40 yaşındaki bir kadın oyuncuya, 32 yaşındaki bir erkeğin annesi rolü neden teklif edilir?

SANAT

Televizyon Dizilerinin Gençlik Fetişi

Sanırım bir yıl önceydi. Bir bilboardda görmüştüm. “Daha zengin renkler, daha zengin bakım… Efsanelerden ilham alınarak yaratıldı” gibi bir şey yazıyordu. Saç boyası reklamıydı. Siyah beyaz, arka fona çekilen Türkan Şoray’dı. Pırıl pırıl, “yeni” olan ise Fahriye Evcen. Arızanın adını koyamadığınız anlar olur, bir kaç saniye kalır, geçersiniz. Öyleydi.

 

Dram değil tabi, acımasızlık ise büyük laf. Ortada bir yerde kalayım. İtinasızlık diyeyim.

 

Maket hayatlarmış gibi izlediğimiz gösteri dünyasında olanlar, biz sıradan fanileri ne kadar ilgilendirebilir? Haftanın her gününe bir kaç TV dizisi düşüyorsa, ev dediğimiz şey modern hayatın sığınağıysa, televizyonlar da o sığınakların mabedleriyse niye ilgilendirmesin? Reyting cihazları boşuna çalışmıyor değil mi?

 

Bildiğimiz yüzler, televizyon piyasası eliyle hızlıca anneanne/ babaanne olmaya uğurlanıyor. Bir bakıyoruz kâh bir dizide, kâh bir reklamda gözümüzün önünde ne rollere gelivermişler.

 

Bir taraftan “yaşlanma” değil de “yaş alma” denilse de biyolojik gerçekliğin önüne geçilemiyor. Hele TV dünyasında bu asla sökmüyor.

 

 

Güllerin Savaşı’ndaki Gülfem, Behzat Ç.’deki savcı Esra, gerçek hayatta Canan Ergüder tamamlıyor arkasını: “40 yaşındayım. Yüzüme ne kadar filtreler yapılırsa yapılsın kamera yalan söylemez. Kamera yüzüme yaklaştığında hayat izlerini görüyor ve yalan söylemiyor. Bir sürü oyuncunun yüzüne bu yüzden filtreler atılıyor.”

 

Üzerine basa basa “40 yaşındayım” deyince Canan’a sıkılmadan soruyorum. Oyuncu olarak nasıl bir his yaş almak? 

 

“Ben çok etkilenmiyorum ama şöyle bir şey yaşadım. İsim vermeyeyim. Bir rol için benimle konuşuyorlar ve ondan sonra öğreniyorum ki aynı rol için benden 15 yaş büyük biriyle daha görüşmüşler. Başka oyuncularla konuşmak tabi ki geçerli bir şey ama zannedersiniz ki aynı yaştayız. Bu arada diğer oyuncu, içinde başka başka tipler barındırıyor olabilir. Bir diğer sebep benden daha popüler olması olabilir. Böyle şeyler de etkili. Düşündüğümüz kadar siyah-beyaz, ataerkil zihniyetli olmayabilir.”

 

Orta yaş kadınlara niçin sıklıkla “anne” rolü veriliyor? Erkek muadilleriyle karşılaştırınca bir çifte standart var mı? 

 

“Kızkardeş gibi görünen, cool anne modeli bütün işlerde var. Türkiye’de halkın çok yaşamadığı, bilmediği ama dizilerde çok abartılarak gösterilen süslü, bol paralı, beyaz yaka hayatlarda ancak gösterilebilecek bir anne türü bu. Türkiye’de yaşayan kadının olamadığı ama özendiği bir kadın tipi. Evet, çıplak bir halde bakıldığında sanki çifte bir standart varmış gibi duruyor fakat bu sadece Türkiye televizyonlarında böyle değil. Bütün dünyada böyle ama hak verdiğiniz şeyler de oluyor. Muhteşem Yüzyıl dizisinde, yıllar geçtiğini anlatmak için erkek çocuk oyuncu 30’lara atlatılmıştı. Tabi ki cast değişikliği yapıldı. Bir oyuncu kendi yaşıtındaki bir oyuncunun annesini oynamıştı. 30’larında olup 20’leri oynayan bir kadın, makyajla 40’lı yaşları oynayabilir. Aynı şey aynı yaşları oynayan erkek için de geçerli tabi.”

 

Orta yaş üstü adamlar, piyasa kurallarından daha az etkileniyor olabilirler mi?

 

“Hep değil. Özel bir oyuncuysa etkilenmemesi zaten doğal. Ben bunu tersten yaşadım. Tutmayınca tutmuyor. Düşün, 40 yaşındayım. Oğlumu oynayan cast 32 yaşındaydı ve olmadı. Ne kadar genç gösterirse göstersin. Ben şimdi hamileliği yaşıyorum. Evet, oyuncuyum. 10 yaşındaki bir çocuğun annesini oynayabilirim ama hayatım çocuksuzdu. Şimdi bu belki değişecek, bilmiyorum. Belki de anneliği deneyimledikten sonra yapabileceğim ama 32’yle 40 olmadı.”

