun bilgisayar başında bir şeyleri halletmesi gerekiyordu, ben de yatakta laptopla takılıyordum. sonra nasıl olduysa pornomsu bir şeylere denk geldim, sonra iyice gaza gelip daha da pornosunu buldum. bayağı da zevke gelmiştim. sonra birden o dönüp bana bir şeyler söyleyince uyandım. hiç işte internette takılıyorum falan dedim. ve kapattım pornoları. sonra o akşam seviştik mi yoksa o sabah seviştiğimiz için akşam sevişmedik mi vs hiç hatırlamıyorum. hatırladığım bir şey varsa o ilişkide benim arzu ettiğim kadar çok sevişmiyorduk. kapatmamın ve ona bundan bahsetmememin bir nedeni onun kendisini yetersiz hissetmesini istemememdi, bir diğer nedeni akşama birlikte sex yaparız diye düşünmemdi. biraz gereksizmiş bütün bunlar tabi, daha sonraları ‘benim yanımda istediğin kadar mastürbasyon yapabilirsin’ demişti. yanında porno izleyerek mastürbasyon yapmam hakkında konuşmadık ama hiç. bir ara sorayım bunu kendisine.
    neyse, sonuçta kadınların da ihtiyaçları var işte. arkamızı dayayıp adamlara pişkin pişkin diklenebileceğimiz bir matriyarka olmaması ne fena. kendi cinselliğimizi karşımızdakini üzmemek için gerekli gereksiz yok saymak ne saçma.

    • bombom

      hmm yeterli cinsellik yaşayamamakla porno izlemek arasında doğrusal bir ilişki kurmuş gibi oldum şimdi, halbuki o kadar basit değil o işler pek tabi.

  • Hakuna Matata

    Bence, “partnerinizin bir başka kadını seyrederek aldığı cinsel hazza tanık edilmek ama onun aktif öznesi olmanıza izin verilmemesi” kıskançlıktır.

  • musti musti

    Kadınların bu olaya nefretle bakması çoğunlukla karşılaşılan bu durum. Ancak kadınların kendilerini bu kadar incinmiş hissetmeleri üzücü.Acaba sevgili ve evli olmak birbirimiz hakkında herşeyi öğrenmeye çalışmak ne kadar faydalı bir olay: “En sonunda ondan en azından yapmadan önce bana söylemesini istedim” demiş bir bayan arkadaşımız. Sonra da “Ama yinede o nefret duygusundan kurtulamıyorum” şeklinde devam etmiş. İnsanların bu kadar özeline girmeye ne gerek var (sonuçta sizi aldatmamış)? Birbirimize dürüst olalım, ama bu dürüstlük mü, kontrol altına almak mı? Neyse konuya dönelim. 15 yıl evli kalan bir insanın her zaman heyecanlanması pek mümkün olmayabiliyor. Bir kaç hafta birlikte olamadığımız durumlarda gün içinde izlenen bir porno yayından sonra akşam eşimle birlikte olabiliyorduk. Bu olayda nasıl bir iğrençlik var acaba? Kaybolan arzuyu yaratmak için bazen gerekli. Ama en baştaki olay ,eşin yanında mastürbasyon yapma olayına gelince, o biraz garip bir olay.

