Kadınların hayatı riske atılarak, ulusal teknolojik gelişmeler, kârlı yatırımlar ve kutsal ailenin biyolojik yeniden üretimi için kadınların rahimleri tekno-milli gururun biyo-politik ve de biyo-ekonomik uygulama olanı olarak araçsallaştırılıyor. 

KÜLTÜR

Tekno-milli bir başarı hikayesi olarak rahim nakli

Rahmi olmadan dünyaya gelen Derya Sert, 2011 yılında 23 yaşındayken dünyanın ilk başarılı kadavradan rahim nakli yapılan kadını olarak tıp tarihine geçti. 7 saat süren zorlu ve riskli bir ameliyatla rahim nakli gerçekleştirilen Sert’in 2013’te tüp bebek yöntemiyle gebe kalması mümkün oldu, ancak gebeliği 8. haftasında sonlandırılmak zorunda kalındı. Nakilden yaklaşık 9 yıl sonra, Derya Sert geçtiğimiz haziran ayında gebeliğinin canlı doğumla sonuçlanmasıyla anne oldu. Bebeğe, nakli yapan doktorun adı verildi. Doğumdan sonra “işlevini” tamamlayan rahim ise alındı. Hamileliğin 28. haftasında sezaryenle 760 gram ağırlığında dünyaya gelen prematüre bebeğin durumu iyiye doğru gidince, bu başarı kamuoyuyla paylaşıldı. Haberi, organ nakli ve tüp bebek uzmanlığından yeni doğan bakımına kadar büyük bir “ekip” çalışmasının ürünü olarak, kalabalık bir uzman ekibi basına duyurdu. Bu doğum, sadece bir çiftin çok istedikleri çocuklarına tıbbi destekle “biyolojik imkansızlıklara” rağmen kavuşmalarının mutlu bir hikayesi olarak değil, aynı zamanda 2000’lerde dünyada başlayan rahim nakli rekabetinde yer alan Türkiye’nin tekno-milli bir başarı hikayesi olarak da paylaşıldı. Türkiye’de yüz, çift kol nakli gibi zorlu “ilk”lerle adını organ nakli alanında duyuran uzmanlar, bu sefer de rahim nakliyle üreme alanında bir “ilk”e imza atarak hem ulusal hem de dünya ölçeğinde önemli bir başarı kaydettiklerini ilan etti.

 

Dünyadaki rahim nakli denemeleri, sadece organ nakli alanında değil, tüp bebek ve kısırlık alanında da önemli bir gelişme olarak yakından takip ediliyor, doğuştan rahmi olmayan veya çeşitli nedenlerle sonradan rahmini kaybeden kadınların bu yolla gebeliği yaşayarak anne olabileceklerini müjdeliyor. Böylece, oldukça riskli ve cerrahi işlem gerektiren bu deneysel klinik uygulamanın, zamanla rutinleşeceği umularak, rahim kaynaklı kısırlık durumlarına çare sunacağı ve Türkiye dahil birçok ülkede yasak olan taşıyıcılığa iyi bir alternatif olacağı vaat ediliyor. Hatta şimdiden rahim nakli için hem yurt içinden hem de yurt dışından “inanılmaz talep” olduğuna dair medyada başlıklar atılmaya başlandı. Rahim naklini gerçekleştiren doktorun vurguladığı bu talep artışı, “ya taşıyıcı anne ya da rahim nakli” ikilemi üzerinden açıklanıyor, yasal ve etik yönden tartışmalı olan taşıyıcılık karşısında ise tek alternatif olarak rahim nakli sunuluyor. Böylece, bu tekno-milli başarının çok uzak olmayan bir gelecekte kârlı bir alan olarak tüp bebek sektörüne eklemleneceğinin sinyalleri veriliyor.

 

Medyada ve tıp dünyasında milli gurur kaynağı olarak kutlanan bu rahim nakliyle mümkün olan doğum olayı Sağlık Bakanlığı’nın izin ve desteğiyle gerçekleşti. Hatta basın açıklamasında Derya Sert’in yanında Bakanlığa da bu desteğinden dolayı teşekkür edildi. Türkiye’de özellikle son on yılda hükümetin nüfus artış hızını artırıcı politikalarıyla kadınların rahimleri daha da artan bir şekilde biyo-politik müdahale alanı olarak düzenlenir ve kontrol edilirken, hükümetin desteğiyle kadınların rahimlerinin rahim nakli gibi yeni biyo-teknolojik müdahalelere açılmasını nasıl yorumlayabiliriz? 

