Kadınlar astroloji konusunda popüler medya tarafından özel olarak hedef seçiliyorlar. Bu, kadınların elle tutulur bilimle olan ilişkisini ve ondan beklentisini değiştiriyor olabilir mi? Astrolojiden ne umuyoruz, ne buluyoruz?

YAZI

Astroloji Sandığımız Kadar Masum Değil (Mi?)

Dünden beri nedense bu topraklardan çıkmış en ilginç insanlardan biri olan, Tokyo’da çalıştığı üniversiteyi senelerce kafalayan intihalci uzay bilimcisi Dr. Serkan Anılır‘ı düşünüyordum. İçimden “Acaba şimdi hangi bilinmez ülkede, hangi uzayın asansörünü laflarla inşa ediyordur?” derken karşıma bu yazı çıkınca, palavra ve uzay ekseninden bir işaret olarak aldım. Aşağıdaki yazı, George Dvorak tarafından io9 için yazılmıştı, Ferda enişteniz gibi astrolojiyi, yükselenleri ve türlü belalı evleri ciddiye alanlarımız için çeviriverdim (düşündürücü bir fiske niyetine):

 

Burç yorumlarını yakından takip edenler sadece eğlendiklerini iddia edebilirler. Fakat yakından bakıldığında bu iddia suya düşer. İşte astrolojinin potansiyel olarak bilimi, ilişkilerimizi, hatta evrendeki yerimizi bile anlayışımıza nasıl zarar veriyor olabileceğinin sebepleri.

 

Astroloji, yüzyıllardır yalancı çıkarılmışsa da bugün hala çılgınca popüer. Günümüzün nasıl geçeceğini ya da burcumuzun davranışlarımızı nasıl belirlediğine dair bir şeyler duymadan bir günümüz dahi geçmiyor. Fakat gezegenlerin diziliminin psikolojimizi veya evrenin açılımını etkilediği bu mekanizmanın nasıl çalıştığına dair bugüne kadar bir açıklama verilmedi, verileceğe de benzemiyor.

 

Geçtiğimiz 2011 senesinde zodyağın yepyeni bir versiyonunun kabulü teklif aşamasına geldiğinde astroloji için işler pek iyi gitmiyor gibi görünüyordu, çünkü bu değişim burçları mitik orijinal pozisyonundan kaydıracaktı. Gerçekten de, astrolojinin üzerine oturduğu temel oldukça dayanıksız parametrelerden oluşuyor; bizim “ay” dediğimiz şey aslında kültürel yapılar, yani kozmolojik değiller. Dahası, genişleyen evrenimiz ve içindeki her şey, her zaman sonsuz bir değişim içinde.

 

Neyse, şimdi zamanımı astrolojiyi yalancı çıkartmak için harcamıyorum, bunun için Phil Plait’in ayrıntılı imhasını buradan okuyabilirsiniz, ben astrolojinin size neden iyi gelmediğini, ve burcunuza ya da günlük yorumlara anlam yüklemenin nasıl sizin için potansiyel olarak zararlı olduğunu açıklayacağım.

 

Bilim için kötü, kadınlar için daha kötü

 

Ulusal Bilim Vakfı’nın yeni yaptığı bir ankete göre Amerikalıların %40’ından fazlası astrolojinin bir bilim olduğuna inanıyor – ne kadar şok edici bir sonuç (ve üstelik hayır, sebep anketi dolduranların astrolojiyi astronomi ile karıştırması da değil). En az bunun kadar can sıkıcı olan bir şey ise bu rakamın 1983’ten beri görülen en yüksek oran olması. Vakıf bu araştırmayı halkın bilimi “palavrabilim”den ayırabilme kapasitesini ölçmek için yapıyor.

 

Nüfus açısından baktığımızda ve Chris Mooney’e göre, suçun çoğu “18-24 yaş arasında bulunan ve çoğu astrolojiyi en azından “bilimsel gibi” bulan daha genç Amerikalılar”a, bir de “35-44 yaş arasına” ait.

 

Diğer çalışmalar ise kadınların astrolojiyle erkeklerden daha çok ilgilendiklerini gösteriyor. 2005 senesinde yapılan bir Gallup araştırması kadınların %28’inin, erkeklerin ise %23’ünün astrolojiye inandığını gösteriyor. Kanada’da durum daha bile kötü, kadınların %33’ü astrolojiye inanıyor.

 

Fakat York Üniversitesi’nden sosyolog Julia Hemphill’in dediğine göre bu istatistikte görünenden fazlası var: kadınlar astroloji konusunda popüler medya tarafından özel olarak hedef seçiliyorlar.

 

“Astroloji bilimsel dayanağı olmayan bir epistemoloji ve kadınlara kendilerini ve etraflarındaki dünyayı tanımak için bir yol olarak sunuluyor,” diyor. “Yapmanız gereken tek şey bir ‘kadın dergisi’ açmak – kaçınılmaz olarak bir ya da iki sayfanın astrolojiye ayrıldığını göreceksiniz.

