Çok uzun zamandan beri camiler erkeklerin mekanı.

KÜLTÜR

Kutsal Mekanda Kadınlar I Giriş: Karabaş Mustafa Ağa Cami ve Mescid-i Haram

Tanrı erkekler için, dinler ise kadınlar için
Joseph Conrad, Nostromo

 

 

Karabaş Mustafa Ağa Cami’den geliyorum. Bundan on yıl önce de oradan geliyordum. Ekim. Hava soğuk. Akşam ezanı. Kılsam vapura yetişemem, kılmasam “vakit” geçer. Gördüğüm ilk camiye girdim. Adına bile dikkat etmemiştim o sırada, ilk defa giriyordum bu camiye, kılıp çıkacağım. Kapıdan ve ayakkabılıkların bulunduğu antreden geçtim, harimde yani caminin ana mekanındayım. Kimseyle tartışmak istemiyorum, yorgunum zaten. Mihrabın karşısında namaz kılacak, kılıp da homurtulara, azarlara, tehditlere katlanacak halim yok; kadınlar bölümüne bakınıyorum. Merdiven yok, perde yok, paravan yok. Daha fazla aramadım, caminin en arka kısmında namaza durdum.

 

Bir adam geldi yanıma, Fatiha Suresi’ni okuyordum, “Cık, cık, cık” dedi.
Al Fatiha’yı başa. Yürekten edememişsin duayı ki bir adamının cıkcıklamasını işitiyorsun. İkinci bir adam geldi, Fatiha’yı okuyordum, yanımda dikildi, “Tövbe estağfurullah” dedi. Al Fatiha’yı başa. Üçüncü bir adam geldi, rükuda[1] duruyordum. Göz hizamda ayakkabılarını sallamaya başladı.

 

On yıl oldu, hâlâ, ben camide namaz kılarken bir adamın ayakkabılarını sallaması üzerine düşünüyorum. O zamandan beri, sorduğum pek çok soru bu hareketi anlamak için; yazdığım birçok yazı, bu hareketi anlatmak için. Ayakkabılarını neden sallıyordu?

 

 

Karşılıklı bir arkadaşımızla otururken, arkadaşımız fiziksel olarak yanımızdayken zihinsel olarak dalıp gitmişse ve biz onu bulunduğumuz ortama geri çağırmayı, anlattıklarımıza kulak vermesini istiyorsak mesela, karşısında elimizi sallarız ya da parmağımızı şıklatırız. “Burada mısın, nerelere daldın ya hu?” sorusu eşlik eder bu harekete. Göz hizamda ayakkabılarını sallayan adam, beni dalgınlığımdan çekip kendi yanına, erkek egemenliğindeki camiye çağırıyordu. Çünkü namaz, dalgınlıkla ilgili bir ibadet. Sadece Mutlak Gerçekliği düşündüğünüz bir dalınç. Secde ederken perdelerin kalktığı.

 

Namaz, dalgınlıkla ilgili. Benim Karabaş Mustafa Ağa Cami’ndeki adamları işitmem ve görmem dalgınlığımdaki hasarla ilgili. Ama adamların bir kadının namaz kıldığı yeri beğenmeyip onu dalgınlıktan alıkoymaya çalışması da erkek egemen dinle ilgili. Çok uzun zamandan beri camiler, erkekliğin üretildiği erkeklerin mekanı.

 

Caminin sınırlarını erkekler çiziyor; kadın ne zaman, nasıl girebilir camiye; nerede, nasıl durabilir, bu soruların yanıtını erkekler veriyor. Ama problem, bu soruların bizatihi varlığı. Herkesin Tanrı’ya dalıp gitme hakkı vardır. Madem ki dalıp gitmek istediğin Tanrı’nın cinsiyeti yok [2], madem ki mesafenin ölçütü bu değil, öyleyse erkekler camide “Tanrı-erkek-kadın” hiyerarşisini nasıl kurup sürdürüyorlar? Ve bir kadın, onların onaylamadığı bir yerde ibadet ettiğinde onu dalgınlığından çıkarıp bu hiyerarşiyi yeniden tesis ediyorlar.

 

Bunu yapan erkeklerin birçoğu Mescid-i Haram’da olup bitenden haberdar. Mescid-i Haram, Kabenin içinde bulunduğu cami. Kabe, müminlerin namaz kılarken yöneldikleri kıble, dünyanın merkezi kabul edilir. Etrafında dönmeyi ifade eden “tavaf” sözcüğünün anlamı, “bir şeyin çevresinde dönmek”. Tavaf eden, her şeyin Mutlak Gerçekliğin etrafında bir ritimle döndüğü kozmik düzenin parçası olmayı kendi iradesiyle kabul ederek katılır bu harekete. Dünyanın her yerinden gelen müminler, her an tavaf ediyorlar Kabe’yi, kadın erkek, tavaf namazı kılıyorlar diledikleri yerde.[3] Ne de olsa döngüsel hareketin merkezi olan Kabe, kıblenin yönü; Allah, her yönde.[4]

 

La-mekân’da [mekân olmayan yer] Tanrı, şah damarından daha yakın insana.[5] Bu yüzden Mutlak Gerçekliğe ulaşmak için insanın yükselmesi ya da kendi derinliğine inmesi, ama her halükarda bir anlığına da olsa zamanı ve mekânı aşması gerekir ve tabi bir de cinsiyeti. Müminlerin inandığına göre zaman ve mekândan münezzeh olan Tanrı’nın bir başka özelliği cinsiyetinin olmaması. Eğer varlık, Mutlak Gerçekliğin etrafında sürekli hareket halindeyse, nasıl olur da kadın ya da erkeğin durağan, sınırlanabilir bir özü olduğundan bahsedebiliriz? Varlığın, zaman, mekân ve cinsiyetten münezzeh olan Mutlak Gerçekliğe doğru sürekli hareket halinde oluşu, bilinebilir ve değişmez özün reddi değil mi? Hakikatin her öze farklı biçimde ilham olmasının nedeni, her özün farklı bir tecrübeye sahip olması değil mi? Böyle bir düzende herhangi bir hiyerarşi mümkün olabilir mi?

