Tüm ayrıcalıklarına ve seyirci ile arasındaki mesafenin sağladığı “hoşgörü”ye rağmen Ersoy’un maruz kaldığı hakaretler, Türkiye’de bu ayrıcalıkların hiçbirine sahip olmadan var olmaya çalışan Müslüman LGBTIlerin deneyimleri üzerine daha çok düşünmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

MEYDAN

Başörtülü Bülent Ersoy ve Müslüman LGBTI Varoluş

Bülent Ersoy’un Pazar gecesi kandil münasebetiyle ekrana başörtülü olarak çıktığı show’u sonrasındaki tartışmalar Türkiye’de Müslüman bir LGBTI olmanın tahayyüle sığdırılamayan bir varoluş olduğunu yeniden hatırlattı. Müslüman ve LGBTI olmak birbirini dışlayan iki tezat gibi algılanıyor. Hristiyanlıktaki Sodom-Gomorra hikâyesinin Kuran’daki benzeri olan Lut Ayeti’ne dayanılarak eşcinselliğin İslam tarafından yasaklandığı ve günah olduğuna dair hegemonik söylem, İslam ve eşcinsellik tartışmalarını domine ediyor.

 

Bu Ortodoks söyleme göre, Lut kavmi erkek erkeğe cinsel ilişkiye girmeleri nedeniyle Allah tarafından cezalandırılıyor ve helak ediliyorlar. Lut ayetinin bu okuması, eşcinselliğin günah olduğunun bir kanıtı olarak sunuluyor. Bir grup erkek İslam âliminin ve müfessirin dimağlarından yüzyıllardır süzüle süzüle gelen bu heteroseksist yorum, İslam üzerine söz söyleyen İslamcı partiler, sivil toplum kuruluşları, medya, tarikatlar, cemaatler, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar/gruplar tarafından, İslamcı entelektüeller tarafından ve nihayetinde gündelik hayatta Müslümanların ezici çoğunluğu tarafından her gün yeniden üretiliyor.

 

Eşcinselliğin İslam’da yasak olduğu ve büyük bir günah olduğu fikri o kadar yaygın ki Müslüman ve LGBTI varoluş neredeyse hiç yan yana gelemiyor, kamusal alanda görünür olamıyor. Oysa Müslüman LGBTI bireyler var! Kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam’a inanan, dini değerleri dikkate alarak hayatını şekillendirmeye çalışan LGBTIler var. Müslüman ve LGBTI varoluşu çelişkili görmeyen, bunları gündelik hayatında eşzamanlı olarak deneyimleyen, inancını ve cinselliğini birbirine uyumlu şekilde yaşamaya çalışan bireyler var. Tıpkı feminist teolojik yaklaşımlar gibi, Kuran’ı ve ayetleri farklı okumalara tabi tutarak yeniden yorumlayan ve LGBTI varoluşlara İslam içinde alan açmaya çalışan gruplar var (Bkz. Güney Afrikalı eşcinsel imam Muhsin Hendricks’in Kaos-GL’deki söyleşisi).

 

Türkiye’de Müslüman LGBTI varoluş hakkındaki kamusal sessizlik örtüsü, Bülent Ersoy ve Cemil İpekçi gibi sanat, moda, TV dünyasında belirli ayrıcalıklar edinmiş olan ünlülerin medya görünürlüğü sayesinde zaman zaman yırtılıyor. En son geçtiğimiz Pazar günü Bülent Ersoy kandil gecesi nedeniyle başörtüsü ile programa çıkınca “transseksüelden Müslüman olur mu?” tartışmaları aldı yürüdü. Sesler çok çeşitli. Ama iki grup var ki Bülent Ersoy’un Müslüman olamayacağı konusunda kafaları net, çok eminler, onların zihninde başörtülü bir Bülent Ersoy bir oksimoron.  İlk gruba kısaca “küçük tanrıcıklar” diyebiliriz. Transfobi ile Müslümanlığın banal bir sentezi. Şöyle ki:

 

jpeg1

 

Bülent Ersoy onlara göre kadın değil, olsa olsa günahkâr olabilir. Trans bir kadının varoluşu itibariyle günahkâr olduğuna karar vermişler; ne yapsa fayda etmeyecek onlara göre. Her biri adeta birer Allah! Onlara göre, başörtülü bir trans, İslam’a hakaret teşkil ediyor. Otoriter İslam kalplerde böyle doğuyor işte. Hakiki ve gerçek İslam’ı kendilerinin bildiklerini, Müslüman olduğunu iddia eden bir takım sapkınların ise bu gerçek İslam’ı bozduklarını ima ediyorlar. Onlara göre tek bir İslam var, o da kendi İslam’ları. Özcü bir yaklaşımla İslam’ın tekil, homojen, statik, tarih üstü, zamanlar ve mekanlar üstü olduğunu varsayıyorlar. İslam’la ilgili ne söylenecekse, en iyi onlar bilirler. Kendilerini neyin İslam’a uygun, neyin İslam dışı olduğunu söyleyebilecek otoriteler olarak kuruyorlar; böylece onların onaylamadığı Müslüman öznellikleri gayri meşru ilan edebiliyorlar.

 

İkinci kesim ise, İslamofobi ile LGBTI destekçiliğinin flörtünün meyveleri. Bu kesime göre, İslam eşcinselliği ve transseksüelliği günah ilan eden; özünde baskıcı, homofobik ve transfobik bir din. “Bülent Ersoy kendisini kabul etmeyen bir dine neden inanıyor ki? Dinle, İslam’la uğraşacağına gelsin, LGBTI özgürlük hareketi için bir şey yapsın.” Sosyal medyada rastladığım birkaç örnek:

 

–        Bülent Ersoy din ve arabesk gibi saçmalıklarla uğraşacağı yere LGBT bireyler için hürriyet mücadelesi verseydi keşke. Onur lütfen, biraz onur!

–        Bülent ersoy’un varlığı bütün lgbt’lere hakaret! Seni kabul etmeyen dini nasıl benimsersin ya? Hayır sahiden neyin kafası?

 

İsmail Alacoğlu’nun Bülent Ersoy’un performansı için “kimilerinin islamofobisini, kimilerinin transfobisini, kimilerininse hem islamafobi hem tranfobisini açığa çıkarttı. Bu yüzden şahane bir performanstır” dediği şahane yazısının paylaşıldığı post’ların altında rastladığım birkaç yorum da şöyle:

 

–        (…) en büyük sıkıntım “din” olgusu.. bülent ersoy’un dünkü kepazeliği cinsiyeti üzerinden şu şekilde eleştirilemez mi? arkadaş sen daha seni kabul etmemiş, edememiş, reddetmeye, yok etmeye kodlanmış bir yapının parçası olmayı kendine nasıl yediriyorsun? hadi yedirdin propagandasını nasıl yapıyorsun? sen bir trans birey olarak herhangi bir ilahi dinle ilişki kurmayı tutarlı buluyor musun?

 

–        Transfobi elbette. Ama bu islamofobi sifatindan artik iyice biktim. Zaten cok gulunc bir sahneydi. Neden? Cunku dinler LGBT bireylere hep kin ve nefret kusuyor. Ve sadece LGBT degil, genel olarak otekilestirenlere karsi kin ve nefret kusan dinlere, illa ki barismamiz mi lazim? Neden?

