Müstehcen olan artık ne çıplaklık ne de sıradan insanların cinselliği, bugün esas müstehcen olan hiçbir varlığın öznesi olamadığı bu peyzaj.

KÜLTÜR

Çöplükte Piknik, Müstehcen Peyzaj ve Ücretsiz Kanser Tedavisi

 

Yukarda gördüğünüz fotoğraf Collectif6 tarafından Manet’nin 1862 tarihli Kırda Öğle Yemeği tablosundan esinle kurgulanmış.

 

 

Sohbette ama birbirini dinlemeyen iki adam, önde ‘tanrıça filan değilim, bunları dinliyor gibi yapıyorum, keyfime bakıyorum’ bakışlı çıplak kadın ve arkada zıkkımın kökünü toplayan bir başka kadın. Zamanında sıradan kadınların çıplaklığından ve öndeki kadının doğrudan izleyenlere bakmasından ötürü müstehcen ilan edilen bu resim, sanat çevrelerinin marjinalleri tarafından bile kınanmış.

 

Ana görseldeki fotoğrafın ilham kaynağı yalnızca Manet değil, aynı zamanda bu kutlu yüzyılın bitki örtüsü. Manet izlenimciliğinden, Collectif6 gözlemciliğine keskin geçiş. Bugünkü Collectif6 uyarlamasında orijinal resimdeki müstehcenliğin yer değiştirdiğini görüyoruz. Müstehcen olan artık ne çıplaklık ne de sıradan insanların cinselliği, fotoğraf bugün esas müstehcen olanın hiçbir varlığın özneleşemediği ve ilişki kuramadığı peyzaj olduğunu suratımıza çarpıyor. Beton saksılarda şehre serpiştirilen ismi lazım değil ağaçlarla, her yanı kaplayan çöplerimiz arasında dinmeyen bir uğultu içinde salınıyor nasırlı bedenlerimiz. Çevresiyle hakikatli bir ilişki kuramayan insan nasıl özne olsun?

 

Sıradan hayatlarımızı konu ettiği için yerel gazeteleri çok seviyorum. Hem bize mahalleden neşeli ve tuhaf haberler getirdiği, ‘genç çiftçinin ineklerini çaldılar’, ‘Bodur Sokak’ta ağaç arabanın üstüne devrildi’ ‘Temel Reis’in piposunun yerini çiçek aldı’ gibi başlıklar attığı için, hem de ulusal düzeyde sinsice gerçekleştirilen politikaların özellikle eğitim, sağlık ve çevre alanlarında yerelde neye tekabül ettiğini gösterdiği, takip ettiği için.

 

İşte bu ikinci janrdan bir haberi dikkatinize sunmak isterim. Zonguldak’ın Açılış Sayfası Pusula Gazetesi’nin Dünyadaki Cehennemin Adı: Çatalağzı  başlıklı haberi şöyle başlıyor: “1,5 kilometrelik bir vadiye art arda kurulan termik santraller, hemen yanındaki bin 921 nüfuslu Muslu beldesi halkıyla birlikte, yöre insanına, yaşamı çekilmez kılıyor. Bilim insanları, yüzey ısısında 4 derece artış tespit ettikleri beldede, deniz suyu ısısının da 5 derece arttığını söylüyor. Dünya ısısının 2 derece artmasının küresel bir felakete yol açacağının tartışıldığı bir ortamda, ısısı sürekli yükselen Çatalağzı’nda, küçük çaplı bir felaket, daha şimdiden yaşanıyor.” Hala yeni santral yapmak peşinde koşan şirketler bu yanda dursun, kömür santrallerinden yayılan zararlı gazlar her geçen gün bölgede yaşayan insanlarda görülen kanser ve çeşitli solunum yolları hastalıklarını artırıyor. BBC’nin Şubat 2018 haberine göre, Türkiye’de 2015 verileri her 5 kişiden 1inin kanserden öldüğünü gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ekonominin kansere olan etkisinin büyük olduğunu ve giderek bu bağlantının güçlendiğini söylüyor.

 

 

Bu bilgileri aklımızda tutarak, bize 5 Temmuz’da bir müjde gibi sunulan, artık kanser tedavisinin tamamen ücretsiz olacağı haberini düşünelim. İğnelerin, ilaçların, çeşitli terapilerin ve ameliyatların müthiş pahalı olduğu bu hastalık özellikle geliri düşük ailelerde daha yüksek oranda ölümle sonuçlanıyor. Teşhisten itibaren bireyler ve aileler seneler süren tedaviler esnasında harab oluyor. Elbette tedavinin ücretsiz olması çok iyi bir şey. Ancak kansere sebep olan çevre, enerji, sanayi ve şehircilik politikaları ile beraber düşünülmeden gerçekten ne kadar anlamlı? Kanser ve türlü hastalıklar üreten ekonomik koşullar ve politikalar değiştirilmeden ücretsiz kanser tedavisiyle ancak bir takım ilaç şirketleri daha da zengin edilir. Yakın zamanda eğer kalkınma anlayışımız değişmezse hem kanser teşhisi hem de ölüm oranlarında sabit bir yükselme olacağını öngörmek çok da zor değil.

 

Collectif6’nın fotoğrafını işte bu yüzden önemli buluyorum. Makyajlı ön cephelerin, beton döşenerek tozdan (pislikten?) kurtarılmış zeytinliklerin, mutenalaştırılmış mahallelerin ve santralden geçilmeyen kıyıların, derelerin, vadilerin arasında aslında büyük bir çöplükte yaşıyoruz ama bu yalın gerçeği farketmemek için ya reklam panolarında gezinmeyi bir hayat tarzı olarak benimsiyoruz, ya da gönüllü, gözlerimizi kapıyoruz.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YDile Gelmez “Bu Cehennem” Bizim
Dile Gelmez “Bu Cehennem” Bizim

Cumhurbaşkanının dilinin varmadığı bu iki sözcüği ta içimizde duyuyoruz biz.

Bir de bunlar var

Gururumuz Elif Bilgin ve Muz Kabukları
Çevreye Verdiğimiz Rahatsızlıktan Dolayı Özür Mü Dileyelim?
Lionel Shriver Şişman Kelimesini Kullanıyor

Send this to friend