Doğru teşhis hala doktorların hastalarına doğru soruları sorup, cevapları ciddiye almasına bağlı. Ama çok sık şekilde, cinsiyet ayrımcılığı araya giriyor.

KÜLTÜR

“Size Öyle Geliyor” Teşhisi Kadınların Sağlığına Mal Oluyor

“Kadınların adet sancısı olur. Bir şeyin yok.” – Bir sürü doktor.

(Seneler sonra)

“4. Seviye endometriyozisin var, sağdaki yumurtalığın bir kist tarafından tamamen yenmiş. İçinde bomba patlamış gibi görünüyor. 6 hafta içinde kısmi histerektomi (rahmin alınması) ameliyatı olman gerek.”

Tıp dünyasına müteşekkirim!

 

Bu Facebook yorumu, aşağıda çevirisini okuyacağınız yazının altındaki yüzlerce paylaşımdan biri. Acı çektiğini söylediği için abartmakla, hastalık hastası olmakla suçlanan, fiziksel muayeneden önce psikiyatriye yollanan, kendi kendine bir şeyler okumaya çalışırsa azarlanan, rahatlıkla geçiştirilen kadınların hikayeleri herhangi bir ülkeye özgü değil, modern tıp dünyasının evrensel durumu gibi görünüyor (Yine yorumlarda bir kadının dediği gibi, “Çok çok üzgünüm. Hikayelerimizin sonu yok.”) Emily Dwass’ın LATimes’da yayınlanan The ‘it’s all in your head’ diagnosis is still a danger to women’s health başlıklı yazısını bu yüzden çevirmek istedim.

 

***

 

TV yıldızı Maria Menounos geçenlerde, annesi beyin kanseriyle mücadele ettiği sırada kendi beyninde keşfedilen (iyi huylu) beyin tümörünü aldırmak için ameliyat olduğunu ve bir süre dinleneceğini açıkladığında hayranlarını hazırlıksız yakaladı. Belki de en şaşırtıcı olan Menounos’un ne kadar çabuk tedavi gördüğüydü. People dergisine verdiği bir röportajda, annesinin doktoruna kendi belirtilerini anlattığı anda -baş ağrısı, baş dönmesi, kelimeleri yutarak konuşmak- doktorun hemen sorunun ne olduğunu anlamak için harekete geçtiğini söylüyor.

 

Bir çok kadın bu kadar şanslı değil. Tıbbi teknolojiler gelişirken, doğru teşhis hala doktorların hastalarına doğru soruları sorup, cevapları ciddiye almasına bağlı. Ama çok sık şekilde, cinsiyet ayrımcılığı araya giriyor.

 

İyi huylu beyin tümörlerinin yanlış teşhisi konusunda yapılmış kayda değer bir araştırma olmamasına rağmen, destek gruplarında konuştuğum kadınlar, doktorlarından doğru bir değerlendirme almanın aylar ya da yıllar sürdüğünü anlatıyor – ki, kadınların vücutlarında bu tür kanserli olmayan kütle oluşma ihtimali erkeklere göre en az iki kat daha yüksek.

 

Benim durumumda, sorunumun bir meningioma -Menounos’un beyninde bulunan iyi huylu tümörün aynısı- olduğunu öğrenmem için dört senemi harcamam ve bir kaç farklı doktora görünmem gerekti. Doğru teşhis nihayet konduğunda kafatasımın içindeki kütle beyzbol topu boyutuna ulaşmıştı, kalıcı sorunlara yol açmaya başlamıştı ve ameliyat çok daha tehlikeli hale gelmişti.

 

Ama teşhisim konduktan sonra dahi baştan savmacı, küçümseyici doktorlarla uğraşmak zorunda kaldım. Karmaşık bir beyin ameliyatının ardından hastanede kendime gelmeye çalışırken, aniden kas spazmları geçirmeye başlamıştım. Kasılmalarımı gözlemleyen genç bir erkek doktor şöyle demişti: “Neyiniz var bilmiyoruz – ama sorunun tamamı aslında kafanızda diye düşünüyoruz.” Kontrolsüz şekilde titriyor olmasam belki gülerdim. (Kadın bir hemşire doğru bir tahminle ameliyattan sonra beyindeki şişliği azaltması için verilen steroidlere kötü bir tepki verdiğimi bildi.)

