"Fakat bu sefer dağılmayı reddediyorum. Çok uzun bir süre Woody Allen’ın gördüğü kabul beni susturdu. Kişisel olarak azarlanıyor gibi hissettim, sanki bütün ödüller ve övgüler bana 'kes sesini ve defol' demenin bir yolu gibiydi."

MEYDAN

Woody Allen’ın Kızı Dylan Farrow’dan Açık Mektup

 

 

Woody Allen ve Mia Farrow’un evlatlık kızı Dylan Farrow’un cinsel istismar suçlamasıyla ilgili yazdığı yazı bu haftasonu New York Times’da yayınlandı. Yazı Dylan Farrow’un konuyla ilgili bir yetişkin olarak ve kendisinin yaptığı ilk açıklama:

 

 

Favori Woody Allen filminiz hangisi? Cevap vermeden önce bilmelisiniz ki: ben 7 yaşındayken, Woody Allen elimden tutup beni evimizin ikinci katındaki karanlık, dolaba benzeyen tavan arasına götürdü. Karnım üzerine yatmamı ve kardeşimin elektrikli treniyle oynamamı söyledi. Ve bana cinsel saldırıda bulundu. Bunu yaparken benimle konuştu, iyi bir kız olduğumu, bunun bizim sırrımız olarak kalacağını, beni Paris’e götüreceğini ve filmlerinin yıldızı olacağımı fısıldadı. Oyuncak treni izlediğimi, tavan arasını dairelerken gözümü trende tuttuğumu hatırlıyorum. O gün bugündür oyuncak trenlere bakmakta zorlanıyorum.

 

Hatırlayabildiğim ilk günden beri babam bana hoşuma gitmeyen şeyler yapıyordu. Birlikte yalnız kalalım diye annemden, kardeşlerimden, arkadaşlarımdan beni sık sık ayırmasından hoşlanmıyordum. Baş parmağını ağzıma sokmasından hoşlanmıyordum. Üzerinde sadece iç çamaşırı varken yatakta çarşafın altına girmemizden hoşlanmıyordum. Başını çıplak kucağıma koyup nefes alıp vermesinden hoşlanmıyordum. Bu karşılaşmalar olmasın diye yatakların altına saklanır ya da kendimi banyoya kilitlerdim ama beni yine de bulurdu. Bunlar o kadar sık, o kadar rutin bir şekilde oluyor ve bilse beni koruyacak olan annemden o kadar ustaca gizleniyordu ki normal olduğunu düşünüyordum. Babalar kızlarını böyle sever zannediyordum. Ama bana tavan arasında yaptığı farklıydı. Artık bu sırrı saklayamayacaktım. Woody Allen’in bana yaptığını kendi babası ona yapmış mı diye anneme sorduğumda cevabı gerçekten bilmiyordum. Yaratacağı ateş fırtınasını da. Babamın kızkardeşimle yaşadığı cinsel ilişkiyi bana yaptığı tacizi örtmek için kullanacağını bilmiyordum. Annemi bu istismarı kafama sokmakla ve beni savunduğu için yalancılıkla suçlayacağını da bilmiyordum. Hikayemi defalarca, doktor üstüne doktora anlatmak durumunda bırakılacağımı, hiçbir şekilde anlamadığım bir hukuki savaşın parçası olarak yalan söylediğimi kabul edip etmeyecek miyim diye sıkıştırılacağımı bilmiyordum. Bir noktada annem beni karşısına oturtup yalan söylüyorsam başımın belaya girmeyeceğini, bütün anlattıklarımı geri alabileceğimi söyledi. Geri alamadım. Çünkü hepsi gerçekti. Ama güçlülere karşı yapılan cinsel istismar suçlamaları daha kolay çuvallıyor. İnandırıcılığıma saldırmaya gönüllü uzmanlar vardı. İstismara uğramış bir çocuğu haksız olduğuna ikna etmeye hevesli doktorlar vardı.

 

Velayet davasında babamın beni görme hakkı elinden alındıktan sonra, Connecticut Eyaleti’nin makul şüphenin mevcut olduğuna ilişkin bulgularına rağmen, annem savcının ifadesiyle “çocuk kurbanın” kırılganlığından ötürü cezai soruşturmayı devam ettirmemeyi seçti. Woody Allen hiçbir suçlamadan hüküm giymedi. Bana yaptıklarının cezasını görmemesi büyürken aklımdan çıkmadı. Başka küçük kızların yakınında bulunmasına izin vermenin suçluluğunu çektim. Erkeklerin bana dokunmasından korktum. Yeme bozukluğu geliştirdim. Kendimi kesmeye başladım. Hollywood bu işkenceyi daha da kötüleştirdi. Çok azı (kahramanlarım) hariç hepsi görmezden geldi. Çoğu muğlaklığı kabul etmeyi, “ne olduğunu kim bilebilir” deyip hiçbir şey olmamış gibi davranmayı daha kolay buldu. Aktörler ödül törenlerinde onu methetti. Kanallar onu televizyona çıkardı. Eleştirmenler onu dergilere koydu. İstismarcımın yüzünü bir posterde, tişörtte ya da televizyonda her gördüğümde, tek başına dağılabileceğim bir yer bulana kadar saklayabildim paniğimi.

 

Geçen hafta Woody Allen en yeni Oscar’ına aday oldu. Fakat bu sefer dağılmayı reddediyorum. Çok uzun bir süre Woody Allen’ın gördüğü kabul beni susturdu. Kişisel olarak azarlanıyor gibi hissettim, sanki bütün ödüller ve övgüler bana “kes sesini ve defol” demenin bir yolu gibiydi. Ama cinsel istismardan hayatta kalanlar bana ellerini uzattı ve desteklerini sundu. Yaşadıklarını anlatmaktan, yalancılıkla suçlanmaktan, anılarının kendi anıları olmadığının söylenmesinden hissettikleri korkuları paylaştılar benimle. Bu insanlar bana sessiz kalmamam için bir sebep verdi, sırf başkaları da sessiz kalmak zorunda olmadığını bilebilsin diye.

 

Bugün kendimi şanslı sayıyorum. Mutlu bir evliliğim var. Muhteşem kardeşlerimin desteği benimle. Kendi içinde sonsuz bir metanet bulup bizi bir saldırganın evimize getirdiği kaostan kurtaran bir annem var.

 

Ama hala korkan, korunmasız olan ve gerçeği söylemek için cesaret arayanlar var. Hollywood’un gönderdiği mesaj onlar için önemli.

 

Ya senin çocuğuna olsaydı, Cate Blanchett? Louis CK? Alec Baldwin? Ya sana olsaydı Emma Stone? Ya da sana, Scarlett Johansson? Küçük bir kızkenki halimi biliyorsun, Diane Keaton. Beni unuttun mu?

 

Woody Allen toplumumuzun cinsel saldırı ve istismardan hayatta kalanlar karşısında sınıfta kalışının yaşayan kanıtı.

 

Woody Allen’ın 7 yaşındaki kızınızı tavan arasına götürmesini hayal edin. Her adı anıldığında kızınızın tüm hayatı boyunca hissedeceği mide bulantısını hayal edin. İşkencecisinin göklere çıkarıldığı bir dünya hayal edin.

 

Hayal ediyor musunuz? Şimdi, favori Woody Allen filminiz hangisi?

 

 

  • Murat

    Çamur at izi kalsın

    • anon

      ünlü bir erkeğin çocuk istismarı ya da tecavüz gibi bir harekette bulunmayacağına gözü kapalı inanan, kadının “sırf fesatlığından, erkeği kötülemek için” bu kadar acı bir konuda yalan söyleyebileceğinden adı gibi emin bir erkek. ne kadar yeni, ne kadar ilginç.

    • fulden

      murat sen tam bir malsin. since 1980 something.

    • şusu

      murat bey sitemizin kadrolu trolü. ciddiye almayınız.

      • Murat

        Hadi bu sefer ciddiye alıp cevap vereyim. Zahmet edip şu davanın ayrıntılarını az buçuk okumuş hiç kimse gidip bu suçlamalara sazanlamaz, ki gördüğüm kadarıyla yurt dışında en hardcore feminist çevrelerde dahi bunu yapan pek çıkmadı. Türkçe kaynaklarda ise bu davayla ilgili pek fazla bilgi bulunmuyor, dolayısıyla tepkilere belki de pek fazla şaşırmamak lazım. Siz de burada bu içi boş duygu sömürüsü mektubu yayınlamak yerine biraz olayın kendisini ve sonrasından bahsetseniz belki bu kadar insan mal bulmuş mağribi gibi atlamazdı. En basitinden Mia Farrow’un suçlamaları Woody Allen tarafından terkedildikten sonra yaptığını, Woody Allen’ın 30 yıl önce yargılanıp mahkemede aklandığını, yalan makinesi testine dahi girip geçtiğini, ve fakat ne hikmetse Farrow’un aynı teste girmeyi reddettiğini ve daha bilimum diğer ayrıntıyı meraklıları açıp okuyabilir.
        Ben yukarıda tek cümleyle geçiştirince “Woody Allen öyle şey yapmaz, kesin yalandır” demişim gibi anlaşılmış, öyle düşünmüyorum, elbette yapmış olabilir. Yine de iddiaların pek elle tutulur bir tarafı yok.

