Kadınlar olarak hepimiz bu işte birlikteyiz diye düşünmeden edemiyorum; dışarıdan gelip içimize süzülen seslere mesafe almalı, bedenlerimizle yapmaya kışkırtıldığımız bu savaşı bitirmeliyiz.

MEYDAN

Kafesler Varsa Merdivenler de Var: Kadınlar, Beden Algısı ve İyileşme

Aynanın önünde kendime bakıyorum. Onca yıldır birlikte olmamıza rağmen hâlâ vücudumla aramızda bir yabancılık var. Sanki başka birinin vücuduna bakıyormuşum gibi, ama bunun nedeni çıplaklığımdan utanmam ya da gördüklerimi sevmemem değil. Aramızda anlatamadığım bir duvar var: Başkalarının benim bedenime, kiloma dair söylediği sözlerden, baştan ayağa yargılayan bakışlardan, vücudumun neden televizyonda, dergilerde gördüklerimden bu kadar farklı olduğunu anlamadığım için senelerce biriktirdiğim kırgınlıklardan, kendime batırdığım kıymıklardan yapılma bir duvar bu.

 

Kollarım, bacaklarım, memelerim, göbeğim… Hiçbiri gençliğimde dergilerden resimlerini kesip duvarlara yapıştırdığım kadınlarınkine benzemiyor. Vücuduma bakarken, yakın arkadaşlarımın kulağımda yer etmiş şu sözleri geliyor aklıma: “Otuzundan sonra zayıflamak eskisinden daha da zor.” Sonra başka bir tanıdığın, hemen sonra bir başkasının sesleri karman çorman çınlıyor kafamda: “O kadar da spor yapıyorsun aslında, neden zayıflayamıyorsun ki?!” “Çok değil bir beş kilo falan zayıflasan aslında, her şey daha çok yakışmaz mı?” Derken sol üst bacağımdaki selülit çukuru gözüme çarpıyor, sırtımdaki etler katlanıyor, kalçalarım şimdilerde popüler olan ünlüler gibi yuvarlak ve kusursuz görünmüyor. Gerçi kim bilir onlar kendi bedenlerine ne acılar çektiriyor bu berbat karşılaştırma yarışından düşmemek için? Kafamı iki yana sallayıp unutmaya çalışıyorum kafamda bir uğultuya dönüşen ve bedenimi olduğu haliyle görmekten, dahası sevmekten beni alıkoyan bu yargıları, imajları, bakışları. Yıllarımı vücudumla mücadele etmeden geçirmemiş olsaydım nasıl hissederdim, neler başarmak için vaktim olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

 

Hillary L. McBride

 

Beden algısı ve özdeğer, bu hislerin de etkisiyle okumayı ve araştırmayı sevdiğim bir konu. Bu konuda okuduğum son kitap, Hillary L. McBride’ın 2017’de yayımlanan Anneler, Kızları ve Beden Algısıkitabı oldu; kitabın altbaşlığı Kendimizi Olduğumuz Gibi Sevebilmeyi Öğrenmek. McBride kitabında kadınlar için kafes haline gelen ideal beden algısı ve yol açtığı yeme bozukluklarının yanısıra, kadınların bedenleriyle ilgili maruz kaldığı toplumsal dayatmaların etkilerini daha iyi anlamak için radikal bir yol izliyor. Bu doğrultuda da, beden algısıyla sorun yaşayan kadınlarda neyin yanlış gittiğine odaklanmak yerine, bedeniyle sağlıklı bir ilişkisi olan kadınlarda neyin doğru gittiğini inceliyor ve hikâyelerini paylaştığı kadınların deneyimlerinden hareketle yapıyor bunu.

 