  • Ruhastasya Kinski

    Sevgili Tezer,
    Yazın siteye az uğrayabildiğim bir döneme denk geldi. Sonrasında yorumlarla öyle dallanıp budaklandı ki, çok sıkışık geçen şu dönemimde araya girilip yazılabilir olmaktan uzaklaştı. Ama hep aklımdaydın nedense. Galiba bu kadar kırlıgan bir konuda yazabilme yürekliliğini göstermiş olmandan, kırılganlığını gizlemeyerek böyle yürekli davranabilmenden çok etkilendim. Tüm eleştirleri bulunduğun yeri koruyarak göğüsleyebilmen, meseleyi feministçe tartışmaya dönüştürme azmin müthiş. Öylesine yazmıyorum bunları. Sana yaşadığın travmayı anlatanlara, çok doğal olarak gelişen öfkesinin köklerine dönüp bakma ihtiyacı duymayanlara, ısrarla bu öfkeyle dolaylı yollardan seni kabahatli bularak baş etmelerinin altındaki dinamikleri işaret etmen, orda buluşmaya çalışman, ve bunları evde travmanı çözmeye çalışırken yine de başarabiliyor olmandan dolayı gözlerinden öperim. Hakikatle sebatla yüzleşme/yüzleştirme cesareti delice ihtiyacımız olan bir şey.
    Konu bir yandan da porno ile ilişkimizi anlattığımız bir noktaya gelmiş. Ben de epey bir süre, ara ara porno izledim. Sonra öyle bir dönem oldu ki, pornolardaki kadınların suratında o numara yapan ifadeyi görmezden gelemez oldum. Gerçekten sevişen ve zevk alan insanları izlemek -nedendir kim bilir- bir çok insan gibi bana da haz veriyordu. Ama işte sonra o kadınların aslında zevk almadığını fark ettim ve tek izlediğim şey bu olmaya başladı. Özdeşim mi kuramaz oldum ne olduysa, haz gitti bir rahatsızlık geldi bana. İzlerken hazdan çok hayret, üzüntü, öfke ve acıma gibi hisler duymaya başladım böyle. Çok az pornoda kadının zevk aldığını, gerçekten istekle seviştiğini hissetmişimdir o günden şu ana kadar, erkekler pek görünmese de nispeten daha arzulu oluyorlar bence. Şimdi benim sevgilim de porno izliyor. İzlediğini biliyorum ve bu bana bizimle ilgili hiç rahatsızlık vermiyor. Üzerine konuşmuyoruz da, ona ait bir alan o. Beni rahatsız eden şey, gerçekten zevk almadığı bu kadar belli olan kadınları izlemekten haz alması. “Cinsellikle içerde nasıl bir ilişkisi olmalı insanın ki bu böyle olabilsin?” gibi bir düşünce hafiften rahatsız ediyor beni.
    (Senin yaşadığın gibi, yanımda gizlice porno izlese olay çıkarırım, o başka.)

    • Tezer

      Ruhastasya, gözlerim seni aramıştı. Bir yerde de üstü kapalı andım seni, bilmem fark ettin mi. Neyse, iyi ki geldin.
      Bu site bana git gide bir ‘dost meclisi’ gibi gelmeye başladı. Tanıdık isimleri gördükçe içim ısınıyor vallahi. Sevgiler.

      • Ruhastasya Kinski

        Sen söyleyince dönüp baktım ve gördüm. Çok garip gerçekten, hoyrat yorumlar havada uçuşurken bir anda herkesin ortadan yok olduğu iki deneyim olmuş sitede. Biri sen biri ben :) Yazıyı yazıp yok olmadan, dönüp “yorumlara göğüs geren işte biziz zeki müren” durumu da ortak. Üzüldüm de bir yandan, manyak günler yaşadığım için ben de ortalarda olamadım ilk günler diye.
        Senin için zor bir dönem oldu. Özellikle sevgilinle bu olay sonrasında seviştiğini orgazm olduğunu anlatma gereğini duyduran yorumlarda acıdan gözüm doldu ne yalan söyliyim. Ama hepimizin içinde daha önce var olmayan bir başlık açtın. Örtüler kalktı. Altına bi şeyler yazdık iyi kötü. Henüz konuşmak için senin kadar güven hissetmesek de yavaş yavaş devamı gelir bence. Sen o güveni hala hissediyor musun, o da önemli bir soru. Şimdi olsa yazar mıydın bu yazıyı sence?

        • Tezer

          “yorumlara göğüs geren işte biziz zeki müren”, buna çok güldüm.

          Ya başta çok zorlandım ve pişman da oldum yazıyı yazdığıma ama şu an öyle hissetmiyorum. Sonradan sonradan bir sürü kafa açan, gönül ferahlatan yorum geldi, güzel tartışmalar açıldı ve nihayetinde güzel bir closure (kapanış mı denir?) yaşadım aslında. Bir ferahlık geldi.

