Dizide çok acayip şeyler oldu.

KÜLTÜR

American Horror Story Coven 3. Bölüm: Sonsuz Ol Diye

İzlemeyen okumasın, aşağıda geçen bölümde olan bir sürü şeyden bahsediyorum. Kazara okumayın diye de yazıyı ateş şeridiyle çemberleyeceğim. Yalnız biraz açılırsanız… (Bölümü yeni izledim gaza geldim, bozmayın)

 

 

dırşminidırşminidırşmini

 

American Horror Story: Coven’in üçüncü bölümü havada hülyalı dalgalanan bir kurdeleydi sanki, mel mel bakarken bir saatin nasıl geçtiğini anlamadım. Tam manasıyla büyüleyici bir bölümdü. (Çıkıtıss)

 

Çeşitli notlarım:

 

– Öncelikle: Madison (Emma Roberts)’ın perdeleri tutuşturduğu sahne! Çok seveni yok galiba ama Emma Roberts’ın o içi itinayla boşaltılmış çocuk oyuncu havasını ben bayağı seviyorum, kendinin başka bir versiyonunu oynuyor gibi geliyor. Madison’ın albenisi iyi oyunculuktan değil, oyuncunun kendi albenisinden geliyor galiba. (Aynısının başka bir örneği için: Büyük Umutlar’da Gwyneth Paltrow) Bence sorunlu genç aktris sihir dünyasına oturtmak için bayağı ilginç bir karakter.

 

– Peki Madison’ın çeşitli elementlerin hükümranı ve bir sonraki Süprem olduğunun ortaya çıkması? Robbie Williams’ın da dediği gibi, a love supreme, a love supreme dostlar. Bu gelişmeyi özellikle sevdim, HarryPottervari, devamlı alay edilen “kaybeden”in sihir dünyasında kazanması gibi bir klişe yastığına oturmamış, Süpremliği popüler/çağdaş anlamda güzel/kokainburunlu kızın omuzlarına bırakarak daha tehlikeli ve beklenmedik bir şey yapmışlar dizide. Sonuç olarak albenisi, oyunculuk kariyeri ve seksapeliyle dünyanın kapılarının zaten sonuna kadar açık olduğu Madison’ın gücünün sorumluluğunu taşıyamaması, (aynen Fiona gibi) rezalet bir Süprem olması için ortada çok daha fazla sebep yok mu? Mücadele için daha büyük bir alan, yapılacak göz alabildiğine yanlış var.

 

– Üç bölümdür ritmik olarak yükselttikleri kuşak çatışması daha köşeli bir hale büründü, Fiona (Jessica Lange) ve Madison arasındaki gerilim bayağı muhteşemdi. Fiona’ya Cordelia üzerinde bileyemediği dişlerini kullanmak için bir fırsat çıktı. Özellikle karşıdan karşıya geçen adamı manipüle ederlerken Fiona’nın ifadesinden Madison’ın kendisinden daha kuvvetli olduğunu anlamamız… Jessica Lange’in oyunculuğuna üç altın kupa. (Biri kanlı!)

 

– LaLaurie’nin görmeye dayanamadığı bir zencinin Amerikan başkanı olduğunu öğrenmesi biraz komikti, fakat hemen saniyesinde ırk eşitliği konulu çeşitli Yaşar Usta konuşmalarına sebep oldu. Aynı zorlama hissi Fiona’nın eve gelen Hıristiyan kadına ayar çekmesinde de aldım. Bu demokrat, liberal tabanlı dizilerde inanan birilerine azar çekmeyi, sapkınlıkla suçlamayı borç biliyorlar biraz.

 

– Queenie! Fakat Allah kahretmesin boğa kafalı adamla ne oldu öyle?

 

– Cordelia’nın -hayali- döllenme büyü seramonisi Ajlan ve Mine klibi gibiydi. Cordelia da saf mıdır nedir, yeni ayın ne zaman olduğunu Laveau’ya soruyor. Kardeşim sen de cadı değil misin, yeni ayın ne zaman olduğunu ben bile biliyorum? (Susan Miller’dan ama olsun) “Keçi kanından çocuğum olacağına hiç olmasın” diyeceğine şıkır şıkır ağlayarak çıktı Laveau Saç Tasarım Merkezi’nden. Zorlama o çocuk hayırsız olur, Kamil Koç reklamlarına düşersiniz.