 

İslamofobi ve LGBTI politikasını yan yana getiren bu ikinci kesim, Müslüman LGBTI varoluşu tutarsızlık, onursuzluk, saçmalık ilan ediyor. Aklı olan, biraz düşünebilen bir LGBTInin Müslüman olamayacağını ima ediyor. Oldukça tepeden bir üslupla, LGBTIler için en doğru olanın ne olduğuna kendilerinin karar verebileceğini düşünüyorlar. Onlara göre, Bülent Ersoy ve Müslüman LGBTIler yanlış bir bilinç içerisinde, rasyonel sorgulamalar içine giremiyor, aklını kullanamıyor, gözleri kör olmuş, nasıl bir saçmalık içinde olduklarını göremiyorlar. Fırsatları olsa tıpkı başörtülü kadın öğrencileri ikna odalarına sokan Kemalist teyzeler gibi, LGBTI Müslümanları alıp İslam’ın onlara uygun olmadığını anlatacaklar. Din, dini inanışlar, bilgiler ve pratikler kamusal alanda savunusu yapılan her şey gibi eleştirilebilir olgulardır. Ama İslam eleştirisi ile İslamofobi arasında ince bir sınır vardır. Bu kesim, sadece Müslüman oldukları için bazı LGBTIleri doğru düşünemeyen, onursuz, tutarsız, saçma, akılsız olarak temsil ettiği ve Müslüman LGBTI deneyimini değersizleştirip ötekileştirdiği ölçüde din eleştirisinden ziyade İslamofobiye yakınsıyor.

 

Bu kesim, ironik bir biçimde “küçük tanrıcıklar” ile çok benzer noktalara düşüyor ve onların ekmeğine yağ sürüyor. Her iki grup da transseksüelliğin/eşcinselliğin İslam’da kabul edilemez bir günah olduğunu ve Müslümanlık ve LGBTI varoluşun birbiriyle çeliştiğini söylüyorlar. Böylece, Müslüman LGBTI öznellikleri değersizleştiriyorlar, İslam içinde LGBTI varoluşa özgürlük alanı açmaya çalışan Müslüman yaklaşımları ve Kuran’ın LGBTI-dostu okumalarını yok sayıyorlar.

 

Tüm diğer dinler gibi İslam da çoğul, parçalı, çok sesli, çok aktörlü bir olgudur. Dini hakikat dediğimiz şey tarihsel, ekonomik, politik, sosyolojik süreçlerle değişir ve dini hakikat iddiasındaki farklı aktörler arasındaki iktidar mücadeleleri ile ilişki içinde dönüşür. Toplumsal düzen içinde haksızlığa uğrayan, dışlanan, ötekileştirilen kesimlerin hakları ve özgürlükleri için örgütlenmeleri ve mücadele etmeleri dini hakikat mücadelesine de sirayet ediyor. Örneğin feminist hareketle beraber ortaya çıkan feminist teolojik yaklaşımlar ve feminist Müslüman örgütlenmeler, erkeklerden oluşan İslami âlim elitinin iktidarına karşı çıkıyorlar ve erkek egemen dini normlara ve pratiklere itiraz ediyorlar. Keza, LGBTI hareketinin güçlenmesiyle queer teolojik yaklaşımlar ve LGBTI Müslüman örgütlenmeler ortaya çıkıyor. Bugün, Müslüman LGBTI varoluşu değersizleştiren İslamofobik LGBTIler, farkında olmadan homo/transfobik Müslümanların elini güçlendiriyorlar. Özcülüğün dayanılmaz hafifliği içinde, “İslam özünde bizi kabul etmiyor” diyerek aslında otoriter Ortodoks İslam’ın kendini hakiki ve değişmez İslam’ın yegâne temsilci olarak lanse etmesine hizmet etmiş oluyorlar. Kendini neyin hakiki, gerçek, doğru İslam olduğuna karar veren otorite ilan eden Ortodoks İslam’ın Müslüman LGBTI öznelliğini yok saymasına, aşağılamasına, marjinalleştirmesine prim vermiş oluyorlar.

 

Facebook’ta rastladığım, iki başörtülü Müslüman kadın arasında geçen şu diyalog, LGBTI varoluş üzerine Müslüman yaklaşımların çoğulluğunu gösteren bir örnek:

 

jpeg2

 

 

Yani Müslüman bir kadın Bülent Ersoy’un başörtüsü için “Vallahi de yakışmış. Kimsenin dini kimseye dert olmasın kardişlerim” yorumuyla Bülent Ersoy’a yönelik son transfobik hakaretlerin eleştirildiği bir yazı paylaşıyor. Başka bir Müslüman kadın o iletinin altına, “Allah’a şirk koşarcasına ‘sen beceremedin, ben becerdim’ der gibi cinsiyetini değiştiren” Ersoy gibi bir günahkara başörtüsünü nasıl yakıştırırsın, minvalinde çıkışıyor. İlk yorumu yazan kadın cevap veriyor: Bülent Ersoy gibi kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kadının dinini sorgulamak ve Müslümanlığını yargılamak ne size ne bana düşer, bu otoriteyi nasıl kendinizde buluyorsunuz. Bu diyaloga tanık olan başka bir Müslüman kadın ise, Bülent Ersoy’u yargılayacağımıza, şov yapmakla suçlayacağımıza, “o başörtüsü takıyorsa, biz çarşaf giymeliyiz. Aynı safta bulunamayız” diyeceğimize, kendimize bakalım,  gündelik hayatta kendi yaptığımız şovlara bakalım minvalinde bir eleştiriyle olaya bambaşka bir perspektif katıyor. [Edit: Yazının orijinal versiyonunda yer alan ve bu üçüncü yorumu gösteren Facebook görüntüsü, ileti sahibinin isteği üzerine yazıdan çıkarılmıştır.]

 

Son sözü Bülent Ersoy’a vereyim. 2009, Cnn Türk, Reha Muhtar’ın sunduğu Çok Farklı programı. Ertuğrul Günay ve Ali Bulaç’ın kendisine yönelik transfobik zırvalarına ayar vermek üzere Bülent Ersoy telefonla canlı bağlanıyor.

 

“(…) Önce insan insandır, insan yaradanın yarattığıdır. Hani şimdi bazen ayırım yapılıyor ya, ‘biz Müslümanız, sizler kâfirsiniz’ der gibi bir ayrımcılık yapılmaya çalışılıyor. Ben tabii buna karşıyım. Benim ne derece Müslüman olduğumu Hak Teâla bilir. Kimseye de bunun hesabını vermem. Çünkü bizlerde, Müslümanlıkta ruhban sınıfı yoktur, ki Hristiyanlıkta olduğu gibi papaz efendi aracı olsun da benim adıma Allah’tan istesin. Papaz efendi kim oluyor? Ben Allah’ıma elimi açarım, Allah’ımdan isterim. Günah işlemişsem gerekirse tövbemi ederim. Hak Teâlâ da bunu zaman içerisinde affederse eder; etmezse de, dualarım kabul olmuyorsa da olmuyordur. Ama ben Allah’ımla birebir konuşurum. İbadetlerimi birebir ederim. Araya kimseyi sokmam. Onun için kimin ne kadar Müslüman, kimin ne kadar kâfir olduğunu ancak üstümüzdeki Hak Teâla, Allah-u Teâla bilir.(…) Benim ruhumu kim üfledi? “Allah üfledi ve Rahman’ın nefesidir” diyorsunuz. O zaman demek ki o nefes beni de üfledi dünyaya gelmemde, o dedi ve ben oldum. O zaman biz şimdi, tövbe Haşa o zaman Allah’ı mı sorumlu tutacağız? Ya rabbi, niye beni Reha Muhtar veya niye beni Leman Sam gibi dünyaya getirmedin Ya Rabbim, mi diyeceğiz? Böyle bir hakkımız var mı? Çünkü dünyaya gelmemizi bile bize sormuyorlar ki! Böyle bir hakkımız yok. Dünyaya gelişimizde bize ‘Sen dünyaya gelmek istiyor musun veya ne şartlar altında geleceksin/gelmek istiyorsun?’ diye bana soran oldu mu? Hayır. Burada Allah’ı sorguluyorsunuz. Lütfen, daha dikkatli olmanız gerekli diye düşünüyorum. Ben Allah’ı çok seviyorum. Allah’ın bütün kural ve kaidelerine de riayet ederek yaşıyorum.” (Program iki parça halinde şurada ve şurada)

 