 

Aynı şablon, diyor Hemphill, kadınlara yönelik hazırlanan televizyon programları için de geçerli.”‘Medyum’lar ya da diğer doğaüstü konular hakkındaki programlar kadın izleyiciliğini kazanmak ve elinde tutmak için çalışan televizyon kanallarında bol bol bulunurken, ‘erkek’ kanallarında böyle şovlar oldukça ender, çoğu zaman yoklar” diye ekliyor. “Bu kanallar, gerçek bilime dair programlar yayınlamaya daha çok yatkınlar.”

 

Hemphill bu durumun kadınların gerçek bilimi öğrenmesine ve onunla haşırneşir olmasına ne derecelerde engel olduğunu sorgulamanın mantıklı olduğunu söylüyor – özellikle kadınlara gerçek bilim yerine agresif biçimde palavrabilim sunulurken.

 

Tehlikeli bir kadercilik

 

Astroloji aynı zamanda eleştirel düşünceye de ket vuruyor. Astronom Phil Plait şunu söylerken çok haklı:

 

“İnsanlara anektodal hikayeleri, kulaktan dolma bilgileri, (iddialarını destekleyenleri alıp desteklemeyenleri kenara attığın) özenle seçilmiş verileri, ve dürüst olmak gerekirse düpedüz yalanları ne kadar öğretirsek, insanların berrak düşünme yetileri o kadar azalıyor. Eğer berrak düşünemiyorsanız, bir insan olarak fonksiyon gösteremiyorsunuz demektir. Bunu ne kadar vurgulasam az. Eleştirel düşünmediğimiz zaman bu dünyayı parçalara ayırıyoruz, ve astroloji bu sorunun tam kalbinde olmasa bile kesinlikle bir rolü var.”

 

Daha kavramsal bir açıdan, astrolojiye inanmak kozmolojik bir kaderciliğe inanmak demek ve bu bir tür determinizm – ama tamamiyle uydurma bir determinizm. Cosmos’ta Carl Sagan astrolojinin hayatta kalması ve hala ilgi görmesini şöyle açıklıyor:

 

“Çünkü günlerimizin rutin düzenine kozmik bir önem atfediyor. Evrenle şahsi bir bağ kurmaya dair özlemimizi gideriyormuş gibi yapıyor. Astroloji tehlikeli bir kadercilik sunar. Eğer yaşamlarımız göküzündeki türlü trafik ışıkları tarafından kontrol ediliyorsa, neden herhangi bir şeyi değiştirmeye uğraşalım?”

 

Gerçekten de, astroloji hayatımızdaki olayların “bir tür kader” olduğunu ve bazı şeylerin gerçekleşmesinin de “kaderde yazdığını” söyleyen hissiyatla el ele çalışıyor. Aynı zamanda astroloji, psikolojilerimizin gelişmesinde genetik ve çevre faktörlerinin rolüne perde çekiyor ve geleceğin ucu açık doğasını da görmezden geliyor (eğer astrolojiyle beraber kozmolojik determinizmin çok katı bir versiyonuna inanmıyorsak ki bu da özgür irade hakkında epey başdöndürücü bir felsefi problem, astrologların kafalarını bununla meşgul ettiğini sanmıyorum).

 

Astroloji aynı zamanda biz ve kişisel ilişkilerimiz için de kötü. Çünkü bize insanları astrolojik burçlarına göre önceden yargılamamızı söylüyor ki bunu da ancak eşşoğleşşekler yapar. Discovery News’da Benjamin Raddord’da dediği gibi, insanları bu şekilde yargılamak ırkçılıktan pek farklı değil:

 

“Astroloji de, ırkçılık da basit olarak şunu söyleyen bir inanç çerçevesine yaslanır: “Seninle tanışmadım ama seninle ilgili bir şeye inanıyorum. Bu insan grubundan (Yahudi, siyah, Koç, Balık, vs.) olduğun için belli kişisel özellikler (inatçılık, tembellik, kibir, vs) göstermeni bekliyorum. Bir astrolog bir insanın burcunu öğrendiği zaman bu tecrübeye daha önceden hazırlanmış bir takım önkabuller ve önyargılar getirip bir insanın davranış, karakter ve benliğini o şekilde yargılar. İki şekilde de önyargıar insanların beklentilerini aramasına ve doğrulamasına sebep olur.”

 

Çok güzel bir noktaya değiniyor: astrolojiye inanan insanlar sıklıkla gözlemsel seçim etkisi denen bilişsel bir önyargının kurbanı olurlar: farketmeye hazırlandığımız özellikleri gözlemler ve diğerlerine göz çeviririz. Bu, bizim insanları ya anlamak istediğimiz gibi anlamamıza, ya da umduğumuz biçimde anlamamıza sebep olur. İki şekilde de çarpık ve yanlı bir izlenime sahip oluruz.

 

Günlük burç yorumları da aynı şekilde işler. Sıklıkla bizim “kişisel özellikler”imize göre hazırlanmıştırlar, ve gözlemsel seçim etkisi işin geri kalanını halleder. Belki burada günlük yorum yazarlarına fazla kredi veriyor bile olabilirim, yazdıkları günlük “tahmin”ler çoğu zaman o  kadar muğlak ve açık uçlu ki herhangi bir zamanda herhangi bir insana uyabilecek şekildeler.

