Büyünün mistik yapısına karşı Dağlarca gizemli bir kurtuluş yolu mu önermektedir? Yoksa avın devletini, pardon talihini dönüştüren bir yapı mı keşfetmiştir? Tüm esrikliği alan bu şey de nedir?

SANAT

Geyiği Gördünüz mü?

Büyünün kara kanını üfler boynuzlara
Toprakta kök
Açık bir esrikliktir apaçık bir uykudan
Ve avın kurtuluşu işte

 

Hepimize avcı olduğumuzu kim hatırlatabilir?

 

Ya da hangi şair yazabilir böyle bir dizeyi?

 

Geçen sefer istikametden bahsetmiştim. Kameti, doğrultuyla birlikte kullanmıştım. İşte bu kelime eski anlamını kaybedip yana yatmıştır. Enlemesine. Bu yüzden sağı solu gösterir bir vaziyet kazanmıştır. Bu haliyle sözcük en çok trafikte yüze çarpar. Bir de askerde. “İstikamet sağınız.” diye yazılır. “İstikamet avınız.” şeklinde okunur.

 

Bir de asker şair Dağlarca kullanır onu. Şair, 1955’te basılan Âsû adlı kitabında Çocuk ve Allah çeperinde gezinerek başka başka istikametler açmıştı kendine. Aynı kitapta bulunan “Âsû” şiiri de bu istikametleri barındırmakta. Şimdi yukarıdaki soruyu yanıtlamaya gelince tam da bu şiirden bir dizeyi kesip almak gerekiyor. Öyle bir dize ki iki senedir zihnimde ve hiç etkisini azaltmadan beni cezbetmeye devam ediyor. Daha çok aklımı yarıyor bu mısra ve şiirden başka bir şeyler sunuyor. Çünkü yazıldığı şiirden kopabiliyor, ondan bağımsız hareket edebiliyor:

 

Ve avın kurtuluşu işte

 

İlk bakışta normal bir cümle gibi görünse de kimsenin günlük hayatta kuramayacağı bir istikameti çiziyor. “Ve” bağlacının bir geçiş alanı, bölücü kelime olduğu aşikar. Öte yandan ondan öncesi olmadan bu dizede yer bulmuş kendine. Bir kopma ya da şimdilik, başlama noktası olarak anlamı sağa doğru hareket ettiriyor. Tıpkı çocuk ve Allah arasındaki boşluk, çukur, vadi gibi hareket ederek herhangi bir hattı yarıp sathı müdafaa ediyor. Bir çukurdan sıçrayarak çıkan ve hemen yanında duran “av” kelimesinin, yani “avı”nın peşinde koşan bir şeyleri imliyor. Fakat hemen ardından gelen sözcük tuzaktan kurtulan bir “av”ın selametini müjdelemekte. “Ve” bu kez avcı tarafından kurulan bir düzeneğin altını çiziyor. “V” harfinin iki yana doğru uzayan kolları da avcının kapanını görselleştirmekte. Ancak dikkat. Kapan açılmış, düzenek bozulmuş, tuzak başarısız olmuştur. Zira harfin kolları açık kalmış, bir türlü birleşememekte.

 

Peki istikamet? Dizenin istikameti ne yöne? Her dizenin kendi görselliğini kurması gibi bu da bize bir imaj sunmakta. Tuzağın kurulduğu alandan, yazılış gereği sağa doğru kaçmaya çalışan “av” okura tersten bir göstermeyi içeriyor. “İşte” diyen şairin parmağı, mesut bir şekilde avın selametinin dehşetengiz heyecanını muştuluyor. Bu sayede okur, ancak sondan başlayarak kurtuluşu seyrederken bu heyecanı yaşayabiliyor.