        • Prema Anne Rama

          Sanirim Woody Allen’in, evlatlik aldiklari baska bir kizini da yillarca taciz ettigini de duymadiniz? Sonrasinda, karisini (ayni evde, ayni cati altinda) kizi ile aldattigi ortaya ciktiginda, evlatligi 19 yasindaydi. Mia Farrow’dan bosaninca KIZI ile evlendi. Evlenmeseydi, belki o cocuk da ayni tacizleri anlatacakti!

    • şusu

      bu arada “sitemiz” ahahah. benim tabi…. ben kurdum sayılır….

    • mina

      he ya zaten üvey evladıyla evlenende biziz..çamur atmaya ne gerek var arkadaş herif zaten balçıkla kaplı..

  • Zeytun

    Tüm bunları okurken aklıma hep Woody Allen’ın Bullets Over Broadway filmi geldi. İki arkadaş arasında kilit bir muhabbet dönüyordu ve bütün film bu konu üzerinden şekilleniyordu. Soru şöyle bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam “Yanan bir apartmanda mahsur kalmış bir kız ve çok nadide elyazmaları var, hangisini kurtarırsın?”.Filmin sonunda Woody, yönetmen olarak ‘kızı kurtarmayı’ seçiyordu. Soru şu anki olaylarla çok paralel sanki. Bir insanın hayatı pahasına, ‘sanat’ı (!) mı seçeceğiz yoksa Woody Allen’ın tüm filmlerini elimizin tersiyle itip Dylan Farrow’a destek mi çıkacağız? Benim vicdanım ikincisinden yana.

  • Anon Anonimoğlu

    Merhaba,

    Sitenizde olaya farklı bir açıdan bakmaya çalışan şu yazıya da yer verecek misiniz: http://www.thedailybeast.com/articles/2014/01/27/the-woody-allen-allegations-not-so-fast.html
    Bir kadın, “ben taciz edildim” diyorsa ona illa ki şüpheyle yaklaşan erkek zihniyetinden nefret ediyorum. Ama bu olayda Woody Allen’ın masum olabileceği yönünde kimi şüpheler var. Haddim olmadığından kesin bir yargıya varamam, temennim sizin de böyle yapmamanız, veya bunu ima etmemeniz.

    Sevgiler.

    • Aslı Böcek

      Bu linkte Robert Weide isimli Woody Allen hakkında belgesel çekmiş bir adamın ‘Woody Allen Suçlamaları: O Kadar Çabuk Değil’ başlıklı, Dylan Farrow’un açıklamasından ÖNCE yazılmış bir yazısı var. Bana göre Weide’nin yazısı “Mia da az değildi ama ha…” dışında hiçbir şey söylemeyen utanç verici bir Woody Allen yıkama yağlamasından başka bir şey değil. Mia Farrow’un sevgililerinin, değişik davalardaki duruşunun, ikiyüzlülüğünün ya da yok efendim mizacının Dylan Farrow’un söyledikleriyle ne ilgisi var? Her tarafından dökülüyor.

      • Anon Anonimoğlu

        Yazı aynı zamanda Mia tarafından halen çocukken Dylan’ın taciz edildiğini söylediği bir videosunun çekildiği ve montajlandığı, buna rağmen Dylan’ın ilgisizliği nedeniyle Mia’nın istediği izlenimi yaratamadığı, hatta “nerene dokundu” sorusuna cevap olarak omzunu gösterdiği de yazıyor.

        Tüm bunlar da yalan ve Weide’nin “yıkama yağlaması” olabilir. Dylan’ın mektubu %100 gerçekleri yansıtıyor olabilir. Ancak diğer tarafın ima ettiği gibi Dylan’ın çocukluktan itibaren Mia tarafından “Woody seni taciz etti” telkiniyle yetiştirilmiş olması da mümkün. Ki bu da diğerinden aşağı kalmayan bir taciz. Her iki durumda da asıl mağdurun Dylan olduğu gerçeği değişmiyor.

      • mert

        adam akıllı okuyunuz.

        neden bütün internet woody allen a karşıyken,duruma herkesten çok hakim olan birinin görüşlerini YAĞ olarak görüyorsunuz?

        • Murat

          Bütün internetin Woody Allen’a karşı olduğunu nereden çıkardınız kuzum?

        • Aslı Böcek

          Adam aklı en iyi akıl olduğu için mi? Teşekkür ederim, kullanmıyorum… (Bıraktım)

          Siz Weide’nin yazısıyla ilgili aşağıdaki diğer yorumlara da göz atmak isteyebilirsiniz ama belki.

    • bombom

      merhaba,
      ben de dylan farrow’un mektubunu okumadan, önce bu yazıyı okudum. çok aklıselim, sağduyulu falan bir ton tutturmaya çalışan yazar ara ara cortlatmış gerçek niyetini. şimdi benim ayrıntılı yazmaya şu an vaktim yok, ama siz kendiniz arayıp bulur musunuz, yazıdaki mantık hatalarını, konuyu saptırmaları, düşünsel kısa devreleri, böyle durumlarda sık sık kullanılan stratejilerin usul usul mantık silsilesine yedirilip midemize oturtulma biçimlerini?
      başlıktan örnek vereyim misal: not so fast buyurmuş amcam, not so fast dediği 22 yıllık bir süreç, neyin fast’ı?
      (akşama yine konuşuruz)

    • Willow

      bu yazının korkunçluğu tamamen “ne olmuş ya hakkaten” diyerek okuduğumda gösterdi bana kendini. yazının yarısı mia’nın “ahlaksız” ilişkilerine ayrılmış, çocuk tacizinde mağdur sanki reşit bir insan da kendisine yapılanı kelime kelime anlatabilecekmiş gibi “omzuma dokundu” dedi kısmını, dylan’ın çocuk yaşta verdiği ifadelerdeki kafa karışıklığını öne çıkarmış. ortada fiziksel kanıt olmadığı durumlarda tacize uğrayan çocukların başına gelenlerin ancak bazen aylarca, bazen yıllarca sürebilecek pedogoji uzmanı seanslarıyla anlaşabileceğini ben bile iki makale okuyarak biliyorken, bu beyefendinin cayır cayır “çocuk bir öyle diyor bir böyle” diye gezinmesi artniyeti sapasağlam ortaya koyuyor bence. yirmi sene önce bir tavanarasında olduğu iddia edilen bir olayın bugün kimse tarafından “olmuştur” ya da “olmamıştır” diye net olarak kanıtlanamayacağı aşikar. ama “savunma” taraflarının yine yeniden aynı taktiklere başvurusu, sayfa sayfa “annesi intikam istiyor” diye annenin ilişkilerini alakalıymışçasına ortaya koyuşu aslında epey kendini açıklıyor. bana şahsen en acayip gelen kısmı da bir annenin yirmi yıl sonra bile kendisini terk eden kocasından “intikam” almak için “kızımıza tecavüz etti” demesi ihtimalinin o tecavüzün gerçekten olmuş olabileceğinden daha MUHTEMEL sayılması.

    • lonelyacademic

      Ne yazık ki akademisyenler arasında da bolca var bu habere “nereden bilelim” diyen. Tamam, kanıt görme ihtiyacını anlıyorum ancak insanların ifadesine dayanan bir durumda neden erkeğin ifadesi mutlak doğru olarak inanılmak zorunda? Doğru bile olsa, “adamın özel hayatıdır” diyen kimseler var. Bu davanın “doğruluğu” kanıtlanmaz. Türkiye’de olsaydı sonuçlanırdı dava. Mahkemelerden “kız istedi, hayır demedi, bağırmadı, zaten evleneceklermiş” kararı çıkardı. Gönül rahatlığıyla bilirdik erkeğin suçsuz olduğunu (!). O kadar alışmış ki insanlar kurbanı suçlamaya, kurbanın gerçekten kurban olabileceğine inanan yok. Ya Dylan’a inanacaksınız, ya da Allen’a. Kötü niyetli bir insan iftira atar mı atar. O zaman dünyadaki üç şeye bakalım: tecavüz istatistikleri, tecavüzcüye ceza verilen dava istatistikleri ve bir adama “çocukken bana tecavüz etti” iftirası atan kadın istatistikleri. Bloga teşekkür ediyorum yazıyı Türkçe’ye çevirip daha erişilebilir kıldığı için.

      • Murat

        İfade “erkeğin ifadesi” olduğu için değil, hukukta aksi kanıtlanana kadar herkes masum olduğu için Dylan’ınkine yeğ tutuluyor. Sizin kafayla “Bu benim paramı çaldı” diye suçlanan adama “Hadi o cebindeki paraların nereden geldiğini kanıtla bakalım!” diye sormak lazım. Neyse ki böyle ilkel zamanlarda yaşamıyoruz.

