Dün akşam dedim ki kendi kendime, kendi kendime: Düşünmeeeee!

KÜLTÜR

Seks, Para ve Futbol Hep Sohbetleri

İlişkiler ya da daha spesifik olarak ilişkilerim hakkında ne zaman çok düşünsem kendimi hemen kötü hissederim. Aklıma sosyal medyada sık sık dolaşan resimler, karikatürler vs. gelir. Uyumak üzere yatağa yatmış bir çifti görürüz; kadın adamın ne düşündüğünü, kendisine niçin öyle söylediğini vs. düşünürken adam tamamen alakasız bir şeyi, örneğin o günkü maçı, yediği yemeği vs. düşünmektedir. Ve bunun nedense komik olması gerekir. Zihnimde buna benzer karelerle şöyle derim kendi kendime: “Bana karşı tavırlarını, söylediği şeyleri vs. düşünmekten çok daha önemli işlerim var. Niçin onun söylediği tek bir kelimeye takılarak vaktimi harcayayım?”

 

Böyle durumlarda sözlere ve hislere gereğinden fazla önem atfediyormuş gibi hissederim. Buna rağmen çoğu zaman ilişki kurduğum insanların söyledikleri sözler kafamı meşgul eder; kendimi bunları düşünmekten, yorumlamaktan alıkoyamam. Peki bu özelliğe neden olumsuz anlamlar atfedilir hep?

 

Bu olayın kadınları daha çok yoruyor olduğu bir bakıma doğru. Fakat bu, cinslerin biyolojik özelliklerine bağlı olarak geliştirdikleri bir durum değil elbette. Aksine sosyal olarak inşa edilen bir durum. İçinde yaşadığımız düzen kadınlara kendilerinden ziyade hep başkalarının ne istediklerini düşünmeyi öğretiyor. Eşlerinin, çocuklarının dert ve tasalarını, mutsuzluk ve keyiflerini hep kendi önüne koymanın, “doğru” sevgili, “doğru” eş olmanın yolunun bundan geçtiğini söylüyor asırlardır. Kadınlar kendi hayatlarını ve benliklerini değil, başkalarının ne dediklerini ve istediklerini düşünerek büyütülüyorlar. Bu bakımdan hep hisleri kollamaları, keyifleri düzeltmeleri bekleniyor.

 

Öte yandan patriyarka, kadınlara olduğu kadar, yetiştirdiği erkeklere de binlerce şey öğretiyor. Duygularını bastırmayı, ağlamamayı, hislerini ifade etmemeyi öğütlüyor; çünkü bunları zayıflıkla eş. Ve gerçek bir erkek olabilmenin yolu ne olursa olsun güçlü olmaktan geçiyor. Belli bir bilince ulaşmış insanlar toplumsal cinsiyet normlarını bozmaya çalışsa da, yılların getirdiği, ruhun derinliklerine kadar aşılanmış kimi davaranış kalıplarını kırmak kolay değil. Hal böyle olunca da iletişimi doğru kuramayan ilişkiler çıkıyor ortaya. Ve cinsiyet rollerini karikatürleştiren tablo yeniden beliriyor: Kadın kendini doğru ifade edemeyen ya da etmeyen erkeğin söylediklerini anlamlandırmaya çalışıyor, erkek ise her zaman olduğu gibi kendi dünyasında. Tablo gerçekten böyle mi?

 

Yani sahiden hetero erkekler şöyle bir dalıp gittikleri anlarda yemek, iş-güç, maç vs. mi düşünüyorlar? Tabi bir de seks var. Şarkıda da dediği gibi: Seks, para ve futbol hep sohbetleri. Fakat bu seks -beraberinde getirdiği- duygusal yakınlık yokmuşçasına telafuz edilen bir seks. Hatta erkek sohbetlerinde, ya da “erkeklerin aklından tek geçen şey sekstir” algısında kastedilen şey yalnızca penetrasyon eylemi. Seks hareketi, canlılığı ve aktif olma durumunu, duygular ise içtenliği ve bir tür görünmezliği temsil ediyor çünkü. Seksi duygudan ayrıştırma çabası ondan. Seks ve cinsel arzu erkeklerin, duygularsa kadınların hanesinde çiçek toplumumuzda.

 

Halbuki kadınlar seks üzerine konuşunca nasıl konuşuyorlar? Pozisyonlardan orgazmlara, derecelerine, çeşitlerine kadar her şey istişare konusu olmuyor mu? Bütün bu “aksiyonun” ne hissettirdiği de atlanmadan.

 

Yani hayatta deneyimlediğimiz her ama her şey bize bir şey hissettiriyor ve bir şey düşündürken, bunları yorumlamak, anlamlandırmaya çalışmak, analiz etmek bize hem kendi davranışlarımız hem de başka insanların davranışları hakkında çok şey öğretmiyor mu?

 

İşin bir de kadın arkadaşlığı boyutu var. Erkeklerin kadınları fazla konuşkan, kadınlar arasındaki ilişkiyi de fazla hassas olarak değerlendirdiğine kaç kez tanık oldunuz? Birlikte düşünelim: Kadınların birbirleriyle “fazla” konuşmaları, hele de duygularından söz açıp ilişkilerini masaya yatırmaları kimi, nasıl rahatsız ediyor? Kadınların bir araya geldiklerinde ilişkilerinden hislerine, politikadan ekonomiye ve sosyal-kültürel olaylara, spordan sekse, toplumdan dünyaya uzanan konuşmalarını neden illa çerçevelemek ihtiyacındalar? “Kimi çekiştiriyorsunuz?” diye geliyor müdahale. İki kadın bir araya gelmişse elbet dedikodu yapıyorlardır! Dedikoduyu da ihmal etmeden her türlü tecrübemizi, düşüncemizi, hissimizi birbirimizle paylaşabiliyor oluşumuz anlaşılmaz bir muamma adeta.

 

Bu algı çeşitli medya araçlarıyla yeniden üretilmeye ve yayılmaya devam ediyor. Birçoğumuzun artık sıklıkla duyduğu Bechdel testininin önerdiği en az iki kadın karakterin erkekler dışında başka bir konudan konuşması kriterini hakkıyla geçen film sayısı bile kaç ki? Kadınların tek derdi erkekler! Hâlâ! Diziler, filmler, popüler dergi ve gazete sayfaları, testleri TV programları bunu söylüyor.

 

Duygularım, ilişkilerim, erkekler vs. üzerine düşündüğümde kendimi kötü hissetmem bütün bu kalıp yargılarla yakından ilişkili elbette. Ama ya gerçekten yapacak daha önemli işlerimiz varsa? Böyle iki uçlu bir değnek. Bir yandan ilişkiler üzerine kafa yormanın neden olumsuzlandığını sorgulayıp, diğer yandan “daha önemli” işlerim olması gerekirken ilişkilere kafa yorduğum için mutsuz olmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

 

Konuyu tartışmaya açmak istedim o yüzden. Ne yapıyoruz sevgili 5Harfliler? O işi, ilişkiyi, lafı, bakışı, önseziyi düşünüyor muyuz, düşünmüyor muyuz?

 
 
 

Görsel, Nathan Sawaya’nın Houstan’da bir parktaki heykel yerleştirmesinden.

 

Bir de bunlar var

Şöhretlerin Fotoğrafçısı Şöhretli Nihat Odabaşı ile Aynı Kareye Tıkışın
Kendine İyi Bak!
Kendine İyi Bakma Rehberi

Send this to friend