Erkekler, bu 8 Mart’ı da “kadınları” için kutladılar. Kendilerine ait olmayan kadınları anmadan, anlamadan.

MEYDAN

Kadınlar, Sizin Kadınlarınız Olmak İstemiyorlar!

Şu aralar ne zaman feminist duyarlılıkta bir şeyler söylesem geçiştirici itirazlarla karşılaşıyorum. Geçenlerde 8 Mart münesabetiyle bir erkek arkadaşım kadın mücadelesiyle ilgili hazırladığı bir yazısını bana yolladı. “Feministlerin dırdırını çekeceğime seninkini çekeyim, önce sen bir bak” dedi. Ben daha yazının girişinde tıkandım. “Kadınlarımız…” diye başlayan uzun bir cümle; yine bizi ortağı, yandaşı ve yoldaşı, ve tüm bunlarda aynısı olmak zorunda kalmaksızın eşiti olmaya çalıştığımız bir mücadelenin ikinci saflarına itiyordu. Arkadaşıma “kadınlarımız” kelimesi yerine “kadınlar”ı kullanmasının daha iyi olabileceğini önerdim, en açıklayıcı ve yapıcı yorumlarımı ekleyerek. Kısa bir “Of” ve “Aman sen de” bakışıyla, bunun küçük bir detay olduğunu ve önemsiz olduğunu söyledi. Sonrasında Türkçe’nin iyelik eklerini ve bunun kazandırdığı sahiplik ve mülkiyet anlamı üzerine ortaokul seviyesinde bir tartışmaya girdik.

 

Kadınlarımız’ı kadınlar yapmanın gereksiz görülmesi bir yana, bunun bu kadar itiraz edilecek bir konu olması oldukça ilginç. Bu bahsettiğim yazıda, Nazım Hikmet’in “Kadınlarımız” şiirinden bir kısım var; zaten bu kelimenin seçilmesinin esin kaynağı da yine Nazım:

 

“Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz”

 

Kadınları, bu derece toplumsal görmek ve erkeklerle olan ilişkileri üzerinden tanımlamak oldukça talihsiz. Ve bu geleneksel sınıflandırmanın kadınlar için çizdiği kader de ortada:

 

“ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen

 

kadınlar

 

bizim kadınlarımız”

 

Erkeklere feminist bir duyarlılık kazandırmanın zor olduğunu elbet biliyoruz. Benim de böyle bir amacım yoktu, sadece basit bir hitap meselesine takmıştım. Onların kadını olmaktan bir türlü kurtulamıyor olmak, yine ve yeniden bir dayatma çıkarıyordu karşıma. Yanlış bir “biz”in içine hapsolmuş gibi hissettim kendimi. Sanırım bana düşen, bu beni boğan “bizde” kaybolmaktı ve buna verilecek tepki bir itiraz olmayı bile hak etmiyor, önemsiz, gereksiz, detay oluyordu.

 

Bu “önemsiz ve gereksiz” detaylarla birlikte, erkekler bu 8 Mart’ı da “kadınları” için kutladılar. Emekçi anneleri, güzel sevgilileri, iyi kız kardeşleri, fedakâr yoldaşları andılar. Kendilerine ait olmayan kadınları, seks işçilerini, oralarda bir yerlerde çocuk yaşta evlendirilen kızları, fuhuşa itilen Suriyeli mülteci kadınları, Şengal’de köle pazarında satılan Ezidi kadınları anmadan, anlamadan. Zira onlar ne ana, ne bacı, ne de yar… Onları doğuran analar olduğu ortada, kadınların erkekler üzerindeki emekleri de tartışılmaz. Feminist isyanın yanlışladığı şey bu değil; göstermeye çalışılan şey tüm bu kadınların üstlendikleri veya üstlenmeye itildikleri bu roller altında ezilen, sömürülen, görmezden gelinen ve yok olan bir benlikleri olduğu. Dahası bu toplumsal rolleri üstlenmeyen veya üstlenmemeyi seçen kadınların da var olduğu ve onların da kimliklerinin, bedenlerinin ve emeklerinin kendilerinden çalındığı. Karşı çıkılan tam da, kadınların ancak ve ancak “kadınlarınız” olarak var olabildikleri bir düzen.

 

Feminist ideolojiyi yermeye hazır sol cenahlar bir zamanlar feminizmin verdiği cevapların değil de, yalnızca sorduğu soruların önemli olduğunu söylemekteydi. Evet, toplumda kadının yerine ilişkin bir sorun vardı; ama tabi ki kadınlar buna cevap veremezdi. Erkekler, kadınlar tarafından verilen cevapları değerlendirdiler ve yanlış olduğuna karar verdiler. Ve kendi kadınları için cevaplar ürettiler; yazılar, şiirler yazmaya devam ettiler. Ben de, bağımsız bir feminist mücadele örgütleme hususunda karşılaştığımız karşı çıkmada, erkeklerin “kadınları” için verdikleri cevaplardan ziyade; üzerinde durdukları bu ısrarın, dayatmanın, yok saymanın başka bir yerinin olduğunu düşünüyorum. 8 Mart’ta meydanı kadınlara terk etmemenin “zorluğunda” da, feminist mücadeleyi davayı bölmekle veya kadınları kadınlığa hapseden öczü bir mücadele olmakla suçlamakta da aynı refleksleri görüyorum. Bu ideolojik tartışmadan ve itirazdan önce, kadınları kendilerine ve dayanıştıkları kadınlara bırakmanın zorluğu…

 

8 Mart, kutlayan ve kutlayamayan, tüm kadınların günüydü. Taksim’de ve Kadıköy’de atılan sloganlar da bunu söylüyordu; ancak tüm bu sloganların eksik bir toplamı en basit şekilde erkeklere şunu diyor: Kadınlar, sizin kadınlarınız olmak istemiyorlar!

 

Görsel: Selahattin Aitbayev, Öğle Yemeği

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YKürtajın başka hali: Tıbbi düşük nedir?
Kürtajın başka hali: Tıbbi düşük nedir?

Tıbbi düşük dünyada erken gebeliklerin sonlandırılması için sıkça tercih ediliyor.

MEYDAN

YKürtaj Gemisi Guatemala’da
Kürtaj Gemisi Guatemala’da

Zika virüsü, Latin Amerika hükümetlerinin kürtaja yaklaşımları, Guatemala'da ablukada bir gemi.

MEYDAN

YZika Virüsü ve Yasakçı Devletlerin Kürtaj Krizi
Zika Virüsü ve Yasakçı Devletlerin Kürtaj Krizi

Bugüne kadar kürtajı marjinalleştirmiş Güney Amerika devletleri, şimdi Zika virüsü karşısında kürtajı nasıl bir kamu sağlığı hizmeti olarak sunar? Politikacılar ne konuşur, kilise ne der? Panik içindeki onlarca kadın bu durumda ne yapacak?

MEYDAN

YFilistin Sokakları, Kadınları ve İntifadaları
Filistin Sokakları, Kadınları ve İntifadaları

Şu aralar Filistin’de yeni bir hareketlenme var ve Batı Şeria sokaklarında kadın simalar yeniden gözümüze çarpıyor.

Bir de bunlar var

Oynatmaya Az Kaldı, Eski Kadıköy Başkanı Nerde?
24 Nisan
Gece ve Tehlike – Andrea Dworkin’in “Geceyi Geri Al” Yürüyüşü Konuşması

Send this to friend