  • Havuç

    Murat kardeşimiz cansiperane tacizciye sırt verdiğine, hayati travmaları böyle bir kalemde itibarsızlaştırma haddini kendinde gördüğünde, ve bir çocuğun tüm yaşamını etkileyen böyle korkunç bir haksızlığa bir taciz-tecavüzperverin yapabileceği en errrrrkekçi yorumu lönkkedenek yapıştırıverdiğine göre çılgın bir alkışı hak ediyor. Bravo Murat; kadınların, çocukların ve erkek hükümrânlığın baskısı altında acıdan inim inim inleyen tüm güçsüzlerin yaşamına sunduğun DEV katkı için, iyi ki varsın Murat. İyi ki varsın sen aslanım benim.

  • Haluk

    Woody Allen’ın kızı olmak dışında hayatta hiçbir başarısı olmayan bu hanım kızımızı 5 dakikalık üne kavuşması vesilesiyle tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum, devam edecek gibi görünmüyor gerçi ama…

    • Aslı Böcek

      Kız annesinin soyadını kullanıyor, kendisine verilen ilk ismi de değiştirmiş başka isim kullanıyor, senelerdir ağzını açmıyor, röportaj vermekten kaçıyor, neye benzediğini bile bilmiyorduk. Şimdi bu yazıyı üne kavuşmak için mi yazdı yani?

    • şusu

      üne kavuşmak için yapsa idi bunu. zaten başından beri bas bas bağırırdı şurda burda. bilmem reality şovlara falan katılırdı. ünlü şovmenlerin programlarında gözyaşı dökerdi üvey babam bana cinsel tacizde bulundu ühühüh diye. tüm bunları yapma imkanı varken o bahsettiğiniz “muhteşem ün” istediği zaman ulaşılabilecek bir yerdeyken böyle bir yazı yazarak olayı açıklığa kavuşturması? zaten taciz gibi bir olay yeterince bilinçaltına işleyip bütün hayatı tarumar edebilirken bi de herr allahın kanalında bilmem onun bunun ağızlarından bal damlayarak woody allenın kıçını yalamaları. saklanma yahut görmeme ihtimali de yok çünkü her yerde o. o öyle değil o adam öyle birisi değil sandığınız hayal ettiğiniz olmak istiyebileceğiniz türden biri değil.
      sırf bunun için dediğine inanıyorum. ha çamur at izi kalsın yahut üne kavuşmak için yahut kim bilebilir ki yahut bilmem ney …. ciler vicdanlarını rahatlatmak için istedikleri kadar dil dökebilirler. bişeylerin üstünü örtmek hele ki bu şey tacizse oldukça kolay çünkü. hiç olmadı görmezden gelirsin olur biter.

    • emine

      bunu sırf üne kavuşmak için yaptığını sana düşündüren ne haluk? bunu yaptı diye manken mi olacak? reklam teklifleri mi alacak?

  • Eliza Bennet

    Her iki yazıyı okudum.

    Bir kadının çocukken maruz kaldığı tacizi kamuoyuna bu şekilde anlatabilmesi bence büyük cesaret gerektiren bir şey. Hele de tacizi yapan ünlü, sevilen, sayılan bir kişiyse. Ne kadar zor olmalı kendisinin hayatını karartan bir adamın sanatçılar tarafından göklere çıkartıldığını görmek. Bıçak kemiğe ne kadar dayanmış olmalı ki olanları bu kadar açık anlatmış.

    Ayrıca bu gibi durumlarda öncelikle kurbana inanılması gerekmiyor mu? Kendi hayatını kurmuş, düzene oturmuş ve anonim yaşamından şikayetçi olmayan bir kadın neden bütün kabus gibi olayları ortaya döker? Demek ki insanların gerçeği bilmesini istiyor. Bilgili, birikimli sanatçıların bu kişiyi övüp göklere çıkarmasını yediremiyor. İlave olarak bu tip korkunçluklara maruz kalan diğerlerine de bir cesaret vermek istemiş olabilir. Bravo diyorum kendisine.

    Woody Allen filmlerini sevmeye gelince bu benim daha önceden başka sanatçılar için düşünüp bir türlü kafamda bitiremediğim bir tartışma. Esere karşı tarafsız olmak mümkün mü?

  • http://evlenmedendogurabilirsin.net Zeynep

    bu yazıyı okumak çarpıntı yaptı bana. sanıyorum bir daha asla woody allen filmi seyretmeyeceğim. Dylan Farrow’a cesareti için teşekkür ederim. yaşadıklarım onunkine benzemiyor ve aileiçi değil. düşünün, hatırlayacaksınız, illa ki vardır size de “istemediğiniz şekilde” dokunan bir komşu, bir öğretmen (bizim opkulda öğretmenlerinki çok yaygındı).
    burada yaşadığı cinsel istismarların ardından hayatta kalan ali’nin blogu var:

    http://cinsel-istismardan-hayatta-kaldim.blogspot.com.tr/

    hiç görmediğim Ali aramızdan ayrıldı ama bu ülkeye tacize dair en umut verici işleri, izleri bıraktı. bu bağlantıyı bulmak için onun bloguna döndüğümde blogun canlandırıldığını gördüm, bu harika bir haber. hepimiz için. muurat için “bile”.

    • Aslı Böcek

      Zeynep selam. Onunla bloguyla ilgili bir röportaja da yer vermiştik 5harfliler’de geçen sene: http://www.5harfliler.com/cinsel-istismardan-hayatta-kalan-bir-bloggerla-roportaj/
      Teşekkürler hatırlattığın için.

      • Havhav

        cinsel istismardan “hayatta kalan” insanları görmek ümit verici. keşke cinsel istismar sonrası hayatta kalamayan yüzbinlerce insan da onlar kadar şanslı olabilseydi…

  • Volkan Ersoy

    Artık naiflik mi dersiniz, saflık mı dersiniz ama ben iddialı argümanlara kolay inanan bir insanım. Herkesin gözümde tam kredisi vardır, beni tekrar tekrar yanılttıklarında düşerler gözümden. R. Weide’in yazısı baştan Allen taraftarı ve tabloid tarzı gazeteciliğin yanlışlarını içeriyor olsa da “iddialı” argümanlara sahip. Öte yandan Dylan’ın mektubu da iddialı, “başıma bunlar geldi” diyor, inanarak yazmış. Taraflardan hangisinin güç sahibi olduğuna, ister iddiası doğru olsun, ister annesi tarafından beyni yıkansın Dylan’ın her iki durumda da “kurban” olduğuna bakınca Dylan’a inanmak ağır basıyor ama çok emin olamıyorum. Daha fazla şey bilmek, emin olmak ihtiyacı hissediyorum. Kocaları tarafından terkedilmiş kadınların çocuklarını babalarına karşı örgütledikleri, kendi öfke ve nefretlerinde haklı olsalar da bu şekilde davranarak çocuklarının ruh sağlığını bozdukları örnekler de gördüm çünkü.

    Bazı arkadaşlar çok emin bir şekilde Allen’a “tacizci” demişler. Dolayısıyla daha fazla bilgi edinmek için onlara sormam gerekiyor sanırım: Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?

  • Ersin POLAT

    Mia Farrow, Soon-yi Previn’i 1978’de evlat edinmiş, 1980’de Woody Allen ile görüşmeye başlamış. Soon-yi evlat edinildiğinde (kesin doğum tarihi bilinmediği için kemik testi yapılmış) 5-7 yaşında olduğu tahmin ediliyor.
    Sonuç olarak tartışması süren Woody Allen en iyi ihtimalle 9 yaşından itibaren tanıdığı, Cici Baba kontenjanından hayatına girdiği bir kız çocuğu ile evlenmiş.

  • şusu

    böyle durumlarda taciz edilen çocuk tacizciyi saklamaya olayı inkar etmeye ve kafasında “yok ya öyle değildir ben öyle anlamışımdır” diye kurup kendisini buna inandırmaya yakın olur. ve zaten olay ileri boyutlara taşınmasa muhtemelen çocuk kafasında ben yanlış anlamışımdıra bi şekilde evirip, kapatacaktı. bence kendine açıklayamacağı bir raddeye geldiği için bi yerden sonra patlak verdi. belki de tamamen annesi örttü. “kızım sen mi yanlış anladın; gerçekten öyle miydi?” türevi kesin sen yanlış anladın bi şeye sinirlenip de öyle dedin bak mutlu bi evliliğimiz var mutlu ayle tablomuzu bozma altmetni ile çocuğu sindirmeye çalıştılar kendilerince. yazar yönetmen daha birçok sıfatları üstlenmiş başarılı bol ödüllü çok sevilen şöyle böyle derken sübyancı olamazmış izlenimi verdiği için sanırım. üstünü örtmeye. yok be yapmamıştır. ya yapmamışsa demeye daha müsait. ya yapmamışsa tehlikeli bi cümle aslında tam da woody allen ın işin içinden kolayca sıyrılabileceği -daha önce de besbelli ki zaten yaptığı- türden. bu gibi durumlarda hüsnü zan etmek oldukça kolayına kaçmak, işine gelene inanmak istediğine inanmak demek. zandan da çok woody allenın ilahlaştırılmasından doğan can sıkıcı bir inanç, bağlılık her ne ise. cidden neden be? sırf annie hall en sevdiğiniz film falan diye mi?benim de zelig en sevdiğim filmlerden biri. ama yine de yaptığı şeyin mide bulandırıcı olduğu gerçeğini örtemiyor.