Ersoy’un bu sözleri, o programda Ali Bulaç’ı susturdu. Ama şunu unutmayalım, Bülent Ersoy gibi sanatsal kariyeri nedeniyle toplumsal olarak saygı gören, sınıfsal ve statü temelli pek çok ayrıcalığa sahip, medyada kendini ifade edebilme kanallarına sahip biri dahi 60 yaşını geçmiş olmasına rağmen hala kadınlığını, Müslümanlığını, dindarlığını sürekli açıklamak ve ispatlamak mecburiyetinde bırakılıyor. Türkiye’de bir trans apartmanda ya da mahallede karşılaşılan bir komşu olmadığı müddetçe, mesela sahnede ya da ekranda seyredildiği, yani arada hep belli bir mesafe olduğu sürece, artistlerin/starların o uzak dünyasından seslendiği müddetçe “hoşgörü”lebiliyor. Ama Bülent Ersoy’a yönelik son transfobik saldırılar, “hoşgörü” denilen bu şeyin ne kadar kırılgan, ne kadar ikiyüzlü, ne kadar güvenilmez olduğunu gösterdi. Tüm ayrıcalıklarına ve seyirci ile arasındaki mesafenin imkan tanıdığı “hoşgörü”ye rağmen Bülent Ersoy’un maruz kaldığı hakaretler, bugün Türkiye’de bu ayrıcalıkların hiçbirine sahip olmadan var olmaya çalışan Müslüman LGBTIlerin deneyimleri üzerine daha çok düşünmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

 

(Not: Ben bu yazıyı yazdıktan kısa bir süre sonra Ersoy yazılı bir açıklama yaparak inancı ve cinsiyetine yönelik ötekileştirici yorumlara 2009’daki sözlerine paralel şekilde cevap verdi. Şurada: http://kaosgl.org/sayfa.php?id=15607)

 

Görsel: Death and the Masks, James Ensor, 1897.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • http://www.erhankilic.pro Erhan Kılıç

    O zaman siz biraz bilgilendirme gerekli. Nasıl ki hem ateist hem müslüman olunmuyorsa hem lbgt hem de müslümanı es geç teist bile olunmaz. Çünkü tüm dinlerde lbgt ezilir, öldürülmesi gereken bir hastalık gibi görülür.
    Bazı şeylerin ayrımına dikkat etmek gerekiyor.

    • Willow

      Bunu da siz mi iddia ediyorsunuz? Siz öyle dediniz diye olmaması çok sevindirici. Hem de “tüm dinler” diye genellemişsiniz bir de. Tek tanrılı dinler nerde, çok tanrılı dinler nerde. Yine tek tanrılı dinlerin pratiklerinin her zaman ve coğrafyada değişmesi bunun neresinde? Ne güzel böyle iki cümlede teoloji ve dünya tarihini “ben bilirim”cilikle bırakıp kaçmak. Sanki din ve kültür bizim sışımızda varolan, etkilenmediğimiz gerçekler ve sanki cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğimizle hiçbir etkileşimi olamaz fanusta yaşarcasına. Eşcinsel evliliklere de böyle saçmasapan argümanlarla gelenler var “Toplum ve aile zaten kurtulunması gereken bir şey, evlilik için uğraşacağınıza başka işlerle uğraşın” diye, biraz onu hatırlatıyor bu tutum bana. Kişi kendini nasıl tanımlayacağına kendisi karar verecek, temel mesele bu. Nasıl başı açık bir kadına “Sen müslüman olamazsın!” diye bağırmıyor, alkol aldığını bildiğimiz arkadaş Ramazan’da içmeyince saldırmıyorsak, trans kadınlar da müslüman iseler kıçımızı devirip oturacağız ve bu bizi rahatsız bile etmeyecek. Kişilerin ellerindeki gücü nasıl kullandıklarına, kendilerinin de geçmek zorunda kaldığı kimlik savaşlarına katkılarını ya da katkısızlıklarını tartışabilir, o insana neden aktivist olmadığını sorabilir, yardım isteyebilir, tutumunu eleştirebiliriz. Ama dinine saldıramayız. Bunu da böyle dile getirmek zorunda kalmak ne kadar acayip.

    • Sabi

      Hem ateist hem müslüman olunmaz evet. Ateizm ve müslümanlık arasındaki ilişki ile lgbti bireyler ve müslümanlık arasındaki ilişki kesinlikle karşı karşıya getirilebilecek düzlemlerde değildir. Mesela bu iki örneğin ayrımına dikkat ederek başlayabiliriz tartışmaya :)

      • Sabi

        Bu yorum Erhan’a gidecekti :)

  • sıla

    güzel ve çok açıklayıcı bir yazı olmuş, elinize sağlık. bu ötekileştirme tabir ettiğimiz mevzu çok ilginç geliyor bana. zira toplum içerisinde bizden değilsin diyerek bir kenara itilen insanların da bir grup içerisindeyken bunu başkasına yapması sık karşılaştığımız bir durum. transfobi fazlasıyla tahmin edilebilir bir tepki , lakin LGBTI bireylerin islamofobi üzerinden yine başka bir LGBTI bireye bunu yapması garibime gidiyor. her ne kadar bülent ersoy’un “kabul edilmişliği” ve ona gösterilen “hoşgörü” dediğiniz gibi ayrıcalıklı konumu ve seyirciyle arasındaki mesafeden kaynaklansa da yine de göz önünde bulunan bir trans birey olarak türk insanının konuya aşina olmasını sağladığı da bir gerçek.Bu LGBTI’ların islamı (ya da genel olarak din olgusununun) kendisini ötekileştirenle bağdaştırdığı birşey olmasından kaynaklanıyor olabilir mi diye düşünüyorum. Ama tabi bu da kendimizi ait hissettiğimiz topluluk içerisinde nereye konumlandığımız konusuna çıkıyor. Hangi kimliğe bürünmüşüz ve bu kimliği belirleyen etkenler nedir? gibi sorular dönüyor kafamda.

  • Kurt

    Bu çok absürd bir tartışma değil mi gerçekten? Herhangi bir dinin bırakın eşcinselleri, insanlığa ve dünyaya bir faydası yokken, sadece insanları kutuplaştırmaya ve kendinden olmayanları, gavurları, “heretic”leri dışlamaya, öldürmeye, kendi saçma ve hiçbir dayanağı olmayan inançlarını başkalarına kabul ettirmeye dayalı bir sistemken, bunu neden konuşuyoruz?

    Eşcinsellerin varoluşu problemi bitti sıra müslüman eşcinsellere mi geldi?

    Müslüman eşcinsellerin bir kaç tahtalarının eksik olduğunu düşünmekten başka birşey yapamıyorum.

  • http://avventvra.blogspot.com Sezgi

    http://www.huffingtonpost.com/2013/11/05/orthodox-calendar-priests-gay_n_4214872.html

    ortodoks hristiyan kilisesi, gay evliliğini desteklemek için hazırlattığı takvimle pozitif duruşunu gösterdi.

  • Ekim

    Dince en üstün mevki inanmak ve en büyük sevap inandırmaksa, birine ‘sen şöylesin inanma’ demek sanırım en büyük küfür oluyor? Küçük tanrıcıklık oynamaktan ötürü toplumca ortaçağdan çıkamıyoruz, başka bir hak hukuk düzlemine geçemedik. Bu arada birçok LGBT’nin dinden dışlanmaktan, canlarına kast ve tehditlerin dine dayandırılmasından ötürü hissettiği kırgınlık ve kızgınlığı çok anlaşılır buluyorum bir yandan… Bülent Ersoy’la ilgili yalnız gözden kaçmaması gereken durum, son derece ‘medya gediklisi’ ve uyanık olması. Bu tesettürlü programın direkt Mevlut kandili özel yayınıyla rating mücadelesinin bir parçası olduğunu, çok başarılı olup herkesi konuşturduğunu görmeden edemiyorum… Tabii ki sadece bu değil ama sadece manevi değildi bence.

  • aylin

    cok guzel bir yazi olmus Sebnem hanim, bravo.