Anne-kız ikililerini odağa aldığı kitabında McBride önce bedenleriyle sevgiye dayalı, olumlu bir ilişki kurmuş kızların deneyimlerine eğiliyor; kendilerini nasıl algılayıp tanımladıklarını, vücutlarıyla nasıl ilişkilendiklerini ve anneleriyle ilişkilerini nasıl değerlendirdiklerini inceliyor. Anneler ise hikâyelerinde kızlarından farklı olarak, bedenleriyle olumlu bir ilişki kuramadıklarını aktarıyor: İçlerinde çocukken istismara uğrayan, yaşlandıkça bedeniyle ilişkisi bozulan, ailenin genetik kalça şeklini ömür boyu sürecek bir özgüvensizliğe dönüştürenler var. Anne konumundaki bu kadınların çoğu, kendi anneleriyle ilişkilerinin pek samimi olmadığını, onlarla bedenleri ve cinsellik konularında konuşmakta zorlandıklarını anlatıyor. Bu da kendi annelerinden alamadıkları desteği kızlarına vermek konusunda onları yüreklendirmiş; hemen hepsi kızlarıyla, sevgilerini onlara daima hissettirdikleri, güven ve saygı dolu ilişkiler kurmaya gayret ettiklerini aktarıyor. Buna “merdiven uzatmak” diyor McBride; kızlarını kendilerinden yukarı taşımak için onlara merdiven uzatan anneler bunlar. Kendilerinin sahip olamadığı şartları kızları için sağlama çabasıyla onlara bedenleriyle sevgi ve şefkat temelli bir ilişki kurma şansı tanıyorlar. Yazara göre, annelerin sunduğu bu sevgi ve güven ortamı kızlara ideal kadın bedeniyle ilgili dışarıdan, yani gerek medya gerekse içinde yaşadıkları toplumdan gelen mesajları daha eleştirel bir gözle inceleme, bu idealleştirilmiş beden imgeleri karşısında kendi eleştirel ve özgün bakış açılarını oluşturma imkânı sunuyor. Kızlar ise, annelerinin açtığı alan sayesinde bedenleriyle kurdukları bu özgün ilişkiyi kendi kızlarını yetiştirirken daha bir güçlendirip onlara da iyi örnekler sunabilme ve böylece dayatılmış ideal beden algısının yol açtığı yıllar süren travmaları kırma arzularını dile getiriyor.

 

Peki ya bizler, medyanın ve toplumun kadınların bedenlerini fetişleştiren, bedenlerimizi çeşitli misyon, işlev ve rollerle kafesleyip kendine yabancılaştıran mesajlarına bir bombardıman gibi maruz kalan bizler ne olacağız? Neyse ki bizlerden de umudunu kesmiş değil McBride; kendisi de zamanında beslenme bozukluğuyla mücadele eden bir terapist olarak bedenlerimizle olumlu bir ilişki kurmak için hiçbir zaman geç olmadığını söyleyerek umut veriyor. Kitabın her bölümünde, hikâyesini aktardığı farklı anne-kızların deneyimlerinden esinle bize hem kendi bedenimizle barışmak, hem de ileride kız çocuklarının yetişmesine eşlik etmek isteyenlerimize merdiven uzatmak için bir yol haritası çiziyor, bunu yaparken kendisi de olağanüstü bir kırılganlıkla kendi hikâyesini paylaşıyor.

 

McBride’ın kitabında aktardığı açıkyürekli hikâyeler bende de aitlik ve umuda benzer hisler canlandırıyor. Kadınlar olarak hepimiz bu işte birlikteyiz diye düşünmeden edemiyorum; dışarıdan gelip içimize süzülen seslere mesafe almalı, bedenlerimizle yapmaya kışkırtıldığımız bu savaşı bitirmeli ve doğal döngüleri, süreçleri dahi düşmanlaştırılarak bitmeyen bir nesneleştirilmeye maruz kalan bedenlerimize kendi gözlerimizle, şefkatle bakmaya başlamalıyız. Söylemesi yapmaktan daha kolay, biliyorum. Yine de sarılıyorum, çocukluğumdaki dergilerdeki ünlülerinkine, sosyal medyadaki influencerlarınkine değil, sadece kendisine benzeyen biricik vücuduma ve teşekkür ediyorum beni benzersiz yapan her şeyine. Şimdide yaşayan kadınların ve gelecek nesillerin geçmişten gelen ideal beden algılarından kaynaklanan travmaları, bu köhne kafesleri birbirlerine dört yandan merdivenler uzatarak aşacağını söylüyor içimden bir ses. Kafesler varsa merdivenler de var ama değil mi?

 

 

 

Ana Görsel: Paula Rego, Annunciation, 2002.

 

Hillary L. McBride, Anneler, Kızları ve Beden Algısı: Kendimizi Olduğumuz Gibi Sevebilmeyi Öğrenmek, çev. Gül Korkmaz, İstanbul: Okuyan Us Yayınları, 2021.

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YYeraltı Kürtaj Servisi Jane: Kendi Kaderini Tayin Eden Sıradan Kadınların Gücü
Yeraltı Kürtaj Servisi Jane: Kendi Kaderini Tayin Eden Sıradan Kadınların Gücü

Kadınları kendi bedenleri, üreme sistemleri, cinsel sağlıkları ve doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgilendirmek suretiyle güçlendirmek ve kürtajın yasadışı olması nedeniyle merdiven altı yöntemlerle hayatlarını riske atmak zorunda bırakılan kadınları güvenli mecralara yönlendirmek amacıyla kurulmuş bir servis Jane.

Bir de bunlar var

7 Yaşındaki Trans Kız Çocuğun Davası Tüm Trans Çocukları Yakından İlgilendiriyor
“Hepimiz Feminist Olmalıyız” – Chimamanda Ngozi Adichie’nin Konuşmasının Tam Metni
Türkiye’nin İlk Kuir Olimpiyat Oyunları

Pin It on Pinterest