Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk Müslüman Türk romancısı kim diye çıkmış bir ÖSS sorusu olsaydı iyiydi, bir şey öğrenirdik lisedeyken.

TARİH

SANAT

Hayattan Sahneler

bana yazdığın mektubu eşinin görmemesi için o gelmeden önce kilitlemek, gizlemek neden? Aksine orada bırakmalıydın ki, hırpalamış olduğu yüreğin yansımasını görsün!

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk Müslüman Türk romancısı kim diye çıkmış bir ÖSS sorusu olsaydı iyiydi, bir şey öğrenirdik lisedeyken. O dönemde bize öğretilen Türk romanında iki tip kadın vardı; ya akıl almaz derecede iyi saf güzel maşallah ya da bütün entrikaların efendisi ve zenginliğin kölesi.
Bugüne özel (8mart Aleyhisselam) bir kampanyaymış gibi gelmesin kulağınıza ama; yüceltmek istediğim bir yazar, değinmek istediğim bir kitap var. Kendisiyle geç de olsa 2011’de İstanbul Modern’ de açılan ‘Hayal ve Hakikat’ sergisi sayesinde tanışmıştım: Fatma Aliye Hanım nam-ı diğer Bir Kadın.

 

sahne1

sahne2

İnci Eviner, Yeni Yurttaş

 

Ahmet Mithat Efendi’nin hakikat, Fatma Aliye’nin hayal kısmını yazdığı 1891’li kitaptan adını alan ve kimilerinin nitelik değil de nicelik bakımından eleştirdiği bu sergiyi kenara koyup, hayal’in yazarı olan bir kadın’ın görünmezliğine vurulmuştum. Sonra seçici algım onu görür oldu, ama o benim kendi seçici algım elbette. Fatma Aliye üzerine yazılan o kadar az şey var ki (ve benzeri sitemler birçokları için) değil üzerine yapılan araştırmalardan dem vurmak rastgele birinin onla karşılaşması dahi çok zor. Denk geldiğim birkaç dergi ve gazete onu ‘bir Osmanlı feministi’ olarak etiketlemiş fakat Osmanlı’ da aydın kadın olmak, Osmanlı’da feminist olmakla bir tutulmalı mı?


Fatma Aliye’nin eserlerindeki kadın sorunsalına nasıl nafeminist bir perspektiften bakılır, uygulamalı tez şurda.

 

17 yaşında evlenen Fatma Aliye (“bu tahsil ve çalışma bu emek ne için. bir gün gelip de eş, yoldaş olacağımız bir adama kendimizi beğendirmek, dinletmek onun takdirini kazanmak için mi?”) kocasıyla pek anlaşamazmış ve yanlış okumadıysam, başlarda kitap okumasına bile izin vermeyen eşi 10 yıl aradan sonra Fatma Hanım’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı George Ohnet’nin ‘Volonté’ adlı romanının çevirisini yayımlanmasına izin vermiştir. Kitap ‘Meram’ adıyla çevrilerek Bir Kadın imzasıyla yayımlanır. (1889) İlaveten, kahramanları kadın olan beş kitap yazmıştır. (Muhâzarât, Ref’et, Nisvân-ı İslâm, Udî, Levâyih-i Hayât) Eserlerindeki kadınları kendi aralarında konuşturarak; din, evlilik, sadakat, toplum, kadınlık, annelik ve ilişkiler hakkında çok çeşitli fikirler sunduğu bu kitaplarda umutsuzca aşık olan kadınlar kadar erkekler de vardır; ama çoğul mağduriyet kadınındır:
“Seni sevmeyen bir adamla oturmak sana alçaklık gibi geliyormuş, oturmayabilirsin. Bir diğerine de varabilirsin. Ama gerek evli ol gerek olma; yanıldığını, aldandığını anlamak en büyük felakettir. Evlilik büyüklerinin isteği ve kararıyla olduğu için, yaşadığın şu mutsuzluktan dolayı kendine kızmazsın ama kendi seçiminle evlenmiş olsaydın nasıl bir sorumluluk altında bulunacağını, pişmanlık denilen şeyin her gün seni ezeceğini düşün. Hayal ettiğin mutluluğu bulacağına emin misin?”

