O şiirlerinin hepsinin birebir gerçek olması, ama bu kadar gerçek olması inanılmaz!

SANAT

“Bir Füsun’dan Diğer Füsun’a:” Didem Madak’ın Doğum Günü

Doğdum, doğurdum

Bir insan nasıl büyüyor gördüm

Hayatta kalmak için 

Ve hayatta kalmanın yanında 

İnandım şiir bir gevezelikti

Şimdi 128 harfli bir şiir var karnımda 

Satırlar artık bomboş

Karnımda hissiz bir şiir var

İçimde durmadan bölünen şiirler

Birlikte yok olacağımız şiirler

Hiç borcu olmamış şiirler

Ve bu yüzden çok acıyan şiirler*

 

(Pulbiber Mahallesi s.113) 

 

Yukarıdaki satırlar, Didem Madak’ın kanserden ölmeden bir süre önce kız kardeşi Işıl’a  “son yazdığı şiir olarak” okuduğu 128 Dikişli Şiir’den (1)… Ne güzel yazmış: Bir doğmuş, bir de doğurmuş, bir insan nasıl büyüyor görmüş. Bu arada da yazmış. Bazen okuyanın boğazına düğüm olup takılan, bazen bıyık altından kıkırdatan, biraz büyü gibi, biraz arabesk gibi, ama hep tam da “kadınlığıyla pek övünen” ve “savaşçı” bir kadın olarak yazmış. (2)

 

Madak’ın şiirlerini birçok okuru belki ezbere biliyor, ama kendisi hakkında, hayatının nasıl aktığı hakkında çok bir şey bilmiyoruz galiba. Bu gerekli mi? Herkese göre cevabı değişir. Ne diyor kendisi Ah’lar Ağacı’nda: Vasiyetimdir:/ Dalgınlığınıza gelmek istiyorum/ Ve kaybolmak o dalgınlıkta. (s.21). 

 

Şiir yorumlamak, tehlikeli sularda yüzmek. Belki de söylediği sözün göbek bağı başka bir yere bağlanıyordur, veya gerçekten bunu demek ve dalgınlığımızda kaybolmak istemiştir. Yine de ben onun hikâyesinin kaybolmasını hiç istemiyorum. Didem Madak’ı bilmek hem kadınlığın farklı köşelerini ziyaret etmek; hem de şiirlerinin kahramanlarının davetli olduğu bir çay partisine katılmak gibi. Şiirlerini, hikâyesini hiç bilmezken ama okurken kim olduklarını çılgınca merak ettiğim tüm o kahramanlar…

 

2014’ün ikinci yarısı. Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nın düzenleyeceği Didem Madak Sempozyumu’nda yapacağım sunum için harıl harıl çalışıyorum. Ne kadar da az bilgi var onun hayatına dair. Öyle ki kendimi, şiirlerini karman çorman ederken buluyorum. Sanki Didem Madak adına bir otobiyografi yazma girişimindeyim. Derken sempozyum tarihi geliyor ve hınca hınç dolu salondayız. Bu defa Didem Madak’ı gerçekten tanıyan insanlardan, hikâyeleri parça parça dinleyip birleştiriyorum: O şiirlerinin hepsinin birebir gerçek olması, ama bu kadar gerçek olması inanılmaz!

 

Gerçekten de yakın dostu “maviş anne” Müjde Bilir’in dikkat çektiği gibi Didem Madak’ın “yaşamıyla yazma süreci arasındaki hakikatli ilişki, şiirlerinin en belirgin özelliğidir” belki de ve Grapon Kağıtları’nın arka kapağında okuduğumuz “bu kitapta yer alan şahıs ve mekânların gerçekle alakaları tamdır” beyanı da boşuna yazılmamıştır. (3)

 

Bu yüzden, dileyenler Didem Madak’ın hikâyesine –dolayısıyla şiirlerinin dizelerine- bir oturup kalkmaya veya yatıya gelen misafirlerine dair ipuçlarına erişebilmeliler bana kalırsa; bu yüzden onun hikâyesi daha sık anlatılmalı… Ben de, kendisinin doğum günü şerefine bu hikayenin dinlediğim bazı bölümlerini aktarmak ve bu vesileyle, daha çoğunu bilmek isteyip de nereye bakacağını kestiremeyenler için bakılabilecek yerleri işaretlemek istedim.