          Yazıyı şimdi olsa yazar mıydım? Doğrusu bilmiyorum. Kendimi koruyabilmek için, kendi deneyimimden bahsetmeden, daha akademik ve mesafeli bir üslupta, daha hesaplı kitaplı yazardım sanırım. O zaman da zaten bu kadar insan okumaz, duygular da şelale olmazdı :) (herhalde). ‘Orada bir olgu var uzakta, o olgu bizim olgumuzdur.’

          Bu yazıyı bayağı hızlı, alacağım darbeleri hesaplamadan, sıcağı sıcağına yazmıştım. Yedi cihandan trollerin hücum edeceği ya da okuyan bazı kadınların da sarsılacağı ve bu sarsıntıyla beni de daha derinden sarsacağı falan aklıma gelmemişti.

  • katu

    Öncelikle yorumların hepsini okuyamadığımı belirteyim.

    Aslı hanımla aynı fikirdeyim. Porno da bazı şeyler gibi bize normalmiş gibi dayatılan şeylerden sadece biri. Ben sorunun nerede olduğunu bilmiyorum ama gerçekten çok zor durumdayız. Böyle ki, bize dayatılan bu tür şeyler için neredeyde mücadele veriyoruz. Ve ne kadar çok yıpranıyoruz. Porno izlemek ilişkindeki herhangi yetersizlik gibi bir şey ve evet bu yetersizlik ortaya çıktığında porno ya da o yetersizliği doldurduğun şey ihtiyaç olmuş oluyor. Erkeklerin de “bu benim ihtiyacım” dediği şey de tam da bu. Ya da konu porno olduğu için pornoyu örnek veriyorum, porno izleyenlerin bunu ihtiyaç gibi göstermeleri de bu yüzdeb. İlişkin yolundaysa ve yeterliyse başka bir şey yahut kese gerek kalmaz. Ama bunu kimse açık açık itiraf edemiyor. Gerçekler acıdır, canını yakar çünkü. İki taraf birlikte izliyorsa içten içe birbirlerine ilişkilerine dair söylemedikleri bir eksiklik vardır. İlişkin olduğu takdirde tekbaşına izlenen porno da öyle. Maalesef bu gerçek ve ben bu tür, insanların kendini ooyalayan davranışlarını gördüğümde siisteme lanet okuyorum. Neden insanlar kötü durumları süsleyip hazmedecek kıvama getiriliyor.

    Tezer hanım, sizinse kalbinizden öperim.

  • Amapola

    Bence Tezer’in yorumlar uzerine nasil bir tavir aldigina takilmadan en basta paylasiminin ne kadar degerli oldugunun hakkini vermek lazim. Tezer maalesef bu kadar didiklenen birlikteligini umarim koruyabilmistir, tum bu yorumlardan sonra tirsmamak elde degil. Oyle bir konu acti ki aslinda herkesin ustu basi kirli ama kimse konusmak istemiyordu iyi oldu, hos oldu. Tezer’i ve yorumlari okumak bana kendi yasadiklarima daha disaridan bakmamai sagladi. Benim icin feminist dayanisma adina harika bir deneyim oldu. Ben de porno izliyorum, kocam da izliyor ama o da rol yapan, hic zevk almayan kadinlarin hatta aci ceken-cektirilen kadinlari izlemeye dayanamadigini ve amator pornolari daha gercekci, o muhtesem vucutlari, penisleri cok sahte buldugu icin seyretmedigini beyan etti bana. Iyi hos guzel, bugune kadar hic para ile seks yapmadigini iyi biliyorum, bana cok duskun henuz aldatilmadim ona da sukur. Ama gelelim hani o durtulerden azade porno izleme gerekcesine; benim artik eskisi kadar istekli olmamam, hatta yaslaniyorsun sen artik gibi takilmalari, bir turlu bulusmayan zamanlamalarimiz, benim onceliklerimin degismesi, beynimin icinde farkli seylerin donmeye baslamasi… Ben epey bir aradan sonra yurtdisinda doktora yapiyorum, iki cocuk var, yogunluk-yorgunluk-stres ustune bitmeyen annelik-ev isleri ustune sevis valla yok oyle bir biyonik hatun… Ama tum bunlar bende onceleri sucluluk uyandirirken simdi sadece kizginliga donustu. Daha onceleri kizmadigim hatta dahil oldugum pornolariyla onu basbaba birakiyorum bana porno sektorune hizmet etmeyip aman efendim amator pornolara takilmasi falan da hic mi hic sempatik gelmiyor, son derece anlayissiz ve kaba buluyorum. Bunu konusmaya kalktigimda da ayni cevap kardesim azicik zorlasaniz da daha yaratici bir bir sey soyleseniz, benim ihtiyaclarim var. Vallahi cok SIKICI… Porno ile kurulan iliski degil, onun uzerine erkeklerin varolan iliskilerinde nasil bir tutum aldiklari bence dert edinilmesi gereken, iste ben bu hoyrat, icimi acitan, anlayistan uzak adam halinden rahatsizim. ha ne mi yapiyorum bekliyorm simdilik…

