Kalbimin bir köşesinde, bütün çocukları en azından erişkin olana kadar koruyamazsak, tanıdığım miniklere gönül rahatlığıyla dudak bükemeyeceğimi hissediyorum.

KÜLTÜR

Çocuklar Hiperaktif Değil (…Ama Bir Sor Niye?)

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin ulaştığı enteresan netice

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ulaştığı enteresan netice / Kaynak: Geçmiş Gazete

1964 senesinin haberine göre yapılan araştırma, bulduğu gerizekalılığı üç ana sebebe dayandırıyor:

 

1- Çocukların iyi beslenememesi

2- Sosyal ve iktisadi şartların kötü olması

3- Cehalet..

 

Habere denk geldiğimde aymaz gibi gülmüştüm- Araştırmaya dair bir bilgiye sahip değilim tabii ama manşet seçimi karnaval havasında. Bilim adamları kocaman puntolarla çocuklara gerzek demiş, ben gülmüşüm çok mu?

 

Çocuklara karşı hiçbir özel ilgim yok, bizzat tanıdığım çocukların neredeyse hiçbirini sevimli veya akıllı bulmuyorum. Çocuk, insanın az gelişmiş, tam olarak ne işe yaradığı meçhul, ergenliğini atlatıp bir baltaya sap olana kadar nereye koyacağını bilemediğin bir versiyonu benim için. Buradaki kastım hakları bir şekilde korunan, anası babası tarafından şımartılan, muhtelif sosyal buluşmalarda kabiliyetleri ve zekası övüle övüle yere göğe sığdırılamayan çocuk tabii. Kabul edin, siz de biraz sinir oluyorsunuzdur bu çocuğa.

 

Velakin kupüre bakıp düşündükçe, kendi sevimsiz perspektifime uygun şeyler yazıp dalga geçmek içimden gelmedi. Araştırma kimler üzerinde, ne şekilde yapıldı bunu bilmiyorum, aramak da istemedim. Onun yerine 1964’ten bu yana çocukların koşulları nasıl değişti, sosyal ve iktisadi şartlar şimdi ne kadar aleyhlerine işliyor- biraz bunları düşündüm.

 

Son zamanlarda çocuklara hiç baktınız mı?

 

Misafirlik kapsamında evinize gelip halınızın üstünde oynayan gürbüz çocuklardan değil de gazetelerde, sokakta rastladıklarınızdan bahsediyorum. Kendileri gibi minik kolonlarda ölüm haberlerini okuduğunuz, şiddete uğradığına tanık olduğunuz, akşamları evinize dönerken gölgeli sokaklarda çöpleri eşelediğini gördüğünüz çocuklardan.

(Sahi, sokak çocuğu görüyorsunuz değil mi? Fatma Şahin geçtiğimiz bahar aylarında, sokakta yaşayan çocuk sayısının sadece 24 olduğunu iddia etmişti de… Eğer hepsi de bizim muhitte yaşamıyorsa bir yanlışlık olmalı.)

 

0-18 yaş arası bu insan güruhuna dair, son aylarda okuduğum bazı haberler şöyle:

 

Emine Demirel: 12 yaşındaydı, bir tekstil atölyesinde çalışıyordu. Atölyenin bulunduğu sokakta silahlı bir kavga çıktı, kurşunlardan biri kalbine geldi ve hayatını kaybetti.

 

Ahmet Yıldız: 13 yaşındaydı. Eğitim masraflarını karşılayabilmek için bir plastik fabrikasında çalışıyordu, başı pres makinasına sıkıştı ve hayatını kaybetti.

 

Vefa Aydemir: 16 yaşındaydı. İspir’de bir HES inşaatında çalışıyordu, beton bir duvar üstüne yıkıldı ve hayatını kaybetti.

 

Bayram Yıldız: 16 yaşındaydı. Manisa’da bir tavuk işletmesinde çalışıyordu. Tavuk yıkama makinesi olarak bilinen kazanın içerisine düştü ve hayatını kaybetti.

 

İş kanunu‘nun, çocuk ve gençlerin çalıştırılması ile ilgili 71. maddesi ise şöyle buyuruyor:
Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.

 

Bianet’in 12 Nisan tarihli haberine göre, Türkiye’de 900 bin’e yakın çocuk işçi çalışmakta. TÜİK’in verisine güveniyorsanız en azından, sayılar böyle.

 

Peki yetişkin gibi çalışmanın dışında, başka ne yapıyorlar?

 

Keşke çılgın attıklarını söyleyebilseydim size. Eş dost çocuklarını listeden çıkartıp diğerlerine bakınca, en sık yaptıkları şey şiddete uğramakmış gibi görünüyor. (Yetişkinlerin şiddete uğraması insanı ne kadar sinirlendiriyorsa, henüz aklen ve fiziken yeterince gelişmediğini birlikte kabul ettiğimiz bir insan evladının şiddete maruz kalması sizi iki kat fazla sinirlendiriyordur.) Şimdilik ne olur yazdıklarıma tahammül edin, beraber geçtiğimiz aylara bir göz atalım:

 

Berkin Elvan, 16 yaşında. Gezi olayları sırasında sokağa çıktı, polisin yakın mesafeden attığı bir gaz kapsülü ile başından yaralandı. Geçtiğimiz haziran ayından beri hastanede, bir türlü uyanmıyor.

 

Alperen Aydoğdu, 13 yaşında. Ankara Dikmen’deki Gezi Parkı gösterileri sırasında bir akrebin içerisine alınarak 1,5 saat boyunca dövüldü.