 

Kararlar üzerindeki etkisi

 

Astrolojinin benlik anlayışımıza zarar verebileceğinden de bahsetmek lazım. Eğer bir biçimde davranmamız ve hissetmemiz gerektiğini düşünürsek bu bizim “doğal” veya içselleştirilmiş huylarımızla çatışabilir. Daha kötüsü bu kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet haline gelip karakterlerimizi, davranışlarımızı veya karar verme mekanizmalarımızı bile astrolojik beklentilerimize uyacak biçimde değiştirebilir.

 

İnsanların astrolojik burçlarına ya da günlük yorumlarına bakarak karar vermelerini görmek çok üzücü. İnsanların sadece “uyumsuz” bir burca sahip olduğunu görüp karşıdakini reddettiği online arkadaşlık siteleri bunun iyi bir örneği. Kaçan fırsat diye buna denir.

 

Astrology was simply one of the ways I coped with the fear I felt after my husband almost died… Was astrology one of the reasons [further attempts on his life did not occur]? I don’t really believe it was, but I don’t really believe it wasn’t.
Sorry, Nancy, but it wasn’t. Astrology is bunk — a colossal waste of time, money, and emotional energy. You’re better off without it.

 

Bu örneklerden en ünlülerinden biri, Nancy Reagan Başkan Ronald Reagan’ın suikast teşebbüsünden sonra astrolojiye başvurmaya başlamıştı. Joan Quigley adında, “iyi” “nötr” ve “kötü” günleri kendisine bildiren ve kocasının programını etkileyen bir astrologla beraber çalışıyordu. Bu etki yasa tasarısı imzalamaktan yurtdışı gezilerine kadar uzanıyordu. Nancy sonradan şöyle yazmıştı:

 

“Astroloji kocamın neredeyse ölmesinden sonra yaşadığım korkuyla başa çıkmamın bir yoluydu sadece. Astroloji yüzünden mi bir daha suikast girişimi olmadı? Öyle olduğuna inanmıyorum, öyle olmadığına da inanmıyorum”

 

Üzgünüm Nancy, ama öyle değildi. Astroloji palavradır – anıtsal bir zaman, para ve duygusal enerji kaybı. Onsuz daha iyisin.

 

 

Emin değilim. Bu yazıyı yazanda bir oğlak kıldoluğu olduğu kesin. Ama her oğlak gibi çoğu zaman çok haklı da olabilir. Astrolojinin (sanat) hayatımda (ve albüm çalışmalarımda) anlamsız bir yer kapladığı, insanların kusur ve güzelliklerine çeşitli bahaneler haline geldiği kesin. Kadınlara bir tür kadınbilimi olarak pompalandığı kesin. İnsanları burçlarına göre yargılamanın saçma olduğu, kesin – ırkçılıkla aynı kefeye koymaktan ise hiç emin değilim, ırkın gerçek olduğunu biliyorum çünkü ve kimse sokakta başak olduğu için dayak yemediği ve haklarından mahrum kalmadığı sürece böyle denyoca kıyaslarda bulunmaktan da kaçınırım. Ama astrolojiye böyle bir vakit ve yazarın dediği gibi duygusal enerji harcarken beynimin bir tarafını uyutmam gerektiği de kesin. Durum böyle. Okuyor musunuz o siteleri siz de? Niyeyse sıklığı artan ve bir kaç sene önce esamesi okunmayan canavar yeni aylar, kanlı dolunaylar yüzünden durduk yerde daha çok vesveselendiğiniz oluyor mu? Astrolojinin hayatınıza somut bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz? Değiyor mu yani zahmetine? Bunları kendinize nasıl açıklıyorsunuz? Peki doğruluğuna inandığınız kısımlarını? Terazilerin tembelliğini? İkizlerin yerinde duramamasını, yayların şu ya da bu şekilde devamlı sürdürdüğü imkansızla savaşını, koçların iş bitiriciliğini nasıl açıklıyorsunuz peki? Astroloji takip etmek, astroloji takip ettiğinizi öğrendiğinde “Ben de seni akıllı bilirdim” diyen patronnnnnlar kadar kötü mü? (Değil) Yorumlarda buluşalım.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YRöportaj: Deodorantımız Bizi Öldürmeye Mi Çalışıyor?
Röportaj: Deodorantımız Bizi Öldürmeye Mi Çalışıyor?

Son zamanlarda davranışları öyle tuhaf ki... Sanki bir şeyler planlıyor gibi. Deodorantların bilinen ve bilinmeyen niyetlerini Aysu Uygur'a sordum.

ECİNNİLİK

YKız Patron Mitingi’ne Davetlisiniz
Kız Patron Mitingi’ne Davetlisiniz

Kız Patron Mitingi'nde olmayı ve almayı istediğiniz her şey var ancak orada ne bok yediğinize dair tek bir ipucu yok

  • arm

    Astrolojiye inanmak ve astrolojiyi bilmek farklı şeyler. Yazıdaki önermeler bence tüm inançlar için geçerli. Hatta bence günümüzde inanç ve pozitif bilimler aynı ölçüde tıkanmış durumda. İstatistiki verilerle ya da laboratuvar testleriyle sözde kanıtlanan sonuçlar da aslında insanların bilime olan inancını sömüren yöntemler.