 

Bu görselliği pekiştirmek için dizeyle birlikte basit bir çizime gidelim:

 

Ve avın kurtuluşu işte

——————–>

Şimdi yukarıdaki dörtlüğün tamamına göz atalım:

 

Büyünün kara kanını üfler boynuzlara
Toprakta kök
Açık bir esrikliktir apaçık bir uykudan Ve avın kurtuluşu işte

 

“Büyünün kara kanını”yla açılıyor bu kısım. Bu pıhtıları boynuzlara üfleyen şey de nedir? Boynuzun bir boru şeklinde ses çıkaran alet olarak mı resmi çiziliyor? Eğer böyleyse boru ve üflemek sözcükleri akla doğrudan İsrafil’i getiriyor. İlahi bir bulaşmanın görüldüğü büyü ve kara kan gibi bir tür ritüeli çağrıştıran yapılar da tanrının emirlerini uygulayan bir melekle birlikte düşünülmüş. O melek ki tüm tanrısallığı ve tanrının emirlerini boruya üfleyen şeydir. Dahası, borunun içi bir insanın tükürükleriyle değil de meleğin sihirli nefesi ve kıyametle doludur. Tıpkı bir geyik avında çalınan boru gibi bir şeydir bu. Alageyiği çağıran boru. Avcının üflediği avın kıyameti olan boru. İkinci dize bu durumu açıkladıktan sonra o kadar da yabancı gelmemelidir. Dağlarca burada kıyamet imgesini devam ettiren bir kelime oyunu yapmıştır sadece. Toprağa bağlı olan, toprakta olan “kök” sözcüğü üzerimizde uzanıp giden “gök” sözcüğüyle yer değiştirmelidir. Çünkü avcı kıyamet borusunu çalmış, yer-gök bir olmuştur. Göğün kökü toprağa bulaşmıştır. Tüm o büyünün etkisi, sarhoşluğu üçüncü dizede ortaya çıkar. Avcının kendisine çağırdığı av yitip gitmeden… O da nedir? Dizenin sonunda bir “-dan” eki bu dörtlüğün tüm zamansallığını yüklenmiştir. Uykudan uyanmadan, esriklikten kurtulmadan, tüm durgun kara kanı hareketlendirecek bir hareket meydana gelir. Ve bu ek, bir isimden sonra eyleme eklenerek, altındaki dizenin hareketini belirler. Avcı davranma“dan”, kapan kapanma“dan”, av yakalanma“dan” bir şeyler olur. Bu “dan”, bir ek olarak değil de yansıma ses olarak “dan”, kapanın iki kolunun sert bir şekilde ancak avını yakalayamadan birbirine vurmasını çağrıştırır. Yani şair bu karede, tam da kurulu kapanın boş kapandığı ânı yakalar. Büyü bozulmuştur.

 

Tekrar edelim, büyü bozulmuştur. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu dizelerde görünmeyen ve aslında büyüyü bozan şey nedir? Büyünün mistik yapısına karşı Dağlarca gizemli bir kurtuluş yolu mu önermektedir? Yoksa avın devletini, pardon talihini dönüştüren bir yapı mı keşfetmiştir? Tüm esrikliği alan bu şey de nedir?

 

Tam da bu soruların cevabı büyük avcı devlete karşı yeni yollar geliştirmemize yardımcı olabilir. O devlet ki, vatandaşlarına, çocuklarına karşı hız kesmeden kapan kurmaya devam etmekte. Bir sürek avıdır, gidiyor. Ve Âsû katlediliyor. Biz her av gibi “yaklaşan düşmanı görüp de haber veremeden” bekliyoruz, apaçık bir esriklik halinde. Bekliyoruz, durakta, okulda ve şiirde.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBirbirlerinin Peşinde: Şiir ve Bilim
Birbirlerinin Peşinde: Şiir ve Bilim

Büyük Patlama teorisi ilk olarak 1920’lerde ortaya çıkmış. Bu tarihten otuz sene önce patlamayı sanatkarane bir gözle gören şiir, Cenap Şahabettin’e ait. Abartıyor muyum?

MEYDAN

Y“Çocuklar Korkunç Allahım”
“Çocuklar Korkunç Allahım”

Takvimi yeniden yazabilen bir oyunsu zamanın kıyısında çocuklara daha dikkatli bakmalı. Çünkü çocuklar, korkunç Allahım!

Bir de bunlar var

Güneşli Bir Öğleden Sonra Kaçamağı
Jane Eyre’in Yazarından Aşk Mektubu
Bankacılar Sanat Konuşuyor, Sanatçılar Para

Send this to friend