 

Kabe’yi tavaf, Mutlak Gerçekliğin etrafında döngüsel hareket düzenini temsil ediyorsa bu kutsal mekanda fıtrat kavramıyla açıklanmaya çalışılan kadınlık ve erkeklik rollerinin bir anlamı olabilir mi! Varlığın Allah’ı anma ve bu döngüsel harekete katılmasından başka her şeyin önemsiz ve ikinci planda olduğu Mescid-i Haram’da herhangi bir cins tecrit edilebilir mi! Camide kadın görünce homurdanan, tövbe estağfurullah çeken, parmak sallayan erkekler, Mescid-i Haram’da tavaf eden kadınları, dalgınlıktan alıkoyabilir mi!

 

Karabaş Mustafa Ağa Cami’den geliyorum. On yıl sonra yeniden girdim bu camiye. Kadınlar bölümüne antreden geçiliyormuş, ben orayı sadece ayakkabılık sanmışım. Üzerinde “Bayanlar Bölümü” yazan kapıyı on yıl gecikmeyle gördüm. Fena mı oldu? Bilmiyorum. Ama o zamandan beri olanlardan biri de bu yazı serisi.[6]

 

Giriş yazısında kendi deneyimimden, yola çıkışımdan bahsettiğim bu serinin konusu, kadınların kutsal mekan deneyimleri ve gündelik hayatta geliştirdikleri direniş biçimleri; sırf caminin hariminde duruyorsunuz diye erkekler size homurdandığında İngilizce konuşarak turist taklidi yapmak ya da güvenlik görevlileri peşinize düştüğünde aniden namaza durmak gibi. Bu serinin amacı, kutsal mekandaki erkek egemen din dilini sorgulamak, erkekliğin yeniden üretimini irdelemek. Başka bir ifadeyle, eşitsiz ve adaletsiz kullanılan mekanın içini dışına çıkarmak, çeperdekini anlatmak. Dolayısıyla bundan sonraki yazılar, başka camilerde başka deneyimleri ve başka temalar etrafındaki sorgulamaları getirecek.

 

 

 

1-Sözcük anlamı, “eğilmek” anlamına gelen rüku, namazda ellerin dizler üzerine konup öne doğru eğilmeyi ifade eder.
2- “Halbuki çocuk edinmek rahmanın şanına yakışmaz.” Bkz. Kur’an, Meryem 19/92; “Allah sameddir. O’ndan çocuk olmamıştır. Kendisi de doğmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur. Bkz. İhlas 112/2-4; “O’ndan başka tanrı yoktur; O yüceler yücesidir, onların yakıştırdıkları eş ve ortaklardan bütünüyle uzaktır.” Bkz. Tevbe 9/31; “Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Allah onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.” Bkz. Enam 6/100.
3-Son yıllarda Mescid-i Haram’da vakit namazlarında kadınlar ayrıştırılıp arka taraflara gönderiliyorlar. Orada güvelik ya da temizlik görevlisi olarak çalışanlara bu uygulamanın hep böyle olup olmadığını sorduğumda, son on beş-yirmi yıldır bu ayrımın bir kural halini aldığını çünkü Hanefilerden ayrışma için yoğun bir baskı geldiğini söylediler.
4-“Doğu da Allah’ındır Batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın zatı oradadır. Şüphesiz Allah sınırsızdır, çok bilgilidir.” Bkz. Kur’an, Bakara 2/115,
5-“İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş alıcılar alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.” Kur’an, Kaf, 50/16.
6- 5Harfliler’in açtığı kapıyla yazılıyor bu seri, beni çok heyecanlandıran teklifleri için çok teşekkür ederim.

 

 

Ana görsel: Golnaz Fathi

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YYasal Kürtajdan Yasak Kürtaja: Türkiye’de 2002-2018 Döneminde Kadınlara Yönelik Biyopolitikalar
Yasal Kürtajdan Yasak Kürtaja: Türkiye’de 2002-2018 Döneminde Kadınlara Yönelik Biyopolitikalar

2002-2018 yılları arasında Hükümetin kadın bedeni üzerinden yürüttüğü biyopolitikalara bakalım.

KÜLTÜR

YKötü Feministin Manifestosu
Kötü Feministin Manifestosu

"Bir kadın olarak başarısız oluyorum, bir feminist olarak başarısız oluyorum."

MEYDAN

YEv Hücreye Döndüğünde: Kadınların Ev Hapsi Beyanları
Ev Hücreye Döndüğünde: Kadınların Ev Hapsi Beyanları

Mısır'da 2017 senesinde yapılan bir araştırmadan çıkan kadınların ev hapsi beyanları.

Bir de bunlar var

Ağzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?
Biz Bu Saçlara Nasıl Bakacağız?
Din ve Maneviyat Üzerine Düşünceler III: Tasavvuf ve Maneviyat

Send this to friend