  • Amanın

    Şöyle bir haber var: http://kaosgl.org/sayfa.php?id=19073

  • esrosh

    Gunaydin,

    sabah Jonathan Franzen’in The Discomfort Zone kitabini karistiyordum. altini cizdigim yerlere baktim. Jonathan Franzen 18 yasina kadar masturbasyon yapmayi denememis bile (bunu cok tatli buluyorum, maskulenligin “sekssiz” olmasini yani) Universiteye ilk girdiginde kadin destek gruplari cok populermis ve onun ustundeki etkisini anlatiyor.

    “Being a woman seemed to me the happening thing, compared to being a man. From the popularity of the weekly support groups, I gathered that women truly had been oppressed and that we me therefore ought to defer to them, and be nurturing and supportive, and cater to their wished. It was especially important, if you were a man, to look deep into your heart and make sure you weren’t objectifying a woman you loved. if even a tiny part of you was exploiting her for sex, or putting her on a pedestal and worshiping her, this was very bad.”

    boyle erkeklerin olmasi benim icimi ferahlatiyor, erkek arkadaslarinin, dostlarinin, sevgililerinin, kocalarinin porno ile icli disli olmasini tercih etmeyen kadinlarin da, ve belki de butun kadinlarin icin ferahlatabilir diye dusundum.

  • fysisk

    Tezer, selam.

    Biraz geç oluyor kusura bakma ama yazını yeni okudum..

    Yaşadığın olayın bir benzeri benim de başıma geldi iki sene önce. Birlikte yaşadığım erkek arkadaşım benim sevişmek istemeyişime tepki olarak yataktan kalkıp bilgisayarında (daha önce birlikte izlemiş olduğumuz) bir porno video açıp mastürbasyon yapmaya başladı. Benim uyumaya çalıştığımı bildiği için sesini de kapattı. Başta ben de çok sinirlendim ama açıkçası o sırada içinde bulunduğum durum beni heyecanlandırdı ve ben de ondan habersiz mastürbasyon yaptım yattığım yerde. Ona yaptığından dolayı sinirli olduğumdan onunla sevişmek gelmedi içimden. Yaptığının işe yarayabileceğini düşünmesini istemedim. Başlattığı bu mastürbasyon zincirinden halen haberi yoktur.

    Tabi ki bu durumun beni heyecanlandırmış olması onun bana bu deneyimi dayatmış oluşunu ve teoride hiç hoşuma gitmeyen birşey yapmış oluşunu haklı çıkarmaz. Senin yazını okurken bir an kendimden utandım bu davranışını erkek arkadaşımın yüzüne vurmadığım için. Sonra da bunun doğrusu yanlışı yoktur heralde diye düşündüm. Bazen zor dönemlerden geçsek de sağlıklı ve dengeli bir cinsel hayatımız var. Gözümün önünde mastürbasyon yapması bir alışkanlığa dönüşmüş olsaydı kesinlikle görmezden gelebileceğim birşey olmazdı. Hiç bir ilişki mükemmel değil sonuçta ve bu tarz farklılıkların konuşulup çözülebilmesi en önemlisi.