 

8 Nisan 1970’te Füsun doğurur Didem’i. Füsun, Didem’den birkaç yıl sonra yine hikâyenin ve şiirlerin önemli kahramanlarından Işıl’a can verir. Işıl ve Didem, evciliklerin iki iyi arkadaşı olur önce:

 

Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik/ Kardeşimle kendimize durmadan,/ Olmayan çayları,/ Olmayan fincanlardan içerdik./ Olmayan kapıları açardık,/ Olmayan ziller çaldığında./ Siyah papyonlu olurdu mutlaka/ Resim defterimizdeki damat. 

(“Grapon Kağıtları,” s.15).

 

Sonra Didem 13, Işıl 7 yaşındayken, 38 yaşındaki Füsun bir hastalığa yakalanıp ölür (4). Didem’in şiirlerinde Füsun’un ölümü neredeyse başlı başına bir karakterdir: “On dört yaşındaydı ruhum bayım” der Çiçekli Şiirler Yamak İstiyorum Bayım şiirinde, “bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı”*** (s.49).

 

Hikayenin bu noktasında, Müjde Bilir bizi bir başka karakterle tanıştırır: Didem ve Işıl’ın teyzesi Hale Hanım. Hale Hanım, annelerinin ölümünden bir süre sonra kız kardeşlere Füsun’un gençliğinde elyazısıyla dönemin meşhur şairlerinin şiirlerini yazdığı defteri verir. Hem bu defter hem de teyzelerinin 25 yıllık Varlık dergisi koleksiyonu sayesinde Hale ve Füsun kardeşler gibi, Didem ve Işıl kardeşler de şiirlerle içli dışlı olur, onları heyecanla okurlar. Siz Aşktan N’Anlarsınız Bayım? şiirinde bundan söyler “annesinin ölüsünü şiirle yıkadığını” ve Ah’lar Ağacı’nda da “Güzin Ablası kitaplar olan bir kız” olduğunu** (s.38 ve 17)…

 

İzmir’de Hukuk Fakültesi’nde okumaya başlar ve ilk senesinde evlenerek babası ve üvey annesiyle yaşadığı evden kaçar (5). Üniversiteyi de bırakır. 19 yaşında yapılan bu evlilik mutsuz bir evliliktir ve birkaç sene içinde bitecektir. Didem, evliliğine gibi gözükse de aslında kadınlığa dair şöyle bir hissiyatını/gözlemini anlatır:

 

Dört sene boyunca, kocam felsefe öğrencisiydi ve onun arkadaşlarıyla konuşmalarını dinler ve “Vay be! Herifler ne güzel konuşuyor” falan derdim. Ve sonuçta, bütün o alandan en az onlar kadar okuyordum, en az onlar kadar edebiyatı biliyordum. Felsefeyi okumaya çalışıyordum ama o alanın dışında biri gibi hissediyordum kendimi. Bir türlü o alanın içine girip, oraya dahil olup, oradan biri olarak onlarla konuşmam mümkün olmuyordu. Ben kadınların çoğunda böyle bir sorunun yaşandığını da görüyorum. Bunun sebebi kodlarımızda bu tip şeyleri taşıyamamamız. Yani çok eskilerden beri böyle bir geleneğin içinde olamayışımız olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu, dışına itilmiş olduğumuzu düşünüyorum (6).

 

Boşanmanın ardından bir bodrum katına taşınır Didem. Parası sadece buraya yettiği için buraya yerleşir ve burada “aniden yazmaya başlar”; rutubete dayanılabildiği sürece bodrum katlarının şiir yazmak için çok iyi yerler olduğunu düşündüğünü söyler ilerleyen yıllarda (7). Burası biz okurlarının Grapon Kağıtları’ndan bildiği ve aynı zamanda bu kitaptaki şiirlerin yazıldığı yer olan bodrum katıdır: Ben bir bodrum katı kızıyım bayım/ Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum*** (s.48). Müjde Bilir, Işıl’ın aktardıklarından hareketle Didem’in bu yıllarının zor ve mutsuz geçtiğini söyler. Işıl, Didem’in bu sıradaki umutsuzluğunu “sadece süt içtiğini hatırlıyorum, çikolata yediğini…” diye anlatır (8). İkinci kitabı olan Ah’lar Ağacı’ndaki dizeler de bu zamandan kalma bir anıdır herhalde: Süt içtim acım hafiflesin diye/ Çikolata yedim bir köşeye çekilip/ Zehrimi alsın diye** (s.37)