  • lalala

    Bülent Ersoy bütün inananlar gibi derecesini/sınırlarını kendisinin belirleyeceği şekilde dini ibadetlerini pratik eder, bunun motivasyonlarını sorgulamak kimseye düşmez. Bununla birlikte politically correct olmak adına İslam’ı ya da diğer semavi dinleri olduğundan liberal gösterme çabasıyla arama mesafe koyuyorum. Bülent Ersoy belirtilen demeçlerinde yaratıcısıyla kurduğu bireysel ilişkisinden bahsetmiş ve hristiyanlıkla karşılaştırarak (bu da tartışılır) ‘insan aracısız’ dizayn sayesinde ali bulaç gibilerinin bulunduğu ortamda minimum İslami liberalizmi kurmuş. Yani ‘herkes kendi işine baksın’ şeklindeki minimum liberalizmle ‘İslamın teolojik dominant okumasını’ karşılaştırmak, alternatif olarak görmek elmayla armutu karşılaştırmak gibi. Kuranı Kerim özellikle Lut Kavmi ile alakalı bölümü özelinde gayet de ‘özünde baskıcı, homofobik ve transfobik’ bir mesaj içeriyor. İnananların önemli bir kısmına göre de tek ‘okuma’ bu. Nasıl ki iki kadının şahitliğinin tek erkeğe eşit olmasının (saçmalamadan) feminist okuması yapılamaz, ama Kuran’ın başka kısımlarından alternatif okumalar yapılır, Lut Kavmi ile alakalı yer de ‘bir çeşit okuma’ olarak görülemez. Altı üstü insan ve toplum ilişkilerini düzenleyen, tabiatı itibariyle kısıtlayıcı ve statik bir mesajın, yaratıcı-yaratılan arasında kurulan bireysel, kendine özgü, mediative ilişkilerle karşılaştırılması, bunun da ‘islam içerisinde farklı okumalar’ olarak görülmesi bana mantıklı gelmiyor. Toplum dizaynıyla kişisel meditasyon çok farklı. Yine de ‘eldeki malzeme’ ile iç huzurunu sağlayabilen kadınların ve LGBTİlerin huzurunu kaçırmamalıyız, zaten zor bir iş yapıyorlar.

  • rasyonel

    Kuran’ın çok açık hükümlerine rağmen Kuran’ı kendi varoluşuna adapte etmeye çalışmak sadece biz LGBTI bireylere has bir durum değil. Kuran’ın 1400 yıl önceki hükümlerine göre yaşamını sürdüremeyen bir çok kişi kendilerini Kuran’a uydurmayı başaramayınca Kuran’ı kendilerine uydururlar.Çünkü küçüklüklerinden beri Kuran’ın bir “efendi tanrı”nın sözü olduğuna inanılan bir çevrede yetişmişler ve tersini iddia eden görüşlerle tanışmamışlardır. Ateist lafını duymuş olsalar bile ateizmin argümanlarını bilmiyorlardır. Kuran’ın bir doğaüstü gücün sözleri olmadığını savunan görüşün argümanlarından haberleri yoktur. Bu inanç sahipleri için cennet “vaadi” ve cehennem “tehdidi” o kadar yaşamsaldır ki bu argümanları dinlemek bile tehlikelidir.

    Dolayısıyla Kuran’ın eşcinsellere yaklaşımını gösteren ifadeyi tekrar buraya yazmak ve bilmeyenlere göstermek aydınlatıcı olabilir:

    “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz? Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz.” Araf 80-81.

    Burada Kuran 4 tanı koyar:

    1) Cinsel tatmin için kadınları bırakıp da erkeklere yanaşmak çirkin (hayasız, rezil, ahlaksız çevirileri de mevcut) bir iştir.
    2) Bu çirkin işi Lut Kavmi’nde önce kimseler yapmamıştır.
    3) Siz bütün bir millet olarak bu çirkin işi yapıyorsunuz.
    4) Bu nedenle taşkın bir milletsiniz.

    Bu 4 tanıdaki tek sorun eşcinselliğin çirkin olarak nitelendirilmesi değildir. Bundan ötesi vardır. 2 numaralı tanı tarih bilimine 4 numaralı tanı da biyoloji bilimine göre gerçekdışıdır

    Müslüman eşcinsel kardeşlerimizin konuyu bu somut bilgilerin ışığında özgür vicdanlarında cennet ve cehennem korkularından arınarak değerlendirmeleri dileğiyle…Bu bilgileri vermenin islamofobi olmadığını da diğer bazı kardeşlerimizin anlamaları umuduyla…

  • Evren Jülide Koç

    :ok kısa ve net, evet tek tanrılı dinler objektif olarak ele alındığında-özellikle katolikler- eşcinsel birliktelikleri yaşaklar ve lanetler, en temel sebebi, erkeğin spermlerinin kutsal olduğu ve boşa harcanamayacağı inancıdır. zira tanrıdan gelmektedir bu güç ve yeni isacıklar ve meryemcikler doğmayacaksa sex yasaktır, masturbasyon ve kürtaj günahtır,yasaktır. tanrı parçacığını laboratuarlarda değil, spermde bulmuş adamlar. Şimdi tamam da benim anlamadığım insanların inanç mahremiyetinin niye diğer insanları bu kadar ilgilendirdiği. Din-özellikle tanrı inancı çok öznel bir şey, kime ne? Bülent Ersoy şov malzemesi olarak kullandığı için, pirim yapmaya çalışıyor falan diye eleştirilebilir bir kısım tarafından, translığı hiç konuşulmadan yapılan eleştirilere de rastladım-bu anlaşılabilir. Ama gerçekten ben müslümanım veya hristiyanım, inanıyorum diyen bir insana kimse ders vermeye kalkmasın, saygı duysun sussun. Namaz mı kılacak seccade versin ya da temiz bir yer göstersin, sussun. hani hep söylediğimiz hoşgörü budur.

  • Hande Lara

    Çok güzel yazı olmuş elinize sağlık. Nicedir birinin bu konu hakkında duyarlılık göstermesini bekliyordum. “Jihad for Love” filmini hatırlattı bana yazınız. İzlemediyseniz ilgilinizi çekebilir Müslüman LGBTlerin yaşamlarına dair iyi işlemiş bir film.

  • velvetis

    Öncelikle Kurt’un yaptığı yoruma istinaden şunu söylemek istiyorum ki varoluş mücadelelerini hiyerarşik bir biçimde öncelikler üzerinden düşünmek iki açıdan ciddi bir biçimde sorunlu: 1) Herkes kendi mücadelesini kendi konumundan çıkarak yapma özgürlüğüne sahiptir. Siz kendiniz eşcinsel müslümanların mücadelesinin bir parçası olmak zorunda değilsiniz ama bırakınız bu kişiler de kendi mücadele alanlarını/sahalarını tanımlama ve buradan çıkarak istediklerini yapma özgürlüğüne sahip olsunlar. 2) Mücadeleler homojen olgular değillerdir. Bir mücadele içinde farklı ve birbiriyle çelişen/çatışan poziyonlarda insanlar olabilir. İlla da tektip bir mücadele olmalı diye diretirken kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzü tekrar düşünmenizi öneririm.
    İkinci olarak da şunu söylemek istiyorum ki ben yazıyı gerçekten ilgi çekici buldum – gerek içeriği, gerek nüanslı yaklaşımı, gerekse tartışma açıcı niteliği açısından. En nihayetinde İslam da bir söylem ve bir söylem olarak iktidar ile farklı coğrafyalar, farlı zamanlarda kısacası farklı bağlamlarda farklı ilişkiler içerisine giriyor. Burada önemle altının çizilmesi gereken noktanın bu söylemin ne kadar açık olduğu, farklı okumalara ne kadar imkân tanıdığı, ne kadar eğilip büküldüğü ve bu ölçülerde İslam’a inananlara ne gibi faillik imkânlık tanıdığıdır bence. Liberal hoşgörü toplumundan farklı bir toplum tahayyül ederken bence düşünmemiz gereken nokta da ‘hak’ mevzusuna nasıl yaklaştığımız olmalı. Eğer siz sadece ‘hiçbir dine inanmayan’ LGBT’leri belli haklara sahip olması gereken bedenler olarak imliyorsanız, egemen hegemonik söylemden ne farkınız kalıyor gerçekten? Hak mevzusunu daha derinlemesine düşünmeden,LGBT Müslümanların dünya üzerindeki farklı aktivism pratikleriyle ilgilenmeden, takip etmeden, böyle genel geçer yorumlar yapmak, ‘ben biliyorum din kötüdür’ demek oldukça indirgemeci bir yaklaşım ve bu söylemleri üretirken kiminle ittifak içinde olunduğunun, kimin çıkarlarına hizmet edildiğinin ne yazık ki fark edilememesine yol açıyor.
    Son olarak da Bülent Ersoy’un niyeti beni o kadar da ilgilendirmiyor açıkcası çünkü niyetinden bağımsız olarak gerçekleştirdiği performansın uyandırdığı etkiler insanların farklı fobik düğmelerine basıp durdu ki esas tartışılması gereken noktanın da bu olduğunu düşünüyorum.

