Takvimi yeniden yazabilen bir oyunsu zamanın kıyısında çocuklara daha dikkatli bakmalı. Çünkü çocuklar, korkunç Allahım!

MEYDAN

SANAT

“Çocuklar Korkunç Allahım”

Devletin çocuklara olan kastını yeniden düşünmenin tam vaktidir. Hükmün kendisini tanımanın zamanı. Bu hükümde olan kastı…

 

Türk dili nereye çekersen oraya gitmiyor işte. Dil, canımıza da kastedebiliyor. Kasıt kelimesi akla istikameti getiriyor. Benden sana doğru yola çıkmış, yolda olan bir şeyi çağrıştırıyor. Bu yüzden devletin kastı da hep ondan bize doğru yol alan hukuki bir zulmü gizli tutuyor. Seyyidhan ağzıyla “Kimsenin kimseye kasr[t]ı olmadığı günler” elbette ihtimal dışı. Çünkü herkes adım atmaya çalışıyor kıyamda. Kastı da istikameti de şiirle birlikte düşünelim istiyorum bu yazıda. “Çocuklar korkunç Allahım” diyen Dağlarca’nın dizelerini.

 

“Onların, yani sizin hayatınıza…” diye başlayan bir şiiri var Cemal Süreya’nın. Onlar ve siz, yani biz, yani hepimizin arasında bir kasıt ve istikamet… Burada kelimeler taşıyor kastı. Ama Cemal Süreya bu şiirde onların size, sizin bize yönelmesinden çok Allah’ın istikametinde olanlardan bahsediyor. Kur’an’da şöyle bir ayet geçmediğine şaşmalı: “Her şey Allah’ın istikametindedir. Siz kullar olarak ona kamet durun, secde edin.” Devletin de yönelme halleri, biz kullarını, evet vatandaşlarını ayakta tutmaya yarar! Ne zamanki rükû eder, diz çöktürülürüz, o zaman kastın azabına düşmüşüzdür. Ama bir de çocukluk var.

 

Şunu gözden kaçırmamamız gerekiyor: Sizin yani onların hayatına her daim çocuklar giriyor. Korkunçtur, onların yani bizim hayatımıza sadece ölüler giriyor epeydir. Yine uzun bir zamandır çocuklarla, kendini geçmiş olarak sunan ölümler arasında bir mesafe açılıyor. Modern psikolojiden bağımsız olarak çocuklukla onların yani sizin aranızda da kat edilmez bir boşluk mevcut. Belki de hem kastın azabını hem de doğrudan istikametin kerametini kıracak bir boşluk. Bu yüzden çocuklukla geçmişi, çocuklukla tarihi, yani çocuklukla Allah’ı, yani bunların birbirlerine yönelme hallerini yeniden düşünmeliyiz. Ve zaruri olarak işin içine çocuğun vazgeçilmezleri olan oyun ve oyuncağı katmalıyız. İşte size boşluğun istikametini kıran bir isim, Fazıl Hüsnü Dağlarca. Çocuk ve Allah’ın korkunçluğu tam da buradan geliyor. Daha şiir kitabının adında, başlığın ortasında duran bir çukurdan. Çocuk ile Allah arasındaki her türlü yönelme durumunu kesen bir hattan.

 

1935 yılında Dağlarca’nın ilk kitabı Havaya Çizilen Dünya yayımlandığında kimse onu havayı kesen dünya olarak okuyamazdı. Ta ki ikinci kitabı çocuk ve Allah’ın arasında bir yarık oluşturana kadar. İlk kitabında Dağlarca’nın neye, nereye yöneldiğini kestirmek epey güç. Bu yüzden bir sürü eleştirmen Dağlarca’ya mistik damgasını vurmuştur. Oysa Dağlarca’nın şiirinde bir çeşit defransiyel mevcuttur. Çocuk ve Allah’ı çeşitli açılardan birbirinden ayırmaya yarayan bu alet, elbette ilk kitapta oldukça örtük bir biçimde keşfedilir. Bu nedenle Havaya Çizilen Dünya’yı anlaşılmaz kılan şey, tam da şimdi ve geçmişin birbirine girmesi, birbirinden ayrılamamasıdır. Oysa şair ikinci kitabında tam çocuk ile Allah’ın arasına bu defransiyeli koyarak uzun bir mesafe kat etmiştir. Tabiri caizse, vitesi beşe takmıştır.

 

Çocuk sürekli bir şimdiyi ihtiva eden alanda kurulurken, Allah geçmişin takviminde gösterilir. Bir şimdi-geçmiş ilişkisinin zorunluluğunda, Dağlarca kendi şiiri için yeni istikametler bulacaktır. Yani Agamben’in deyimiyle, çocuğun kurduğu oyunun, oyununu kurarken kullandığı oyuncağın dehşet saçabilecek etkisi, son derece elzem bir role sahiptir. Zaten kitabın “Çocuklar Korkunç Allahım” adıyla bilinen şiirinin, tekrar ettiği korkunçluk bunu gösterir.

 

Çocuklar korkunç Allahım,
Elleri, yüzleri, saçları.
Uyurlar bütün gece
Yok sana ihtiyaçları.