 

Evlilik öncesi aşk ve görücü usulü evlilik üzerine yazdığı (kahramanlarını yazıştırdığı) bu kitaplarda İslamiyet’in Osmanlı kadın hayatındaki “çok kadınla evliliğin ve örtünmenin İslamiyet’in bir gereği olmadığı, yalnızca geleneği olduğu” önemini vurgular.

 

sahne3

Füsun Onur, “İsimsiz”, İstanbul Modern

 

Bu kitaplara dönemin mevzubahisleri, sosyal gitgelleri altında bakarsak elbette eğitici; ama o iğreti duran eğiticilik ses tonundan bahsetmiyorum. Hatta kitabı okurken (Levâyih-i Hayât) arkadaşlarımla mailleşmelerimiz geldi aklıma, çok eski bir gerçekten bahsetmiyorum, kitaptaki ismi Mehabe, Fehame, Sabahat ya da İtimad olabilecek bir arkadaşımla evlilik öncesi yaşanabilecek ilişkilerin seviyesizliği ve kadın erkek ilişkilerinde X kadınının rolü üzerine, geçen gün dermanlaştık. Bizimkisi
-ilk- sinemada -ilk- elele tutuşan ve karanlıkta bile daha ileri gidemeyen, (gitmeyen mi demeli) kuşağınkilerden biraz farklıydı:

 

kime: bana
konu yok, 19 şubat’14.

 

Şu anki mutsuzluğumu ve hayalkırıklığımı nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Evinin benim evimin arka sokağında olmasına, işyerinin benim işyerimin arka sokağında olmasına nasıl katlanıcam bilmiyorum.
En son pazartesi gecesi görüştük. Ben bunun iş çıkışına gittim sürpriz yapıp. Güzeldi herşey. sonra evine gittik biraz yakınlaşmalar vesaire. Mutluluk, tutku, arzu herşey ama herşey.
Beni öyle bir göklere çıkardı ki sevinç ve şuan aniden o bulutların üzerinden öyle bir itti ki beni aşağı.
Çok çakıldım.
Ne olduğunu bilmiyorum bile. Dün sabah 6.30’da uyandım. Sabah 7’de kapısına gittim iki saatte onla uyumak için. duymadı ne zili ne telefonu. Sonra okula gittim aradı. Çok sinirliydi. Eski -15 senelik- kız arkadaşı çatkapı gelmiş köpeği göreceğim diye. Köpeği birlikte büyütmüşler güya. Bak şu an aklıma geldi. Bana ilk konuştuğumuzda kızdan ayrıldıktan sonra köpeği aldığını söylemişti. Bariz yalan söylüyor. Çok sinirliyim canım sıkkın görüşmesek olur mu bugün dedi. Hayatımda ilk kez biriyle ilk konuşmaya başladığım anda kendimi yakın hissettim. İlk defa bana bu kadar çok benzeyen ama aynı zamanda çekici bi şekilde benzemeyen bir adamla karşılaştım ve sadece 3 günde şu olanlara bak.
Bazen iyi insanların kalmadığını düşünüyorum gerçekten.

Tadım inanılmaz kaçık.

 

sahne4

Güneş Terkol, “Arzu Yalayıp Geçti Bandosu”, İstanbul Modern

 

ve Levâyih-i Hayât‘a semazen hızıyla dönersek;

 

“benim için sığınılacak başka bir yer yok muydu?”

 

“şöyle güzel olsun böyle olsun diye ısmarladıkları kadınlar için bir de şöyle hissiz şöyle düşüncesiz olsun da desinler.”

 

“Beni üzen, ıstırap çektiren şeyler eşimin vaktini nerelerde geçirdiğini ve başka kadınlarla eğlendiğini düşünmek değildir. O gece yarılarından sonra gelen adamın ne kadar kirli ve iğrenç yerlerden gelerek şu temiz, pak evi kirletmekte olduğunu düşünmek, vazifem gereği üstünü çıkarttıktan sonra onu kendime layık görmemek meselesidir.”

