Sima, 35'inde hayatını değiştirdi. Evliydi, iki çocuğu vardı, uluslararası bir şirkette müdürdü. İstifa etti. Kendine biraz zaman tanıdı. Şimdi halinden çok memnun. Olaylar nasıl mı gelişti? Şöyle:

KÜLTÜR

Uzaylıysak da Bir Grup Uzaylıyız

İstifa sonrası ilk günlerini nasıl geçirdin?

 

Sima İbrahimiye Ölçer: Kendimi yogaya verdim. Eskiden giremediğim gündüz derslerine girdim. Yoga hem fiziksel hem de zihinsel anlamda beni çok olumlu etkiledi. Çünkü her şeyi farkındalıkla yapmanı sağlıyor. İçinde bir tıkanıklık varsa seni sorgulamaya itiyor.

 

Sonra…

 

Bu arada herkes, doğumla ilgili birşeyler yapsana, demeye başladı.

 

Niye?

 

Çevremde ilk çocuğu olan bendim. Bir de normal doğum yapmam insanlara çılgınlık gibi geliyordu. Sürekli etrafımdakilere tavsiyeler veriyordum. Yine de bunun işe dönüşebileceği hiç aklıma gelmemişti. Bir gün bir çocukluk arkadaşımla sohbet ederken bilgisayarını bana çevirdi. Bak böyle bir yer var, dedi, DOUM‘u gösterdi.

 

Neymiş o?

 

Kadın odaklı, doğum, hamilelik gibi konularda insanlara yardımcı olan bir yer. Vay be, dedim, böyle de bir iş mi varmış? Bu arada, başka bir yerde, anne-bebek yogası eğitmenlik eğitimi verildiğini gördüm. Birthlight diye İngiltere merkezli bir kurum, Türkiye’de eğitim programları düzenliyordu. Katıldım. Program bittikten hemen sonra da DOUM’dan eğitmenlik teklifi aldım. Anne-bebek yogası eğitimi vermemi istiyorlardı. İnanamadım, acayip mutlu oldum.

 

Sonra…

 

DOUM’da ders vermeye başladım. Anne-bebek yogası Türkiye’de ilk kez yapılıyordu. Haftada bir saat ders veriyordum.

 

Para kazanıyor muydun?

 

Yoga derslerinde pek para kazanılmıyor. Bebeğiyle gelen bir kişi 35 lira veriyor, yarısını mekan alıyor, yarısını sen alıyorsun. Ve öyle on kişi falan gelmiyor. Bir, iki kişi falan geliyor. Ama bu hiç batmıyordu bana. İşten ayrılırken kanuni haklarımı almıştım. Bir de o kadar mutluydum ki.

 

2 (1)

 

Nakliyeciyken kendini anne-bebek yogası işinde buldun yani…

 

Aslında bu benim için birdenbire olmadı. Anne olmak, hamilelik hep çok mucizevi bir şey gibi gelmiştir bana. İlk hamile olduğumda, buna inanamamıştım. Daha ilk günden normal doğum yapmak istediğimi söyledim doktoruma.

 

Korkmadın mı?

 

Hiç korkmadım.

 

Başka kadınlar neden korkuyor?

 

Sağlık sektörünün ticarileşmesi, sezaryenin bazıları için çok karlı ve kolay olması, doğumla ilgili algıyı değiştirmiş.

 

“Doğumum bir gün sürdü” diyen insanlar var.

 

Sürebilir. Bu da normal bir şey.

 

Acı verici değil mi?

 

Değil. Hormanlar sana yardımcı oluyor. Odaklanıp, kendini teslim edip gevşek kalırsan o acılar, çığlıklar falan olmaz. Yani, bağırabilirsin ama bir hayvanın kükremesi gibi. Ayrıca bu, doğumu çok olumlu etkileyen bir şey.

 

Ne hissediyorsun kükreyen kadınları izlerken?

 

Ne güzel, diyorum. Kadın ne güzel başarıyor, diyorum; kadın doğum diyarında şu anda. Ve ona eşlik ediyorum.