    Ataerkil topluluğumuza olan kızgınlığımız, birlikte olmayı seçtiğimiz erkeklere hatalarını düzeltme şansı tanımamıza engel olmamalı. Bence yazını ve gelen yorumları kocanla paylaşmış olabilmen ve bunu (belki tartışarak bile olsa) konuşabiliyor olmanız zaten ilişkinizin seviyesini gösteriyor.

    Ben deneyimimi kimseyle paylaşmamıştım, şimdi sayende cümle alemle paylaşmış oldum :)

  • mls

    bazı yorumlar çok sakat feminizmi erkek karşıtlıgı olarak algılıyorsunuz teorik alt yapısı olmayan feminizm faşizmdir neyse istediği cevabı bekleyip istemediği cevaplara nefret kusmak saklıklı değil türkiyede yaşıyoruz 10 kadından 4ü tecavüzle karşılaşıyor zaten 10 kadından 9u bu düzenin ataerkilliğine boyun eğmiş durumda peki hayatımızda erkekler sağlıklımı hasta bir düzende yine daha normallerini bulmaya çabalasakta ideal eşitlikçi feodalizmin kurbanı olmamış erkek çok az herneyse ilk yorumumda deneyimimden bahsetmemiştim çok yorum oluncada okumaya cesaret edemedim neyse 4senedir sevgilimle yaşıyorum ve düzenli bir cinsel hayatımız var hatta o güne kadar kusursuz oldugunu düşünüyordum sınav zamanlarımdı zaman ayıramıyorduk birbirimize ben uyurken salonda porno izlediğini farkettim çok sinirlendim aglayarak uyuya kaldım sabah işe gitti ben kendi patlamamı yaşadım sürekli yazdım çizdim netice sosyalist ilerici kadının emekçiliğini kutsal gören bir adamdı bana neden bu haksızlıgı yaptıgını düşünürken ailemden örnekler geldi aklıma gelince kavga edecektik peki ne diyecektim neden yaptınmı neden yakınımda yaptınmı öyle ya bilmemek mutlulukturu hayatım boyunca uygulamadım neden yaptını mı diyecektim bende yapıyorum insan sevişecek enerji heran bulamayabilir herneyse eve geldi konuştuk bunu benden öncede yaptıgını zaten biliyordum tercih meselesi oldugunada inanmıyorum ordaki sahte kadınlardan zevk almadıgınıda söyledi bu bir yönden benim okuluma saygısı tam aksine pornoyu meşruşlaştırmak değil ama ben hep kendine ait özgür alanların kalması gerektiğini düşündüm peki ya o beni porno izlerken görse napardı diye çok düşündüm olduda öptü ve gülümsedi bu kadar büyütecek aldatma helede şiddet demek toplumun tüm sorunlarına sırt dönmek gibi geliyor toplumu değiştiremedikçe aç kalınca kadınları yemeye kalkan sapkınlarla baş edemeyiz ilişkinize saygıyı yitirmemek gerek burasıda çogunlukla gayriciddi bir ortam

  • abc

    Neden? Cinsel yaşamda sorun yokken başka kadın arzusu? İç güdü mü yoksa yetersizlik mi yoksa karşıdakini beğenmeme fantezilere dalma mı!! Benim yorumum farklı olacak, kendi cinselliğinde sorun olan erkekler( peniz kısalığı, inceliği eğriliği, fiziksel yetersizlikleri, erken boşalma, karşısındaki kadını doyurmama vs vs..) en önemli sebep. Çünkü yazık onlarada toplum erkek imajının kudretli OLDUĞUNU empoze etmiş ve yetersizliklerinden dolayı; izlediği filmlerdeki o süper hatunları s…lerini hayal ederek toplumun Eşsiz kudretli erkek imajına bürünüyor. Yazık gerçekten onlarada yazık…..

  • fiona

    Bu yazıyı dönüp dönüp okuyorum, sonra en son okuduğumdan itibaren yorumları tekrar okuyorum. Sanırım bu sitenin en sevdiğim tarafi yorumlarının en az yazı kadar bilgilendirici ve tartışmacı olması.