 

nyada rahim naklinin seyri:

 

Dünyanın ilk rahim nakli denemeleri 11 yıl arayla Suudi Arabistan ve Türkiye’de gerçekleşir. Nisan 2000’de gerçekleşen Suudi Arabistan’daki ilk denemede, doğum sırasında rahmi alınmak zorunda kalınan ancak yine çocuk sahibi olmak isteyen bir kadına 46 yaşındaki yumurtalık kisti için hastaneye giden ve rahmini bağışlamaya onay veren başka bir kadının rahmi nakledilir. “Canlı donör”den alınan rahim başarılı bir şekilde nakledilir, ancak 99 gün sonra yaşanan sorunlar nedeniyle rahim alınmak zorunda kalınır. Diğer organ nakillerinde olduğu gibi başkasından nakledilen rahmin vücut tarafından reddedilmemesi için bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Eğer nakil sonrası süreç sağlıklı bir şekilde devam ederse, tüp bebekle embriyo transferi gerçekleştirilir ve gebelik elde edilmeye çalışılır. Gebelik gerçekleşirse, sonraki hedef gebeliğin canlı doğumla sağlıklı bir şekilde sonuçlanmasıdır.

 

İlk denemenin, dini gerekçelerle taşıyıcı annelik gibi uygulamaların yasak olduğu Suudi Arabistan’da gerçekleşmesi tesadüf değil. Bu canlıdan rahim nakli denemesinden sonra, 2011 yılında Türkiye’de Derya Sert’e ölmüş birinden alınan rahimle dünyanın ilk rahim nakli yapılır. Rahmin alındığı kadınla ilgili bilgiler paylaşılmaz. Bu nakilde gebelik aşamasına gelinir, ancak doğumla sonuçlanması için 2020 yılını beklemek gerekecektir. Suudi Arabistan ve Türkiye’deki rahim nakli denemeleri diğer ülkelerdeki araştırmalara da ilham ve cesaret verir ve dünyada rahim nakli çalışmaları hız kazanır. 2014 yılında canlıdan rahim nakliyle dünyada ilk doğum İsveç’te gerçekleşir. Ölüden rahim nakliyle ilk doğum ise Brezilya’da 2018’de mümkün olur. Dünya genelinde Brezilya, Çin, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Hindistan, Lübnan, Sırbistan, ABD dahil birçok ülkede gerçekleşen onlarca rahim nakli denemesinden yaklaşık 20 kadar bebeğin dünyaya geldiği söyleniyor.

 

Rahim nakli denemeleri birçok tartışmayı da beraberinde getirir. Hayat kurtarmaya yönelik olan diğer organ nakilleriyle kıyaslanan rahim nakli, biyolojik çocuk sahibi olmak için fazla riskli ve cerrahi işlem gerektirdiği için “tıbbi gerekliliği” etik açıdan tartışılır. Tüp bebek teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla beraber, bir yandan biyolojik üreme süreci ve ilişkileri parçalanıp çeşitlenirken (taşıyıcı, sperm/ yumurta sağlayıcı, genetik, biyolojik, sosyal gibi), aynı zamanda genetik ve biyolojik bağların öneminin vurgulandığı ve yeniden üretildiği bir sosyo-teknolojik ortam da oluşmuş durumda. Rahim nakli de anneliği biyolojik olarak gebeliğe indirgediği için zorunlu annelik ideolojisini besleyen bir uygulama olarak eleştirilir. Ücret karşılığında bazı kadınların bedenlerinin ve beden parçalarının (yumurta gibi) toplumsal eşitsizliklerin dolayımından geçerek metalaşıp başka kadınların doğurganlığının hizmetine sunulduğu yumurta bağışı ve taşıyıcılıkta olduğu gibi, rahim nakliyle de, eğer rutinleşirse, bazı kadınların bedenlerinin rahim kaynağına dönüşme riski bulunuyor. Riskler içeren zorlu bir operasyon olması nedeniyle canlı donör yerine ölüden alınan rahimlerle nakiller daha “tercih” edilirken, ölüden nakillerle elde edilen sağlıklı doğumlar bu yönde atılan olumlu adımlar olarak görülüyor.