  • oyk

    polanski’den sonra bi de bu çıktı başımıza. merak ediyorum gene millet tecavzcüyü desteklemeyi seçecek mi, seçmeyecek mi. yazıyı okuyunca düşündüm ki, woody’den de beklenir böyle bir şey. god bless america filminde bir bölüm vardı, adamımız woody de nobakov da dahil herkese ayarı veriyordu çocuk istismarı konusunda. o zaman, böyle bir şey yapmanın ne kadar alışılmadık olduğunu fark etmiştim. umarım artık alışıldık, normal, hatta kaçınılmaz hale dönüşür.

  • Hakan

    Yorumları okurken içimden şöyle bir düşünce geçti. Keşke bu çocuk erkek olsaymış. Burada yapılan yorumlar çok çabuk seksist bir edayla kadın söledi o zaman yalancıdır kanaatine bağlanıyor. Kadına ayrı erkeğe ayrı muamele di mi? sorusuna bağlayan insanlara bir dur diyerek düşüncemi sölemek istiyorum.

    İster erkek olsun ister kız , hiç bir çocuğa yapılan istismar doğru değildir. Bu kızında yazdığı yazıda belirtiği gibi uzun yıllar danışman, doktor, uzman gezmesi bile genç kızlığını yaşayamamasına sebeptir. Sırf ünlü bir yönetmen diye ( Zeytun’un sorduğu soru gibi) toplum tarafından affedilmesi, ya da halı altına süpürürmesi asıl feci bir olay.

    Öte yandan, kimsenin kanıtlıyamayacağı bir olay söz konusu. Woody itiraf etmedikçe sadece bir suçlama olarak kalıcak bir durum. Allaha havale etmekten başka yapılacak bir şey yok. Bu kız gene daha özel , muhattap ünlü biri olunca en azından sesini çıkartabiliyor. Dünyada pek çok tacize uğrayan, erkek ya da kız çocuk var. Kaç tanesinin hikayesini new york timesta okuyabiliyorsunuz ?

  • Olida

    Bu ve benzeri tacizler tecavüzler hergün yaşanıyor üstü kapanıyor sebebide diğerlerini inandıramamak. çocukken otobüste tacize uğradığımda çıkan cılız sesimle kimse bana inanmamıştı o pislik herif böğürüp küfredip ağlayarak otobüsten inmeme sebep oldu. Şimdi bile hatırladıkça gözlerimden ateş çıkıyor hem o iğrenç tacizci hemde onca insanın sessiz kalıp beni süzmesi. Şimdi elimde olsa tacizcinin çükünü keser o otobüsede benzin döker yakardım. Yaşadığım tranvanın adaleti olarak.

  • oyk

    şu yazıyı gördünüz mü bilmiyorum ama woody bildiğin psikopat tablosu çiziyor:
    http://www.vanityfair.com/magazine/archive/1992/11/farrow199211

    • Willow

      vanity fair’deki yazı da bir o kadar berbat. bunda da aksine, oturup soon-yi’nin ne kadar “öğrenme engelli” ve nasıl “seksi seksi giyinip baştan çıkartıcı olduğunu” falan anlatmışlar. öf ki öf!!

  • Ekim

    Kadınlar giderek güçleniyor. Hiç merak etmeyin, 1993’ten bile daha iyi bir yer burası. Artık eskisi kadar kolay değil. Kadınlar kendilerini ve çocuklarını daha iyi korumak için yopluma, kültüre, kanun koyuculara baskı yapacak. Artık bu bullshit’leri de eskisi kadar kolay yutturarak kimse hiçbir şey olmamış gibi kariyerine devam edemeyecek. Bu türev şahıslar ayağını denk alsın.

  • Gulsah

    roman polanski hadisesinde suçun sabit olduğuna mahkemece hükmedilmiş; sonrasında polanski kendi memleketine giremeyip avrupada takılıp filmlerini buralarda yapmıştı. bundan sanırım birkaç yıl önceydi, aralarında natalie portman gibi ünlülerin de bulunduğu bir grup şuursuz imza kampanyası başlattı abd ye dönebilsin / döndüğünde tutuklanmasın diye. çocuğa tecavüzün kesin olduğu bir durum.
    woody allen meselesinde net bir sonuç yok. fakat polanski olayından yola çıkarak düşünüyorum da çok acıklı başarı ve popülaritenin bunca acıyı gölgede bırakabiliyor ve toplum nezdinde suçluyu affettirebiliyor olması. popüler ve başarılı bir erkeğin tacizine üstelik çocukken uğramış olmak “başarılı erkekten yararlanmak” diye etiketlenemez. tecavüz mağduru olup / ya da bunu iddia edip bundan kazançlı çıkan birini ben daha hiç görmedim.

  • feyza

    ikna etmek, inanmanız/mamız, nasıl anlattığının/ tarif ettiğinin gerçekten önemi yok, işte bunlar hep yazmaya, anlatmaya, dışına çıkmaya, iyileşmeye doğru cesaret veren yazılar. http://bianet.org/bianet/kadin/153241-bir-taciz-hikayesi-sizin-icinizi-biliyorum-ve-asla-guvenmiyorum

  • Özgür Zeytin

    Kim yalan söylüyor kim doğru bilemem, Woody Allen’ın evlatlığıyla evlenmesi yeterince çirkindi, bunu da yapmış olabilir. Ama herşey bir yana, bütün bu olayın dolaşıma sokuluş şeklinden, zamanlama manidarlara gelebilecek durumlardan, tüm bu trajedi pornosundan hiç haz etmiyorum gerçekten. Bunları konuştukça özgürleşiyor muyuz sizce, magazin çamurlarına mı gömülüyoruz yoksa?

  • http://dekadanz.com Dekadanz

    İki gündür orada burada tartışıldı, ben de buraya yazdım düşündüklerimi
    http://dekadanz.com/bu-bir-woody-allen-filmi-degildir/

    Linke basmaya üşenilir, bir de yazı az uzun diye anafikrimi iliştireyim hemen şuracığa.

    Politik olarak durduğumuz yerden yapıyoruz tabii ki eleştirilerimizi. Ancak hiç düşündünüz mü, bu acaba bizi bazı noktalarda körleştiriyor mu? Woody Allen’ın evlatlık kızına tacizde bulunması pek tabii ki muhtemel. Böyle bir şey hi. şüphe götürmeyecek şekilde ortaya koyulsa benzerini defalarca gördüğümüz bir olayla karşılaşmış oluruz ki bu kimseyi şaşırtmamalı.

    Fakat aynı şekilde, başımıza gelen, tanık olduğumuz veya okuduğumuz ”boşanmalarda manipule edilen çocuk” vakaları da bir gerçek. Bugün hukukla veya kamuoyu vicdanı ile birini mahkum edebilirsin. 10 yıl sonra o mahkumiyeti mümkün kılan tanık çıkıp, ”vicdan azabı duyuyorum, manipule edildim” diyebilir. Bunlar da olmuyor değil.

    Erkek şiddeti sistematik, patriyarşiye embedded diye dünyayı, cinsiyetleri, bireyleri siyah ve beyaza ayırırsak, teker teker insanları ideolojilere kurban etmiş oluruz ki bu son derece tehlikeli. Her bir insan koskocaman, dolu dolu bir yaşam. Yakınlarıyla, sevdikleriyle beraber daha da büyüyen, birbirine örülen yaşamlar var. Denebilir ki ”e Dylan Farrow’un da mahvolmuş bir yaşamı var”. Evet, öyle görünüyor. Hatta suçlamalar bir manipulasyon sonucu bile olsa Dylan Farrow yine kurban olurdu. Yine de bu suçundan emin olmadığımız bir insanın hayatını mahvetme hakkı vermez bize. Bir yanlışı başka bir yanlışla düzeltemeyiz. Sonuçta iki yanlış olur o.