    Dolayısıyla günlük burç yorumlarına inanan ya da tanıştığı insanı burcuna göre önyargılı şekilde değerlendiren bir kişinin bana göre sırf klinik deneylerle etkisi kanıtlandığı için belli bir sağlık ürününü ya da istatistiki verilere bakarak belli bir markayı tercih eden ve diğer markaları hor gören bir kişiden çok da farkı yok.

    Astrolojiyle astronomi, simya ile kimya, parapsikolojiyle pozitif bilimler arasındaki çekişme, modern bilime olan inanç ve antik mistisizme olan inanç arasında bir çekişme olabilir ama bu sadece bilmeden inananlar için geçerlidir. Bilenler, kendini ve evreni tanımak isteyenler içinse hepsi zengin bilgi kaynaklarıdır. Subjektif bilimler ruhu, objektif(pozitif) bilimler aklı besler. Biri anlamlı gelir, diğeri mantıklı gelir. Anlam yoksa mantık son derece ruhsuz, soğuk ve mekanik kalır.

    Hayat sadece rasyonel katmandan oluşsaydı sanata da gerek olmazdı. Sanatla beslendiğimiz noktada irrasyonel açlığımızın da farkına varırız. Ve bir şeyin irrasyonel olması onun anlamsız olduğunu göstermez. Subjektif bilimler işte bu noktada devreye girer ve irrasyoneldeki anlamı aydınlatmaya çalışır. Rasyonel olarak bağlayamadığımız ama aralarında anlam bağı bulunan tesadüfler için bknz: synchronicity – eşzamanlılık – anlamlı tesadüfler

    Sonuç olarak bence tercüme edilen yazının yazarı bilimi bilen değil, bilime inanan ve bilimsel olmayan bir sistemi hor gören bir yazar. Verdiği örneklerse astrolojiyi bilen değil, astrolojiye körlemesine inananların son derece doğal durumları. İnançlıların öteki inançlıları hor görmesi de son derece doğal bir durum. Zannediyorlar ki o anlamı sadece inanarak bulabiliriz. Hayır, biraz merak ve derinlemesine öğrenme arzusuyla hayatın anlamı bulunabiliyor, hem de hiç inanca gerek kalmadan.

    Kendi benliğini ve varoluşu her yönüyle merak eden bir kişi ister rasyonel ister irrasyonel olsun, önyargısız şekilde bilgiye açık olmalıdır. Çünkü bence bilgi daima bize akmakta. Hor gördüğümüz bilgilere kendimizi kapattığımız ölçüdeyse bilgiden mahrumuz. Bence bilenle bilmeyenin tek farkı bu. Hayatın anlamıysa öğrenmeyi reddettiklerimizde gizli.

    • arm

      Ha bi de kadınların bu konuya olan ilgisine değinmeden geçmeyelim. Hepimiz patriyarkanın rasyonelizmi yücelttiğini ve feminen-sezgisel-yin enerjili anlayışı aşağıladığını biliyoruz.

      E doğaya ve varoluşun irrasyonel katmanlarına daha yatkın olan feminen algı da haliyle kadın cinsinde daha açık olacağı için, kadınların subjektif bilimlere, erkeklerin de objektif bilimlere daha meyilli olması, patriyarkanın da bunu anlamayıp yargılaması son derece normal.

      Ancak ben nihai bilgiye giden yolun dengeden geçtiğini düşündüğüm için, erkeklerin kendi içindeki feminen algıyı, kadınların da maskülen algıyı açmalarını tavsiye ediyorum. Tabi ki kadınların bunu günümüzdeki bazı sözde feministlerin yaptığı gibi feminen öze dair değerleri yok sayıp erkekleşmeye çalışması şeklinde yapmasını kastetmiyorum.

      • ÇİÇEK

        Bu yorumlara verdiğiniz emeğe saygı duyuyorum ve anlamaya da çalışıyorum ama astrolojiye dair “Bilmek ve anlamak… Bazen sadece içinde hissedersin”den daha iyi bi temellendirme de duymak isterim doğrusu. Şu an yaptığınız astrologların kendilerine bu sorular yöneltildiğinde küçümseyici bi gülüş takınıp böyle düşünmeniz çok normal çünkü körleşmişsiniz tarzı şeyler demesine benziyor. Aşırı rasyonellik bahanesi erkekler tarafından sistematik bir baskının yöntemi biçiminde kullanılageldi diye irrasyonelliği mi kutlayacağız yani. Ben mi yanlış anlıyorum

        • arm

          Aslında aşağıda Sümsüm’ün yorumu da tam benim söylemek istediğim noktaya dokunmuş.
          İrrasyonelliği kutlamaktan ziyade onun da hakkını vermekten bahsediyorum. Şu anki durumda İrrasyonel=Batılİnanç , Rasyonel=Gerçekİnanç gibi bir yaklaşım söz konusu. Ben diyorum ki inanç faktörünü bir çıkartalım o denklemden. Merak eden kişi öğrendikçe anlamları kendisi keşfetsin.

