"Yıllar sonra Samsun’u ziyaret ettiğimde benim için yeni bir bilginin, üstelik bu kez daha önce olduğu gibi ulusal anlatının kapsayıcı, kuşatıcı, gerçekleri eğip büken ideolojik çerçevesinden faydalanmadan ete kemiğe büründüğüne ağzım açık kalarak tanıklık ettim."

KÜLTÜR

TARİH

Fantastik bir Bellek Mekanı: Çilekeş Anadolu Amazonları

“Homeros’un İlyada’sına göre, Agamemnon komutasındaki birleşik Grek ordularına karşı MÖ. 1200 yılında Troya savaşında başlarında cesur güzel kraliçeleri Penthesileia komutasında Anadolu’yu savunmak için Truva halkının yanında büyük bir cesaretle savaştılar”. Cesur ve Güzel kraliçe Penthesileia, ünlü komutan Akhilleus (Brad Pitt) tarafından uzun bir mücadeleden sonra öldürüldü.

 

 

Samsun’da yaşayan herkes, şehrin Atatürk heykelinin dünyada ikinci olduğunu bilir. Samsunlular açısından gurur verici bu bilgi heykelin ne zaman, hangi yarışmada, hangi bağlamda, hangi kategoride, neye göre ikinci olduğunu içermiyor olabilir. Birinci heykelin hangisi olduğu da belli değildir. Ama Atatürk’ün şaha kalkmış atının kuyruğu yere değmiyor olsaydı, Samsun’un simgesi bu güzide anıtın ikincilikle yetinmeyeceği de bilinir. Olguların ve verilerin sıradan gündelik gerçekliğiyle, muhasebeci gerçekçiliğiyle kavranamayacak, şehrin kolektif belleğine içkin bir bilgidir bu. O yüzden şakaya gelmez.

 

Yıllar sonra Samsun’u ziyaret ettiğimde yukarıdakine benzer bir mantıkla biçimlenmiş, benim için yeni bir bilginin, üstelik bu kez daha önce olduğu gibi ulusal anlatının kapsayıcı, kuşatıcı, gerçekleri eğip büken ideolojik çerçevesinden faydalanmadan ete kemiğe büründüğüne ağzım açık kalarak tanıklık ettim.

 

Avusturyalı heykeltraş Krippel’in bronzdan Atatürk heykeli etrafında oluşan bilgi (kimi art niyetliler buna efsane diyecek) sadece yerel kaynaklara dayanmıyordu. Salt Samsun’a özgü bir şehir efsanesi değildi. Ülkenin ulusal anlatısından damıtılmıştı, onun bütün semptomlarını içinde barındırıyordu, dünyanın en’leri arasına girmesi, ama birinci değil de ikinci olması, son anda birinciliği kaçırması gibi.

 

Gördüklerim ulusal anlatının çerçevesinden faydalansaydı, memleketin yeniden şekillenen ideolojik paradigmasından etkilenmiş olsaydı, pek bir sıkıcı olurdu, üstelik haber değeri de taşımazdı; işte son on yıldır daha da köpürtülen ermişli, hayaletli, iyi saatte olsunlar’lı Çanakkale destanı, kar üstünde yürüyen coşkulu kalabalık görüntüleriyle nedense aklıma sucuk ekmek getirten Sarıkamış rezaleti (resmi adını hatırlayamadım), geçtiğimiz yıl ülkenin dört bir tarafından genç ve çocuk, tastamam 1071 adet Alparslan’la taçlandırılan Malazgirt zaferi anmaları. (İnsanın aklına bu sonuncusu uğruna yapılan yazışmalar, bu parlak fikrin bulunması, daha üst mercilere heyecanla anlatılması, onay aldığında heyecanın yazışmalara dökülmesi, valiliklere, gençlik ve spor genel müdürlüklerine, milli eğitim bakanlığının taşra teşkilatına yazılan yazılar, okul müdürlerinin öğrenci mevcutlarını gözden geçirmeleri, taşra teşkilatlarının bulundukları illerdeki Alparslan isimli genç ve çocuk sayısını merkeze bildirmeleri, otobüsler, kumanyalar, törenler, istiklal marşları ve saygı duruşları geliyor. İnsan tamamen sembolik evrende boy gösterecek bu muazzam emeğin boşunalığı karşısında ürpermeden edemiyor).

