Betül Celep, duyan ya da duymayan, yanına yaklaşan herkese sabırla anlatıyor direnişini. Bir kişi bile dinlese, anlasa kâr.

MEYDAN

Betül Celep 23 Gündür Direniyor

Kadıköy iskelesine saat 1’de varıyorum. Anadolu yakasını pek bilmem, gelen geçene “Kalkedon meydanı nerede?” diye soruyorum. Onlar da bilmiyor. En son dolmuş şoförüne denk geliyorum: “Şuradan tramvaya bin” diyor bana. Biniyorum tramvaya, Moda’ya kadar bir tur. İndiğim yerde de kimse bilmiyor: “Şuradan sahile in ama orada meydan yok ki.” Yürüyorum, bir türlü mor dövizlerin serildiği meydanı bulamıyorum. Çay bahçeleri, mağazalar, kimse Kalkedon meydanı nerede bilmiyor. En son, “Hani eylemlerin düzenlendiği meydan?” demek geliyor aklıma. “Haa” diyor birisi: “Şuradan dümdüz git, Rıhtım tabelasını takip et.” Yürüyorum hâlâ. Yolda tekrar soruyorum “bir kadın eylem yapıyor orada hani?”. Neden duymadık diyorlar? Neden duymadınız? Betül Celep 17 gündür orada.

 

Sonunda karşılaşma: Mor dövizler, Betül Celep. Vardığımda saat 3’e geliyor. Celep o an suskun, üzerindeki beyaz önlükte ise “neden işten atıldım?” sorusu yazılı. Yanında, etrafında kadınlar var. Hava soğuk. Varışın heyecanından mı yürüdüğüm yolun uzaklığından mı nefes nefese ilk gördüğüm taşın üstüne oturuyorum. HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da orada. Biraz soluklanıp Betül Celep’in yanına doğru ilerliyorum. Solgun, yorgun geliyor gözüme. “Merhaba” diyorum, sarılıveriyoruz. “Hoşgeldin” diyor. “Ben burada tek bir kişinin hikâyesini anlatmak için durmuyorum. Bugün diğer tüm günlere nazaran daha öfkeliyim” diyor. “Dün gece yeni KHK açıklandı, 4464 kişi daha hayatsız bırakıldı. Tüm günümü onlarla geçireceğim. Bugün ben de sokakta onlarla üşüyüp onlarla haykıracağım. Korkmuyoruz, yılmıyoruz, itaat etmiyoruz!”

 

Sohbet etmeye başlayacakken iki genç geliyor yanımıza. CHP İstanbul gençlik kollarından olduklarını söylüyorlar. Celep’ten, “hayır diyorum” cevabını almayı bekliyorlar. “Ben KHK için buradayım, ona hayır diyorum, direnişim referanduma bir yanıttır, diğer propagandaları yapmıyoruz burada” diyor sakinlikle onlara.

 

çay

 

Yeni hikâyeler dinliyorum: Dün gelen KHK ile işsiz bırakılan bir kadın, ablası kanser hastası. Tedavi masraflarını karşılamak için çektiği krediyi nasıl ödeyecek? İşinden atılan bir başka kadın evini geçindirmek için temizlik işçiliğine başladı ve camdan düşerek hayatını kaybetti. İhraç edilen öğretmen Mustafa Turgut’un cenazesi kaldırıldı bu sabah, işi değil hayatı elinden alındı.

 

Tam o sırada yaşlı bir amca katılıyor muhabbetimize, “Vatandaş olarak biz ne yapabiliriz, nasıl yardım ederiz size?” O amca gibi yüzlercesi gelip geçiyor gün boyunca yanımızdan. Pankartların önünde durup “Güzel yürekli kadınlara selam olsun” diye bağıranlar, ne olduğu hakkında daha fazla bilgi almak için duranlar, kendi seslerini duyurması için hikâyelerini Celep’e anlatan insanlar. Gündemden bihaber olanlar da geçiyor meydandan. Kendini ilk kez bir eylem alanında bulmuş bir lise öğrencisi oğlan: “Burası ne yaa, Sörvayvıra mı düştük” diyor. KHK’nın açılımını soran, hatta bir şirket ismi olduğunu sananlar da var. Betül Celep, duyan ya da duymayan, yanına yaklaşan herkese sabırla anlatıyor direnişini. Bir kişi bile dinlese, anlasa kâr.

