Dizi bir çocuğa tecavüz etmeyi ve bunu sürdürmeyi mümkün kılan bütün bir eril dünyayı küçük detaylarla gözler önüne seriyor.

KÜLTÜR

Bir Kertenkelenin Ömrü: Patrick Melrose

5 bölümlük Patrick Melrose pek çok şey hakkında bir dizi: Bağımlılık, çocukluk, cinsel istismar, İngiliz aristokrasisinin etrafa kötü kokular saçarak çözülüşü, 70’ler, 80’ler, 90’lar, 2000’ler ve tabi Benedict Cumberbatch’in bütün TV ödüllerine alem buysa diye bağıran oyunculuğu. Ama dizinin hüneri narsist, snop, intihar eğilimli bir bağımlı olarak karşımıza çıkan Patrick Melrose’un neden narsist, snop, intihara meyilli ve bağımlı olduğunu simetrik neden sonuç ilişkileriyle değil, nedenleri ve sonuçları çevreleyen son derece asimetrik hissi tecrübelerle anlatmasında, daha doğrusu o hissi tecrübelere bizi çekebilme şiddetinde. Edward St. Aubyn’in aynı adlı roman serisinden uyarlanan dizinin, beş ciltlik romanı beş bölüme sığdırmaya çalışırken eksiltme ya da kişiler, olaylar, yıllar arasında kaybetme riski taşıdığı bir şeydi bu şiddet.

 

İlki 1992’de, beşinci bölümü ise 2011’de yayınlanan, bu yirmi yıllık sürede ve sonrasında kendi hayran kitlesini oluşturan romanların TV’ye uyarlanması heyecanlı ama endişe veren bir karardı bu yüzden. Uyarlama tekliflerini uzun süre geri çeviren Aubyn, Benedict Cumberbatch’in bir röportajında oynamayı en çok arzuladığı karakterin Patrick Melrose olduğunu söylemesi üzerine kelimelerle yarattığı Patrick’i gerçek dünyada bulduğunu düşünmüş. Cumberbatch’in CV’sinde altın harflerle yazılı Hamlet performansının da bunda etkisi büyük. Röportajlarda tuhaf bi durum ortaya çıkıyor bu noktada: Yarattığı karakterde Hamlet’ten izler bulan Aubyn, karakteri o izleri bulacak şekilde yarattığının farkında değilmişçesine etkileniyor Cumberbatch’in Patrick Melrose performansından. Dizinin ilk bölümü Bad News (seride ikinci roman) bu Hamlet analojisini ihtişamla parlatıyor gerçekten. Benedict Cumberbatch, babasının cenazesini almak üzere Londra’dan New York’a yaptığı kısa seyahatte patlamış damarlarına durmaksının enjekte ettiği eroinin vücuduna karışma ve eriyip yok olma hızıyla en tepelerden diplerin dibine yuvarlanan junkie Hamlet performansını tam anlamıyla döktürüyor. Havaalanında Londra uçağını beklerken, uyuşturucuyu bırakmaya, temizlenmeye karar vermiş. Kafatası yerine elinde bir torba kül var.

 

Romanlardan diziye aktarılmayan pek çok şey var. Ama herhalde iyi bir uyarlamadan bekleneceği şekilde bir duyguyu, çok şiddetli bir duyguyu mükemmel bir şekilde alıp korumuş ve kendi araçlarıyla yeniden anlatmış dizi. Sekizinci yaşının çocukluğu ile 20’li, 30’lu, 40’lı yaşları arasında gidip gelerek izlediğimiz Patrick Melrose’un hikâyesi, kaçmaya duyulan müthiş ihtiyaç ve kaçışın imkânsızlığını anlatıyor. Uzay dediğimiz boşlukta sonsuza kadar süzülmek mümkün değil. Tonlarca eroin, kokain, valium, viski, mükemmel yükselişler… Hepsi Patrick’i aynı hafızaya düşürüyor. Bir kertenkele olmayı dilediği çocukluk anına.

 

ARTIK SPOLER!!!

 

Romanla dizi arasındaki önemli farklardan biri Patrick’in yaşı. İlk roman Never Mind’da babası ilk kez tecavüz ettiğinde Patrick beş yaşında. Güney Fransa’daki muhteşem sayfiye evinde, doğanın, ışığın, esintinin, bahçedeki incir ağacının ve evin dekorunun romana uygun, masalsı bir güzellikte tasarlandığı dizi bölümünde ise Patrick 8 yaşında. Bu üç yaşlık fark, okumakla izlemek arasındaki bir farktan kaynaklanıyor sanırım. 5 yaşında bir çocuğa tecavüz edilmesiyle 8 yaşında bir çocuğa tecavüz edilmesi arasında fark görmeyebiliriz. Ama okurken 5 yaşındaki bir çocuğun bu büyük bedensel ihlali kendi dünyasında nasıl anlamlandırdığını takip edebilirken, ekranda gördüğümüz çocuğun anlam arayışına ikna olmamız için biraz daha kendini ve dünyayı kavramaya yaklaşmış olması gerekiyor. Sonuçta her şey duvardaki bir kertenkeleye dayanıyor.