          Elbette diyebilirsiniz ki ben rasyonaliteye inanmıyorum, inanmama gerek yok, bilimsel yöntemler zaten gerekli ispatları yapıyorlar. Buna zaten karşı çıkmıyorum. Bilimsel yöntemin açıklayamadığı, açık bıraktığı veya anlam olarak dolduramadığı noktaların tü-kaka olarak nitelendirilmesinden rahatsızım. Çünkü bu durumun dinin cevapsız kaldığı noktaları tabu olarak yaftalamasından farkı yok.

          Ayrıca ukala mistiklere dair rahatsızlığınızı da anlıyorum ve diyorum ki aynen bilimsel ispat yöntemleri gibi irrasyonel konularda da içinize sinecek şekilde algınızı açabilen yöntemler mevcut. Ancak rasyonel algının ustası olan ego, mütevazı bir şekilde aradan çekilip irrasyonel yönteme izin vermezse yol kat edilemez. Bu iş rüya görmek için zihnin rahatlamasına ve çekilmesine benzer. Ego ise aradan çekilmeyi hiç sevmez. Bunun için de size çok ikna edici sebepler sunar.

          • lys

            tabi burda şöyle bir fark da var, bilimsel yöntem açıklayamadığı şeyleri değil, deney/gözlem/muhtelif modeller yolu ile doğru olmadığı tespit edilen şeyleri inkar eder. irrasyonelin tamamını inkar diye bir durum yok. onu yapanlara bilim fetişistleri diyoruz.
            astrolojik falların (burç tanımları değil de, günlük-haftalık fallar) bir geçerliliğinin olmadığını tespit etmek için bir seferde birkaç fal kaynağını takip etmek yeterli. ben henüz birbirine yakın şeyler söyleyenine bile rastlamadım. dolayısı ile bilimin astrolojik falları inkarını o kadar da küçümsememek lazım.
            ama irrasyoneli hayata katma gerekliliğine sonuna kadar katılıyorum. insan doğasında fiziksel dünyadan öteye dair deneyim yaşama ihtiyacı var. “ama bunlar ilkel şeyler, fizikselden ötesinin olmadığını biliyoruz, çünkü bilim” diyebilirsiniz, teorik fizikçiler size kıs kıs güleceklerdir, zira “fiziksel dünya”nın ne menem birşey olduğu bile muallak. en son m-teorisinde kaldılar, hala kimsenin tam bir fikri yok.
            “ne yani hayaletlere mi inanalım allallaa” diyenlere şööle diyeciim: hayaleti bilimsel olarak tanımlayın, olur mu olmaz mı tanımınız üzerinden inceleyelim. ama bilimsel yöntem kullanacağız: yanlış tanım yaparsanız vardığınız sonuç geçerli olmaz.

      • bombom

        anaam özcü feminizzim gaçın gaçın!

        • bombom

          neyse böyle götlük yapıp kaçmıcam. ama yani böyle kadınlar şöyledir, erkekler böyledir ve içinizdeki kadını sevin tadında şeylere çok içim şişiyor afedersiniz. çok anlatmaya da gerek yok, toplumsal cinsiyet yazıp gugıllayabiliriz. (yukardaki yorumum arm’nin ikinci yorumu için). bir de doğa bilimlerinin olsun beşeri bilimlerin olsun güzelliği asla evet şimdi doğruyu buldum ve deriiin bir nefes alarak merkez çakramda sakladııımm dememesi. doğruya yaklaşmaya çalışır bilim, belli yöntemleri vardır, en önemli prensiplerinden biri ne doğrulanabilir ne yanlışlanabilir teorileri kabul etmesidir ki bu bile bilim felsefesi açısından tartışmalı. tartışılıyor. ve daha iyisi bulunana kadar x teori belli meseleleri açıklıyor, kullanılabilir der bilim.
          öte yandan bilime şüpheyle yaklaşmayı zaten doğru buluyorum, bir de özellikle popüler bilime şüpheyle yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum (sadece ben değil).
          aslında arm’nin söylediklerinin bir kısmının (kadının özü meselesi hariç) gerçekten üzerinde düşünülebilecek şeyler olduğunu da düşünüyorum. benim şu anda yapmayı tercih edeceğim/isteyeceğim bir şey değil ama isteyen istediği gibi.

          • Buğra Gören

            Simya ile kimya denmiş ya gözlerime inanamadım. Yazı tam da bundan bahsediyor işte aslında, ufak ufak başlayıp ‘abi kömürden altın yapıcaz ha gayret’ diyen adamı ‘onun da vardır bi bildiği’ noktasına getiriyor insanları bu tür safsatalara ‘saygı’ duyma eğilimi. Yok rasyonalizm patriyarkiymiş… yazıda da tam olarak rasyonalizm erkekliğe özgü değildir insan dediğin rasyonel olmalıdır, kadınlar ahmakça şeylerin peşinden gitmeye yönlendirilmemelidir deniyor.

            İsteyen istediği yingine yangına allahına budasına yogasına çakrasına inansın. Ama bunlara inanmak onların varlığını kanıtlamak ya da herkesin bunlara saygı duyması zorunluluğunu getirmiyor. Hastalanınca cinci hocaya gidersen, çakranı açtırırsan cahilsindir, spritüel değil. Doktora gitmek rasyonalizm değildir, basitçe ahmak olmamaktır.