 

İnsan doğururken kendini hayvan gibi hissediyor mu?

 

Hissediyor tabii. İkinci doğumumda, ıkınma-itme aşamasında, bebeğin kafası çıkarken, öyle bir şey oldu bana da. Gözlerimi kapattım, önümde belgesellerdeki gibi bir kaplan vardı. Doğada, otların arasında. O doğuruyordu sanki ben doğururken.

 

Sonra başka eğitimler de aldın değil mi?

 

Evet, bir yandan da doula’lık eğitimi başladı.

 

O ne demek?

 

Modern anlamda doula, doğum destekçisi demek. Aslında eski Yunancadan gelen bir kelime. Kadınlara hizmet eden, onların hem sırdaşı hem de yardımcısı olan kadınlara doula denirmiş. Bu, 20-25 yıl önce Amerika’da meslek haline gelmiş. ‘Doulas of North America‘ (DONA) diye bir kurum var, ilk onlar doula yetiştirmeye başlamış.

 

Sen de bunun eğitimini aldın.

 

Evet. Sekiz kişi eğitim aldık. Bizden önce sadece 3-4 doula vardı Türkiye’de.

 

Kimden ders aldınız?

 

Julia Steils’tan. Julia da ‘İçgüdüsel Doğum’ kitabının yazarı Pam England’dan eğitim almış. Bize onun yöntemini aktardı. Eğitim dokuz ay, on gün sürdü. Her ay, bir hafta sonu buluştuk.

 

Nasıl geçti peki?

 

Muhteşem geçti. Bu aslında kişisel gelişimle ilgili bir şey. Mesela, doula olmak için yargısız olmak gerekiyor.

 

Ne demek o?

 

Doğum sürecinde, yeri gelince işleri olduğu gibi kabul etmek, çok fazla yönlendirmeye, yönetmeye çalışmamak, çevredeki herkesle kuracağın ilişkilerde çok hassas olmak, çok yönlü bakabilmek ve anlayışlı olmak gerekiyor. Her bir sözü, nelere mal olabileceğini yüz bin kere düşünüp söylemelisin. Çünkü doğum çok hassas bir konu. O ortam çok hassas. Bir kelime bile çok şeyi etkileyebilir. Doğumun durmasına bile neden olabilir.

 

Doula ne yapıyor tam olarak?

 

Hamilelere fiziksel ve duygusal destek veriyoruz. Genelde onlar bizi buluyor. Hamileliğin ortalarında tanışıyoruz. Doğumdan önce 3-4 kez bir kafede, anne adayının evinde ya da eğitim merkezinde buluşuyoruz. Bir buluşmada doktorla tanışıyoruz. Birinde, doğumda kullanacağım şifalı yağları tanıtıyorum. Bir buluşmada nefes teknikleri ve meditasyon üzerine çalışıyoruz. Birinde ayak masajı yapıyorum. Bir doula’nın en önemli görevlerinden biri, kadına kendini tanrıça gibi hissettirmek. Doğum labirenti diye bir şey var, onu çiziyoruz birlikte. Labirentin içinde elinle dolaşıyorsun. Meditatif bir etkisi var. Bir form gönderiyorum, doldurmalarını istiyorum. Onları daha iyi tanımak için. Hem fiziksel durumlarıyla hem korkularıyla falan ilgili sorular var formda. Onun da faydası oluyor.

 

3 (1)

 

Doğum günü…

 

O gün arıyorlar, evde ya da hastanede buluşuyoruz. Doğum sürecinde sürekli hamilenin yanında oluyoruz. Doğum bir gün sürse bile. Masaj yapıyoruz, duşa girmesine yardımcı oluyoruz, sıcak su torbası, kompres gibi şeyler hazırlıyoruz…

 

Hemşireler yapmıyor mu bunları zaten?

 

Hemşireler gidip geliyor. Kimse sana “Ah canım, hadi yavrum…” falan demiyor, öyle bir sistem yok yani. Hemşirelerin sonuçta sorumlu olduğu başka hamileler de var, başka işleri var. Bizse hep hamilenin yanındayız.