 

Bodrum katı yıllarının ardından 3 yıllık bir “kaybolma” dönemi açılır hayatında Didem’in. Bu dönemi de aslında yine Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?’da bahsedilen “geçen üç yıl”dan biliriz yine okuyucuları olarak: Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum./ İnsan kaybolmayı ister mi?/ Ben işte istedim bayım** (s.36).

 

Yine Müjde Bilir’in aktardıklarıyla aydınlanır bu dönem: Yaklaşık 3 yıl örtünür Didem; tasavvufla ilgilenir. Işıl’a örtünerek kadın kimliğinden sıyrılıp rahatladığını söylediği bu dönemde bir yandan afla geri döndüğü Hukuk Fakültesi’ni bitirir. Kaybolmayı seçtiği bu 3 yılın sonunda da Ah’lar Ağacı’nı yazmaya başlar. Bu sırada Işıl bir dergide gördüğü İnkılâp 2000 Şiir Ödülü’nü Didem’le paylaşır; ama Didem “bu boş işlerle uğraşmayacaktır.” Bunun üzerine Işıl, Didem’in bodrum katı yıllarında yazdığı şiirleri toplayarak hazırladığı dosyayı yarışmaya gönderir. Adı Grapon Kağıtları olan bu dosya ödülü kazanır. Ödülü almaya gideceği gün örtüsünü çıkarır Didem (9). Ödül töreni bir açıdan daha dönüm noktası olur Didem’in hikayesinde: Müjde Bilir aracılığıyla, o günden sonra hikayesine yakın bir dostu olarak eklemlenecek Zeynep Köylü’yle tanışır (10).

 

Didem’in hikayesinin sonraki bölümleri İstanbul’da devam eder: Birçok şarkının ortasında yürürken İstiklal Caddesi/ Tomtom Mahallesine taşıyor beni/ Ben yürümüyorum Füsun cadde yürüyor/ Bir cadı olduğumu buradan anlıyorum* (s.15). Son kitabı Pulbiber Mahallesi’ne ilham olan Kuledibi’nde bir mahalleye taşınır Didem ve Zeynep Köylü’nün aktardığına göre İstanbul’daki ilk dönem kafelere, barlara gittikleri çılgınlıklara yaptıkları bir dönem olur (11). Burada bir süre, Pulbiber Mahallesi’nden tanıdığımız Leman’la aynı evi paylaşır (12). Ardından yine aynı kitabından iyi bildiğimiz kedi Zeyna’yla yaşadığı eve çıkar (13). Pulbiber Mahallesi Tarihi şiirinde şöyle yazar: Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi, fazla kedi fazla felaketi kovalardı./ Havaya ateş eden tabancalardı isli binalar./ Herkes şiir kişisiydi, Zeyna şiir kedisi* (s.22).

 

Sonra Timur’la evlenir Didem. Timur, yaklaşık 10 yıl siyasi mahkûm olarak Bursa Cezaevi’nde kalmış, bu dönemde cezaevindeki arkadaşlarıyla Didem’in şiirlerini okumuştur. 2005’te İstanbul’da tesadüfen tanışırlar. 2008’de Didem kızları Füsun’u doğurur (14). Annesi Füsun gibi, kızı Füsun da Didem’in hikayesinin, gidişatı değiştiren yatılı misafirlerindendir.

 

Müjde Bilir, Didem’in 41 yıllık yaşamını “bir Füsun’dan bir Füsun’a evrilen bir yaşam” olarak tanımlar (15). Kendisini tanıyanların aktardıklarından kızının doğumundan sonra yazmadığını/yazamadığını ama bunu sorun etmediğini öğreniyoruz. Şükran Yücel, Didem’in 2009’da kendisine gönderdiği bir e-postanın ekindeki metni paylaşırken ve Didem’in “karalama” olarak tanımladığı bu metnin başlı başına bir şiir olduğunu söylüyor:

 

Canım Kızım

 

Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!