 

Niye bu kadar güzellik? Ana karakterler niye hep güzel?

 

“Çünkü televizyon oyuncuların, popüler yüzlerin görüntüleri üzerine kurulu bir dünya ve gerçekçi olmayan bir dünya. Her zaman değil, role bağlı ama evet ana karakterler hep güzeller. Başka faktörler de var. Örneğin, oyunculuğu çok çok iyi ve reytingi yüksekse ortalama fiziksel özelliklerle de ana karakter olunabilir.

 

Tüm bu konudan bağımsız Güllerin Savaşı’nda oynadığı karakterin niçin sevildiğinden bahsediyor Canan: “Ampul yanmıştı kafamda. Gülfem karakteri genel olarak baktığınızda genel izleyici şablonu açısından hoş karşılanmayacak bir karakterdi ama sevildi. Narsistik yapıyı güç olarak gören bir toplum var. Oysa bu asla güç değildir ama karşılık buldu. Her hafta sosyal medyada ‘Gülfem’in askerleriyiz’ tagi açılıyordu.”

 

 

 

‘30 yaş üstü kadınlar dişilikten, cinsellikten emekli ediliyor’

 

Onlarca tiyatro oyunu, film, diziden tanıdığımız oyuncu Laçin Ceylan’a soruyorum.

 

Hakikaten televizyon dünyası ya da gösteri dünyası kadının biyolojik akıbetine daha kaba saba mı yaklaşıyor?

 

“Kesinlikle” diyor: “Özellikle televizyonda ama hemen bütün sektörlerde aynı algı var. Sinemada, hatta tiyatroda ve insanların algısında. Mesela 30’lu yaşlarındaki kadınların bir kere dişilikten emekliliğe adaylığı başlıyor. Biraz daha ileriki yaşlara gidildiği zaman ise kadının kişisel öyküleri iyice ortadan kaybolmaya başlıyor. Kadın oyuncuların rolleri toplumsal değerler üzerinden bir yerlere oturtuluyor. Anne olmak, eş olmak gibi… Eğer bu rollerde değilseniz kesinlikle kötü kadını oynuyorsunuzdur. Toplumsal ezberlere göre kategoriler belli.”

 

Kadının kişisel öyküleri derken neyi kast ediyorsunuz?

 

“Örneğin, 35 yaş üstü hele hele 50’yi buldu mu sanki kadının hiç bir cinsel hayatı, başka davranış biçimleri olamazmış gibi… Son derece sıkıcı, prototip, baygın olmaya mahkum edilen roller. Bu yaşlardaki kadın rolleri ölüme yaklaşmışken sadece ana temaya, oyunculara yardımcı olan bir şeye çekiliyor. ‘Ne yersin evladım’, ‘Buyur, otur’ diyor mesela. Benzer şey ana oyuncuların güzel seçilip, orta estetiğe sahip, daha doğrusu öyle atfedilen diğer karakterlerin yan oyuncu olmasında da görülüyor.”

 

Reyting umursanmadan, televizyon programlarının, dizilerinin niteliği değiştirilse, yani çıta yükseltilse toplumda değişim yaratır mı? Böyle bir şeye inanıyor musunuz?

 

“Evet. İnanıyorum. Seyirciyi etkileyerek yaratırsınız. Sorunuzun özünde de şiddet kast ediliyor bence. Kadının yaşam biçimini, yaşam alanlarını daraltmak, bu algıyı yaratmak da bir şiddettir. Şiddeti izlemeye başlarsanız, normalleşir. En büyük tehlikesi de budur. ‘Zaten böyle, normali bu’ dediğiniz an şiddet sıradanlaşır. Bu çoğu şey için geçerli. Kötü müzik dinlediğinizde de bir süre sonra kulağınız o müziğe alışır ve hatta onu mırıldanırken bile bulabilirsiniz kendinizi.”

 

Orta yaş üstü erkekler, piyasa kurallarından etkileniyorlar mı?

 

“Kadınlar kadar değil. İlla bir ‘arzu nesnesi’ olma durumu var tabii. Farklı olsa da kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de var. Şu fark var. Arzu nesnesi olan erkeklerin bu zaman diliminde daha uzun bir yolculukları var. Çünkü neden? ‘Erkek seçer’ üzerinden gidiyor her şey.”

 

Konuyla ilgili yaşadığınız tecrübeler var mı?

 

Bundan 7 yıl önce genç bir oyuncu arkadaşım beni panikle aramıştı. 25-26 yaşlarındaydı o vakitler. Şimdi çok sevilen, beğenilen bir isim. İki teklif gelmişti, ikisi de çocuklu rollerdi ve çocuklar da küçük değildi. Ne yapayım dedi, ‘ben böyle düşünmemiştim.’ Sakin olmasını ve acele etmemesini söylemiştim.