            Bilim tıkanmış… hiç güleceğim yoktu yani gerçekten. Sanırım bilim dünyasının kalbinden bildiriyorsunuz.

  • sümsüm

    bence bilime inanmaktan daha tehlikeli değil. astrolojiyle ilgilenenler en azından doğru olmadığını biliyor, tartışabiliyor, düşünüyor o kadar güvenle teslim olmuyor yani. Bilimcilik yapanlar ise körü körüne bilimsel mi değil mi, beynim fonksiyonlarını yerine getirmezse ölmeliyim gibi insanlar şöyle olur rasyonel miyim rasyonel miyiz kim rasyonel en rasyonel en insan avrupalılar falan gibi düşüncelere saplanıyor ve korkarım ki astrolojiye inananlar kadar kolay da çıkamıyorlar. bilim kelimesini bilimselliği bu bir bilim midir sorularını falan nedense hep pozitivist hatta faşistçe bulmuşumdur. hiç soruyor mu acaba o bilimsel beyinler bilim ne, nerden çıkmış ne zamandır tapınılıyor, rasyonalite modernitenin efsanesi olabilir mi falan diye. hiç sanmıyorum. birşey birileri doğuştan ve de aşırı haklıysa tehlikelidir tehlikeli olmanın dibidir.

  • oyk

    bana astroloji de en bilim kadar kesinlik içermeyen, dolayısı ile masum kabul edilebilecek bir şey gibi geliyor. sonuçta astrolojide de, biraz derine indiğinizde dakikası dakikasına ne zaman doğduğunuz, doğum yerinizin enlemi boylamı falan filan çok önemli hale geliyor. ve doğum haritasını da sırf size biraz yol gösterebilsin diye yaptırıyorsunuz. yani öyle çok kesin bi şey yok. mesela şimdi jüpiter burcuma girmiş ve sürekli loto oynuyorum. deli miyim neyim ama nolur noolmaz oynuyorum işte. deli miyim, hayır paraya ihtiyacım var. ben de kaderciliği tehlikeli bulurum, bütün dinler de afyon gibi ama en azından böyle paganvari şeylerde elinizden bi şey gelip yapabiliyorsunuz. ve hayatta elimizde olmayan o kadar çok şey var ki, ne biliyim, en azından psikobüyü olarak işe yarıyor. yani mesela islamiyetin bana verebileceği hiçbir şey yok ama bir bektaşi dedesinin mezarına gidip biraz huzur bulabilirim. bi dilek dileyip, olduğunda gidip onun türbesinde göbek atabilirim. astrolojiyle aynı şeyler değil biliyorum ama bence benzerler. ben ikisini se bu yönde kullanıyorum.

    bilime gelince. deney ve gözlem dünyayı açıklamak için bildiğiniz tek yol. şimdi bi de biligisayar modellemeleri de girdi işin içine. ama bilim değişen, gelişen bi şey. inanılacak bir şey değil. çünkü biz buluyoruz orada. araştırıp, buluyoruz bir inanç değil.

  • oyk

    bi de bu kadınların astrolojiyle daha çok ilgilendikleri yalanı beni de rahatsız ediyor. erkekler de bal gibi ilgileniyorlar abi. hatta kaç erkek gördüm burcuyla narsistik bi gurur duyan. bence medyanın astrolojiyi sadece/daha üstüne basa basa kadınlara yamaması tamamen medyanın kendi uydurduğu bir şey. şimdi bana burada istatiski verilerle de kimse gelmesin. ben kararım kesindir hakim bey

    • Ferda Anıl Çapkın

      Bu istatistik Amerika ülkesi için zaten, belki Türkiye’de astroloji takip edenlerin yüzde doksanı erkektir. Sonuç olarak Türkiye akrep burcu değil mi, HERKESLER GİBİ OLLLAMAZZZZZ

  • lys

    arkadaşlar, şuraya alalım herkezi: bilmiyim.blogspot.com , bilim şeysinin kitle iletişiminde ne hale geldiğine bi bakalım, astroloji sayfalarının safsatalığına bilahare yanarız.
    çoğu alanda bilim ile pseudo-bilim’i ayırd etmek için konu ile ilgili ciddi bir bilgi birikimine sahip olmak gerekiyorken herhangi birimizin uzman olmadığımız bir alanda bize -tabii ki ‘bilim adamları’ tarafından- söylenene inanmaktan başka çaremiz kalmıyor. açıkçası yazıda uzuun uzuun listelenen “astrolojinin zararları”na oranla bilim haberleri ve bilim ‘inancı’ daha zararlı geliyor bana. kitle iletişim araçlarından “bilimadamları şu meyvenin kanseri engellediğini/cildi gençleştirdiğini/yaşlanmayı geçiktirdiğini/cinsel gücü arttırdığını/yazın kesinlikle tüketilmesi gerektiğini/kışın mutlaka kulak arkasına sürülmesi icab ettiğini/v.s.” diye duyan ve hmmmm diye düşünen insanla “koç burçları bugün finansal kararlar vermesinler, merkür güneşe yan baktı, venüsün adet sancıları tuttu”yu okuyup hmm diye düşünen insan arasındaki fark nedir ki?

    bi de “özellikle kadınlara gerçek bilim yerine agresif biçimde palavrabilim sunulurken.” kısmında dişlerimi gıcırdattım. kadınlar sadece sunulanı alabiliyi çünkü, ah zavallı kadınlar vah zavallı kadınlar.
    istatistiklerin ortaya koyduğu gün gibi aşikar gerçekler de inkar edilemez: kadınların %28′i erkeklerin ise %23′ü, aradaki fark innanılır gibin falan değil seyirciler.

