Bir rahat vermediniz!

TARİH

İki Kadın Sevişiyor Bir Adam Dikizliyor

 

Eşine az rastlanır bir minyatüre bakmaktasınız (sizin için ufak tefek birkaç değişiklik yaptımsa da kıh kıh…) Kadın kadına aşkın temsilleri bahnameler içinde bile ender. 18. yüzyılın ‘çok satanlar’ı arasında diyebileceğimiz Rücûu’ş-şeyh ila sıbah fi’l-kuvveti ale’l-bah, yani seksin gücüyle gençleşen yaşlı adam bahnamesi, çoğunluğunu heteroseksüel ilişkilerin oluşturduğu ama eşcinsel ilişkilere de yer veren bir elyazması. Bu minyatürün içinde bulunduğu kopya ise 1737–1746 yılları arasında Ömer tarafından yapılmış ve Ahmed b. Yûsuf et-Tîfâşî’nin (1184-1253) Arapça orijinalinden çeviri olduğu (bazı ilavelerle) düşünülüyor. İslam Ansiklopedisi‘nde eserin ilk Türkçe çevirisinin Yavuz Sultan Selim’in emriyle dönemin ünlü şeyhülislamı Kemalpaşazade (İbn Kemal) tarafından 1519’da hazırlandığı yazıyor. Çok rağbet gördüğünden farklı sanatçıların elinden çeşitli tercümeleri çıkıyor. Gelibolulu Mustafa Âlî, Râhatü’n-nüfûs (nefsin/ruhların rahatlaması?) adıyla yine bir takım ilavelerle yeni bir nüsha hazırlamış mesela. Hatta 1589’da, şehzadeliği esnasında 3.Mehmed’e takdim etmiş.* 19. yüzyılda ise Paris’te Londra’da ve İngilizce olarak yine Mısır’da yayımlanıyor.

 

Görselin alındığı Ömer tarafından yapılmış bu kopyadaki 50 minyatür içinde 5 tane erkeklere ve 2 tane de kadınlara özel sahne var. Bu gördüğünüz ise o iki minyatürden biri; ve diğerinden farkı sağ üst köşedeki pencerede sevişen kadınları dikizleyen bir adam olması (çünkü bir rahat vermediler). Rücûu’ş-şeyh’in 18. yüzyılda 60 senelik bir zaman zarfında farklı sanatçılar tarafından yapılmış günümüze ulaşan 3 kopyasının olması çokça talep edildiğinin bir kanıtı olsa gerek.** Belki başka kopyaları da vardı, ve hatta görsellerin farklı kopyaları ayrı sayfalar olarak dolaşımdaydı. Neden olmasın?

 

Son son, adamın surat ifadesine eğilmeden geçmeyelim. İzlemekten memnun mu yoksa birazdan sakallarını mı yolacak emin olamadım. Siz ne dersiniz?

 

Buyrun orijinali burada:

 

 

*İslam Ansiklopedisi’nde 3. Murat’a takdim edildiği yazsa da doğrusu oğlu 3. Mehmed gibi duruyor.

** Daha fazla bilgi için Irvin Cemil Schick ve Tülay Artan’ın beraber kaleme aldığı “Ottomonizing Pornotopia: Changing Visual Codes in Eighteenth-Century Ottoman Erotic Miniatures” adlı makaleye bakılabilir.

 

Ömer, İstanbul, 1737–1746, Rücûu’ş-şeyh ila sıbah fi’l-kuvveti ale’l-bah.
Özel Koleksiyon, İstanbul. Fotoğraf: Irvin Cemil Schick ve Tülay Artan.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TARİH

YTrabzon’daki Ayasofya’nın Zor Zamanları
Trabzon’daki Ayasofya’nın Zor Zamanları

Trabzon'daki Ayasofya Kilise Müzesi cami oldu, tamam. Peki camiye ne oldu?

SANAT

YLinda Nochlin’in Vefatı ve Feminist Sanat Tarihinin Doğuşu
Linda Nochlin’in Vefatı ve Feminist Sanat Tarihinin Doğuşu

Toprağına yıldızlar, ateş böcekleri, güneşler yağsın.

TARİH

Y“Jinekolojinin Babası” ya da Tükür Babanın Suratına
“Jinekolojinin Babası” ya da Tükür Babanın Suratına

Cerrahinin gümüş iplikleri kadınları parça parça sökerken...

TARİH

YSylvia Pankhurst’ün Açlık Grevi ve Zorla Besleme
Sylvia Pankhurst’ün Açlık Grevi ve Zorla Besleme

Onurlu bir yaşam isteyen daha kaç insanın harcanması gerekiyor?

  • argumentum-ad-antiquitatem

    Şahane (şahlara layık) bir ecdad minyatürü daha! “Milletimiz, gençlerimiz kendi milli tarihine, kültür ve medeniyetine, dil, din, bayrak, örf ve ananelerine yabancılaştırılmak istenilmektedir” diyen Alperen Ocakları başkan yardımcısı Kürşat Mican’a bir kez daha hak verdim. “Milletimiz, gençlerimiz” (başarılı bir asyndeton örneği daha!) bu minyatürleri bilmiyor, Hadimü’l-Harameyn eş-Şerifeyn’in çevirttiği sex-ed broşürlerinden bihaber geziyor simit saraylarında, tersanelere kimin girip çıktığı belli değil, dört bir yandan kuşatılmış vaziyetteyiz millet olarak, sımsıkı sarıyorlar hain düşmanlar, sıcacık kuşatıyorlar, oramızı buramızı elliyorlar, bir türlü çekmiyorlar o haşin ellerini… ama işte ecdadımızın bu şahane minyatürleri özümüze dönmemizi sağlıyor; hem de ne dönme! ha şimdi birileri çıkıp dese ki, vay efendim Kürşat Mican o türlü ecdadı kastetmedi, başka türlü ecdadı kastetti, ben de derim ki, Kürşat Mican ecdadımıza asla karpuz muamelesi yapmaz, ecdadda seçmecilik olmaz, hem ecdadı neye göre seçicez ki, kalkıp bugünün yargılarına göre seççek halimiz yok, bi kere ecdada en büyük ayıp olur o, bihaber olduğu yargılarla adamları sulu-kelek veya düz-yamuk diye ayırmak… O yüzden yaşasın Alperen Ocakları’nın şerefli tam-paket ecdadçılığı! Yaşasın Deli Birader ve tersanelerimiz! Yaşasın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi!

Bir de bunlar var

“Radyum Kızları” ve Unutulmaz Mücadeleleri
Sanki Yedim Cami – Fatih
Mutsuzluğumuzun Mimarları

Send this to friend