Bu heykeli göreniniz var mı? Bakınca ayak parmaklarınızdan başlayıp bedeninizden yukarı doğru çıkan bir sıcaklık hissediyorsunuz değil mi? Zihniniz yavaş yavaş ele geçiriliyor...

SANAT

Ah, Güzel İstanbul!

Bu heykeli göreniniz var mı? Bakınca ayak parmaklarınızdan başlayıp bedeninizden yukarı doğru çıkan bir sıcaklık hissediyorsunuz değil mi? Zihniniz yavaş yavaş ele geçiriliyor…

 

Uyuşmaya başladınız bile hatta? Sanki heykel değil de kanlı canlı, etli butlu, şehvet dolu bir kadın karşınızdaki. Sizi karanlık günahlarla dolu o küçük odaya çağırıyor…

 

Öff….

 

………..

 

Daha fazla devam edemedim… Kurgu da olsa, bunları yazmayı içim kaldırmıyor. Ama bundan yaklaşık kırk yıl evvel yüce devlet erkanımız bu heykeli bulunduğu yerden kaldırıp Yıldız Parkı’na sürgüne göndermişler… Yıldız Parkı’nda da öyle bir yere koymuşlar ki, hani olur da bir sebepten heykelin yakınlarındaysanız, büyük ihtimalle heykel dikkatinizi çekmeyecektir; çünkü çok uzaklardan bakıyor olacaksınız… Siz gene de orada gördüğünüz şeyin bir heykel olduğunu anladıysanız ve merak ettiyseniz, buyrun, hiç durmayın… Fakat bir saniye, belediyenin size bu imkanı sağlayacağını mı sandınız? Ne kadar da naifçe… Buyrun toprağa ve çamura basın ve heykele yaklaşın… Yaklaştınız herhalde artık… Böylece heykelin yola arkası dönük olduğunu ve tahrip edildiğini de görmüş oldunuz… Sırf siz bakmayın diye parkın en zor noktasına yerleştirdik; ama belanızı arıyorsanız onu da siz bilirsiniz…

 

02

Heykel solda parkın duvarına bakıyor, en yakın yol ise sağ tarafta.

 

Heykelin adı “Güzel İstanbul”, 1973 yılında Gürdal Duyar isimli heykeltraş tarafından cumhuriyetin ellinci yılını kutlama programı dahilinde yapılıyor… Öncelikle Karaköy meydanına koyulan heykel (aşağıdaki fotoğraftan da görülebileceği gibi bugün Yüksek Kaldırım’ın Bankacılar Caddesi’ni kestiği yerdeki üçgen parçasında yer alıyormuş, bugün burada bir büfe var), İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk’ün talimatıyla bir gece operasyonuyla kaldırılıyor fakat sonra bir şekilde Yıldız Parkı’nda bitiveriyor…

 

1974 yılı gazetelerinden anladığımız kadarıyla, bu heykel Karaköy’deki yerine koyulduğunda iktidarda CHP-MSP koalisyonu varmış ve heykelin koyulmasıyla ciddi tartışmalar başlamış… Aşağıdaki haber 11 Mart 1974 tarihli. 19 Mart 1974’te heykelin kaldırıldığı haberine rastlıyoruz, yani hepi topu dokuz (rakamla “9”) gün Karaköy’de durmuş. 21 Mart 1974’te ise heykelin Karaköy’e koyulmasının sorumluları hakkında soruşturma başlatılmış… Ardından neler olduğunu, soruşturmanın nerelere dek gittiğini bulamadım; fakat bir ara Manisalılar heykeli sahiplenmek istemiş. Zaten temmuzda başlayan Kıbrıs Harekatıyla birlikte memleketin gündemi tamamen değişmiş…

 

kupur1

11 Mart 1974 tarihli Milliyet gazetesi

 