  • bombom

    “ebenizin etkisi satürnden daha fazla” başlıklı bu muhteşem çalışma tüm ebeseverlere gelsin: http://www.milliyet.com.tr/ebenizin-etkisi-saturn-den-daha-ask-iliskiler-1835708/

    ya bir de ben ırkçılık benzetmesini çok doğru buluyorum. evet bugüne kadar kimse çıkıp inandırıcı bir biçimde en üstün burç akreptir (tcnin burcu, kalp kalp kalp) demedi, ama şimdiye kadar hiç çoğunluk aynı burçtanların yaşadığı bir devlet de olagelmedi. bir de gündelik ırkçılık/gündelik cinsiyetçilik gibi kavramlar var. bunu yapanlara sorsan mesela hiçbir zaman kabul etmez ırkçı/cinsiyetçi olduğunu, ama yeri geldi mi çat diye yapıştırır, ‘kadınlar da hiç araba kullanamıyor canım’ı, ‘araplar da ne tembel’i vs.
    buna paralel, ıyyyy ikizler miiieee, hiç sevmem, anı anına uymaz… aslan mı piiii, hem miskin hem gösterişçi peeee… vs. diyenler de duyduk. gerekli koşullar sağlandığında bu insana göster bakalım bir aslan, her şeyi yapabilir… gibi geliyor bana. yani en azından yazının çeviri bölümünde önyargıların oluşması ve sabitfikre dönüşmesi süreci beni tatmin edecek bir biçimde anlatılmış.

  • Nevin Stajyeroğlu

    Susan Miller’dan doğum haritamı gösteren kitap sipariş ettiğim, etrafımdaki herkesin ama herkesin burcunu bildiğim, balıklara sevgiyle, akreplere istekle, koçlara iğrenmeyle karışık bir kınamayla, yaylara hoşgörüyle yaklaştığım şu günlerde astroloji beni adeta boğuyorken, kısıtlıyorken, susan miller’ın günlük falına bakmadan bir günüm bile geçmiyorken beni bir nebze olsun özgürleştiren bir yazı oldu. Astrolojisiz elinden güvenliği alınmış ama özgürlüğü artırılmış birine dönerim. Ya bir de fark ettim de önemli kararlar arefesinde veya hayatınızın sorumluluk almayı gerektiren bir evresinde kendinizi çok baskı altında hissettiğiniz an astrolojiye olan ilginiz anında artıyor. Yani benim için biraz böyle. Mesela şu ara iş başvuruları, sevgiliyle gleceğimiz ne olacak filan bunlar beni çok aşan kararlar tamam mı yani bir anlamda büyümenin getirdiği sorumlulukları hafifletiyor gibi astroloji. Yani resmen astrolojiye sığınmışım.

  • sümsüm

    araştırıp bulduğumuz nesnel şeyler diye bişey yok ki. sonuçta her şekilde konuşmak kelimeleri kullanmak ve politik taraflara kaymak zorundayız. fazla derridacı da gelebilir tabi ama bilim kadar kadın düşmanı bişey yok mesela. neymiş efendim kadınların sorunlarını psikiyatristler erkeklerinkini nöröloglar çözüyormuş. kadına daya antidepresanı erkeğe de mantıklı beyni güçlensin diye boyna demir hapı egzersiz falan. araştırıyoruz evet ama sonra hormon, mantık, beyin, histeri, mani gibi kelimeler kullanıyoruz. hangisi yoruma açık değil ve kesin çok bilimsel olabilir sizce? istediğimiz gibi deney yapıp istediğimiz kelimelerle sonuçları yorumlamakta bence bu kadar güvenilip bel bağlanacak hiç birşey yok. aslında ben de burç delisi değilim ama mesela astroloji susturmuyor konuşmaya açıyor pek çok şeyi sonra insan karakteri üzerine kafa yoruyorsun. hani ünlü bilmem kim diye yetkin saymıyorsak komik medyum tipli birilerini kimse de emin değil neye karar verileceğinden otoriteler sağlam değil çok daha demokratik bilime göre.

    bilimin bize yaptığı tam olarak şu:
    http://www.bilimbilmiyim.com/2014/01/entel-kadn-hastalklar-arastrma-enstitusu.html#.U603d_l_tGk

