Mutluluğun ilacı Lustral mi Brintellix mi?

ECİNNİLİK

Anneler, Lustraller ve Pastırma Sıcakları*

 

Bir süredir sadece ilaç yazdırmak için hastanelerin ruh ve sinir hastalıkları bölümüne gidiyorum. Hoş; gitmeyen, bu ilaçlardan yutmayan var mı ondan da emin değilim ya neyse! Her gittiğimde bir sürü kadınla türlü şeyler konuşuyoruz. Bu seferki konumuz Lustral’di. Sen hangi ilacı kullanıyorsun, benimki şu renk, onunki kaç mg derken, bir tanesi bana evli olup olmadığımı sordu. Vereceği cevabın bununla doğrudan ilgili olduğunu ve ancak ‘evet’ dersem yanıtı alabileceğimi bildiğim için ‘evet’ dedim. Kulağıma fısıldadı: “Kız, evliliğim bitiyordu bu Lustral yüzünden. O derece yani.” Ben de hemen ekleyiverdim. “Ay yok benimki Brintellix çok şükür.” O ilacını değiştirmeye, ben de dört, beş kutu artık Allah ne verdiyse almaya gelmiştim. Farklı doktorlara geldiğimiz için yolumuz ayrıldı ama bu iki doktor da ya Lustral ya Brintellix veriyordu. Ruhumuz ve sinirlerimiz ne kadar da birbirine benziyor!,Bu ülkenin nadide vatandaşı olduğumuzdan, üzerimizde çok “araştırma” yapmadan aynı ilacı yapıştırıveriyorlar işte. Bizler mutlu!

 

Uzun sürecek olan bekleyiş için beyaz deri koltuklarda sıramın peşine düştüm. Bir türlü benim numara yanmıyordu. Önü yanıyordu, arkası yanıyordu ama benimki yok! Doktor odasından çıkıp “bayanların numaraları takip edip etmediğini” sordu. Bekleyenler hakikaten hep kadındık. Bir liseli, bir üniversiteli, orta yaşlı, çok yaşlı… Güne gelmiş gibi ara ara konuşup, sonra da bir anda amaçsız şeyler konuşmuş da fark etmiş gibi susup iç dünyalarımıza çekiliyorduk. Sıramın gelmeme sebebi ise randevumu internetten almamış, ayrıca da 65 yaş üstü olmamamdı. Beklerken, onunla göz göze geldik. Spor ayakkabıları, muhtemelen kızının kendisi için aldığı ama sonradan beğenmeyip kendisine verdiği uzun vizon rengi hırkası, mor çiçekli eteği, kahverengi sarı tonlarda başörtüsü, boynundan çapraz astığı siyah deri çantası -ki onu da muhtemelen gelini ya da torunu verdi- ve sabırsız bakışlarıyla iki yanımda oturuyordu. Bir başına gelmiş sabah. Bastonuyla. Levha yanmadığında ya elindeki küçük kâğıttaki numarasına bakıyor ya insanları seyrediyordu. Bir insan bu yaşta neden psikiyatriye gelir? Herkesin kendi yöntemini bulduğu böyle bir ülkede? Hele hele o yaşlarda, her şeyin çözülmüş olması gerekmez mi artık? Ruh ve sinir hastalıkları sadece 65 yaş altı için midir? Yoo! Ama şaşırıyorum yine de.

 

Kiminin hiç sallamadığı, kiminin rakı içtiği, tütün sardığı, kiminin dedikodu yaptığı ya da kendi kendini yediği bir ülkede bir kadın 75 yaşında sabahın bir vakti nasıl bir motivasyonla, kimden duyup da geldi buraya? Kim bahsetti bu ilaçların sırrından, deli dehşet büyüleyici haplar olduğundan? Ya da bir gün “evet benim artık hastaneye gitmem gerek, yok çözemiyorum” mu dedi? Belki hepsi, belki hiçbiri. Ama nedensizce de olsa şaşırıyorum. Belki de yersiz sorular bunlar ama merak ediyorum. Evet, 65 yaşın epey üstü Züleyha Teyze. Yeni kadınlar tanışıyor onunla, muayenesi bitip de gitmek üzerelerken selamlıyorlar. O daha sessiz. Ortamızda oturan kadın gittiğinde, yaşlılığımla yan yana oturuyormuşum gibi hissettim. Bir tanıdıktan aldığım ödünç spor ayakkabılar, kuzenin hırkası, gelinin çantası, yeğenin fuları derken onun yaşına geldiğimde muhtemelen üzerime birkaç beden büyük gelecek şeylerle aynı kliniğin önünde yine bekliyor olacağım. Kasım ayı Ankara’da sıcak geçiyor. Hırkalar bile terletiyor. Çıkarıyoruz. Üzerimizde birer ince bluz, eteklerimizle sıramızı bekliyoruz.