 

2002’de, yakın yaşlarda olduğumuz bir erkeğin annesi rolünü oynamam istenmişti. Şaşırıp kalmıştım. Olsa olsa ablası olabilirdim ki bakın kaç yıl önce. Dedim ki ‘Ben olamam. Aklınız alıyor mu?’ Açıklamaları iyi oyuncu olmamdı ve daha bir takım övgüler. Sonradan arkadaşlarla çok güldük. Böyle bir sorun var. Bazen oyuncu arkadaşlarımın dizisine denk geliyorum. O kadar ileri yaşa taşınmış olduklarını görüyorum ki… İnsanlar da ekmek parası kabul ediyorlar tabi. Aslında kadın oyuncular bir araya geldiğimizde bunu konuşuyoruz. Hatta biz bir araya gelip bir şey yapsak, yazsak diyoruz. Detaylara giren kadın öyküleri, yaşama değen konular yazılmıyor ya da tek tük var böyle işler. Bir şekilde erkeğin anlattığı kadın dünyası var ya da kadınlar o dünyadan anlatıyorlar. Yine çok beğendiğim kadın bir senaristle bu sorunu yaşamıştım. Hikayedeki erkek karakter o kadar güzel yazılmıştı ki… Bana teklif ettikleri roldeki kadın ise var mı yok mu belli olmayan bir kadındı. Niyesini söyleyerek, kabul etmedim.”

 

‘Televizyonlarda bir gençlik fetişi var’

 

 

Yazar, senarist ve aynı zamanda Gazete Duvar’da yazan Zehra Çelenk’le konuşuyoruz.

 

“Televizyonlarda bir gençlik fetişi var evet” diye başlıyor sözlerine:

 

“Bizde son yıllarda özellikle, diziler başlayıp başlayıp bitiyor. Bunun da etkisiyle biraz, garanti formül gibi görünen şeylerden hiç vazgeçilmiyor. Başrollerde çoğunlukla oldukça genç insanların olması da bunlardan biri. Aşağı yukarı 20-25’lik bir dilimden bahsedebiliriz. Önde tutulan, arzulandığı varsayılan bu. Özellikle kadınlar, hayatlarında yaşayamadıkları aşkı dizilerde izlemek istiyorlar gibi bir durumdan hareket ediyoruz. Sırf gençlerin değil, evde izleyen annelerin de gençlerin aşklarını görmek istedikleri yönünde bir varsayımdan yola çıkılıyor. Ön plandaki genç aşkın hemen gerisinde bir yetişkin/orta yaş aşkı da kurgulanıyor genellikle.

 

20’li yaşları canlandıran oyuncular bazen 30’larında da olabiliyor tabii. Kıvanç Tatlıtuğ, Tuba Büyüküstün, Beren Saat gibi starlar varsa zaten aşk hikayesi onların etrafında kurgulanıyor.

 

Oyuncular 35-40’a geldiğinde, günümüz koşullarında daha orta yaş bile diyemeyeceğimiz yaşlarda, birden bir kırılma oluyor. Süper güzellik dönemi hop bitiyor, bir anda kadınlara anne rolleri gelmeye başlıyor. Ondan sonra anneliğe mahkumiyet… Oyuncu açısından da sınırlayıcı bir şey bu.

 

Esasen Batı dizilerinde de rastlayabiliyoruz bu genç/cazip anne babalara. Ama bizde genel kural gibi bir şey. Evet, pratikte bir insan 18-19’unda evlenip hemen de çocuk sahibi olursa 40’ına geldiğinde 20-21 yaşında çocuğu olabilir ama gerçek hayatta bu o kadar azalan bir şey ki. Evlenme yaşı yükselmiş durumda, hele eğitimli kesimde. Kentte insanlar otuzlarında ancak evleniyor, çocuk sahibi olma yaşı da yükseliyor doğal olarak.”

 

Elbette kadının cazibesinin de aşk hayatının da günümüz hayatında dizilerden farklı olarak çok daha uzun sürdüğünü, toplumda 40’ı 50’yi geçelim 60’larda süren bir kadınlık hikayesinin yaygınlaştığını vurguluyor Zehra Çelenk.

 

Peki orta yaş ve üstü erkekler, piyasa kurallarından daha az etkileniyor olabilirler mi? 

 

“Tabii, burada kadın ve erkek oyuncular arasında bir ayrımdan söz edebiliriz. TV ekranı için özellikle kadın oyuncularda sıkı bir 35 üstü ve altı ayrımı var. Nurgül Yeşilçay türünden az istisnası var bunun. Halit Ergenç, Kenan İmirzalıoğlu, Özcan Deniz gibi uzun yıllar “arzu nesnesi” olmayı sürdüren, hikayenin başrolüne yerleşen erkekse daha fazla.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Dilber Ay: “Kim dedi sana benim akıllı olduğumu?”
Parktan Çıkan Jan Dark ve Başka Tuhaflıklar
Şükran Moral ile Röportaj: “Sanat tarihine girmek mi önemli, bulaşıkları yıkamak mı?”

Send this to friend