 

Mersin’de 8 yaşında bir çocuk, bir çevik kuvvet polisi tarafından berbat şekilde dövüldü, iç kanama riski nedeniyle 1 haftayı aşkın süre boyunca hastanede gözetim altında tutuldu.

 

İzmir Aliğa Şakran’daki Çocuk ve Gençlik Cezaevi’nde çocuk mahkumların hortumla dövüldüğü ve işkenceye maruz kaldığı iddia edildi. ÇHD İzmir şubesi, kendilerine gelen duyumlar üzerine yaşları 13 ile 17 arasında değişen mahkumlarla görüşmeye gitti ve inceleme başlattı.

 

Ülkenin geri kalanı Cumhuriyet Bayramı’na odaklanmışken, 8 yaşındaki 3. sınıf öğrencisi Behzat Özer, Şemdinli’de yerde bulduğu el bombasının patlamasıyla hayatını kaybetti. (Söz konusu olan ülkenin doğusu olunca, insanın gözünde ağaçlardan bombaların sarktığı, toprağına emek emek mayın döşeli, elini sallasan silaha çarptığın bir coğrafya canlanıyor artık.)

 

Taksim Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezi’nde barınan 10-17 yaş arası kız çocuklarına fuhuş yaptırdıkları için üç yetkili açığa alındı.

 

Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu Başkanı Türkiye’de her dört evlilikten birinde çocuk gelin olduğunu, ailelerin çocuklarının yaşlarını büyük gösterip evlenme izni alabilmek için önceki yıllara oranla % 94 artışla mahkemeye başvurduklarını söyledi.

 

…Bu durumu zaten 4+4+4 sistemi ile ilgili tartışmalar içerisinde defalarca konuştuk ama, gözümüzün önünde işte. Bizim çocuklar yetişkin gibi evleniyor, yetişkin gibi çalışıyor, yetişkin gibi ölüyorlar. (Halımdaki gürbüz, tatlım maalesef senin için de koşullar nefis değil. Sen de bizimle beraber bu çukurun içindesin, çarklar er ya da geç seni de sıkıştıracak.)

 

Milli eğitimde dayağı engellemek için bazı çalışmalar olmuştu, hatırlarsınız. (2012 yılında MEB bir yardım hattıyla öğrencilere hizmet vermeye başlamıştı hatta. Teoride bir öğrenci, öğretmeninden aile fertlerine, kendisine fiziksel şiddet uygulayan herkesi bildirebilecek ve yardım alabilecekti. Hoş, sonraları bu hattın nasıl çalıştığı ile ilgili şöyle bir haber de gördük.)

 

Öte yandan çocukları aile içi şiddete karşı koruyacak makul bir mekanizma halen bulunmuyor. (Kadınlara hizmet veren Alo 183 ile ilgili Deniz’in şurda çok güzel bir yazısı var, okumaz mıydınız?)

 

Van’a gelelim.

 

Van’da deprem sonrası yerleştirildikleri konteynerlerden çıkarılmak istenen depremzedeler halen açlık grevindeler. Burada yaşayan çocuklar okula gidemiyor. Konteynerkente herhangi bir sağlık hizmeti verilmediği gibi, elektrik de verilmiyor. Hak ihlallerinin bini bir para. (Van ve Erciş merkezde bulunan depremzede nüfusun yüzde 30’unu çocuklar oluşturmakta. Van hakkında konuşurken, yetişkinlerin bile harap olduğu koşullarda yaşayan bu büyük çocuk nüfusundan bahsetmek mühim, çocukların birçoğu bronşit ve astım gibi hastalıklardan muzdarip. Açlık ve içinde bulundukları koşullar nedeniyle bitap durumda olduklarını ne kadar sık tekrarlamak gerek bilemiyorum: Evrensel Gazetesi’nin haberine göre hiçbir yetkili kurum buraya el uzatmıyor.)

 

…Van ile ilgili paragrafı yazdıktan sonra bir çeşit akıl tutulması yaşadığım için Gündem Çocuk Derneği’nin “Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu”ndan bir tablo aşırarak bu yazıyı sonlandırmaya çalışacağım artık.

 

2012 yılının raporunda görecekleriniz de yine çok nahoş sayılar.

CocuğunYasamHakki

 

Konuya el üstünde tutulan manasız tanıdık çocukları ile girmiştim, açıkcası bir parçam bütün çocuklar onlar gibi olsun istiyor. Çünkü bakmak istemediğimiz gerçekler içinde çok acizler, çünkü yetişkinlerle beraber ve yetişkinler gibi eziliyorlar. Kalbimin bir köşesinde, bütün çocukları en azından erişkin olana kadar koruyamazsak, tanıdığım miniklere gönül rahatlığıyla dudak bükemeyeceğimi hissediyorum. Ham, küçük, aciz olanı sahiplenmek birilerinin borcu ise, bu bizim borcumuzdur neticede.

 

Aşağıdaki fotoğrafı Çağla görmüş, Siirt’te bir ilkokulda çekilmiş olduğunu söyledi. Yazıyı umutsuz bitirmeyelim:

cesaretGerekCocuklar

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YMandalina Yer Miydik?
Mandalina Yer Miydik?

Eloğlu neşeli playlist yapmış.

KÜLTÜR

YSokaklar Sakin
Sokaklar Sakin

Handiyse çeyrek asırlık sosyal medyanın tozunu alabilir miyiz? Alırız be.

Bir de bunlar var

Bir Adanmışlık Kitabı
Ne Pizzolatto’lar Sevdim Aslında Emrah Serbes’tiler
Dünya Kupası, FIFA ve Cinsiyetçilik

Send this to friend