 

Doktorlar karşı çıkmıyor mu etrafta böyle birinin dolaşmasına?

 

Tamamen karşı çıkan olmadı hiç. Çünkü bunlar annenin istekleri. Onun doğumu sonuçta. Bazı doktorların hoşuna da gidiyor. Aroma terapi eğitimi alıyoruz. Hamileye şifalı yağlar koklatıyoruz, sürüyoruz, bazı yağları odaya yerleştiriyoruz. “A, burası spa gibi olmuş” falan diyorlar.

 

1 (1)

 

Doğum sonrası…

 

Annenin isteklerine uyulmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bebekten hiç ayrılmak istemeyebilir, bebeğe aşı yapılmasını istemeyebilir… İlk emzirme gerçekleştikten bir iki saat sonra da evimize geri dönüyoruz. Sonra, lohusalık döneminde hastaneye ya da annenin evine 1-2 ziyaret daha yapıyoruz. WhatsApp’tan yazışmak bile çok önemli. Çünkü yurt dışındaki ebelik sistemi burada yok. Orada ebeler doğum sonrasında da anneyi takip ediyor, eve gidiyor falan.

 

Nasıl tepkiler alıyorsun annelerden?

 

Genelde “Allah razı olsun” gibi şeyler söylüyorlar. “Sen olmasaydın yapamazdım” falan diyorlar. Aslında ben böyle tepkileri pek sevmiyorum. Çünkü kadının o kadar eli ayağı olmamamız lazım. Zaten bazen hiçbir şey yapmıyoruz. Bazen sadece beraberce koltukta uyuyoruz.

 

Bugüne kadar kaç doğuma girdin?

 

25 civarında.

 

Bir doğumdan ne kadar kazanıyorsun?

 

1000 lira.

 

4 (1)

 

Bu iş senin anneliğini de değiştirdi mi? Kendini diğer annelerden farklı hissediyor musun?

 

Şöyle… Ben çocuklarıma birey olduklarını hissettirmeye çalışıyorum. Özgüvenli ve özgür çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum. Çocuk yemek yemiyorsa yemez, çocuklarla her yere gidilir… Biz hiç ilaç kullanmıyoruz mesela, çocukları doktora götürmüyoruz. Süt vermiyorum çocuklara, evde şeker bulundurmuyorum… Bir şey yere düştüğünde katiyen yemeyin, demiyorum… Yine de kendimi uzaylı gibi hissetmiyorum. Uzaylıysak da bir grup uzaylıyız, var böyle insanlar yani…

 

5 (1)

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YB’r Şeyler Eks’k demezsin, yo!
B’r Şeyler Eks’k demezsin, yo!

Çağıl Kaya'yla bugün çıkan albümü B’r Şeyler Eks’k’i ve cazdan rap'e uzanan müzik serüvenini konuştuk.

MEYDAN

Y‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’
‘Asıl kimse çocuklara saygı duymuyor’

Nasıl çocuklara öncelik verilen politikalar geliştirebiliriz? Eğitim Reformu Girişimi'nden Yeliz Düşkün anlatıyor.

KÜLTÜR

YŞantiyeden sahneye, oradan kürsüye
Şantiyeden sahneye, oradan kürsüye

Ebru Nihan Celkan: İnsanlar da kendi acılarından yola çıkarlarsa ve kendilerini oldukları gibi ifade etmeye başlarlarsa değişim olur.

SANAT

YKötü Kız Kardeş
Kötü Kız Kardeş

Genel olarak ‘iyi bir şey yapmıyorum’ hissi hâkim bende. Ama sadece ‘iyi bir şey üretmiyorum’ değil. ‘İyi bir insan değilim,’ ‘iyi bir sanatçı değilim,’ ‘iyi hiçbir şey değilim'.

Bir de bunlar var

Tarık Tarcan’la Çarkıkötek
Bir Hoş Sada
Demiseksüellik Nedir?

Send this to friend