 

Züleyha Teyze, oradakilerin hepsinden büyük olmasına rağmen sırası bir türlü gelmiyor. Numarasına bakıyoruz birlikte, zorlukla yan çantasından ilacını çıkarıyor bana göstermek için. Kocaman Lustral çıkınca nihayet, “bak” diyor, gülümseyerek,. “işte bunu içince rahatlıyorum”. Bu gülümsemenin sebebi bir ilaç. Ben de gülümsüyorum, “beni de rahatlatıyor” diyorum. Beklenmedik bir anda benim sıram yanıyor. “Olmaz böyle şey” deyip giriyorum koluna, “senin önceliğin var”. Birlikte giriyoruz doktorun odasına. O da kapatıyor kapıyı, “hadi ikinizi birden dinleyeyim” diyor. Birden grup terapisinde buluyoruz Züleyha Teyze’yle kendimizi. Doktor da anlatıyor. Bizi görünce hırkasını çıkarıyor o da. Hayır tamamen soyunmuyor ama önlüğü ve hırkası çıkıp geriye mavi bir tişört kalıyor. Ansızın gelen grup terapisi bunu gerektiriyor. Bir an alt dolabından “Buyrun kızlar şunu için rahatlayın” diyeceği başka bir şey bekliyorum ya yok, o kadar! Daha ne yapsın!

 

Sonra sırayla dinliyor bizi. Doksan beş yaşındaki annesine “katlanabilmek” için ve doktorun “seni kaybetmeyelim” demesiyle, 50 mg’lik Lustral’e daha çoook devam edecek Züleyha Teyze. “Mademki bakmak zorundasın, bu ilaçları hiç aksatma” diyor doktor. Sonra bana dönüyor. “Aynısından yaz doktor abla, ben epeydir Brintellix alıyorum, artık kaç tane oluyorsa” deyince gülüyor. Züleyha Teyze’nin hatırlatmasıyla birer de rapor yazdırıyoruz kendimize. Artık buraya gelmeden uzunca bir süre eczaneden alabiliriz. “Bilmem ne majör bilmemnesi” tanısı konmadan vermiyorlar çünkü bu renkli hapları.

 

Belki de o Lustralleri, pastırma sıcaklarından başlayıp dört mevsim boyunca yaşı kaç olursa olsun, özellikle kız evlatlarının boynunda taşıdığı annelere de vermek gerekiyor. Hazır raporlarımız da çıkmışken, neden anneler bu tattan mahrum kalsın? Öyle değil mi! Belki kendi hayatları olduğunu hatırlarlar. Belki de evlat demenin, bir saatten sonra “yaşlılığın garantisi” olmadığı, onların da nefes almaya hakkı olduğu ve erkek evlatların da – o yaşta da evet- hala evlat sayıldığını ve aynı sorumlulukların onların da üzerinde olduğunu hatırlamalarına ihtiyaç vardır.

 

 

*İlaç isimleri, öneriler, ironiler için dikkat. Doktora danışmadan kullanmayınız. Bu arada “Züleyha Teyze”, takma isim tabii, kadının adını verecek değilim. Hepimize zihin açıklığı ve sağlıklı günler!

 

 

Ana görsel: Leslie Holt, Prozac Yut.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YOlmak-Olmamak-Olamamak
Olmak-Olmamak-Olamamak

Söke söke, yanıla yanıla dikmek istiyoruz elbiselerimizi; öğrenmek, varoluşumuza sahip çıkmak ve nihayetinde birlikte hareket etmek istiyoruz. Devlet izin verirse..

Bir de bunlar var

Bir Kürtaj Gemisi Hikayesi: Kadınlar, Devletler ve First Lady’ler
Pişmanlığın Çıtırtıları, Undo Gülay
Başınızın Tatlı Belası – Şeker Kız Candy

Send this to friend