 

Sakince, sabırla başına gelenleri ve diğerlerinin başına gelenleri anlatıyor. Yıllarca emek verip dirsek çürüttükleri işleri, peşinden koştukları hayâlleri ellerinden alınan kişilerin hikâyelerini. Celep kadar onun yanında bulunan kadınlar da sabırla onlara sorulan sorulara yanıt veriyorlar. Bir ara telefonumu şarj etmek için yanlarından kısa süre ayrıldığımda eylemi üstten izleyebileceğim bir kafenin balkonuna çıkıyorum. Her hareketlerini gözlüyorum, sabırlarına ve metanetlerine hayran kalmamak mümkün değil. Beraber slogan atıyorlar Celep’in başlamasıyla tek ağızdan haykırıyorlar, “Direne direne kazanacağız.” Soğuktan balkonda benimle birlikte sadece iki kadın oturuyor. Sesi onlara ulaşmış olacak ki kalktıklarında yanlarına gitmeyi düşündüklerinden bahsediyorlar. Her slogana biz de yukarıdan fısıltılarla, sessiz alkışlarımızla eşlik ediyoruz.

 

Geriye döndüğümde Celep’i ve etrafındaki kadınları yoldan geçen başka bir kadına hararetli hararetli bir şeyler anlatmaya çalışırken görüyorum. “Yalancısınız” diye haykıran bir ses. Burada ne olduğunu soran kadın, aldığı cevapları beğenmiyor. Ona göre ülkede kimse işten çıkartılmıyor, herkes refah içinde yaşıyor. Hatta öyle ki kendisi mesela inşaat sektöründe çalıştıracak işçi dahi bulamamış. Kadınların sakince laf anlatma çabaları sonuç vermiyor. “Yalancısınız” diye haykırdıktan sonra yoluna devam ediyor.

 

döviz

 

 

filiz

 

Betül Celep’in direnişine ortak olmaya gelen HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ile sohbet etmeye başlıyoruz. Kerestecioğlu şunları söylüyor: “Sözde darbe girişimi için ilan edilen OHAL ile gelen KHK’lar geçici olması gerekirken kalıcı oldu. Şu an ülke KHK’lar ile yürütülüyor. İşinden ihraç edilen binlerce insan var. Bu binlerce yuva, hayat, hikâye demek. Bu sabah Mustafa Turgut’un cenazesine katıldım. Proje okulların birinden ihraç edilen bir öğretmendi. Kalp krizi geçirdi. Mustafa öğrencilerinin çok sevdiği bir öğretmendi ve bu süreçte stres ve üzüntü yüzünden kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Dün gece yeni KHK açıklandı ve binlerce insan yine işsiz bırakıldı. Bu yüzden Betül’ün burada gösterdiği direniş çok önemli. Her gün insanlara sesini duyuruyor. Bugünler bana 12 Eylül’ü hatırlatıyor. İşten atılan çok değerli hocaları insanları. Ama bu böyle gitmeyecek, bu kadar zulümle hiçbir iktidar ayakta kalamaz. Bu zaten korkunun ve güçsüzlüğün ifadesi. Mustafa öğretmenin dediği gibi herkes birbirine üzülürken bunlar katlanıp, çoğalacak ve çok büyük bir güç ortaya çıkacak. Belki şu an sessiz ve derinde ama sonunda mutlaka biz kazanacağız. Tek olan seslerin hepsi birleşecek ve en fazla hayır da buralardan çıkacak. Kimse onlar çok güçlü diye düşünmesin, böyle bir şey yok. En yakın örneğini Amerika’da gördük. Trump seçimleri kazandı ancak milyonlarca kadın sokaklara döküldü. Biz de bunu yapma şansına sahibiz. Türkiye demokratik savunma anlamında az gelişmiş bir ülke olabilir ama her ülkenin kendi içinde dinamikleri vardır. Türkiye’de kazandıklarından vazgeçmeyecektir. Tecavüzcüyle evlendirilme gibi bir yasa gündeme getirildiğinde kadınların nasıl tepki gösterdiğini hep birlikte gördük. Kazandıklarımızı kaybetmemek için direnmemiz, “Hayır”ı yükseltmemiz gerekiyor. Bununla da iş bitmiyor direnişimize devam edip, toplumu yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Betül’ün burada yaptığının hiç küçük bir şey olmadığını düşünüyorum. Dün Ankara’da Nuriye Gülmen başladı bugün İstanbul Kadıköy’de Betül cevap verdi. Daha sonra diğer şehirlerde de başlayacaktır. Protesto hakkımızın gasp edildiği eşitsiz şartlarda mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu sebeple kendi sesimize her zamankinden daha fazla güvenmemiz gerekiyor.”