 

 

sahne5

Ayşe Erkmen, Am Haus, Berlin, 1994.

 

“Büyükannaem keşke beni sevgi ve şefkatle dolu yerlere atsaydı. Benim kendi büyükannem bile bana işkence çektiriyor, artık eşimin çektirmesine ne diyeyim.”

 

“…o adam beni yedirmek ve giydirmek sözüyle almıştır ve şimdiye kadar aç ve çıplak
bırakmamıştır.”

 

“Geçen mektubunu eşimden gizlememe itiraz ediyorsun fakat Mehabe sen ne söylüyorsun! Bu tür insanlarda ne arıyorsun vicdan mı yüce duygular mı azizem izin ver de şunu söyleyeyim: Sen alemi, cihanı tanımak konusunda çok bilgisizsin. Evet o kadar bilgine, tahsiline rağmen bu konuda çok geridesin…Emin ol senin zannettiğin gibi bir sonuç ortaya çıkmayacaktı, anlattıklarımız onların anlamadığı bir dildir. Onların hali bizim için nasıl iğrençse, bizim hayallerimiz, isteklerimiz, maksatlarımız, mutluluk emellerimiz de onlara gülünç gelir. Bu adamda yürek ama duygulu bir yürek aramadım mı zannediyorsun?”

 

Bir Kadın günü kutlu olsun.

 

*Fatma Aliye, Hayattan Sahneler, (Levayih-i Hayat) çev; Tülay Gençtürk Demircioğlu 2002, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi 2013.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YAnneler Günü Hata Oluştu
Anneler Günü Hata Oluştu

herkesin annesi olmayana anne diyebilenler toplumu, komşular huu

KÜLTÜR

YSen Bazen Teşbihi Suistimal Ediyorsun
Sen Bazen Teşbihi Suistimal Ediyorsun

Ümit ve yazı üzerine Nazım Hikmet'ten Orhan Kemal'e bir mektup

ECİNNİLİK

Yİlkokulda Aşk
İlkokulda Aşk

Neyin peşinde olduğumuzun bir önemi var mı?

ECİNNİLİK

YAlçıpan Balkon Korkuluğu ile Kale Dikmek
Alçıpan Balkon Korkuluğu ile Kale Dikmek

“Uzun zamandır doğanın ‘bizim olmadığımız yer olduğunu’ düşünüyorum..."

  • elsa

    afedersiniz, semra özal filan ne kadar ve nasıl bir feministse bu kadın da öyle ve o kadar feministtir. lüften. nisvan-ı islam ve diğer kitaplarında osmanlıcığın, islami geleneklerin ‘avrupa avrupa duy sesimizi’ tarzında savunusunu yaparken kendisinde de bir düzine kadar bulunan cariyeleri (ve genel olarak kölelik kurumunu) nasıl savunduğuna dikkat ediniz. kendisinin sağlam bir abdülhamitçi olduğuna, berikinin tam desteğiyle 13 sene boyunca yayımlanmış ‘hanımlara mahsus gazete’nin müsebbiblerinden biri olduğuna, adı geçen bu gazetenin misal 94-96 yılları gibi ‘kriz’ anlarında nasıl ateşli ‘islam’ propagandası yapmış olduğuna filan da dikkat ediniz. özünde eşitlik ve adalet aramak olan feminizmi bütün hayatını güç üzerine inşa etmiş birine atfetmeyiniz. siz yapmayınız bari 5harfliler.

    • gogo

      Biraz uç bir noktadan yaklaşmıyor musunuz? Bu dönemde yaptığımız gibi yargılamamalıyız belki de o dönem yazarlarını. Abdülhamitçi, islamcı o zaman kesin çok yobaz. Bir kadın yazarın resmi olarak kadın kimliğiyle var olmasının bile zor olduğu bir dönemde bu dönemki feminizm algımızla hareket etmesini beklememeliyiz Fatma Aliye’nin.

