Avrupa’da istenmeyen gebeliklerin yüzde yetmişi cerrahi değil, kimyasal müdahaleyle, yani bildiğimiz haplarla sonlandırılıyor.

MEYDAN

Kerameti Rahimden Menkul Bir Kimyasal Kürtaj Deneyimi

Kimyasal kürtaj Türkiye’de yok. Ama başka pek çok ülkede var ve yaygın. O kadar ki, bugün Avrupa’da istenmeyen gebeliklerin yüzde yetmişi cerrahi değil, kimyasal müdahaleyle, yani bildiğimiz haplarla sonlandırılıyor.

 

Ama geçtiğimiz hafta yaptığım gebelik testi pozitif çıktığında ben böyle bir ihtimalin varlığından habersizdim. Hatta ben “Hiç ilaç filan da mı yok şimdi, bitti mi? Tek çare kürtaj mi yani?” diye can havliyle sorduğumda beni sakinleştirmek için, “İşte feministler kürtaj için tam da bu yüzden mücadele ettiler gülüm,” diyen arkadaşım da bilmiyordu kimyasal kürtaj diye bir şey olduğunu. İkimiz de o gün öğrendik.

 

Kimyasal kürtajla kastedilen şey aslında embriyonun rahme yerleşmesini engelleyerek bir nevi kendiliğinden düşüğü tetikleme yöntemi. İki gün arayla alınan iki farklı ilaç, bedenin kendi işini kendi yapmasını sağlıyor. İlk on haftaya kadar olan istenmeyen gebelikleri sonlandırmak için dünyanın pek çok yerinde doktorlar kimyasal kürtajı öneriyor. Çünkü bu basit müdahale, narkozdan kaynaklı sorunları da ortadan kaldırıyor. Türkiye’de muadili başka ilaçlar riskli gebelikleri sonlandırmak için kullanılabiliyor olsa da Sağlık Bakanlığı’ndan bu ilaçlara onay çıkmamış. O yüzden, devlet hastanelerinde yalnızca cerrahi kürtaj yapılıyor. Bir diğer deyişle, Türkiye’de kimyasal kürtaj yalnızca yurt dışından ilaç getirme imkânı olanlar için ve yalnızca özel muayenehanelerde mümkün.

 

Bu ilaçlardan ilkinin asıl adı RU-486 ama herkes ona Mifepristone diyor. Amacı, progestron adlı bir hormonun salgılanmasını durdurmak. Çünkü bu hormon, her ay hamilelik için hevesleniyor ve rahmin içini döllenmiş yumurtanın yerleşebileceği ve embriyonun gelişebileceği bir yer haline getirmek için uğraşıp didiniyor. Anladığım kadarıyla, ilk aşamada alınan RU-486 bu lüzumsuz bayram hazırlığını durdurmak için koştur koştur beyne gidip durumu izah etmekle meşgul oluyor: “Hocam, durum sandığın gibi değil, o işin oluru yok. Büyüğümüzsün, aramızda çözelim, sen iyisi mi yol yakınken bu sevdadan dön,” falan filan diyerek salgılamayı durdurması için beyne telkinlerde bulunuyor. Belli ki beynin gerekli düzenlemeleri yapması yaklaşık iki günlük bir zaman alıyor ve en sonunda hormon salgılamayı durdurduğunda, rahim de ufaktan hafızasını kaybetmiş oluyor. Bu aşamada devreye beşgen bir hap olan Misoprostol giriyor. Bu sinsi, o esnada uyumakta olan rahme gidip sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi “Yavrum buralarda neler olmuş böyle, her yer her yerde?” diye soruyor. Rahim önce aylık temizliğin neden yapılmamış olduğunu anlamadığından şaşırıyor, sonra da üzerinde çok düşünmeden ortalığı temizlemeye girişiyor. Ondan sonra battal boy kanatlı pedleri takip, derinlerimizden gelecekleri bekliyoruz. Kanama normalden daha yoğun ve daha büyük parçacıklı oluyor. Rahmin temizlik telaşının seviyesine göre kramplar yoğun ya da hafif olabiliyor ve zaten doktorun tavsiye ettiği ağrıkesicilerle sinir sistemini sakinleştirmek de serbest. Mesela, benim rahmim benden çok daha serinkanlı bir insan çıktı, bense boşu boşuna kendimi korkuttuğumla kaldım.

 

Ama elbette ki başından itibaren çok korktum. Gebelik testinin sonucunu öğrendiğim günden başlayarak ikinci ilacı içtiğim güne kadar geçen bir buçuk haftalık süre içinde doğru düzgün uyku uyumadım. Hemen her gün, suç ortağım eski sevgilimle, uzaklardaki yakınlardaki arkadaşlarımla, düşük ya da kürtaj deneyimi olan kadınlarla konuştum. Hepsi de bana şefkatle, anlayışla, sabırla yaklaştı. Yine de hiçbiri coşkun hormonlarımın anladığı dilden konuşamadı. Ağladım da ağladım.

 

Yaşadığım bu akvaryumvari Avrupa şehrinde kürtaj yaptırmak isteyen kadınların başvurabileceği bir feminist jinekoloji kliniği var. Ama tam da benim ihtiyacım olduğu zaman tatile çıkmışlardı – 1 Mayıs haftası olduğu için, emeklerine saygılarından ve şartları el verdiğinden. Bu yüzden kocaman bir hastaneye defalarca gitmek, üç farklı doktorla ve beş farklı hemşireyle bu konu hakkında defalarca konuşmak zorunda kaldım. Aslında sorduğum sorulara hep aynı cevapları almak beni rahatlattı. Hiçbiri bana kararımın nedenini sorup açıklama yapmamı beklemedi ya da kimse beni utandırıp sorumsuzlukla suçlamadı – çünkü işin o kısmını ben layıkıyla yaptım, ama siz sakın yapmayın, hiç gerek yok. Onların gözetiminde hapları aldım ve altı haftalık bir gebeliği tahminimden çok daha kısa ve acısız bir şekilde sonlandırdım.

 

Böylelikle ben de kürtajın ne olduğu ve daha başka neler olabileceğini öğrenmiş oldum. İlk gün bana “İşte feministler kürtaj için tam da bu yüzden mücadele ettiler gülüm,” diyen Avrupalı arkadaşım da ben de diplomalı feministler olarak aslında kürtaj derken tam olarak neden bahsettiğimizi bilmiyorduk. Çünkü, bu tabu mesele hakkında biz de pek konuşmuyormuşuz. Ayrıca, fark ettim ki Türkiye’de kimse kimyasal kürtajı bilmiyor, çünkü böyle bir seçenek bile yok zaten.

 

Kürtaj kadınların uğruna mücadele vererek kazandıkları bir hak ama daha fazlasını kazanmak mümkün. Bu yüzden, Türkiye’de de kimyasal kürtaj hakkında daha çok şey bilmeye ihtiyacımız var. Bu deneyimi başka kadınlara da anlatmak ve teşekkür etmek istedim. Dilerim ki bilenler, bildiklerini daha çok paylaşırlar.

 

(Kürtaj mı küretaj mı bu arada ya? Onu hala bilemiyorum :/ )

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Bize Bir Yasa Lazım: 6. Trans Onur Haftası Başladı!
“Bu Adamı Tanımıyorum, Ne Hissedeyim?”
Benim Beynim, Benim Kararım

Send this to friend