  • fidi

    “islam içinde LGBTI varoluşa özgürlük alanı açmaya çalışan Müslüman yaklaşımları ve Kuran’ın LGBTI-dostu okumalarını yok sayıyorlar”ben bu cümleyi kavrayamadım.bunu yapanlar hareket içinden mi (yanı lgbtı hareketi içinden mi)yoksa hareketin dışında fakat hareketi dışlamayan bir grup mu var? yazılı çizili bir belge varsa okumak isterim şebnem k.

  • Evren S.

    Sebnem, eline saglik, harika bir yazi olmus. Bu tartismaya su bilgiyi de eklemek istedim: Iran Islam Cumhuriyeti’nde Humeyni’nin fetvasiyla 80lerin ortasindan beri trans bireylere devlet destekli cinsiyet degistirme operasyonu yapiliyor. Hatta su anda Iran dunyada Tayland’dan sonra en cok cinsiyet degistirme operasyonu yapilan ikinci ulke. Tayland’daki rakamlar yogun bir cinsiyet degistirme turizmini de iceriyor. Iran ise sadece yerel ameliyatlarla ikinci sirada. Islam ve transligi birbirine illa ki zit seyler olarak tartisan arkadaslar bunlardan habersiz tahminen. Hatta bu konuyla ilgili yeni bir kitap cikti Aralik ayinda, ama simdilik sadece Ingilizce: https://www.dukeupress.edu/Professing-Selves/

  • velvetis

    Yazıyı ve yorumları tekrar okuduğumda aklıma takılan bir nokta da şu oldu. Dinlerin insanları kutuplaştırdığını, kendinden olmayanları marjinalleştirdiğini, ötekileştirdiğini söylerken, benzer bir söylem üretmenin etkileri nelerdir? “Kendi saçma ve hiçbir dayanağı olmayan inançlarını başkalarına kabul ettirmeye dayalı bir sistem” olarak dinden bahsederken, acaba hangi dayanak noktaları ve zemin üzerinden konuşuluyor? Dini söylemleri sorgulayan aydınlanmacı hümanist bir yaklaşım kendisinin sömürgeci, baskılayıcı, dışlayıcı, şiddet dolu pratiklerini görebiliyor mu yoksa kendisini adeta bir dinsel dogma olarak yeniden mi inşa ediyor? Ben şahsen aydınlanmanın özgürlük, birey, adalet, eşitlik gibi kavramlarına inanan bir birey olarak mevzu bahis din olduğunda kendi söylemimizin zemin ve temellerini de sorgulamaya açık bir yerden eleştirel olmamız gerektiğini düşünüyorum. Ve her şeyin ötesinde ‘haklar’ mevzusuna yaklaşımımızda (Buna örgütlenme, mücadele etme hakkı da dahil) birtakım ‘adamlar’ tarafından belirlenen standartlara uyma zorunluluğundan öte bir noktada ‘dert’leri olan gerçek bireyler olarak birtakım haklara sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum. Son olarak da bir LGBT ateist olmalıdır tadında normatif söylemler, kimliklerin geçişliliğini, paradoksal yapısını, çelişkilerini göz ardı ederek tutarlı, sabit, disipline edilmiş uysal bedenler üretmeye yönelik iktidar yapılarıyla işbirliği içerisine girmekten yakasını kurtaramaz bence. Bir yerde paradoks görünce, adını koyamayınca hissedilen o huzursuzluk, düzeltme, nizama sokma arzusu homofobi ve transfobiyle el ele yüremektedir kanımca…

  • 5h4rfl1

    benim gördüğüm kadarıyla B. Ersoy trans olduğu ve aynı zamanda müslüman olduğu için bu kadar ağır eleştiriye maruz kalmış değil. Ersoy son 1 haftada ünlü olmuş bir isim değil. yıllardır hem trans hem de müslüman kimliği ile ekranlarda olan biri. evet, insanımız ekranlarda gördüğü medyatik, ünlü, imtiyazlı kişilere kendi hayat görüşünün dışında dahi olsa “hoşgörü” gösteriyor. en azından aşırı toplumsal tepki göstermiyor-du! ta ki bu haftaya kadar. peki ne değişti? bundan birkaç yıl öncesine kadar ramazan özel programlarına katılan, canlı yayınlarda ezan-ilahi okuyan, iki lafının biri allah olan ve ekranlarda sıklıkla dini söylemlerde bulunan Bülent Ersoy hiç bu kadar kitlesel tepki görmüyordu. canlı yayında iftar yemeği yemişliği olan bir insandır kendisi. en yakın arkadaşlarından biri de (modacı bir kadın, adını unuttum) aynı Ersoy gibi özellikle son dönemde dini (islami) laflar etmeye başlayan, gezi sürecinde hükumete ve başbakana açıktan destek veren biri. B. Ersoy, düne kadar her fırsatta başbakana övgüler düzen, yeri gelince de kendi canlı sahnesinde ya da tv’de rakı kadehini fırlatan bir kadındı ve (yandaş basından takip ettiğim kadarıyla) akp seçmen kitlesinden aferinleri, helal olsunları topluyordu. peki ne oldu da bu imtiyaz bir anda son buldu? benim düşünceme göre Ersoy yıllardır muhafazakar kesim ile ilginç bir ilişki, adı konmamış bir anlaşma içinde gibiydi. herkes yerini ve sınırlarını biliyordu ve kazasız belasız yuvarlanıp gidiliyordu. bir gün Ersoy, kandili de “bahane ederek” türban takayım demiş ve böylece korkunç bir hataya imza atmış.
    Türkiye müslümanları için çok önemli iki şey vardır biri domuz eti diğeri kutsal türban (başörtülü bacımdaki örtü). dinde çok şey hoş görülebilir ama bu ikisi kırmızı çizgidir. Ersoy yıllardır güven içinde sürdürdüğü bu anlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oldu çünkü kendisine yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı ses etmeyen muhafazakarlar onun türban çıkışını “anlaşmanın bozulması” olarak gördüler. gördüğüm kadarıyla zaten kendilerini bu son olaylar yüzünden ihanete uğramış, saldırı altında gibi hisseden insanlar bir de bu kutsal türbanın aslında hiçbir zaman kadınlığını kabul etmedikleri birinin başında görünce çok kızdılar. kendileri ile dalga geçiliyormuş hissine kapılıp öfkelendiler. öfkelerini ellerinden geldiğince gösterdiler, gördük. tabi ki Ersoy’a tepki gösteren insanlar “biz seni zaten kabul etmiyorduk bir de bizim simgemizi ne hakla kullanırsın? o bizim kutsalımız, kıymetlimis vs.” demedi de başka bin türlü laf söyledi.

  • 5h4rfl1

    bir de şunu çok merak ettim: “Din, dini inanışlar, bilgiler ve pratikler kamusal alanda savunusu yapılan her şey gibi eleştirilebilir olgulardır.” demiş yazar. gerçekten öyle mi? (gerçi o cümle “ama” ile devam ediyor ama olsun ben yine de umutlandım.) “Ama İslam eleştirisi ile İslamofobi arasında ince bir sınır vardır.” diye devam etmiş. Hmmm. bunu öğrendiğimiz iyi oldu. daha sonra islamda “farklı okuma” avuntusunu anlatmış ve “LGBTI-dostu okumalar” demiş buna. yukarıda bir kişinin daha belirttiği gibi kadınlar ve lgbtt’ler bu farklı okumalar ile eğer kendilerini daha iyi ve güvende hissediyorsa hiç sorun yok. şu üç günlük dünyada huzur içinde yaşamak her canlının en temel hakkıdır bence.