    • bombom

      he koçuma, biz de oturmuş çekirdek çitleyip bira hüpleterek dylan’a tezahürat yapıyoruz. çünkü bu bir derbi maçı. çünkü bu maçın sonucu hayatımızda hiçbir gerçekliği değiştirmeyecek. biz kadınların bir gün başımıza böyle bir şey geldiğinde sesimizi yükseltme konusunda – zaten allak bullak olmuş psikolojimize ek olarak bir de yargı sürecinin sancılarına katlanma konusunda – sıfır etkisi olacak bir şey bu. çok güzel çözümlemişsin. brava.
      abd’deki kararların tc’deki yargı sistemine nasıl olsa emsal teşkil etmeyeceği elbette bir gerçek. ama mesele yargı sisteminden çok daha önce başlıyor, mesele (psikolojık baskı) sıradan insanların (=devlet tarafından eline yargılama ve cezalandırma yetkisi verilmemiş insanların) tecavüze uğramış bir insana yaklaşımından başlıyor.
      ama sen dekadanz, bunu umursama ve aykia mobilyalarına ayağını uzatıp kendi ‘orta sınıf fanusunda’ bütün bu olan biteni bir futbol maçına, bir mental mastürbasyona benzetmeye, şööööyle uzun uzun kafa patlatarak senaryolar (sinapslarına sağlık, biz o senaryoları aklımıza getirememiştik, feminist ve kadın olarak hayalgücümüz ve akli melekelerimiz yeterince işlek değil; BİNNNlerce teşşekkür) üretmeye ve arada da bira hüpletmeye devam et.
      “şu feminiksler de hem kör hem de fanatik oluyorlar yauuu, içlerinden biri ortaya ‘beyan esastır’ diye bir laf atmış, hepsi takılmış peşine koşturuyor, yakında formasını yaptırırlar” diye düşünce balonları da üretip dolaşıma sokuyor musun acaba?
      (o yazını hiç iliştirmeseydin keşke şu yorumuna, o linke tıklamanın iyi bir fikir olabileceğini düşündürtmeseydin keşke hiç)

      • bombom

        kaldi ki, ortada hayati mahvolan gerçek insanlar var, oyun/piyes oynamiyorlar, senin (bizim) hayat dikizlemeciligini tatmin etmek icin cikip ortaya iddialar atmiyorlar.

  • http://gitmemelisin.tumblr.com/ melis kurultay

    benim aklım almıyor, hayranlık nasıl bu kadar gözleri kör edebilir…
    dylan farrow yazısında hiç bir acaba bırakmamış. ‘babam bana cinsel saldırıda bulundu.’ diyor. Gayet net. Bunun üzerine anlamıyorum neden manipülasyon ihtimalinden bahsediliyor.

    Arkadaşlar evet hepimiz için zor. hayatımızda göğsümüzü gere gere hayran olduğumuzu söyleyebildiğimiz şunun şurasında iki bilemedin üç kişiden biri meğerse kızına tecavüz etmiş. izlediğimiz tüm filmlerini, okuduğumuz kitaplarını filan da kafamızdan şu saatten sonra çıkaramayız. Bunu nasıl görmedik diye kendimize kızacağımız durumlar da yok değil ama dostları bile bu inkarın içindeymiş diye içimizi rahatlatabiliriz. (bize n’ooluyo kısmını zaten bi kenara bıraktım…)

    Fakat sayın ‘o kadar çabuk değil’ savunucuları, pratikte yapacağınız şey çok zor değil. Bu saatten sonra sosyal ortamlarınızıda başka bir dahiye referans vereceksiniz. (‘Annie Hall’un bi sahnesinde’ diyeceğinize, ‘Cinselliğin Tarihinde, Foucault…’ filan dediğinizde büyük ihtimal daha çok puan toplarsınız.)
    Yeni yaptığı filmleri de izlemek için koştur koştur sinemaya gidemeyeceksiniz. (ki kendisi makine gibi devam ediyor) içiniz yine de kabul ediyorsa torenti var, mubisi var. Yoksa kimse sizden gidip mahkemede tanıklık etmenizi, ‘woody cezaevine!’ diye pankart açmanızı beklemiyor.

    Sadece suyu bulandırmayalım n’olur! Bakın, adamın kızı, oğlu, kızının annesi, evdeki bakıcı yani bu işe dair birinci elden bilgisi olabilecek kişiler tacizi/tecavüzü onaylıyor. Woody Allen ‘kızıma tecavüz ettim!’ diyecek gibi görünmüyor ama dese bile sanki aramızda inanmayacaklar var gibi…

    bir de tabii şöyle bir ihtimal var, artık bu olay oldu mu olmadı mı tartışacağınıza ‘aile içi tecavüz’ü tartışmaya açabilirsiniz. zaten aşağı yukarı yapılan hazır buyken ismini de koyun bir adım öne geçin isterseniz. Ya da aile içi tecavüzlerde suçlunun esasında hasta olduğunu, tedavi görmesi gerektiğini, esas suçlunun aile kurumu/adalet sistemi olduğunu filan söyleyebilirsiniz. Ama lütfen artık ‘Dylan acaba doğru mu hatırlıyor? annesi onu kandırdı mı?’ demeyin. tuhaf oluyor.

  • senisectimpikacu

    Genel Kural: Cinsel tacizin ispatı olmaz, kadının beyanı esas alınmalıdır. Nokta.

  • senisectimpikacu

    Yargıtay 5. Dairesi, Ağustos 2004’te verdiği bir kararda, yanında çalışan meslektaşını iş yerinde taciz eden kişi hakkında verilen hapis cezasını “Görgü şahidine gerek yoktur” diyerek onaylamıştı. Tacizcinin avukatı “İftiradır” savunması yaptı, Yargıtay ise “Yakınıcının başkasını zarara uğratmak isterken, kendisini zarara uğratması insanın doğasına aykırıdır” diyerek reddetti. Bizdeki dar görüşlü Yargıtay bile “Bir kimse başkasını zarara uğratmak uğruna, durduk yere kendisine, itibarına zarar vermez” diyor. Kural olarak cinsel taciz olaylarında kadının beyanı esas alınmalıdır, aksini ispat yükümlülüğü tacizle suçlanan kişide olmalıdır.

  • Tezer

    Neden 20 yıl sonra konuyu gündeme getirdiğini anlayamayan kütükler için apaçık yazmış Dylan:
    “İstismarcımın yüzünü bir posterde, tişörtte ya da televizyonda her gördüğümde, tek başına dağılabileceğim bir yer bulana kadar saklayabildim paniğimi.”
    “Ama cinsel istismardan hayatta kalanlar bana ellerini uzattı ve desteklerini sundu. Yaşadıklarını anlatmaktan, yalancılıkla suçlanmaktan, anılarının kendi anıları olmadığının söylenmesinden hissettikleri korkuları paylaştılar benimle. Bu insanlar bana sessiz kalmamam için bir sebep verdi, sırf başkaları da sessiz kalmak zorunda olmadığını bilebilsin diye.”

    Hala neyin sorgusu suali acaba?

    Şu anda 27 yaşındayım. Tam 10 yıl önce, 17 yaşındayken benden 7-8 yaş büyük biri tarafından bir gece yarısı taciz edildim. Yaşadıklarımı hemen 1 hafta sonra tacizci ile beni tanıştıran, aynı ortamda bulunmamıza vesile olan enişteme anlattığımda 1 gün boyunca bana tatbikat yaptırdı. “Nasıl oldu, elini nereden uzattı, sen ne dedin, neden beni uyandırıp yardım istemedin, ona ne yaptığını sordun mu”…. Sorgulama bitmek bilmiyor, inanılmamış olmak beni daha da yaralıyordu. Yıllarca bu olayı dillendirmedim. Ta ki birlikte içki içtiğimiz bir gece eniştem feminizm ve feministler hakkında atıp tutana dek… “Sen adaleti yerine getirmek için ne yaptın, iş birliğinden başka ne yaptın” diye öfkelenip feminizme bu yüzden ihtiyaç duyduğumu söylediğimde bana “kaç yaşına geldin, kendin yüzleş, kendi işini kendin hallet” diye hönkürdü. Gururumdan dediğini yaptım ve olayın ardından 4-5 yıl geçmiş olmasına rağmen tacizciyi o gece arayıp benimle buluşmasını söyledim. Ertesi gün buluşmaya midem bulanarak, başım dönerek, dizlerimin bağı çözülerek, tarifsiz bir korku içinde ağlayarak gittim. 2 masa ötemde en sevdiğim arkadaşım gizlice bizi izliyor ve beni kolluyor olmasaydı bunu da başaramayacaktım. Tacizciyle yüzleşip “bana yaptıklarını enişteme anlatacaksın, yaptığın pisliğin sorumluluğunu alacaksın” dedim. Verdiği cevap “hatırlamıyorum” oldu. Bana işkence edercesine yaptıklarını anlattırmaya çalıştı! Hayal edebiliyor musunuz? “Bilmiyorum, yapmış olabilirim, anlatsana ne oldu?”… Bu herif bu cesareti kimden alıyor? Mahkemeye gitsem ve adalet yerini bulsa çocuk istismarından yıllarca hapis yatması gerekir, bunu bilebilecek yaşta ve eğitimde biri, ODTÜ mezunu bir mühendis… Nasıl “hatırlamıyorum, olabilir” diyebiliyor? Çünkü mahkemeye gitsem sonuç çıkmayacağını biliyor, çünkü esas Hakan efendi gibi istismar mağdurlarına çamur atıp iz bırakan acımasız, akılsız, fikirsiz, duygusuz insanlarla dolu bir dünyada yaşadığımızı biliyor. Çünkü halim selim, eğitimli, başarılı, zeki bir ODTÜ mezununa kimsenin bunu konduramayacağını biliyor.