  • esrosh

    konunun uzerinden epey zaman gectigi, kisisel tarafi sogudugu ve biraz daha teorik bir tartismaya evrildigi icin sorma ihtiyaci duydugum bir soru var. Ben yorumlari okurken farkli bicimlerde tekrarlanan bir temanin karsima ciktigini hissediyorum. Soyle ozetleyebilirim: “Patriyarkal bir toplumda yasiyoruz ve hepimiz erkek egemen siddetin cesitli turlerine boyun egiyoruz, es/partnerlerin porno izlemesi ve burada ortaya cikan komplikasyonlar da bunlardan bir tanesi. ve bu durumda biz de patriyarka ile pazarlik ediyoruz, cunku heteroseksuel kadinlariz, erkeklerle birlikte olmak istiyoruz.”

    Ben yorumlarda boyle bir dusuncenin belirginlestigini hissediyorum, yani erkek egemenligi ile pazarlik edecegiz, ediyoruz, baska yolu yok der gibisiniz. Dogru mu anliyorum???

    • Tezer

      Erosh, bence şurada anlaşamıyoruz: “hepimiz erkek egemen siddetin cesitli turlerine boyun egiyoruz”. Ben hepimizin patriyarkaya farklı biçimlerde direndiğini, kadınların gündelik hayatlarında patriyarkaya direnmenin binbir incelikli yolunu icat ettiğini ve uyguladığını düşünüyorum. Şiddet yaşanan ilişki içinde kalmayı otomatikman ‘boyun eğmek’ olarak yaftalamamak gerekir diye düşünüyorum. Sizin şiddet dediğinizi bir başka kadın şiddet olarak deneyimlemiyor ya da adlandırmıyor olabilir, şiddetin dozu düşük olup bu şiddeti ilişki içerisindeyken bertaraf etmeye çalışılıyor olabilir ya da şiddetin dozu yüksek olup o şiddeti yaşayan kadın ilişkiyi sonlandırmanın maddi manevi koşullarını hazırlama sürecinde olabilir. Her koşulda dışarıdan bir gözlemci kadının boyun eğdiğini düşünebilir. Ama en ağır ölçüde şiddet deneyimi olan kadınlarla bile oturup hikayesini detaylıca dinleseniz ne yaratıcı yollarla direndiğini, ne kadar güçlü olduğunu görürsünüz. Üstelik erkekleri öyle yada böyle dönüştürmeyi hiç hedeflemiyorsak feminist mücadele ne için? Eninde sonunda nihai hedef toplumun tümünü değiştirmek değil mi? Patriyarkayla pazarlık nasıl olur onu da anlamadım. Eğer pazarlık etmekten kastınız “içinde yaşadığımız patriyarkal ilişkiler ağından kendimizi tümüyle soyutlamadan mı direneceğiz” ise yanıtım evet. Zaten başka türlüsü mümkün mü diye de sormak isterim. Mesela grev yapan işçilere “kapitalizmle pazarlık mı edeceğiz?” diye soruyor musunuz? Açtığınız tartışma biraz soldaki devrim mi reform mu tartışmalarına benziyor sanki. Patriyarkanın toplumsal hayatın en ince damarlarına sızdığı ve feministlerin dahi ondan azade olmadığı da düüşünülünce reform/devrim ikiliğinin patriyarkaya direnişe hiç uymadığını , çok daha farklı bir direniş algısı geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Hali hazırda feminizmden haberi olmayan milyonlarca kadın dahi gündelik hayatlarında direnirlerken amaç bu direnişi toplumsallaştırıp dayanışma ağları ile güçlendirmek olmalı bana kalırsa. Feminizmin bence diğer hareketlerden ayrılan en önemli yanı mücadeleyi sokaktan çok ev içinde sürdürme zorunluluğu. Elbette bazen evi terk etmek de gerkiyor. Ama bu ne her zaman mümkün ne de her zaman arzu edilir bir durum benim için. Nihayetinde patriyarkayı zaten en başta kendi içimizde gittiğimiz yere taşıyoruz, kaldı ki karşımıza çıkan tüm insanlar da taşıyor.