      • elsa

        sevgili gogo, mehmet ve tamarapekala, söylemeye çalıştığımın ‘fatma aliye islamcı o zaman yobaz’ şeklinde okunabileceğini tahmin edemedim. açıklık getireyim. söylemeye çalıştığım kendisinin yobaz olup olmadığı, islamı yaymaya çalışıp çalışmadığı değildi, resmi devlet ideolojisiyle bütünüyle örtüşen bir şeyin savunucusu olduğu idi (ki söylediğim gibi savunduğu şeylere kölelik kurumu da dahil mesela, neredeyse tamamı kadınlardan oluşan bir kölelik kurumu). feminist payesi anakronistik elbette ama devlet söylemiyle bölünmez bütünlüğün anakronizmi olmaz bana göre, hele ki bu işin bahsi geçen dönemde çok bilinçli olarak yapıldığını, bu uğurda onbinlerce insanın hayatını kaybettiğini düşünürsek (1894-96, yahut 1909’a bakınız). gücü hiç bir surette sorunsallaştırmayan birinin (nolur o zaman gücü sorunsallaştırmak yoğudu demeyin:)) kadınlığı, kategorik olarak, butler tabiriyle ‘false ontology’ olabilir ancak. 5harflileri bu konuda hep çok özenli gördüğümden, hem fatma aliye hem de dönemi üzerine epey okuma yapmış bir tarihçi olarak, belirtmeden edemedim. sevgiyle.

  • Mehmet

    Sevgili Elsa,

    Öncelikle feminist olmayı feminizm felsefesinin çıkışıyla birlikte var etmeniz büyük bir sorunsal. Daha basit yazmak gerekirse hak, eşitlik adalet gibi kavramların pek var olmadığı, hatta bu fikirlerin halka degil, saray cevresine ve askeri cevreye bile bütünüyle yerleşmedigi ve hilafetin ve islamın mutlak gücünün yeterince tartışılmadığı ortamda (bugun bile pek yerlesmedigini düsünürsek), feminizmi bildiginiz kalıplar cercevesinde degerlendirmenizi büyük bir hata olarak görmekteyim. Bunun dışında yazdıklarınızdan, islam dini ve hilafeti savunmayı feminizme tamamen karşı bir olgu olarak görmekteyim, fakat demokratik toplumlarda bile kadının hala kendini savunmaya ihtiyacı var. Kısacası, feminizm dünyada farklı ahlaki çevreler ve düşünceler doğrultusunda şekillenebilmeli ve sizin kalıplarınızdan kurtulmalıdır ki bu şekilde artık feminizmden bahsetmemize gerek kalmayacak toplumlar yetişebilsin. Konudan çok sapmamak gerekirse; yazıyı yazan, zaten Fatma Aliye’den feminist olarak bahsetmemiş, feminizmin içindeki yerinden bahsetmiştir.

  • tamarapekala

    Bu yazıda söylediklerinizi gözardı ederek ya da gözönünde tutarak bir şey ileri sürdüğümü sanmıyorum, aslında mesele, o zamandan bu yana, ‘ kadın dünyasının’ dert ve tasalarının nasıl değişmez olduğu üzerineydi. Karşımızda, cehalete mahkum edilen bir kadın var ve bu cehaletten nasıl çıkılabileceğine dair kısmi girişimleri. Fatma Aliye islamı savunuyor ama şu anki bildiğimiz anlamıyla olmadığının çok bilincindeyiz, dönemin koşullarını düşündüğümüzde bir kadının ‘kadınlığını’ inşa ederken islama kayıtsız kalması pek de mümkün değil. Öte yandan islamiyeti yaymak gibi bir niyeti yok zaten.
    ‘özünde eşitlik ve adalet aramak olan feminizmi bütün hayatını güç üzerine inşa etmiş birine atfetmeyiniz’ demişsiniz çok doğru, zaten bunun üzerine yazılan iki güçlü tez var. (biri Hülya Bulut’un diğerinin de linkini yukarıda belirtmiştim)

Bir de bunlar var

Savaş Çakmaklarına Kazınanlar
Ulrike Meinhof’un Gözünden Kazanç Kıyımı
Devrim Yaratan Bir Hayat: Zabel Yesayan

Send this to friend