 

Şiir kitabının adında olduğu gibi, şiirin ilk dizesinde de çocuk-Allah arasına bir kelime giriyor burada. Bu sefer ve, bir bağlaç ya da çocuk ve Allah’ı birbirinden ayırması itibarıyla ayraç olarak değil de iki tarafı birbirinden koparmaya yarayan bir sıfattır. Bu şekilde, Allah’a ihtiyacı olmayan çocuğu ondan uzaklaştırır Dağlarca. O halde çocukların korkunçluğu da nereden gelmektedir? İkinci dizenin ilk kelimesine dikkat! El. Oyuncağı kullanan uzuv. Bedenimizi hissetmeye en çok yarayan şey. En önemlisi de istikameti yöneten, o doğrultuda yol alan, yani işaret eden organımız. Elleriyle oyun kuran, her şeyi, her nesneyi oyuncağa dönüştürebilecek çocukla, bu oyunda bütün bir geçmişi ve geçmişi tutmaya yarayan ritüel ve ayini işaret eden Allah’ın alanını ayrıştırmak. Çocuğa Allah’tan gelen bir yönelmeyi kesecek, onu geri çevirecek şeyin ta kendisi. Diğer yandan Agamben’in işaret ettiği gibi oyunun şimdiyi kurma potansiyeli geçmişi bertaraf etmekte ya da şimdiyi geçmişin hegemonyasından kurtarmaktadır. Yani geçmişe, art zamanlıya “Dur!” diyerek takvimin yapraklarını teker teker koparan çocuğun eli burada devreye girer. Çünkü oyun takvimi değiştirir, siler, mahveder. Aslında Agamben’in Çocukluk ve Tarih kitabı, bir kavram olarak çocuğu ayağa kaldırır. Onun tarihin ve siyasi ritüele bağlı olan devletin yükü altında ezilmesine izin vermez. Kitabın ilerleyen kısımlarında “Devlet, tarihin öznesidir.” çıkarımı “Çocuk tarihin öznesidir”e dönüşür. Dağlarca’da olduğu gibi Agamben’de de istikamet değişmiştir. Şiirin ikinci kısmı bunu daha net gösterir:

 

Çocuklar korkunç, Allahım,
Bebek yaparlar haçları.
Aşina değiller hatıramıza
Severken aynı ağaçları

 

Geçmişi tutan, şimdiyi üreten ritüele ait bir nesne olarak haç, çocukların elinde oyuncağa dönüşür. Dolayısıyla tüm katı olan yanı, kutsallığı buharlaşmış ve yeni bir işlevi ortaya çıkmıştır. Bu yüzden geçmiş silinmiş ve yerine oyunun haç oyuncağına vereceği görev doğrultusunda yeni bir şimdinin kapısı aralanmıştır. Burada Dağlarca tarafında dile getirilmeyen ancak sezdirilen bir kelime vardır: “ân”. Tarih tam da çocuğun, tüm bir dini üzerinde taşıyan haç nesnesini oyuncağa dönüştürme “ân”ıyla yerleyeksan olur. Şiirde görülemeyen ama sezdirilen bu ”ân”ın şiddeti yeni bir şimdinin parıltılarını taşır. Burada Dağlarca çocuğun kurduğu oyunun geniş zamanının parçalanmaz akışındadır.

 

Onların yani sizin hatıranıza aşina değildir çocuklar. Sizinle aynı geçmişe bakamazlar. Parantez içinde haçın geçmişine. Ancak kurguladıkları oyunun getirdiği geniş bir zamanın içinde vardırlar. Dahası, orada her türlü kutsallığın oyuncağa dönüştüğü korkunç bir şimdi kurabilirler. Yani geçmişi de dönüştürebilecek güçleri vardır. Devleti, dini, tarihin öznesi olmaktan çıkarıp vaktin nesnesi, hatta oyunun kölesi kılabilirler. İşte bu yüzdendir çocukların korkunçluğu. Aslında çocuk ve Allah da bu şiir kitabında bir tahterevallinin iki ayrı ucuna bindirilmiş gibidirler.

 

Burada belki devlet dersinde öldürülen çocukları Ece Ayhan’dan bir adım önce başka türlü anmalı. Takvimi yeniden yazabilen bir oyunsu zamanın kıyısında çocuklara daha dikkatli bakmalı. Çünkü çocuklar, korkunç Allahım!

 

İşte bu yüzden, devletin çocuklara kastını yeniden düşünmenin tam vaktidir.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBirbirlerinin Peşinde: Şiir ve Bilim
Birbirlerinin Peşinde: Şiir ve Bilim

Büyük Patlama teorisi ilk olarak 1920’lerde ortaya çıkmış. Bu tarihten otuz sene önce patlamayı sanatkarane bir gözle gören şiir, Cenap Şahabettin’e ait. Abartıyor muyum?

SANAT

YGeyiği Gördünüz mü?
Geyiği Gördünüz mü?

Büyünün mistik yapısına karşı Dağlarca gizemli bir kurtuluş yolu mu önermektedir? Yoksa avın devletini, pardon talihini dönüştüren bir yapı mı keşfetmiştir? Tüm esrikliği alan bu şey de nedir?

  • Suzan Saner

    çocukların korkunçluğuna sevineceğim aklıma gelmezdi. çocuk oyununun ciddi bir iş olduğunu ve oyunun gücünü hatırlatan bu umutlu yazı için teşekkürler.

Bir de bunlar var

Türkiyeli Bir Kadının 30’undan Önce Yapması Gereken 10 Şey
Aynı Bok, Farklı Konferans: Paris İklim Konferansında Geceyarısı Operasyonu
Fatma Çok Muhterem Bir Kadındı

Send this to friend