 

Bu “hepsi kafanda olup bitiyor” teşhisi hala inanılmaz derecede yaygın. Doktorlar bu cümlenin benzerlerini nörolojik, otoimmün ve hatta kardiyolojik sorunlar için sarf ediyorlar; bazen kadınların fiziksel belirtilerini ele almadan önce psikolojik değerlendirme istiyorlar. Belki de Menounos Twitter’da doktoruna “beni delirmişim gibi hissettirmediği için” teşekkür ederken aklında bu tarz korku hikayeleri vardı.

 

Doktorların kadın hastalarının belirtilerini dikkate almakta başarısız olması tıbbi araştırmaların tarihsel olarak erkeklere odaklanmasıyla kısmen açıklanabilir. Kadınlarda ölüme sebebiyet veren hastalıkların başında kalp hastalıkları geliyor örneğin; ancak Harvard Sağlık Yayınları‘na göre, “birçok kadın doktorlarının kendileriyle kalp-damar riskleriyle ilgili hiçbir zaman konuşmadığını ve bazen hastalık belirtilerini görmezden gelerek panik atak, stres, hatta hipokondri emareleriyle karıştırdığını söylüyor.” Johns Hopkins University‘de 2014’te gerçekleştirilen bir araştırmaya göre felç geçirmekte olan bir kadına acilde yanlış teşhis konma ihtimali erkeklere göre %30 daha fazla.

 

Otoimmün hastalıklardan muzdarip kadınların kendilerine uygun tedaviyi bulması belki de hepsinden zor. ABD Otoimmün Bağlantılı Hastalıklar Derneği, yaklaşık 50 milyon Amerikalının bilinen 100 otoimmün (vücudun yanlışlıkla kendi kendine saldırması) hastalıktan birini taşıdığını hesaplıyor. Araştırmacıların bir türlü sebebini çözemediği bir şekilde, hastaların %75’i kadın. Derneğin araştırmalarına göre, ortalamada bir hastanın doğru teşhise ulaşana kadar üç senede dört doktora görünmesi gerekiyor.

 

 

Derneğin başkanı ve yöneticisi Virginia Ladd, otoimmün hastalığı olan kadınların bir numaralı şikayetinin doktorların kendilerini dinlememesi olduğunu söylüyor. Gerçekten de, eninde sonunda ciddi bir otoimmün hastalığı olduğu teşhis edilen kadınların %40’ına bir noktada bir doktor fazla şikayetçi ya da sağlıklılığa fazla kafayı takmış olduğunu söylemiş oluyor. Bu kadınlar en sonunda sorunun ne olduğunu anladıklarında, kronik bir hastalığın kesin haberini almış olmalarına rağmen müteşekkir hissediyorlar. “Sonunda birisi onlara gerçekten kulak vermiş oluyor,” diyor Ladd.

 

Yaşlı kadınların ise cinsiyetçiliğin yanı sıra bir de yaşlarına karşı önyargıyla uğraşmaları gerekiyor. Kayın validem 80lerine geldiğinde çok ciddi karın ağrıları çekmeye başlamıştı. Doktordan doktora gidip hiçbiri giderek artan ağrılarına derman olmayan bir sürü fikir alıp tedavi gördü. Bir noktada doktorlardan biri yaşını kastederek “Ne bekliyorsunuz ki?” diye sordu.

 

Beklediği -ve hak ettiği- şey ciddiye alınmak ve saygı görmekti. Doğru teşhis konduğu noktada kanser her yere yayılmıştı bile. Doktorlar kendisine kulak vermiş olsaydı, hayattaki son aylarında çok daha az acı çekebilirdi.

 

Görsel: Meredith Frampton, Marguerite Kelsey

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YOrhan Pamuk’u Bezdirmişsiniz
Orhan Pamuk’u Bezdirmişsiniz

Orhan Pamuk, sırf yurtdışında başarılı diye eleştirilmekten (hâlâ) şikayetçi: “Romanın başarısını kendisine karşı bir silah olarak kullanıyorlar.”

KÜLTÜR

YKazuo Ishiguro ile Röportaj: Kurgu Sanatı
Kazuo Ishiguro ile Röportaj: Kurgu Sanatı

Edebiyat nobelinin yeni sahibi Kazuo İshiguro ile hayat hikayesi, ilham kaynakları, çalışma rutini üzerine yapılmış en kapsamlı röportajlardan biri.