 

Willa Paskin Slate’teki yazısında Patrick’in hayatını belirleyen Güney Fransa’daki sayfiye atmosferinin Call Me By Your Name’deki sıcak esintili ama uçuş uçuş atmosfere ne kadar benzediğine dikkat çekmiş. Manzara, ev, boş zamanla gelen yaz sıkıntısı ve bir anıyı ziyaret ediyor olmanın görsel sakinliği gerçekten de benziyor. Ama burada ilk aşk yerine, kendi yazını yaşayan yalnız bir çocuk var. Sadist babası ve ondan kaçışı haplarda ve alkolde bulmuş annesi hikâyenin geri kalanı.

 

Hizmetçilerin zangır zangır titreyişinden, misafirlerinin önünde karısının ağaçtan düşmüş incirleri yere çökerek bir köpek gibi yemesini istediğini ve karısının itiraz etmeden bu isteği yerine getirdiğini öğrendiğimiz bir hikâyeden, Patrick’in gözüne görünmeme çabasından, baba karakterinin sadizminin derecesini kavrayabiliyoruz. En iyi eğitimin acı veren, böylece hafızaya en çok kazınan eğitim olduğunu savunan, kitlelerin ahlak anlayışını avam bulan, üstünlüğün kendisine avamınkine benzemeyen, normal, sıradan olmayan bir ahlak ayrıcalığı tanıdığına inanan bir baba bu üstelik. Annesi misafirleri karşılamaya gittiğinde Patrick’le babasının bu masalsı yaz evinde yalnız kalması ilk andan midemize kramp sokuyor bu yüzden. Ama yine de bizi bekleyene hazır değiliz.

 

Dizi, aynı roman gibi bir çocuğa tecavüz etmeyi ve bunu sürdürmeyi mümkün kılan bütün bir eril dünyayı küçük detaylarla gözler önüne seriyor. Patrick’in babasının kendi gücünden ve etrafındakilerin ondan korkmasından duyduğu memnuniyeti görüyoruz önce. Yavaş yavaş bu memnuniyetin içinde cinsel bir haz olduğu da görünürleşiyor. İlk tecavüzde Patrick’e bunun bir ceza olduğunu söylese de, kendisini daha da muktedir hissetmeye duyduğu bir arzu bu. Bunun için en acizi seçiyor. Üstelik kendi kanından, canından olan üzerinde her türlü hakka sahip olduğu hissi, üstünlük hissini daha da besliyor. Tecavüz kadar tecavüzü sürdürmek de bir güç meselesi. Tanıkları, müdahale edebilecek olanları susturmak, sessizleştirmek de hep aynı arzuyu besliyor. Pedofil değil, hasta değil, sapık değil. Tüm dünyayı kendi gücünün sınırlarını deneyebileceği bir oyun alanı gibi gören bir baba. Durdurulmadıkça, her seferinde daha da büyük bir sınırı aşmaya duyduğu arzu, etrafındaki herkesi yıkıp yok etse de önemli değil. Dünya onun için dönüyor.

 

Patrick’in romanlarda da dizide de birkaç yıl süren bu tecavüzle ilgili kopuk kopuk anılarının arasında tek bir sözünü işitiyoruz. Başına gelenleri, ne olduğunu, neden olduğunu, aklında ve ruhunda çalkalanan bütün şeyleri süzüp de bir cümleye varabilmesi 30 yıllık bağımlılık, depresyon, intihar ve iyileşme denemeleri ve koca bir ömür sürüyor. Sona doğru, başına gelenin ne olduğunu bile anlamadığı zamanlardan bir karşı çıkışın cümlesini hatırlıyor Patrick: “kimse bir başkasına bunu yapmamalı”. Babasını durduran bu naif karşı çıkışın, hem romanın hem dizinin sonunda sahipleniliyor olması hikayenin en güzel taraflarından biri. Çocukça ve naif belki ama en yalın idrak: “kimse bir başkasına bunu yapmamalı”

 

İlk tecavüz sırasında gözü duvardaki bir kertenkeleye takılan ve o kertenkele gibi sürünüp odadan çıkabileceğini hayal eden Patrick’in, yıllar içinde onu kendinden, bedeninden, hafızasından uzaklaştıran her şeye bağımlı hâle gelişini izlerken, kaçışın olmadığını biliyoruz. İzlediğimiz her şeyi bu kadar şiddetli kılan da bu. Patrick Melrose’un saptığı bütün yollardan, girdiği bütün triplerden, çıktığı en yükseklerden, alışmaya çalıştığı rollerden hep Güney Fransa’daki o eve düşeceğini biliyor, hikâyenin sonunu merak ediyoruz. Başarabilecek mi? Kaçacak bir yer olmadığını kabullenebilecek mi? Uzay dediğimiz boşlukta kendine ve hikâyesine bir yer saptayabilecek mi?

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSon Kadın Bükücü: Aka Kubi
Son Kadın Bükücü: Aka Kubi

Ataaaa! Erkill! Hızlı uçmayın, pelerininiz kırışacak çocuğum!

MEYDAN

YBaşlangıçta Cumhur Vardı
Başlangıçta Cumhur Vardı

Açıkçası benim de yeni dönemden umudum var.

Bir de bunlar var

2016’da Yayınladığımız Tüm Söyleşiler
NTV Bilim Onurlu Yaşa, Simit Sat!
Orgazmın Teknolojisi: “Histeri,” Vibratör ve Kadınların Cinsel Tatmini Üzerine

Send this to friend