  • http://xcoach.blogspot.com xcoach

    Bismillahirrahmanirrahim derken aynı zamanda istavroz çıkarabildiğimiz zaman çözülecek her sorun.

    Ben bu durumda genelde Bülent Ersoy hanımefendinin tutumlarına tek kelimeyle
    B
    A
    Y
    I
    L
    I
    Y
    O
    R
    U
    M
    .

    Kadın her seferinde tüm muhataplarını ‘sen kim oluyorsun da beni, kadınlığımı yada inancımı yargılayıp onunla ilgili fikrini beyan edebiliyorsun’ diyerek gaayet güzel biçimde susturuyor.

    Bazen gerçek hayatımızda da bu kadar dik, kendinden emin ve stabil kalabilmemiz gerekiyor gibi görünüyor.

    Hani şu ‘4harfli’den müslüman olur muymuş, tanrıya karşı gelmişsin ki kestirmişsin’ zırvalıklarına da varlığı ile cevap vermiyor mu…

    Nişantaşlarının ara sokaklarında kıstırıp ellerini öpesim geliyor kadının.
    O derece haz alıyorum. O benim idolümm.

    :P

  • Noir

    Elinize sağlık. Biz senelerce LGBTİ harekette İslam olgusunu Ortadoğudan gelen konuklarımız olduğunda ele aldık. Sanki hareketin tamamı sükelermiş gibi, yaşadığımız coğrafyada icra etsin etmesin kültürel bir İslam etkisi hiç yokmuş gibi yaptık. Sömürgecinin dilini taklit ettik diye düşünüyorum. Türkiye’deki ‘muhalif’ hareket İslam inancını taşıyan feministleri lanetlediği kadar lanetleyecek inançlı LGBTİleri hatta daha fazlası da olacak kuşkusuz. Oysa Hegomonik İslam’ın dışında başka pratikler var. Heterodoks islam ve queer üzerine düşünen, eyleyen gönüller var belki aramızda. Ne biliyoruz?
    Bu yaz bu memlekette iki muazzam deneyim yaşandı, yakında bir dil bulabilirsem yazmayı düşünüyorum. Biri İStiklal Caddesi’ndeki Yeryüzü İftarı’dır. İnançlı yada inançsız o sofraya gökkuşağıyla iştirak edenler ne hisetti? İftar hiç bu kadar kalbime dokunmamıştı benim. Bir diğeri ise yaz sonu kaybettiğimiz Ali Arıkan arkadaşımızın cenazesidir. Ali’nin cinsiyet arzusuna uygun olarak ama aynı zamanda İSlami usüllerle gerçekleşti bu cenaze. Bana göre asla unutamayacağım bir deneyimdi; İslami olanın queerleşmesinden bahsediyorum. Yukarıda ifade ettiğiniz ianancın ve cinsiyetin ‘tanrı’ları her iki kesimi de deliye çevirecekse de bunları yarın bir gün heterodoks yada ortodoks İslam inancını taşıyan LGBTİlere güç vermesi açısından yazmayı bir borç biliyorum. sevgiler.
    p.s: @Evren, kaynak için teşekkürler.

  • http://evlenmedendogurabilirsin.net Zeynep

    Evren’in dediğine bir ek yapmak istiyorum: İran’da eşcinsel ilişki yasak, cezası da yanlış hatırlamıyorsam idam. dolayısıyla geylerin hetero erkek veya trans kadın olmaya zorlanması gibi bir durum var ortada. yani islam cumhuriyeti cinsiyet geçiş operasyonlarını dinin barışıklığından yapıyor gibi değil durum.

  • ipek

    benden de tebrikler yaziyi hazirlayana, pek begendim. konu cetrefilli gorunuyor ama gonul gozu acik olan turbanli kadin gayet guzel aciklamis. demek ki muhakeme yetenegi turbanla, onla bunla kaybolmuyor sadece ‘diger’ kesimle empati kurabilmek lazim. turbanli trans da, turbansiz trans da, katolik gay de olur, budist gay de olur. bir seye karsi cikan herseye karsi cikacak diye bir durum soz konusu degil. hayvan haklari savunucusu olarak kendini tanimlayan biri ister vejeteryan olur, isterse sadece free range yiyerek tepkisini gosterir. herkes tavrini kendi kendine ortaya koysun. belki bu tavir sana veya bana yeterli gelmez ama neticede ozgur irade. saygi duymak lazim.

    bulent ersoya gelen destek cok anlamli, kalplerimizi isitan bir ictenlikte. insallah duyarli insanlarin sayisi daha da artar. insallah, sosyal medyada da normal hayatta da norm, trans bireylerin haklarinin taninmasi ve farkli kimliklere saygili olmak yonunde degisir. bulent ersoy destegini alirken, n’olurdu cinsel kimlik meselesiyle ilgili iki cift kelam etse, hazir, televizyonlara buyuk hayran kitlesine ulasma sansi varken? ona destek verilmesi guzel sey ama kimbilir kac trans kac cesit eziyete ugruyor hayati boyu? iki cift laf etse bu konuda? insanlar bulent ersoy’u dinlerler bence, dikkate alinir soyledikleri. zenginler hep apolitik hep apolitik…

  • http://about.me/tatmaca Tolga Atmaca

    ”Dini hakikat” dediğiniz şey nedir ben anlamadım açıkçası. İki farklı grup oluşturup, onları yüksek perdeden olayı eleştirmekle suçlarken, kendi sesinizin nereden çıktığını çok farketmiyor gibisiniz. Din’in LGBTI ile çelişip çelişmediği yeterince açık bence. Dinin avutuculuğunu içinde yaşamak isteyen LGBTI bireyler istedikleri dine kendini mensup hissedebilir ve gereklerini yaşayabilirler elbet. Fakat bunun çelişkisini, makro ölçekte tartışmakta ben bir sakınca görmüyorum.

    Dini hakikat nedir diye tekrar soruyorum! Çünkü her on insandan birinin LGBTI olarak dünyaya geldiği, (insanlar haricinde 1500’e yakın canlı türünün eşcinsel ilişki yaşadığı) bir dünyada, Tanrı’nın bu ”üretim hatasını(!)” hangi İslam yorumuyla açıklayabileceksiniz? Dini hakikat diyorum, nedir diyorum? Din, bırakın LGBTI’yi bugün bilimsel olan hiçbir ”hakikat”le örtüşemez duruma gelmiştir! Din dogmatiktir. Bugün herkesin kafasına göre yorumlamaya çalışması, ilkel ve yetersiz olmasındandır.

    LGBTI bireylerin her türlü insani haktan eşit şekilde yararlanabiliyor olmasının güvenceye alınması çoktan aşmamız gereken bir sorunken, asıl konuyu atlayarak din savunuculuğu yapmanızı hayretle karşılıyorum. Bülent Ersoy’a gelince; onu yaşam gerçekliğinin dışında, trans bireyliğinin de tamamen dışında bir ”ucube” olarak görüyor, davranışlarının, tavırlarının diğer her türden bireyinkilere örnek ya da kıstas oluşturmaya çalışılmasını tamamen cahillik olarak tanımlıyorum. Bunlar hep şov!

  • Huz mut

    Müslümanım. Namazımı kılıyor, Kuranı Kerim okuyorum. İslamın gerektiği hususları içimden gelerek yapıyorum. Kadınım. Sevgilim de bir kadın. O da benim gibi İslam gerekliliklerini yerine getiriyor. Birlikte namaz kıldıktan sonra sevişebiliyor, seviştikten sonra abdest alıp namaz kılabiliyoruz. bu ülkede müslüman olup lgbtı bireyler çoğunlukta. ancak ben sevgilimle, ailemin yanındayken aynı yatakta uyumama rağmen “iyi geceler kanka” gibi iğrenç bi söylemle uyuyabiliyorum. Ona sarılamıyorum. Kadıköy’de elele yürürken delici bakışların odağı oluyorum. Çalıştığım yerde gözlerine bakarak seni seviyorum diyemiyorum. ve bunları yazarken ağlıyorum..