    Olaydan sonra haftalarca sokakta gezerken tedirginlik yaşamıştım, okula ve dershaneye giderken sokakta karşıma çıkıvereceğinden korkmuştum. (Nitekim eniştem olaydan 1 yıl sonra bizi aynı masada buluşturacak kadar aptaldı). Sokaktaki hemen her uzun boylu esmeri o zannedip panikle yolumu değiştirmeye çalışmış, arkadaşlarımdan ayrı sokağa doğru düzgün çıkmamıştım. Yıllar sonra üniversitemin güzel kampüsünde bir yaz akşamının tadını çıkarmaya çalışırken karşılştığımızda öfkeden çıldırmıştım. Bana inanan yakın arkadaşlarım olmasa, onların desteği olmasa muhtemelen çok daha fala korku yaşayacak ve acı çekecektim.

    Bu yüzden Dylan’ın istismarcısının yüzünü her yerde görmekten kaynaklı korku ve acılarını az buçuk hayal edebiliyor ve yıllar sonra da olsa adaletin yerine gelmesi için gösterdiği çabayı hayranlıkla karşılıyorum.

    Benim için adalet hala yerine gelmedi. Ve o adam muhtemelen başka kadınlara, başka çocuklara zarar vermye devam ediyor. Bunun düşüncesi bile yüreğimi kavuruyor.

    Üstüne üstlük yıllardır ne “drama queen”liğim kaldı, ne histerikliğim… Ben deliyim, ben dengesizim, ben öfkeliyim, ben haksızım. Ulan istismar edenin hiç mi suçu yok?

  • http://avventvra.blogspot.com Sezgi

    Ethan Opium, Dekadanz’ta yazmış:
    http://dekadanz.com/kadinin-beyani-esastir-netlestirelim/
    Kısaca “kadının beyanı esastır, hatta azınlıkların beyanı da esas olmalıdır, ancak hukuk herkes için eşittir, suçlanan, suçu ispat edilene kadar masumdur”, diyor.
    Her yazısını beğenmem, ama bu yazının cinsiyet farkı gözetmeden herhangi aklıbaşında bir yazardan gelmesini bekliyordum, çok doğru yakalamış.

  • Tezer

    Ethan Opium neyi yakalamış hiç anlamadım açıkçası. (Feminist, devrimci ya da Kürt hareketinden olanlar bir yana), bu hukuçular hangi ülkede yaşıyorlar merak ediyorum. Tüm delillerin uydurma olduğu; gizli tanık denen zavazingo ile masum yüzlerce insanın hapsedildiği; yargının tümden yürütmeye tabi olduğu; ancak neredeyse hiç bir tecavüzcünün ceza almadığı Türkiye’de zaten ezilenler her daim ’herkes suçsuzluğunu ispatla yükümlüdür’ hükmü altında yargılanırken taciz/tecavüz/istismardan suçlananlara bir tek ‘hiç kimse suçsuzluğunu ispat etmek zorunda değildir’ ilkesi uygulanıyor. Benim yazıdan anladığım şu: “Dünya tersine dönerse ayvayı yedik. Sevgili kadınlar, biliyoruz taciz ve tecavüzü ispatlamanız mümkün olmadığı için YALNIZCA böylesi saldırılarda suçlu suçsuzluğunu ispatla yükümlüdür diyorsunuz. Ancak, kusura bakmayın sizin için hak yerini bulsun derken suçsuzluğu ispat yükümlülüğünün herkes için geçerli olmasından korkuyoruz.” Bence Ethan bu yükümlülüğün hali hazırda uygulandığını, yalnızca yasal metinlerde açıkça ifade bulmadığını kaçırmış.

    Hey gidi liberal hukuk, sen kaç neslin birden gözlerini köreltmeye kadirsin!

  • Ayşegül Kanat

    Bu ülke Güneş K. olayıyla çalkalandığında da kimse Güneş’e inanmadı, savunmadı. Çünkü saldırganlar ünlü ve saygın(!) yaratıklardı.Bir avuç Feminist ses çıkarmaya çalıştık. Cılızdı seslerimiz ama Güneş’in yanındaydık.

    Tezer’i de paylaşımından dolayı kutluyorum.

  • kendi

    Nedense inanmayanlar ve hoyratça yarılayanlar sadece erkekler.. bir kadının ne kadar yara alabildiğini üstelik hemcinsiniz tarafından olabileceği gerçeğini kabul etmek istemiyor karşı cins.. neden? Neden bu durumun gerçek olma ihtimali sizi bu kadar rahatsız ediyor?

  • bombom

    Dylan’ı, Tezer’i, Mihrican’ı, Güneş K.’yı ve tecavüze karşı sesini yükselten herkesi yürekten kutluyorum. ama Dylan’ın mektubunda (sebeplerini anlamak ve kısmen katılmakla birlikte) insanlara Woody’nin filmlerini beğenmek ya da kendisine yapılan haksızlıklar silsilesinde taraf olmak arasında sadece iki seçenek varmış gibi sunmasını biraz sıkıntılı buluyorum. bir sanatçı eserlerine gerçek yaşamı(nı) olduğu gibi aktarmaz, sanat eserine hep bir ideal, olasılık, hatta eksiltme karışır. bu açıdan woody’nin kişiliği ile yaptığı eserler birebir örtüşmez. örtüşmesi de gerekmez. zaten sanatçı olsun olmasın, kimse idealinde olduğu gibi yaşayamaz (aramızdaki bazı şanslı ve azimli olanlar buna yaklaşabilir ancak).
    ikincisi de, woody allen filmlerini alımlayan insanların o filmlerle kurduğu ilişkiyi kimse bilemez, kestiremez ve şöyle kuracaksın diyemez. kim bilir belki birisi annie hall’u izlerken sevdiğini ilk defa öptü, belki sıkıntılı bir anında w.a. filmi izleyip kahkaha attı ve o günü biraz olsun iyi bitti, belki biri için izlediği w.a. film(ler)i hayatına yeni bir yön verme sebebiydi. sanat eseri sonuçta maddi bir ürün olmadığı için, kafanın içinde yaşamaya devam ettiği için, o insanın hayatındaki başka şeylerle çok içiçe geçmiş olabilir. bunları birbirinden kim nasıl ayırsın.
    yani, woody allen’ın bir çocuğa tecavüz ettiğini kabul etmek, bizim için woody allen’ı şöyle veya böyle içeren tüm anılarımızı çöpe atmak anlamına gelmiyor. 92’den sonra yaptığı filmleri bundan sonra izlemek herkesin kendi seçimi elbet, ama izlese bile (bi acı tat gelir ama insanın ağzına, itiraf edelim-yarım ağızlı gülümseme) bu, Dylan’a yaptıklarını inkar etmesini gerektirmez. (ben zaten WA fanı değilim, bundan sonra da izlemezsem bir şeyim eksik kalmaz)

  • http://dekadanz.com Dekadanz

    Merhaba.

    Sezgi yazıma link vermiş. Bir iki şey ekleyeyim. ”Kadının beyanı esastır” bir kanun değil. Bu benimsenmesi gereken bir ilke. Türkiye’de kabul gördüğünü düşünecek kadar olaylardan bihaber değilim tabii ki. Böyle de söylemedim zaten. Toplum benimsemediği sürece karakoldaki polis de benimsemez. O yüzden kadın erkek eşitliğinin nispeten daha iyi durumda olduğu ülkelerde bu ilkeye dikkat edilmeye çalışılıyor, pratikte uygulanıyor. Mükemmel bir şekilde mi yapılıyor? Çeşitli insan hakları dernekleri, kadın aktivistler, kuruluşlar vs bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığını denetleyebilir, gündeme getirebilir. Böyle de yapılıyor. Zaten bu bir mücadeledir ve sürekli olması gerekir.

    Bir başka önemli ayrıntı, kadının beyanı esastır ilkesi, hukuki sürecin kendisi ile ilgili bir ilke olarak da ALGILANMAMALI. Böyle düşünenler ne ilkenin çıkış amacını ipliyor, ne uygulamayı, ne de işin olabilirlilik ihtimalini. Yalnızca wishfull thinking, bir slogan vs olarak kalıyor. Çünkü dediğim gibi, mahkemeler cinsiyete göre pozitif ayrımcılık yapmıyor. Bu ilke, yalnızca sürecin başlangıcında, şikayeti almak, kayda geçirmek ve hatta mümkünse suçu işlenmeden önlemek (kocasının/arkadaşının tehdit ettiği şikayeti ile gelen kadına yardım eli uzatmak, sığınma evi göstermek, adamı hemen sorguya almak vs) ile sınırlı. Dava görülmeye başlandığında iddialar kanıtlarla veya tanıklarla desteklenmek durumunda. İster beğenin, ister beğenmeyin. İster liberal hukuk diye küfredin ister üzerine tükürün. Ben Sezgi’nin linkini verdiği yazımda, aksi bir uygulamanın özgür toplum için çok ama çok tehlikeli olacağını yazdım yalnızca.