Dönemin başbakan yardımıcısı Erbakan’ın heykel hakkındaki görüşü şöyle: Karaköy meydanına dikilmek istenen heykel İstanbul’un tarihi niteliğiyle, Türk geleneği ve ahlakına uygun değildir. Bu heykel Cumhuriyetin 50. yılını kutlamak için ayrılan 80 milyon liranın nasıl harcandığına bir örnektir. (Milliyet – 5 Mayıs 1974)

 

Vali Namık Kemal Şentürk ise şöyle buyurmuş: Sanatkarının ifadesiyle “Güzel İstanbul” heykeli hem yeri hem de manası ile bence bu yere uygun değildir. Yine söyleyeyim, sanatı hakkında bir şey diyemem. Gerek semt, gerek trafik bakımından şu anda yeri uygun görülmemektedir. (Milliyet – 18 Mart 1974)

 

Ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Başkanı Prof. Feridun Akozan: Biz konuyu çok geniş açıdan gören sanatçılarız. Bu heykel bizleri tatmin etmedi. Akademinin bilgisi dışında yaptırılmıştır. Akademinin yargısından geçmediği için diyebilirim ki sanat yargısından da geçmemiştir. (Milliyet – 18 Mart 1974)

 

Zihniyet kendini nasıl da gösteriyor değil mi? Bu beyanatların hepsinin günümüzde aynı mevkilerdeki bambaşka insanlar tarafından söylendiğini hiç zorluk çekmeden hayal edebiliyoruz. Cümleler hiç değişmiyor.

 

Evet, bu memlekette tükürülenlerden tutun sürgüne gönderilenlere dek her çeşit heykelimiz mevcut anlaşılan… Ucubeleri de unutmayalım… Ve evet, ahlakımızı cansiparane savunacak bir bürokratımız/belediye başkanımız/ başbakanımız da her zaman mevcut…

 

Neden taramalı tüfekler, toplar ve çiğnenen ölü askerler filan olan bayağı bayağı açık saçık heykeller asla tartışma konusu olamıyor da çıplak tahayyül edilebilecek ( özellikle “tahayyül” diyorum; çünkü o heykeller çıplak falan değiller, çıplaklığı atfeden bizim gözlerimiz.) bedenlere gelince milletçe mavi ekrana bağlıyoruz? Şiddetin her türlüsünü ekranlarımızda izlememiz serbest ama sevişen insanlara sıra gelince topyekun bir utanç kuyusuna düşüyoruz… Her köşe başını tutmuş “ahlaksızlığa” karşı savaşımız asla bitmeyecek sanki. En büyük kabusumuz özgür bedenler…

 

İşte böyle, açıkçası yazıyı nasıl bitireyim bilemiyorum, ne desem olmayacak, sanki sürekli sözcüklerin erişemediği bir zihin yapısına maruz kalıyoruz…

 

Bazı zihinler nasıl oluyor da o düşünsel sıçramaları gerçekleştirip “ahlak”ın içini bunlarla dolduruyor, bir yanda sürekli salıverilen tecavüzcüler, cezalandırılacağına ihtimal bile vermediğimiz en yakın çevremizden duyduğumuz tacizciler varken? Mahkeme salonlarında başlarından geçeni tecavüzcüsü dibinde dururken bir daha, bir daha ve bir daha anlatmak zorunda kalan küçücük çocuklar var ve birileri “ahlaksızlığa sevk ediyor” diye heykelleri cezalandırıyor. Kayış nerede kopuyor acaba?

 

NOT: Haber küpüründeki “kondu” ibaresi çok tatlı değil mi? Sanki kuş…

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YÜçlü: Diyalektik İlişkinin Karşısında Yeni Bir Sistem
Üçlü: Diyalektik İlişkinin Karşısında Yeni Bir Sistem

Neden bunu yaşayabileceğimizi düşünmek bu kadar zor? Yaşamayı da bir yana koydum hadi, bunu yürütebileceğine ciddi ciddi inanan var mı?

Bir de bunlar var

Cuma Şarkıları 26
Alt edilmişliğe karşı: dilin içinde mırıltı
Andrew Solomon: İntihar, Bir Yalnızlık Suçu

Pin It on Pinterest