  • Özgür Zeytin

    Bülent Ersoy’a bazıları vay efendim neden lbtg hareketinin sözcüsü, önde gideni, bayrak sallayanı değilmiş diye gıcık olur. Bu insan sadece var olarak tam da onu yapmıyor mu zaten? Arkadaşlar başka bir yerde var mı böyle bir trans birey, ortalığı böylesine kasıp kavuran. Asrın sanatçılarından biridir, ileride tarih yazacak.

  • pınar

    Pembe/mavi kimliklerin gerçeği yansıtmakta yetersiz kaldığını kabul edebiliyoruz ama din hanesinde yazanların manevi dünyayı tanımlamakta yeterli ve değişmez olacağını mı düşünüyoruz? Aynı dinden olan kişilerin bireysel olarak dini algılayışları ve pratikleri farklı olabiliyor. Bundan önceki sevgilim Müslümandı, ben ateisttim ve bu konu sorun yaratıyordu. Ondan önceki sevgilim de Müslümandı, başörtülüydü ama inanç hiçbir zaman aramızda bir mesele olmadı. Şu an ateist bir sevgilim var ama gelin görün ki ben artık ateist sayılmam. Sorun oluyor mu derseniz, evet bazen. Sevgilim dahil birçok ateistin ‘İşin en doğrusunu bilen’ havasından çok sıkılmaya başladım. Evet din bir baskı unsuru olabilir, ama inançsızlığın da başka bir baskı unsuruna dönüşmemesi gerekiyor. Ateizm manevi konuların ‘daha doğru’ değil ‘daha farklı’ bir yorumu sadece. Bireysel olarak belki çok özgürleştirici, ama mesela resmi ideolojisi ateizm olan ülkelerde, dini simgeleri yasaklanan insanlar aynı özgürleşmeyi hissediyor mu? Bireysel inançla resmi/ideolojik din olgusunu birbirine karıştırıyor olabilir miyiz?

  • Aykut Ünver

    Bülent Ersoy bir kere bile ben gay ve transeksüleim dememişken; kendini inkar ederken onu LGBTT kapsamına sokmak ne kadar doğrudur? Eşcinseller hakkında kendi içinde nefret taşıyan bir ikiyüzlülük sembolüdür. Homofobiyi destekler. Bu nedenle LGBTT haklarını savunurken Bülent Ersoy’u baz almak çok yanlıştır.

    • Ayşegül Kanat

      Aykut Ünver size katılıyorum. Bana göre “kadınlığın “da yüz karası. Ne yaparsa yapsın Zeki Müren kadar (halk arasına karışan Zeki Müren’den söz ediyorum, özel hayatında ne yaptığı beni ilgilendirmez)zarif, eğitimli, ülke sorunlarına duyarlı olamaz. O koca ağzını her açışında iğrençlik dökülüyor dilinden. Ne cinsel ne de dinsel düşünceleri beni ilgilendirmiyor.

  • Kurt

    Sevgili vesvetis, yalnızca görüşümü belirttim, herhangi bir agendaya sahip değilim, kimsenin ekmeğine yağ sürme arzusu taşımıyorum, zaten sosyolog filan da değilim. Kendimi hümanist olarak da görmüyorum. Alelade no-nonsense LGBT bir birey olarak tüm bu “Müslüman olmak isteyen gay çocuk” muhabbetinde çok fazla daddy issues, stockholm sendrom olduğunu düşünüyorum. Bizi inkar eden sistemlerin bir parçası olmaya çalışmamızı anlamıyorum. Herkes istediği şey olabilir, birey kendi dramasını yaratmakta özgürdür.

    • velvetis

      ‘Daddy issues’ ‘Stockholm Sendromu’ ve yukarıdaki yorumda da ‘Müslüman eşcinsellerin bir kaç tahtalarının eksik olduğunu düşünmekten başka birşey yapamıyorum’ ibaresi. Yani tahtaları eksik olanlar ve olmayanlar (diğer bir deyişle akıllılar (mantıksal olarak özgürlüklerinin peşinde koşanlar ve deliler (mantıksız bir biçimde kendilerini bastıran, ezen sistemlerin parçası olmak isteyenler) ayrımı)Patolojize ederken birilerini, kendini de ‘akıllı’ olarak kurgulamak. Eşcinsellerin de ‘daddy issues’leri olduğu, tahtalarının eksik olduğu, hasta oldukları söylemini düşününce pek manidar gerçekten kurduğunuz/kullandığınız dil. Yağ sürme arzusu taşımadığınız konusundaki samimiyetinize canı gönülden inanmakla birlikte kullandığınız dilin eklemdiği söylemlere ve kurduğu hiyerarşilere dikkat çekmek istedim.

  • Özgür Zeytin

    Kurt, “daddy issue” dediğin olay herkeste var ki, ne eşcinsellere ne de Müslümanlara özgür birşey. Senin din hakkında düşüncelerin de onlarınki de yetiştirilme tarzına bağlıdır, iyi ya da kötü yönde olabilir bu. Ama bir insan birşeye ihtiyaç duyuyorsa, hayır senin buna ihtiyacın yok diyemezsin. Ancak kendisi diyebilir öyle birşey. Sığınak bir ihtiyaçtır, bazıları için sevgilinin ta kendisidir bu, bazıları içinse bir kitaptır. Garipseyecek, deli bunlar filan diye söylenecek birşey görmüyorum ben bunda.

  • Bilge

    Ben bu olay analiz edilirken, içinde bulunduğu koşullardan bağımsız yaklaşılmaması gerektiğini düşünüyorum. LGBTT dernekleri gezi olayları boyunca hükümet eleştirisinde başı çeken gruplar oldular. Bülent Ersoy ise bırakın aktivist bir harekette bulunmayı, konuyla ilgili yorumu bile takipçilerine çok görmüştür. Aktivist LGBTT’ler içinde mutlaka İslam dinine inananlar da vardır ve Bülent Ersoy’un asıl eleştirilme sebebi türban takıp sahne alması değildir (muhafazakar taraftan bahsetmiyorum). Eleştirilerin sebebi, bu tür hükümeti destekleyen davranışlarda bulunuyor oluşudur. Show Tv gibi bir kanalda, siyah bir başörtüsüyle görünmesi, zaten varolduğundan beri politik bir kimlik göstermeyen Bülent Ersoy’un ya olan biteni umursamadığını, ya da hükümeti destekleyen bir tavır içine girdiğini göstermektedir. Bazı arkadaşlar “varolması yetmez mi” benzeri yorumlarda bulunmuşlar, bu yorumlarla ilgili de şunu diyeceğim: Dışarıya çıkmak, işe gitmek vb. günlük eylemler bir kadına ne kadar politik kimlik kazandırıyorsa, Bülent Ersoy’un ekranlardaki varlığı da kendisine benzer derecede bir politik kimlik kazandırmaktadır. Yani hemen hemen hiç. Kişisel olarak kendini kabul ettirme ve bununla yetinme durumu, toplumsal bazda transseksüel cinayetleri gibi kavramlar mevcutken kusura bakmayın ama bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıktır. Elbette ünlü insanlardan toplumsal sorunlara değinmeleri beklenir ve özellikle LGBTT gibi bu ülkede belki de en fazla ezilen grubun bir temsilcisi niteliği taşıması gereken Bülent Ersoy’un bu davranışının eleştirilmesi çok normaldir, bir LGBTT yürüyüşüne bile katılmamıştır kendisi bu güne kadar. Kim dinini nasıl yaşamak istiyorsa yaşayabilir, istediğine inanabilir. Fakat LGBTT için politik kimlik varoluş anlamına gelir. Bülent Ersoy bu kimlikten yoksundur.

    • http://eodayok yok

      Budur.