    Ha sonra Türkiye’de nasıl oluyor bu işler? Şimdi neyi tartışıyoruz biz? Sapla saman bir hayli karıştı. Tezer siyasi davaları ve hukukun ülkedeki genel işleyişini kastederek diyor ki; ”e TR’de zaten herkes suçsuzluğunu ispatlamakla yükümlü, ne olacak, tecavüz davalarında da böyle olsun o zaman”: Bilmiyorum bu izlenmesi gereken doğru bir yol mu? Öyle bile olsa bu haber altında neyi tartıştığımızı açıklamaz? Woody Allen yargılanırsa ABD’de yargılanacak değil mi? Her halukarda suçsuzluğunu ispat ile yükümlü değil yani.

    Bir de liberal hukuk zart zurt ne demek? Ya ne olacaktı? Bakın, bir şeyin iyi uygulanıp uygulanmadığı, saptırılıp saptırılmadığı başka bir şey, kökten yanlış olması başka bir şey. Beğenmeyene söylüyorum: Önerdiğin liberal olmayan hukukta suçlu suçsuzluğunu ispatlamakla yükümlü mü olacak? Alternatif bu mu? Feminizme özel paragraf mı açılacak? Yoksa tümden ”ezen ve ezilen” diskuru ile mi yaklaşılacak? Hey gidi Marksizm, kaç neslin birden gözlerini köreltmeye kadirsin.

  • http://dekadanz.com Dekadanz

    Bir de şunu yapmasak, yapmasanız daha iyi olur sanki: ”şu olayda da öyle olmuştu, kimse inanmadı, ama böyleydi, bakın gördünüz mü?”. Alglarımız selektif olabiliyor. Hafızam beni yanıltmıyorsa, gazetede verilen habere göre kendisine uzun bir süredir tecavüz eden adamın kafasını kesip köy meydanına atmıştı bir kadın. Ertesi gün, sosyal medya ”o erkeğin kafasına bir tekme de ben koyayım, kahraman kadın, elini öpeyim” diyenlerle doldu. Fakat sonra ortaya çıktı ki, kadınla adam uzun süredir yasak bir ilişki yaşıyorlar. Tecavüz yok, başka şeyler var işin içinde.

    Demek istediğim, her bir olay birbirinden ayrı, içine karışan insanlar ayrı. X kişi erkek, o zaman şöyle olmuştur, y kişi kadın, o zaman böyledir… En azından buradaki yanlışlığı bazılarımız görebiliyor mu? Ya da böyle görebiliyor mu? Yoksa dünyayı iyiler-kötüler, kadınlar-erkekler, şeytanlar-melekler, işçiler-kapitalistler diye ayırdık mı? Hayır, birileri bu yoldan gitmekte ısrar edince öbür tarafta da ”feministler erkek düşmanı” söylemleri kök salıyor. Dinlerimiz, geleneklerimiz, kültürlerimiz ve devletlerimiz hep erkek egemen olduğu için, ve bunlar çok iyi örgütlendiği, sistemlere çöreklendiği için, böyle bir diskur ile kaybeden hep kadınlar olacaktır diye tahmin ediyorum.

  • Tezer

    Yok Dekadanz, ben ”e TR’de zaten herkes suçsuzluğunu ispatlamakla yükümlü, ne olacak, tecavüz davalarında da böyle olsun o zaman” demiyorum. Suçsuzluk karinesi üzerinden yaptığın tartışma liberal akılla gerçekleştiğinden somut olayların somut tahlili ile yakından uzaktan ilgisi yok. Bu nedenle Türkiye’de senin “siyasi” dediğin davaların durumundan bahsetme gereği duyuyorum. Zaten işlemeyen bir suçsuzluk karinesini sırf tecavüz mağdurlarına inat mı savunuyorsun, ne yapıyorsun anlamıyorum.

    Tamamen soyutlar (kavramlar, ilkeler, normlar, vs.) üzerinden ilerlediğin için somut koşulları tümüyle görmezden gelerek absürd bir korkuya işaret ediyorsun: masumiyet karinesinin ortadan kalkması. Ya masumiyet karinesi hukuk kitaplarında okutulmazsa? Ne kadar korkunç!

    Bir kez daha söylüyorum feministler masumiyet karinesinin YALNIZCA (DAHA ÖNCE DE BÜYÜK YAZDIM GÖZÜNDEN KAÇMIŞ) cinsel şiddet, eril şiddet durumlarında işlevsiz olduğunu, zira bu suçların kanıtının çoğu zaman somut olmadığını söylüyor. Yani kimse bunun genel geçer bir ilke olması gerektiğini savunmuyor. Eğer bunun tüm suçlar için uygulanmasından korkulyorsa, bunun olmaması için mücadele edilir; feminist mücadelenin önü tıkanmaz. Böyle saçma bir siyasi yöntem olamaz. Ayrıca, kadının beyanı esastırdan nasıl bir anda masumiyet karinesi yoktura geçildi onu da anlamış değilim. Türkiye’de bu ilkenin yasalaşması misal, kadına karşı şiddeti düzenleyen 6284 sayılı yasanın değişmesi, “kadının beyanı esastır, bu yasa maddesi ile düzenlenen suçlarda masumiyet karinesi geçerli değildir” gibi bir cümle ile olup biter gibi geliyor bana. (Hukukçu değilim. Yanılıyorsam düzeltin.) Ha bir de zaten şu anda yasada kadının beyanını esas alan; delil gerektirmeyen uzaklaştırma, zorlama hapsi gibi yaptırımlar tanımlanmış durumda.

    Şimdi ben Türkiye’deki durumdan bahsedince “ya biz Dylan’ı, Amerika’yı tartışıyorduk” demişsin. Olay şöyle gelişti, Dylan somut bir deneyimi aktarmış. Sen masumiyet karinesi üzerinden soyut bir tartışma yapmışsın, ben bu soyutlamayı Türkiye’deki soyut durum ile kıyasladığımda tezinin boşa çıktığını iddia ettim. Benim bildiğim bilim böyle yapılıyor.

    Ha bir de liberalizmi eleştiren bir tek Marksizm değil. Sevgiler.

  • http://dekadanz.com Dekadanz

    Sevgili Tezer; kusura bakma, bilimsellik iddian hiç inandırıcı değil. Şunun altını bir çizelim istersen. Burada bahsettiğimiz şey bir mektup. Sadece bir mektup. Anılar, iddialar, suçlamalar içeren bir mektup. ”Bir mektup” somut bir şey olabilir ama somut bir delil değil, bilim ise hiç değildir. Bu mektup aynı zamanda bir ihbar ise, (ki henüz bundan emin değiliz herhalde, en azından ben bilmiyorum dava yeniden açılmaya çalışılacak mı bu çıkışla beraber?) o zaman bu ihbar gider, ister liberal hukukta isterse feminist hukukta, isterse de şeriat hukukunda mutlaka bir takım delillerle desteklenir. Hadi şunu da sana veriyorum; senin dediğin gibi olsun. Hukuku da değiştirdik. Adam suçsuzluğunu ispatla yükümlü. Uğraştı, ispat edemedi, önce suç sabitlenir, sonra SOMUT olur. işte ondan sonra bir bilimsellikten falan bahsedebilirsin istiyorsan. Hukuk tarihini, sivil toplum anlayışını, adalet nosyonunu baştan sona ters yüz edecek bir öneriyle geliyorsun, sonra beni soyut olmakla suçluyorsun. Bravo! Bu arada ben liberal değilim. Olsam da liberali küfür olarak kullanan birinin sözlerinden alınmazdım.

    Bu arada vakti olan birisi ”suçsuzluğu ispat etmeyi” de açıklarsa sevinirim. Doğru, taciz ve tecavüzde her zaman delil bulmak mümkün olamıyor. Bu yüzden suçlular serbest kalabiliyor. Peki sizce suçsuzluğun ispatı, özellikle taciz tecavüz davalarında mümkün mü? Evet, 6284’e eklenmesi düşünülen (hayal edilen desek) cümle ile bütün tecavüzcü erkekleri içeri atabiliyoruz, iftiraya uğrayanlarla birlikte.

    Tecavüz iddiasında suçsuzluğun ispatının tecavüzün ispatından daha zor olduğu aşikarken ”beyan hem esas hem de tek başına yeterlidir” gibi bir düzenleme istemek…. Ne diyeceğimi bilemiyorum? Böyle olmasını isteyenlerden bir ricam var: ”Tecavüz etmediğimin ispatı şudur hakim bey….” diye başlayan bir savunmaya alternatif delil örnekleri ile gelirseniz bunları okumak ilginç olurdu. Düşünüyorum düşünüyorum, bir tane bulamıyorum ben.

  • bombom

    şu adama hiçbir zaman çocuk tacizinden DAVA AÇILMADIĞINI ve hukuken aklanmadığını bir idrak edebilir misiniz murat ve dekadanz? suçlamalar gündeme geldiği anda, WA gidip Dylan’ın hayali gerçekten ayırt edemediğini gösterecek tanıklar bulmaya azmetmiş, bir velayet davası gerçekleşmiş, Mia ise olayın nasıl çirkefleştiğini görüp cinsel taciz davasını açmaktan vazgeçmiş. çünkü bu işler genelde böyle yürüyor, biri tecavüz suçlamasıyla karşılaştığında doğrudan mağdur olan kişinin inandırıcılığını yerle bir etmeye çalışıyor.