 

Rahim naklinin diğer bir boyutu da, trans kadınların bu yolla rahim sahibi olabilmesinin teknik olarak yolunu açması. Böylece, biyolojik olarak rahmi olmayan trans bir kadının rahim nakliyle gebelik yaşaması mümkün olabilir. Diğer tarafta, cinsiyet geçiş sürecinde zorunlu kısırlaştırmaya maruz bırakılan transların üreme haklarının ihlal edilmesi birçok Avrupa ülkesinde tartışılmakta. Türkiye’de de yakın zamana kadar Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesinde “üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğu” şeklinde ifade edilen zorunlu kısırlaştırma cinsiyet geçiş sürecinde aranan yasal ön koşuldu. 2017 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından bu ön koşul kaldırılır. İleride trans bir kadına rahim naklinin başarıyla gerçekleşeceğini varsaysak bile, Türkiye’deki mevcut tüp bebek düzenlemesine göre, bağışa ihtiyacı olduğu sürece, tüp bebek (teknik olarak mümkün olsa bile) yasal olarak yaptıramayacak. 

 

Biyopolitik müdahale alanı olarak rahim: “ya taşıyıcı anne ya da rahim nakli”? 

 

Girişte bahsettiğim gibi rahim nakli, Türkiye gibi taşıyıcı anneliğin yasak olduğu ülkelerde ona iyi bir alternatif olarak da sunulur. Örneğin, rahmi olmadığı için ya da çeşitli nedenlerle gebelik yaşaması mümkün olmayan bir kadın, başka bir kadın aracılığıyla biyolojik çocuk sahibi olabilir. Tüp bebek yöntemiyle kadının kendi yumurtalarıyla eşinin sperminden embriyo(lar) elde edilebilir ve bu embriyolar başka bir kadının rahmine transfer edilerek gebelik sağlanabilir. Taşıyıcılık denilen bu yolla bu çiftin genetik çocukları başka bir kadının rahminde büyüyüp dünyaya gelmiş olur. Rahim nakli ile ise artık gebelik sürecini de nakil olan kadın yaşayabilecektir. Ancak bu durumda da ölü ya da canlı başka bir kadının rahmine ihtiyaç vardır. Nakledilen rahim işlevini tamamlarsa, yani doğum gerçekleşirse nakil yapılan kadının bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanımı gibi risklere daha fazla maruz kalmaması için nakledilen rahim alınır. İşin ilginç yanı, bazı makalelerde rahmin bedene tam olarak “bağlanmadığı” için yani sinirler işlevini görmediği için gebelikte kadının bir şey hissetmediği, vajinal doğumun da mümkün olmadığı söylenir. Henüz deneysel olan bu uygulamada, doğumlar sezaryenle ve prematüre gerçekleşir. Hem kadın hem de bebek için riskler oldukça fazladır. Türkiye’deki doğumda da bebek prematüre dünyaya gelmiş, hiç entübe olmaması olumlu sayılmış, anne sütüyle beslenen bebek 22 gün sonunda 910 gram olup hayata tutununca Derya Sert’in doğumu nihayet duyurulmuştur.

 

Bu alandaki uluslararası yarışta en başından beri yerini alan Türkiye, hem organ nakli hem de tüp bebek uygulamasını birleştiren ve rutinleşmesi halinde kârlı bir sektöre dönüşebilecek rahim naklindeki başarısını gururla ilan etmiştir. 10 yıl gibi bir süredir gözlem altında tutulan Derya Sert (ve prematüre doğan bebeği) bu sürecin tüm risklerini üstlenmiştir. Bu başarı hikayesinin bilinmeyen aktörü ise rahmi kullanılan anonim bir kadındır. Hikayesi bilinmeyen bu kadından alınarak önce anonimleşen daha sonra da Derya Sert’e nakliyle kamusallaşan bu rahim, hükümetin izin ve desteğiyle gerçekleşen ve uzun yıllara yayılan riskli tıbbi denemelerin uygulama alanına dönüşmüştür.

 

Özellikle son 10 yılda aynı hükümet tarafından Türkiye’de hızını artırıcı politikalarıyla kadınlardan en az 3 çocuk doğurmaları istenir, “anneliği reddeden kadın eksiktir” gibi cinsiyetçi söylemlerle zorunlu annelik ideolojisi pompalanırken, aynı zamanda kürtaja erişim yasal olmasa da fiili olarak kısıtlanır. Kürtaj tartışmalarının yaşandığı 2012’de “çocuğun ne suçu var, anası kendini öldürsün” diyecek kadar ileri giden kadın düşmanı söylemlerle kadının bedeni doğurmaya yarayan araçlara indirgenir. 2010’lara birkaç yıl kala gündeme gelen sperm bankası tartışmalarında ise, kadınlar bu sefer anneliği reddettikleri için değil, makbul kabul edilen sınırlar içinde kalarak anne olmadıkları için itham edilir. Bu yolla anne olmak isteyen ünlü bekâr kadınlar bu kararları nedeniyle bencillikle suçlanır, hatta doğan çocukları gayrı meşru ilan edilerek dışlanır.