 

Kerestecioğlu’nun da dediği gibi eşitsiz şartlarda direniliyor. Ama yan yana olmak, birbirimizi tanımadan anlamak çabası bu zorlukla mücadele etmek için hepimizi motive ediyor. Peki ya Celep’in olduğu meydanda onunla her gün göz göze gelen esnaf her gün tam karşısına kurulan direniş hakkında ne düşünüyor? Polis, “Esnaf sizden rahatsız oluyor, gidin buradan” diyormuş. Her gün dövizleri tam karşısına açtığı mağazada oturan kadına bu olanlar hakkında ne düşündüğünü soruyorum. “Konu ne bilmiyorum” diyor. Dövizleri net bir şekilde okuyabildiği halde 17 gündür burada toplanan kalabalığın sebebini merak etmemiş olabilir mi? Şaşırıyorum. Hemen yandaki mağazaya aynı soruları yöneltiyorum. “Biz bilmiyoruz, pek karışmıyoruz mağaza olarak bunlara.” “Bize bir zararları yok ama, bu kadarını söyleyebilirim.” Başka bir iş yerinde orta yaşlı bir adam Celep için konuşmayacağını söylüyor, ama söyleyeceği genel birşeyler varmış: “Ülkenin gidişatı hiç iyi değil. Bayır aşağıya yol alıyoruz ve nereye ne zaman toslayacağız bilmiyoruz. Meydanlarda direniyoruz, evde direniyoruz, iş yerlerinde direniyoruz. Allah sonumuzu hayır etsin.”

 

piyango

 

Pankartların tam önünde oturan Milli Piyango satıcısına takılıyor gözüm. 26 yıldır bu işi yapıyor, ismi Aydın. Eylemin tam önünde oturduğunu söylediğimde, ondan rahatsız olduğumu sanarak, “önlerini kapatmıyorum değil mi?” diye soruyor. Yok, yok diyorum, yanlış anlamayı düzelterek. Celep’in eyleminin tam içinde durduğunu, tüm bu olup bitenlerle ilgili ne düşündüğünü merak ettiğimi söylüyorum: “İşleri çok zor” diyor. “Hepimizin işi çok zor. Hakkımızı tabii ki arayacağız pes etmek yok. Ama işlerini geri alsalar bile yeniden kaybetmeleri bir telefona bakar. Tek adama bakıyor her şey. Çok geç kalındı.” Kafamı kaldırıp arkasında pankartlarıyla, gülen gözleriyle oturan kadınlara tekrar bakıyorum. Daha hiçbir şey için geç değil.

 

Bugün 14 Şubat 2017 Salı, Betül Celep’in meydandaki 23. günü.

 

Bir de bunlar var

Welcome to İstanbul, Sarai
Devlet Hastanesinde Narkozsuz Kürtaj Dehşeti
ABD Temsilciler Meclisi’nde Bir Panseksüel Var: Mary Gonzalez Dolaptan Çıkıyor

Send this to friend