  • gits

    Bahsettikleri zararlar gerçek bir tehdit oluşturuyor olabilir belki genel için. Ama kendi deneyimimde, bilimselliğime pek bir etkisi olduğunu sanmıyorum astrolojiye ilgimin, robotik alanında phdyi yeni bitirmiş biri olarak. Daha çok, benim için “guilty pleasure”dan öteye giden bir şey olmadı. Çevremdeki bir çok arkadaşım için de benzer şeyi gözlemledim. Hatta bazen insanları anlamamda ve olduğu gibi kabul etmemde yardımcı olduğu bile oldu, ki bu kısmının yazıda bahsedilen insanları etiketleyip ayrımcılık yapma tehlikesine eğimli olduğunun farkındayım. Ama bence bunun farkında olup, ayrımcılık yapmak için değil de belki insanların bazı davranışlarına anlam kazandırmak için kullanırsan bir zararı yok diye düşünüyorum (Tabi bu benim kendi kendimi kandırmam da olabilir). Bazen o davranışlar burçla uyuşmasa da onu da kabul edip devam ediyorsun zaten. Ne bilim, ben bir etkisi olduğu kanısında değilim, sadece arkadaşlar arasında dedikodu sırasında kişilik analizine ekstra malzeme sunması dışında.

  • lolatesk

    hem bilime hem astrolojiye ilgi duyan biriyim. Ben şahsen “irrasyonel” etiketini kullanmaktan hoşlanmıyorum. çünkü irrasyonel ifadesi, birşeyi “rasyonel” olarak kabul edilmiş şeylere göre konumlandırıyor. Ben bunun yerine “sezgisel bilgi” demeyi tercih ederim. Ve sezgisel bilgiye de güvenirim çoğu zaman, şüpheye her zaman açık kapı bırakarak…

    Astrolojiyi ne bilim ne de sezgisel bilgi olarak adlandırmıyorum açıkcası(ki sezgisel bilgi bana göre daha doğrudur). Astroloji bir yığın, oturup öğrenmenizi gerektiren hesaplamalarla dolu ve bu haliyle bilime yakın gibi duruyor. İş, bu bilgilerle kişileri, durumları, olayları açıklamaya kalkışınca karışıyor. Senelerdir amatör olarak ilgilenirken bazı tespitler yaptım.

    Birincisi doğum haritamı, yaşadığım bir yığın olayla ve kişilik özelliklerimle devamlı inceliyorum. Bazen gerçek yaşamla birbirine çok oturan, çok uyumlu durumlar gözlemliyorum. Ama bazen de astrolojik olayın hayatımda bir karşılığı olmuyor, ya da hayatımdaki bir olayın astrolojik karşılığı olmuyor. Ancak diğer tüm inanç-temelli bilgilerde olduğu gibi bu noktada kıvırmalar, eğip bükmeler başlıyor. Astrolog diyor ki, bunun etkisi zaman içinde çıkar. (Örneğin ay tutulmalarının etkisi 6 aydır diyorlar, içine herşeyi sokarsın). Kişinin kendisi de inanmayı başlayınca, klasik algıda seçicilik durumu başlıyor. Yani kendinize uyan şeyleri ayırt edip, uymayanları zihinsel olarak eliyorsunuz. Tıpkı Merkür Retrosu çılgınlığı gibi. Bilgisayarım ondan bozuldu diyorsunuz, belki arkadaşınızın da telefonu bozuldu, bu da destekleyici geliyor ama 6 milyar insanı etkilemiyor. Ama mesele “inanç” olduğundan, sadece destekleyici olguları hesaba katıyorsunuz.

    Astroloji de kendi içinde kuralları, sistemi, dogmaları olan bir inanç sistemi. Bu yüzden sezgisel bilgiden ayırıyorum. Çünkü sezgisel bilgi, kendi bedeninizle, duygularınızla olan bağlantıdan doğar, neyin doğru olduğunu içsel olarak hissedersiniz. Eğer çok dişil/ eril enerji ayrımı yapılmak isteniyorsa, sezgisel bilgi daha dişildir diyebilirim o zaman. Ama astroloji bence bu konuma girmiyor. Çünkü astrolojinin içine girdiğinizde hükmeden ve sınırlayan bir yanı olduğunu görebilirsiniz. Bence yaşamda döngüler, tekrarlar, değişim dönemleri var, tam kavrayamadığımız ama astroloji bunları netlikle ortaya koyabilir mi? Koyduğunu iddia etse de bence, daha kompleks bir mesele bu, koyamadığını düşünüyorum.

    Bunun yanı sıra erkekler de astrolojiyi merak ediyor ve takip edebiliyorlar ama bence bunu daha çok gizleme eğilimindeler. Oldukça rasyonel olan mühendis babam, Merkür geri mi gidecek yedeklerimi alayım diyebiliyor. Ya da burcunu sorduğum bir erkek, en şerefsizi hangisiyse o, ikizler diyebiliyor:) Fal baktırmaya merakli bir sürü adam da var. Sonunda inanç bir ihtiyaç bence. En çok belirsizlikten kaygı duyduğumda astrolojiye sardığımı farkediyorum. O yüzden bence bilim olsun ya da başka birşey, önemli olan ortada sunulan bilginin ne amaçla kullanıldığıdır.

  • ezgi kali

    oo yorumlarda savaş çıkmış.

Bir de bunlar var

Terör teröre karşı: Devletinden ödüllü süper vatandaş
Lionel Shriver Şişman Kelimesini Kullanıyor
İnsan Olabilme İhtimalimiz

Send this to friend