KÜLTÜR

YYanlış Teşhislerin Mağduru Hastalar – Peki Sorumlusu Kim?
Yanlış Teşhislerin Mağduru Hastalar – Peki Sorumlusu Kim?

"Adet sancısı normaldir, genç kızlarda olur öyle, evlenince geçer, psikolojik..." Türkiye'deki teşhis sorunu kadınların zamanına, parasına ve sağlığına mal oluyor.

TARİH

YÖzgürlük Meşalesi Doğunun Kadınlarını Azad Edecek
Özgürlük Meşalesi Doğunun Kadınlarını Azad Edecek

Tacikistan'dan bir karikatür ve 60 sene içinde Rus merceğinden Tacik kadınları.

  • Nigâr Hacızade

    Kısmen alakalı, bir podcastte dinledim iki gün önce: http://99percentinvisible.org/episode/the-stethoscope/

    1800lerin başında stetoskopun icadıyla tıpta nasıl bir paradigma değişikliği olduğunu anlatıyor. O döneme kadar hastalıkların tedavisinde hastanın ne anlattığı esas; doktorlar hastaları uzun uzun dinliyor, önceki hastalıkları, genel bilgileri, her türlü detayı not alıyor ve bunlar üzerinden ilerliyor. Aynı zamanda kadavralar hariç doktorların insan vücudunun içine bakma şansı olmadığından, bugün hastalık belirtisi olarak anladığımız şeyler (mesela ateş), hastalığın kendisi olarak kabul ediliyor. Stetoskop ve ardından icad edilen x-ray bu durumu tamamen değiştiriyor. Doktorlar öznel hasta anlatılarından kendilerinin nesnel kabul ettiği belirtilere geçiyorlar, ve bugün çok sık rastladığımız durum ortaya çıkıyor: ortada bir çok hastalık belirtisi var ama ‘nesnel’ kaynağı bulunamadığı için teşhis konamıyor ya da ‘sana öyle geliyor’ teşhisi konuyor. Doktor-hasta ilişkisindeki ‘dinlememe’ durumu tıbbi araştırmalar/tarihsel/popüler cinsiyetçilikten nasibini ekstradan alan genel bir olgu da olabilir belki.

  • Gönül Yurdungüzeli

    Hikayedeki kadın yalnız değil ve okadar uzağa da gitmeden kendimi örneklendireyim hemen. Yaş 36 İstanbul’da yaşıyorum. Sanırım 20 yaşımdan beri sürekli vajinal mantar enfeksiyonu yaşıyordum ve kadın Doğum ve kadın Doğum endokrinoloji ile maceram 15 sene sürdü. Yanınızca onunla kalmadı göz doktoru, dahiliye, enfeksiyon polikliniği, alerjik kontroller, çapa psikiyatri (4 yıl) …liste uzun yani. Karşılaştığım bütün hekimler psikolojik deyip senelerime maloldu, meğer ben takıntılıymışım. Arada bir de B vit, D vit bitmiş ilaç verelim 6 ay sonra gel dediler. İnanılmaz acılar çektim, saçlarımı tarayıp yüzüme dokunamayacak durumda idim ve sonuç elde edemiyordum. En sonunda int araştırmaları sonucu sjögren diye bir bağ dokusu hastalığını işaret etti. Tabi hiç durmadan yine hastaneler doktorlar süreci başladı ve hep azarlandım “bubun için mi geldin” şeklinde ciddiye alınmayıp aşağılandım bile. Kavga ederek tahlillerimi istedim ve sonuç haklıymışım ki sjögren hastasıyım. Burada bitmiyor teşhis önemli ama teşhisten sonrası daha da önemli. Güya artık iyileşmezmişim ömür boyu kortizonlar, plaqueniller, Ağrı kesiciler, kemik ilaçları kullanmak zorundaymışım. Pes edermiyim ASLA. Uluslarası makaleler oku oku,araştır araştır bazı diyetler buldum. Aip, gaps gibi. Meğer otoimnün hastalıklar iyileşebiliyormuş. İlaçların yan etkileri de başlayıp olay başka bir yere gidince diyete başladım. Şimdi Gaps diyeti yapıyorum bütün ilaçları bıraktım, yoga yapıyorum daha mutlu daha az hastayım.

Bir de bunlar var

Ege’de Atölye: Zeytin
Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali Başlıyooooor!
Fadik’in Ati’si ve Zeytince

Send this to friend