  • Ayşegül Kanat

    Sayın Dekadanz hangi ülkede yaşıyorsunuz.? Daha dün Çorum’dan bir kadının çığlığıyla sarsıldık. 6284’e rağmen sıradan bir Karakol memuru yasayı işlemez hâle getirip mağduru bir kez daha mağdur etmeyi başardı. Kadın şikâyetçi olmaktan neredeyse vaz geçecekti. Yasaya rağmen “kocandır, döver de sever de” diyebiliyor uygulayıcı. Bir başkası “üstünde ne vardı” veya “o saatte ne işin var sokakta” dediği anda bitiyor zaten her şey. Masumiyetin ispatlanması vs vs…. “KADININ (ÇOCUĞUN)BEYANI esastır. Başka suçlarla karşılaştırmayın. Biz Feministler “zaman aşımı”nı da kabul etmiyoruz. Ne kadar sonra ortaya çıkarsa çıksın fail cezalanmalı. hem mahkemede kravat takıp, süklüm püklüm oturup, mazlumu oynayarak ya da “erkekliğime söz etti Sayın yargıç” demesine aldırmayıp, iyi halden de yararlanmamalı suçlular. Taciz ve tecavüz eskisi gibi “kamu davası” olmalı, bunu sağlayacak cesur SAVCILAR istiyoruz.

  • birayanil

    Bu konuda bir mail grubumuzda tartışma oldu; orada bu konularla yakından ilgilenen öğretmen bir arkadaşımdan gelen yazıyı paylaşmak istiyorum:

    “tacizi ispat etmek zorunda değil, açıklayan. çocukken tacize uğradığını açıklamak öyle kolay değildir, yıllarca süren bir çaba ile açıklanabilir. açıklayan çocuk ya da kadına ‘ya doğru değilse’ diye yaklaşılamaz. ben çocukları dinliyorum. okul müdürlerine bildirdiğimde genellikle ya doğru değilse diye yaklaşarak olaydan, sorumluluktan kaçmaya çalışırlar. ben de ya doğruysa derim. erkeği korumak için ya doğru değilse diye yaklaşılır. tacizi ispat diye bir şey soruluyorsa bu tam da erkek egemen zihniyetten kaynaklıdır. tacize uğrarken kameraya alacak hali yok ya çocuğun. dinleyip okuduğunuzda anlarsınız bunu zaten, inanmak istememeyi anlamıyorum. ben 13 yıldır çocuk ve ergenle çalışıyorum, bu konuda yalan söyleyen çocuğa, ergene rastlamadım. bana üç ya da dört yılda açılabilen gördüm yalnızca. anlatabilecek cesarete ulaşmak nasıl zor. yaşadığını anlatan bir çocuğa böyle bir yaklaşım çocuğun susmasına ve olayın örtülmesine yarıyor. inanmak ve inandığını ifade etmek, gencin, çocuğun daha rahat anlatmasını sağlıyor.”

  • senisectimpikacu
  • Tezer

    Dekadanz, her dediğimi tersten alman ilginç. Ben mektup somuttur mu dedim? Somut bir deneyim dedim. Dylan tacize uğrarken seni yanına mı çağıracaktı? Somut deneyimine seni bizzat katılımcı olarak mı dahil edecekti? Dil elbette soyut bir araçtır, dolayısıyla mektupta. Ancak Dylan’ın deneyimi somuttur. “Kadının beyanı esastır” ya da “masumiyet karinesi” birer ilke/kavramdır ve bu nedenle soyuttur.

    Soyoloji ve antropolojide biz soyut düşünce ile elde edilen bilgiye soyut, somut deneyimle elde edilene de somut deriz. Burada somut doğrulu ya da yanlışlık iddiası içermez. Hatta tüm öznelerin toplumsal ilişkiler içerisindeki konumu dolayısıyla olayı değerlendirme/aktarma biçiminde kaçınılmaz bir ideolojik çarpıtma olacağını, dilin zaten kendi başına bir soyut araç olması nedeniyle somut deneyimi olduğu gibi aktaramayacağını, hafıza geriye dönük olarak sürekli yeniden yapılandığından ve kususrsuz bir bilgi deposu olmadığından yaşanan olayla birebir örtüşemeyeceğini, vs. düşünürüz.

    Buradaki bilimsellik anlayışı benim götümden uydurduğum bir sav değildir. Adorno, Foucault, Althusser, Lacan, Lukacs, Zizek aklıma bir çırpıda geliveren düşünürler. Liberalizm küfür değildir ancak liberal akıl bolca eleştiriye tabii tutulmuştur. Meraklısı bilir. Ve evet, “liberal akıl” bu eleştiriler neticesinde pejoratif bir anlam kazanmıştır kanımca.

    Sosyal bilimler hukuktan ibaret değil neticede. Hem de hiç değil.

  • Cesur

    bu woody allen türünden sapık düşkün soysuz aşağılıklara newyork denen lağım çukurundan bir sinemacı olduğu için itibar ediliyor olması filmlerinin hala izlenmesi bile dünyanın neden bu kadar berbat nasıl iğrenç bir yer olduğunun kanıtıdır. bu pisliklerin filmleri izlendiği kitapları okunduğu sürece bu reziller onaylandıklarını düşünmeye devam edecekler.

  • http://evlenmedendogurabilirsin.net Zeynep

    uzun çorap sitesinde, dylan’ın mektubundan sonra, çocukken tacize uğramanın ne olduğunu anlatarak tartışmaya katılan natali shure’nin yazısı yayınlanmış: http://uzuncorap.com/2014/02/20/natali-shure-genc-cinsel-istismar-magdurlari-neden-tutarsiz-hikayeler-anlatir/

    • Tezer

      Zeynep, çok teşekkürler yazıyı paylaştığınız için. Bence çok güzel anlatmış mevzuyu. Bu arada okula gelip çocuğu incitmemeye/korkutmamaya çalışarak dinleyen savcı ve çocuğun anlattıklarını ciddiye alan, mümkün olduğunca sakin dinlemeye çalışan aile Türkiye’de karşılaştığım örneklerden o kadar farklı ki… Sanırım yazıdaki noktaya gelmek bile pek çok çocuğun hayatını değiştirir.

  • Tezer
  • sanon
  • Prema Anne Rama

    Tacize ugrayanin bir kadin degil, 7 yasindan itibaren bir cocuk oldugunu, yedi yasindan önce, evlatlik verilmeden önce neler yasamis olabilecegini ve bir aileye ne kadar özlem duymus olabilecegini de düsünün. Bir baban oluyor nihayet…ve seni tavan arasina götürüp taciz ediyor. Allah belani versin Woody Allen, baska ne denir.
    Diger kizi ile 19 yasina geldiginde evlenmeseydi, kimbilir o neler anlatacakti ama “birbirimizi seviyoruz” oldu, genc bir kizin sevebilecegi, aradigi romantizm, ask, erkek mi Woody Allen tipsizi? Asla! Kac cocugun hayatini rezil etti acaba?

  • Afra

    Evlatlık aldığı kızı 18 yaşına geldiğinde evlenen bir adamın küçük çocukları ististismar etmediğine nasıl inanılabilir!! Kanıt olmadığı için bir ceza uygulanmamış. Kendi kızı ile evlenen birinden başka ne kanıt istenilir?? Düpedüz bu sapığın sinemadaki gücü yüzünden herkes üç maymunu oynamış. Ne yazık değil mi o sevdiğimiz oyuncular para uğruna hepsi sustu. Bu kızın yaşadığı her açıdan herkesin bir payı var. Çok acı değil mi? Sizin çocukluğunuzu bitiren birini hep ekranda görmek… Acıdan beter…

  • Aynur Boyraz

    Bu yazıyı okumuş ama yorumları okumamıştım. Yorumların bir kısmı sarstı beni. Cinsel şiddet üzerine çalışan bir psikoloğum. Mahkemelerde faillerin ve avukatların faillerini kurtarmak kullandığı taktikleri de eh birazcık biliyorum. Çocukların ya da ğkadınların yıldırıcı mahkeme süreçleri ile nasıl pes ettirildiklerini de. Feminist avukatlar ve feminist hareketin kamuoyu oluşturması nedeniyle ancak birkaç davada cezasızlık engellenebiliyor günümüzde bile. Yalnızca bu mektup ve ifade ediş biçimi bile yeterli kanıt. Cesareti bir kadın olarak cesaret verdi. Ona sarılmak isterdim.Ve şunları söylemek “Artık yalnız değilsin. Biz burdayız. Sana inanıyoruz. Sen hayatta kalarak büyük bir mücadele verdin. Sen çok değerlisin….”

Bir de bunlar var

Kadına Şiddeti Bitiriyoruz
Resim Titredi
Tahir Elçi’ye Veda

Send this to friend