  • mls

    Feminizmin bence diğer hareketlerden ayrılan en önemli yanı mücadeleyi sokaktan çok ev içinde sürdürme zorunluluğu şu cümle bbilr feminizmi kapitalist düzene sıgdırıp erkek egemen düzende kendinize ricayla her istemedir dayak yiyen kadının direnişi o adamı ya öldürmektir yada kaçmaktır başka türlü ana unsuru ortadan kaldırmadıkça direniş başarıya ulaşamaz boyun egilen her şiddette daha büyügüyle karşımıza çıkar kapitalizmi ortadan kaldırmadan eşitlik ve özgürlüğün mümkün olmadıgı gibi toplumun ataerkil damarlarını bu sistemde temizleyemeyecegimiz yeterince açık pazarlık edilemeyecek şeyler olmalı o halde hergün kocasından patronundan şidddet gören emekçi kadınlara ve erkeklere (kurban sadece kadın degil)nasıl bir çıkış gösterecegiz bu düzende bir çıkış mümkünmü kadına yer biçen metalaştıran düzende porno sektörü yerine aldatılma tabirine takılmak kadar yanlış bakmakta aldatmaktır deyip erkeklerin gözlerini kapamayla kocan kadar konuş yada eliinin hamuruyla.. tamirleri arasında hiçbir fark yok eşit bir dünya istiyorsak işçisinden ögrencisine bu ancak sosyalizmde mümkün kadın erkek anacak emeginin eşit oldugu bir dünyada eşit olabilir şimdi susalım demek değil tam aksine başka bir dünyanın mümkünlüğüne bu düzende ikna etmek en temel çıkıştır zaten

  • budünyadakadınolmak

    Ben muhafazakar çevreden evli bir kadın olarak porno izliyorum. kocam izlemiyor. sır gibi saklayamıyorum. izlediğimi söylüyorum. bazen ona da izletmek istiyorum ama ona çok ters geliyor. bir kere de açtık denedik. çok utandı. ben de utandım. geri kapattık. kendi halinde başka bir cinsel hayatımız var. bir de benim kendime has cinsel hayatım. ikisi de güzel belki kendi başına kalmak bazen yorgunken falan biriyle iletişim kurmaktan uzlaşmaktan daha kolay, daha az yorucu bazen daha eğlenceli. kocam da bazen beni yoldan çıkmış anormal bir kadın olarak görüyor kınıyor falan, diğer yarısı da hem muhafazakar olup hem sürekli değişik tekliflerle gelen üşütük orjinal bi kadınla evlendiği için bi mutlu oluyor hissediyorum aslında. görüldüğü üzere suçlu da hissediyorum ki bunları yazdım. ayrıca kendimi erkek gibi bile hissediyorum bunu yaptığım zaman. rolleri değişmişiz hislerim erkeksi mi olmuş o neden izlemiyor diye düşündüğüm için bile izlesin istediğim oldu sanırım. yoksa zaten zevk almakla ilgili herşeyi erkek olmak olarak mı kodlamışız baştan. normal miyim, günah mı işledim, kime karşı suçlu hissetsem bilemiyorum. sonra 5 harflileri feministleri foucaultyu falan biraz daha okuyup rahatlıyorum. ne hissettiğime hiç karar verebilmiş değilim. aslında muhafazakar olduğumuza da emin değilim. ama öyle yetiştiğimize eminim.