  • Özgür Zeytin

    Bilge, benim gibi düşünmediğine göre makul bir sanatçı değil diyorsun yani. Hmmm, anladım.

    • http://eodayok yok

      Kimin gibi dusunuyor bilmiyorum da yapimcisinin soylediklerini okudugunda makullugun sinirlarini goreceksin.

  • oyk

    şimdi aklıma ortaokul din dersi hocasının translara “onlar da öyle yaratılmış” minvalinde bi şeyler dediği geldi. ama -galiba- aynı din hocası erkeklerin kadınsı görünmemesi gerektiği ( ve vice-versa) ile ilgili bi şeyler de gevelediğini duymuştum. yani erkek gibi kısa saçlı kadınlara falan diyordu –mal!

    şimdi insanda bir şeylere inanma dürtüsü var (bence). yani saçma diye herkes dini bıraksın ateist olsun diyemeyiz. yani deriz de, kimse sallamaz. ben en ateist insanların bile vaize dönüştüğünü görüyorum. aslında özgürleşmemiz gerekmez miydi ateizmle? ama olmuyor. belki daha düzgün bir dünyada yaşasaydık, dünya bu kadar saçma bir yer olmasaydı bir tanrı yaratmamıza gerek kalmazdı. ancak o zamana kadar islamda okkalı bir reforma gidilmesi gerekmez mi?

  • Nevzat B.

    Bu dinler madem bu kadar hoşgörülü,
    peki cehenneme kimler gidecek tam olarak?

  • bombom

    Denizhan Tutar başörtülü Ersoy fenomenine ilginç bir yorum getirmiş, http://kaosgl.org/sayfa.php?id=15656 ve kendisi çok incelikli bir insan olduğu için, üstü kapalı dile getirdiği bir mesele var. ben öyle ince bir insan olmadığımdan ve bu aralar yazmazsa ölecek hastalığına tutulduğumdan ima edileni lök diye anlatmak istiyorum.
    Tutar, Türkiye’nin bazı meşhur gay ve trans bireylerinin kendi Müslümanlıklarını ne kadar çok vurgulama ihtiyacı duyduğundan bahsediyor yazıda birkaç kere. Memleketin gay ve trans ünlüleri bunu acaba ‘bizi kabul etmeyeceğinizi biliyoruz, ama bakın biz de sizin gibi Müslümanız, biz de allahlı kitaplıyız, bağra basılmamız mekruh değil, bizi t(y)utarsanız midenize oturmayız’ işaretini vermek için mi yapıyor? Gerçekte ne kadar inançlı olduklarını tartışmıyorum, bunu bilmiyorum da, zaten bana ne? Ama işte, bana ve bize ne olduğu halde dini inancını gözler önünde yaşamaya çalışıyor olmaları, tuhaf değil mi? Bir insan niye gururla namaz odasını paparazzilere açar? Tamam kimliğinin bir parçasıdır, ister açar, ister kapar. Ama daha da tuhafı bu inanç meselesini ortaya dökme düzeyinin siyasi konjonktöre paralel artışı. Bana toplumsal baskının bir yansıması gibi geliyor. Sıradan insanlara bir yönleriyle çok aykırı gelen ünlüler, kabul edilebilmek için kimliklerinin başka bir yönünü öne çıkarmak zorunda hissediyorlar. Bu bence bayağı bir can sıkıcı. (Bülent Ersoy’un başörtülü halini ilk gördüğümde Emine Erdoğan’a çok benzettiğimi de söyleyeyim).
    Toplum bu ünlülerin cinsel kimlik ve yönelimlerini gerçekten bağrına basmıyor aslında. Yukarıda da denildiği gibi, ‘ah o ünlüler dünyasının marjinalleri, sanatçıdır, yapar canım’ kafası, iş sokaktaki ‘marjinallere’ gelince işlemiyor. Teşbihte hata olmaz, sirkte izlemekten zevk aldığı eğitimli-hünerli aslanı kaplanı, sokakta karşısında görürse toplum saldırganlaşıyor. O yüzden Bülent Ersoy’un sadece varlığıyla trans bireylere büyük bir getirisi olduğunu söyleyemeyiz bence de. Trans bireyler çünkü zaten sokaklarda varlar, görünürlük sıkıntıları yok; kabul edilme, rahatsız edilmeme, cinsel kimliği dışındaki özelliklerinin de fark edilebilmesi sıkıntıları var.
    Bülent Ersoy gibi bir trans bireyin ta 80’lerden beri bu kadar meşhur olmasının bazı olumlu etkileri de var. Geçenlerde başka bir ülkedeki trans bir bireyin, ‘2000’lerde bile(köy yerinde) transseksüellik bilinmiyordu, o yüzden ben de kendi translığımı ancak 2009’da fark ve kabul edebildim’ dediğini duydum. Türkiye’de Bülent Hanım sağ olsun, böyle bir şey demek zor herhalde. Kendisinin kaç trans bireye rol modeli olduğunu bilemeyiz tabi, ama başarı sahibi bir kadın olarak orada durmasına önemsiz diyemeyiz. Yine de tekrar toplum geneline bakacak olursak, Bülent Ersoy hakkında çirkin ‘espri’lerin ne kadar normal karşılandığını da biliyoruz. Şimdi sosyal medya sayesinde belgelenmesi ve ayyuka çıkması, gerçeğin yüzümüze vurulması açısından bir avantaj belki de.
    bu arada Bülent Ersoy’a yönelik hakaretlerin niye homofobi göstergesi olduğunu anlamıyorum, Bülent Ersoy heteroseksüel bir kadın değil mi? Şimdilik homofobimiz yok çok şükür, çünkü homo olduğunu açıkça söyleyen ve rahat rahat yaşayan ünlümüz yok hala doğru düzgün. (erkeklerin cinsel yönelimi hakkında tahminlerimiz var, kadın homolar hakkında ise en ufak bir fikrimiz yok sanırım. cinsel yönelimi belli olmasın diye karşı cinsten insanlara ilgi duyarmış gibi yapmak zorunda kalan/hisseden ünlülerin içinde olduğu saçma duruma dikkat çek ve bitir.)

  • bimbambom

    Birinci gruba diyeceklerim:
    İnanç, her şeyden öte bireyseldir, kimsenin bir başkasının inancı üzerine söz söyleme, müslümanlıktan/islamiyetten dışlama, hakaret etme hakkı yoktur. Bu hakkı kendilerinde nasıl bulduklarını anlamıyorum. Her kim olursa olsun; kimsenin müslümanlığını ispata girişme zorunluluğu yoktur. İnanmayı seçmiş, buna göre yaşadığını söyleyen bir insana transeksüel olduğu için bu dine ait olmadığını söyleme haddi nereden geliyor? Herkes dilediğine inanır, dilediği biçimde inancını yaşar.

    İkinci gruba diyeceklerim:
    İslamiyet LGBTI bireyleri yok sayıyor, aşağılıyor diyelim; inanan LGBTI bireyler bu kabule gitmişse size ne oluyor? Buna rağmen inanmayı seçmişlerse size ne oluyor? Dine inanan LGBTI bireyleri; akılsızlıkla suçlayanlar; akıl ve fikir sahibi olmak; inancından ötürü bir insanı yok saymak, aşağılamak mı oluyor? Bülent Ersoy’un LGBTI mücadelesi vermesi gerektiği söylenmiş; bence varoluşuyla müslüman LGBTI’ler için bir temsil olarak zaten var; ayrıca bu mücadeleyi vermek de bir seçimdir.

    Not olarak şunu ekleyeyim; herhangi bir dine inancım yok, ancak herkesin dilediğine inanma ve inancına göre yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Kimin neye inanacağı, hangi inanca göre yaşayacağı hakkında fikir söylemek, yok saymak, dışarıda bırakmak ne benim ne de bir başkasının haddi değildir.

Bir de bunlar var

Kadın erkek eşitliği için kaç erkek öldürmemiz gerek?
“Onlar İnsan Değil”
Okur Mektubu: Bir Ertesi Gün Hapı Deneyimi

Send this to friend