 

– Madison ve Zoe’nin morgda artık parçalardan oluşturduğu FrankeşKyle’la ne yapacaklarını çok merak ediyorum. Kyle’ın annesi tarafından cinsel tacize uğruyor olduğunun ortaya çıkmasını asla, asla beklemiyordum, o sahneleri çok zor izledim. Hele annenin Kyle’ın vücudundaki farklılıkları hemen farketmesinin sebebinin çocuğu taciz ediyor olması? Aman aman. Annesini (üstelik altın bir spor kupasıyla!) öldürdüğüne göre FrankeşKyle artık tam manasıyla annesiz babasız, Mary Shelley’e yaraşır bir yaratık. On bölüm böğüm böğüm böğürürür artık.

 

– Queenie lütfen Boğa Adam’la boğuşmasından hamile kalıp boğaçocuk doğurmasın. Çünkü o çocuk doğduğu an Cordelia çocuk hasretinden bakıp büyütmeye çalışır, Laveau’nun Fiona’nın aile ocağına incir dikme planı da böylece tam yerini bulmuş olur. Fiona’ya bayandan beşinci el boğatorun. (Cenk Torun gibi,  ama boğa)

 

– EMMA ROBERTS’ın boğazının gırrrrk diye gidivermesi? Ajdavari bir ifadeyle söyleyecek olursam skandalize oldum, hororize oldum. Fiona’nın gençlik peşinde ve gücü elinden bir türlü bırakamayan ihtirasının nereye varacağını çok merak ediyorum. Kadın ötesinde berisinde Süprem bırakmadı, kazayla olmuş gibi de yapsa tekkadınlı bir yönetim öngörüyor. Maşallah hocam.

 

– Ben bir noktada olaya çılgın orman perisi Misty Day’in dahil olup, Madison’ı ölümden geri getirebileceğini düşünüyorum ama güçlerinin büyüklüğünden emin değilim. Öyle yaraya çamur sürmeye benzemez Misti paşa, acaba gömük insanı hortlatacak kadar kuvvetli mi? Misty’nin böyle bir şey yapmak için önce iyi bir sebebinin olması gerekiyor tabii, mesela Fiona’ya kızmak gibi.

 

– Madison’ın ölümü Fiona’nın tekrar güçleneceği, yani kanserinin gittiği anlamına mı geliyor? Ne kadar bencil ve sorumsuz bir Süprem olduğu gerçeğiyle yüzleşirken Madison’ı “yanlışlıkla” öldürmesi Fiona’nın bundan sonra daha iyi bir Süprem olmaya çalışacağının habercisi olabilir mi? Çok sarsılmış da görünmedi, hemen dilsiz uşağa “topla sofrayı” çekiverdi. Emin değilim.

 

– Cordelia sorumlu ve iyi niyetli ama onda kudret yok, Fiona’nın maşallahı var ama o da biraz deli. Madison’ı da fidanında soldurdular. Tabandan gelecek yeni, dinamik liderlere ihtiyaç var. Madam Robişo Gençlik Kolları uyuma.

 

Bölümün repliği: “Bu kovenin yeni bir Süprem’e değil, yeni bir halıya ihtiyacı var”

 

Voooooo. Dördüncü bölüm için aşırı derecede heyecanlıyım, fragmanına göre Grace Coddington saçları ve tiz sesiyle Frances Conroy geliyor, ortalık karışıyor. Ne düşündünüz, beğendiniz mi? Yorumlarda buluşalım.

 

dırşminidırşminidırşmini

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YBu Resim Gitmeli Mi?
Bu Resim Gitmeli Mi?

Sanatçı Hannah Black'in siyah bir çocuk cesedini tasvir eden sanat eserinin var oluşunu ve sergilenmesini eleştirdiği açık mektubundan hareketle: "onurlandırmak" ve "lafı ağzına tıkmak" arasındaki ince çizgi nerede durur?

KÜLTÜR

YMary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar
Mary Beard: Gücün İçinde, Üzerinde, Peşinde Kadınlar

Cambridge Üniversitesi Klasikler Profesörü Mary Beard'ın konuşması: Kadınlar Antik Yunan'dan bugüne güçle nasıl ilişkilendi?

SANAT

YÖlüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann
Ölüm Kadar Ciddi, Küfürlü bir Şaka: Renate Bertlmann

Renate Bertlmann, 1970’lerde bir çok çağdaşı gibi 1968’in devrimci atmosferi ve ikinci dalga feminizmin gücüyle kadın bedenini bir kutlama ve devrim aracı olarak yeniden kurgulayan eserler üretmiş.

SANAT

YGüncel Kızlar (1977)
Güncel Kızlar (1977)

Vintage sarısı, yalnızca çözülmüş meselelere, başarıyla alınmış haklara mı değer?

Bir de bunlar var

Macarca, Salyangozlar, Ankara ve Bir İlk Kitap: Kapıya Not Bıraktım
Trans Misafir* Hanesi Projesi Başlıyor
Yüksel Aytuğ Mağarada Yaşıyormuş

Pin It on Pinterest