Hayallerde bile sevilmenin ancak aslında güzel bir kadın olmak koşuluna bağlı olması size de çok acımasız gelmiyor mu?

ECİNNİLİK

Tanrım Beni Baştan Yarat!

 

Wheatus grubunun 2000’lerin başında çıkardığı “Teenage Dirtbag” şarkısını, ve daha önemlisi o şarkının klibini hatırlıyor musunuz?

 

 

Ben de hatırlamıyordum, geçen gün Youtube’da avare avare dolanırken karşıma çıkınca anımsadım. Oturup baştan izleyince de takılıp kaldım. Takılıp kalmam için görünür bir neden yoktu, şarkı bir dönem parlayıp sonra unutulup gitmişti. Klip de her sene en az üç Hollywood filminde işlenen bir konuyu, okulun en güzel kızına aşık ezik çocuğu ve kızın futbol takımının kaptanını bırakıp bizim temiz kalpli ve onu gerçekten seven ezik oğlanımızı tercih edişini anlatıyordu.

 

Ben de işte tam da bu konunun popülerliğine takıldım sanırım. Aynı konunun seneler boyu bıkıp usanmadan işlenebilmesinde sıkıntılı bir şeyler yok mu? Ne anlatıyor bu filmler, klipler? Dış görünüşün önemli olmaması gerektiğini, önemli olanın iyi yürekli olmak olduğunu mu? Eğer öyleyse okulun en ezik çocuğunun bile kendisine okulun en güzel kızından aşağısını layık görmemesinde arızalı bir taraf yok mu? Kıza ‘dış görünüşe takılma, insanların iç dünyalarına önem ver’ diye akıllar veren, içindeki cevherin güzel kız tarafından keşfedilmesini bekleyen çocuğun sıra kendisine gelince iç dünyası hakkında hiçbir şey bilmediği, dışı güzel olduğu müddetçe bilmesine de gerek olmayan bir kızı arzulaması, etrafındaki o kız kadar güzel olmayan herhangi başka bir kızın iç dünyasını keşfetmeye çalışmamasında can sıkıcı bir ikiyüzlülük, bir çifte standart yok mu?

 

Alt tarafı hoşça vakit geçirmelik, iki saatliğine ilkgençlik hayallerini dolaylı yoldan gerçekleştirmeye yönelik bir eğlenceye gereksiz ve anlamsız beklentiler mi yüklüyorum bilmiyorum ama, aynı filmlerin kadınlar için olan versiyonlarında da bu çifte standardın başka bir yüzünü görüyorum. Velev ki bu filmler insanların kendilerini başkarakterle özdeşleştirmesi, onunla beraber okulun en güzel kızını yahut en popüler çocuğunu elde etmesiyle alakalı olsun. Şu an bir çırpıda sayabildiğim Princess Diaries’den Kezban Paris’te filmine, Türkan Şoray’ın “Ben İstanbul’un en güzel karısıyam” diye kendine kendine tekrar ederken düzgün yürümeyi öğrendiği sekanslara kadar türün hemen hemen her örneğinin bir “Tanrım beni baştan yarat” bölümü içermesi, yani her seferinde ezik kadın karaktere olduğu gibi sevilme ihtimalini kapatması, hayallerde bile sevilmenin ancak aslında güzel bir kadın olmak koşuluna bağlı olması size de çok acımasız gelmiyor mu?

 

İnsan sormadan edemiyor: Bu tür filmlerin olmazsa olmazı hızlıca birbirini takip eden kaş yolma, fön çektirme, kilo verme, kıyafet deneme montajları yavaşlayıverse, fondaki neşeli müzik aniden sussa, aslında anlatılanın ne kadar boğucu olduğunu anlarız diye mi o sahneler böyle çabuk çabuk geçiyor? Ne de olsa sahneler geçiyor, sevilmek için güzel olma mecburiyeti baki kalıyor.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YDavid Foster Wallace (ve başka şeyler) – I
David Foster Wallace (ve başka şeyler) – I

David Foster Wallace takıntısı ve The Decemberists klibi

SANAT

YKitap Kulübü “Cool in California” Edisyonu
Kitap Kulübü “Cool in California” Edisyonu

Kulübümüz bu hafta Kaliforniya'da cool'luk peşinde

ECİNNİLİK

YÇantamı Taktım Koluma
Çantamı Taktım Koluma

Feride'nin Büyük Çanta Komplosu Teorisi!

KÜLTÜR

Y15 Yaşına Bastığım Sene
15 Yaşına Bastığım Sene

Lionel Shriver The Telegraph gazetesine dişlek ve çirkin bir ergen olmanın kendisi için ne anlama geldiğini yazmış.

Bir de bunlar var

Hadi Ben Kaçtım Çantaları V: Kendinden Kaçış
Evden Çalışıyorum
Tünelin Ucunda Annelere Işık Var Mı?

Send this to friend