 

2013’te Derya Sert’in gebelik haberi heyecan yaratmış, ancak gebeliği sonlandırılmak zorunda kalınmıştı. Sonraki yıllarda ise taşıyıcı annelik Türkiye’nin gündemini meşgul etmeye başladı. Medyaya yansıyan taşıyıcı anneliğe artan talep haberleri sonrasında, Diyanet yayınladığı fetvayla taşıyıcılık için “dinin mahremiyet, evlilik, neslin korunması, şahsiyetin korunması, kişilerin ruh ve beden sağlığının korunması ve insanın saygınlığı ile ilgili birtakım ilkeleri ihlal etmesi sebebi ile caiz değildir” diye hükmeder. Hatta tüp bebek mevzuatında taşıyıcı annelik (sperm ve yumurta bağışı gibi) yasak olsa da, 2018’de daha sıkı kontrol edilmesi yönünde yasa teklifi konusu haline gelir. TBMM’ye altı milletvekili tarafından sunulan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” ile taşıyıcı anneliğin şu gerekçeyle açıkça yasaklanması istenir:

 

“Halkımızın inançları, değer yargıları ve sosyo-kültürü muvacehesinde üremeye yardımcı tedavi işlemleri kapsamında uygulanabilen bağış, üreme hücreleri ve embriyonun başkalarında kullanılması, taşıyıcı annelik gibi işlemlere izin verilmemekteydi. Ancak son yıllarda bu alanda kamuoyuna yansıyan ihlaller, meselenin mahiyeti ve ehemmiyeti, bu konuda kanuni düzenleme yapılması zaruretini ortaya çıkarmıştır. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkındaki Kanununa eklenen ek maddeler ile, üremeye yardımcı tedavi uygulamalarına ilişkin kurallar ve yasaklar vazedilmekte, canlıdan organ naklinin; alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi ile dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dahil) kan ve kayın hısımlarından yapılabileceği; bunların dışında kalan canlıdan organ nakillerinin Organ Nakli Değerlendirme Etik Komisyonlarının etik açıdan değerlendirmesiyle gerçekleştirileceği öngörülmektedir.”

 

Bu teklif mecliste kabul edilir ve 5 Aralık 2018’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girer; böylece taşıyıcı annelik açıkça belirtilerek yasaklanır

 

Bu düzenlemeler gösteriyor ki, taşıyıcı annelik (hatta bağış) gibi üremeye yardımcı uygulamalar “halkın inançları ve değer yargıları” gibi soyut gerekçelere dayandırılarak yasaklanırken, taşıyıcılığa alternatif olacağı müjdelenen ancak oldukça riskli olan rahim nakilleri ise ulusal başarı kaynağı olarak destekleniyor. Bu amacı gerçekleştirmek için, kadınların rahimleri, ancak tüp bebek mevzuatı sınırları içinde kalınarak, kutsal (heteronormatif) ailenin ideolojik ve biyolojik yeniden üretiminin deneysel ve riskli bir alanına dönüştürülüyor. Öte yandan tüp bebekte prematüre doğumların azaltılması için transfer edilecek embriyo sayısına kısıtlamalar getirilmişken, prematüre doğumlara yol açan rahim nakli denemeleri ise teşvik ediliyor. Sonuç olarak, kadınların (ve bebeklerin) hayatı riske atılarak, ulusal teknolojik gelişmeler, kârlı yatırımlar ve kutsal ailenin (belli sınırlar içinde kalınarak) biyolojik yeniden üretimi için kadınların rahimleri tekno-milli gururun biyo-politik ve de biyo-ekonomik uygulama olanı olarak araçsallaştırılıyor. İdeolojik meşruluğu ise (nakil yapılan kadınların hayatı riske atılarak ve rahimleri alınanların ise hayatları anonimleştirilerek) fedakârlık söylemiyle kutsallaştırılan annelikten sağlanıyor. 

 

Görsel: Ashley Davidoff MD-Mother Uterus and Daughter Uterus Take a Walk II

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YKürtajdan Tüp Bebeğe Ceninler, Embriyolar ve Bazı Öteki Hak Özneleri
Kürtajdan Tüp Bebeğe Ceninler, Embriyolar ve Bazı Öteki Hak Özneleri

Dünyadaki gelişmelere bakınca AKP’nin kürtaj karşıtı çıkışının Türkiye’ye özgü olmadığı açık.

Bir de bunlar var

Baba, Oğul, Güngör Bayrak
Ağzımızın Tadını Save Etmek Mümkün Mü?
Spor Adam

Pin It on Pinterest