 

Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma! (16)

 

İlk dönemi Füsun olan Didem’in hikayesinin son bölümü de Füsun’dur. Hem annesi Füsun, hem kızı Füsun hem de “büyü” olarak füsun: Ben artık büyüyüm Füsun* (s.15). Ve hem hikayesinin hem şiirinin her bölümünde kadınlığın bir sürü köşesine uğramış bir kadın ve bir şairdir Didem Madak.

 

———————————————————————————

*Didem Madak, Pulbiber Mahallesi, İstanbul: Metis, 2014.

**Didem Madak, Ah’lar Ağacı, İstanbul: Metis, 2014.

***Didem Madak, Grapon Kağıtları, İstanbul: Metis, 2014.

(1) Müjde Bilir, “Didem’le İlgili Şeyler…” Pulbiber Mahallesi içinde, s.107-9.

(2) Aslı Serin, “Ayrıca / Didem Madak’la Söyleşi,” Heves 26, s.137-48.

(3) Müjde Bilir, “Didem’den Efsunlu İzler,” Didem Madak’ı Okumak, Solmaz Zelyüt (Der.), İstanbul: Metis, 2015, s.23.

(4) ve (5) Müjde Bilir, “Didem’den Efsunlu İzler,” s. 25.

(6) ve (7) Didem Madak, “Son Söz,” Didem Madak’ı Okumak, Solmaz Zelyüt (Der.), İstanbul: Metis, 2015, s.356.

(8) Müjde Bilir, “Didem’den Efsunlu İzler,” s. 27.

(9) Müjde Bilir, “Didem’den Efsunlu İzler,” s. 29.

(10) ve (11) Zeynep Köylü, “Kayıp Şiirin İzinde: ‘Sylvia Uyan! Nicholas Sütünü İçmedi!’” Didem Madak’ı Okumak, Solmaz Zelyüt (Der.), İstanbul: Metis, 2015,  s.209-10.

(12) Müjde Bilir, “Didem’den Efsunlu İzler,” s. 32.

(13) Zeynep Köylü, “Kayıp Şiirin İzinde: ‘Sylvia Uyan! Nicholas Sütünü İçmedi!’” s.211.

(14) ve (15) Müjde Bilir, “Didem’den Efsunlu İzler,” s. 31.

(16) Aktaran Şükran Yücel, “Didem Madak: Şiire Karşı Şiir,” Didem Madak’ı Okumak, Solmaz Zelyüt (Der.), İstanbul: Metis, 2015, s.100.

 

Ana görüntünün kaynağı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YSüpürge Reklamındaki Hayalet Kadın
Süpürge Reklamındaki Hayalet Kadın

Beko'nun yeni reklamında kadının ev emeğinin görünmezliği işlenmiş. Yanlışlıkla işlenmiş ama olsun.

SANAT

YKumaştan Hikayeler: Harriet Powers ve Yorganları
Kumaştan Hikayeler: Harriet Powers ve Yorganları

O yıllarda yorgan işi, kadın köleler arasında söz konusu yıllarda yaygın bir uğraş: Boş vakitleri az olan bu kadınlar özellikle kış gecelerinde bir araya gelir ve mum ışığında, “sahiplerinin” artık kumaşlarından yorgan yaparlarmış.

MEYDAN

YRenkli bir Kamusal Alan Mümkün
Renkli bir Kamusal Alan Mümkün

Ağaçları, bankları, heykelleri sokakları iplerle oya gibi işleyen bir mücadele, direniş biçimi: "Yarnstorming," yani ipliklemek.

MEYDAN

YArınç’ın Onur Yürüyüşü Açıklaması ve 10 Soru
Arınç’ın Onur Yürüyüşü Açıklaması ve 10 Soru

'Millet' kim? Kimleri kapsıyor? Bu kapsamı kim belirliyor? Yürüyüşe katılanlar ve onları destekleyenler bir millet, 'takdiri' beklenen başka bir millet mi?

Bir de bunlar var

Nineler ve Yemekleri
Hamlet’i “Çevirenin Sözü”
400 Barışçı Aranıyor

Send this to friend