    • Özgür Zeytin

      Bir bahar esintisi misin nesin sen güzel insan :o)

  • Aslı

    Hep kafamda aynı korku var, yazılar yine o korkuyu hatırlatıyor. Aşık olunca, sevince zayıflaşıyor muyuz?
    Benim algıladığım, kadınlar sevilme karşılığı, değerlerinden taviz veriyorlar. Hep böyle hissediyorum. Bu beni üzüyor. Pazarlık olarak algıladığım şey bu. Aşık olduğumuz erkek yanımızda dursun ve ilişki devam etsin diye yapılan bir pazarlık bu. İşin içinde her zaman bir terkedilme riski olan stratejik bir oyun gibi. Nedense hep kadınlar, sevgi için aşk için erkeklerden daha çok çaba sarfediyor, kendilerini sorgulayıp değiştirmeye uğraşıyorlar, sonunda erkek ilişkide kalsın diye. Bahaneler hep “ama seviyorum” , “ama aşıktım” diye gidiyor. Öyle ki dokunulmaz bir ifade gibi bu. Sarhoştum benzeri…Bu benim canımı sıkıyor ve zayıflık gibi geliyor.
    Faşizm iki kişinin arasında başlar diye bir söz var ya…sevgi baştan eşitlikçi kurulmadıkça kadın hep o pazarlığın negatif tarafında kalıyor gibi.

    • 5h4rfl1

      sırf ilişki (veya evlilik) devam etsin diye kadınlar gerçekten kendilerinden çok ödün veriyorlar. sonrasında “ben bu ilişkiye çok emek verdim” ya da “aşığım, seviyorum” diyorlar. yaşadıkları ilişkide istemedikleri çok şeye maruz kalıyorlar ama ses çıkarmıyorlar, sineye çekiyorlar. neden diye sorunca ya “adamsız kalırsam şöyle şöyle olur” şeklinde felaket senaryoları anlatıyorlar ya da “çok seviyorum” diyorlar. kadın “seviyorum” deyince gerçekten hiçbir şey diyemiyorsunuz. çünkü o noktadan sonra söyleyeceğiniz her söz sizi insanların gözünde şeytanlaştırıyor. ben de hep merak ediyorum bu ilişkilerde neden hep kadınlar kendinden ödün vermek zorunda? neden hep kadınlar ilişkinin devamı için kendini paralamak zorunda? neden kadınlar adamların kıçını toplamak, onlara bebek gibi bakmak, onların hatalarını örtbas etmek, onlara yeri geldiğinde avukatlık etmek zorunda? bir erkekle ilişki yaşamak isteyen, belki de evlenmek isteyen kadınlar tüm bunları kabul mu etmiş oluyor?
      erkeklerin öküzlüklerine kadınlar durmadan bahane üretmek zorunda gibi davranınca, erkeklerle olan ilişkilerinde muhtaç gibi, ricacı gibi durdukça bu düzene öfkeleniyorum. hiç ayrım yapmadan tüm kadınlar adına merak ediyorum: bu adamların “sevgisi”, varlığı, himayesi veya gölgesi olmadan nefes alınmıyor mu? zorunda mıyız?
      biz kadınlar bu pazarlığın hep kaybeden tarafında olmamızı sorgulamalıyız. saçını süpürge etmeden de, bir takım olumsuzlukları sineye çekmeden de ilişki yaşayabilmeliyiz veya istediğimizde ilişkiye son verebilmeliyiz.
      kadınların ilişkilerini sorgulama (belki bitirme) evresinde yaşadıkları korkunç krizi tartışmalıyız diye düşünüyorum. tabi ki bu konunun yeri bu yazının altı değil ama aslının yazdıkları beni çok etkiledi ve yazmak istedim. bu yazdıklarımın tezerin yazısıyla ilgisi yoktur.

    • hebele

      benim kizim yok ama 8 yasinda bir kiz yegenim var. kendimle ilgili bir konuda veya sevdigim baska bir kadina tavsiye vereceksem yegenim olsa ne derdim diye dusunuyorum. yegenime hicbir zaman aman biraz alttan al, toplum boyle, tum erkekler boyle demezdim, kimseye de demiyorum. her iliskide her zaman terkedilme riski olur, sorun o degil zaten, bazi insanlarin bu riski olum gibi gormesi.

  • Tezer
  • Ozan77

    Eşi ihmal edip porno izlemek yanlış. Yok öyle bir dünya.bence yetersizlik duygusunun dışa vurumu.

Bir de bunlar var

Montreal Katliamı Beni Feminist Yaptı
Şiddet Erotizmi ve Failleri Unutmak
Cehennem Kartpostalı

Send this to friend