 

Oysa gördüklerim ulusal anlatının uzantısı olmadığı gibi, onu zerre kadar takmıyor. Tamamen kendi halinde, kendisinden doğup, yerel ve ulusal her türlü egemen anlatıyı aşıyor, bu anlatılarda çizilen ideolojik sınırları, kırmızı çizgileri, olurları, olmazları yıkıp geçiyor. Şehrin batısında kurulan Batıpark’da Amazonlar efsanelerden, tarihi metinlerden ve karanlık hülyalardan canlanıp ete kemiğe bürünüyorlar.

 

 

fotografija 5

 

Amazon adası, Atatürk heykelini gölgede bırakan dev Amazon heykeli, uzun uzun okumak gerektiren detaylı kitabesi, parkın ortasında şaşırtıcı bir ölçekte yükselen heykele eşlik eden, içine girip balmumu heykellerin birbirlerine girdikleri savaş sahnesi panoramalarını görebileceğiniz, ağzına kadar çıkıp dişleri arasından dışarıyı seyredebileceğiniz devasa iki aslan, bu anıtsal karşılamanın gerisinde yine balmumu heykellerin doldurduğu kulübeleri, içine erkek mahkumları tıkmaya yarayan hücreleri ve kraliyet mağarasıyla Amazonlar köyünden oluşuyor. Bu başdöndürücü turu bitirdiğinizde, artık Amazonların tarihsel bir vaka oldukları ve binlerce yıl önce burada, Samsun dolaylarında yaşadıkları, tam da deniz doldurularak elde edilmiş bu yeni toprak parçasında sorgulanmaz bir gerçek olarak belleğinize yerleşiyor.

 

Amazonlar bana tarihin en eski erkek fantezisi gibi geliyor. Amazonlar hakkında neler ‘bildiğimi’ gözden geçiriyorum. Tamamı savaşçı kadınlardan oluşan koca bir kabile! Hepsi de ölümcül ve acımasız savaşçılar. Femme Fatale’in varabileceği son nokta. Tek göğüsleri ok atabilmek için kesik (diğeri hayal edebilmek için yerli yerinde). Aralarına erkek almıyorlar. Belki sadece damızlık köleler olarak… Erkek çocukları ne yapıyorlar? Öldürüyorlardır ya da belki iğdiş ediyorlardır. Oidipus kompleksi ve kastrasyon korkusu, Fem-dom ve Bondage!

 

fotografija 1

 

 

Dev Amazon heykeli, devrimler ve toplumsal altüst oluşlarla kültürel seçkinlerini darmadağın eden ancak ulusal kimlik sorunuyla tir tir titreyen halklarına, kalıcılığı ve estetiği göz ardı etmenin gerekçesi olan yakıcı bir aciliyet duygusuyla anıtlar sunmaktan kaçınmayan bütün memleketlerdeki, bu arada memleketlerin en güzidesi olan bizim memleketimizdeki çağdaşlarının sorunlarını paylaşıyor. Kalıcı olma niyeti yok, geçici malzemeden yapılmış. Üzerinden sakillik akıyor, biraz gülünç görünüyor ve proporsiyon sorunları var. Kadın savaşçı, ait olduğu antikitenin ideal ölçülerinden hayli uzak. Gövdesi biraz künt, beli kalın, bacakları gövdesine göre daha da kalın. Suratında ‘paralarım hepinizi’ der gibi bir ifade var ama tüm bu kusurlar, dev savaşçı kadın heykelinin, kaidesinin üstünde on iki metre göğe doğru uzanmasını engellemiyor. Savaşçı kadın bu haliyle pekala cinsiyetçi güzellik ideallerini kargısıyla paramparça etmeye hazırlanan görkemli bir post-feminist anıt da olabilir.

 

 

fotografija 3

 

 

Dev anıtta tutturulan, bedensel kusurlardan sakınmayan şaşırtıcı realist üslup, Amazon köyündeki insani ölçekli balmumu heykellerde de karşımıza çıkıyor. Heykeller belirsiz tarihi figürlerin kişiliksiz göstergeleri olmakla yetinmeyip gerçek figürlere benziyorlar. Biri biraz alık gibi. Bir diğerinin pek nevrotik olduğuna bahse girerim. Genci, yaşlısı, güzeli ve çirkini var. Canlandırılan sahnelerde balmumundan Amazonlar cinsiyet rollerinin köküne kibrit suyu döküyorlar; meydan okuyor, kraliçelerini koruyor, savaş öncesi taktiklerini gözden geçiriyor, savaş sonrasında dinleniyorlar. Dev aslan heykeli içindeki Troya savaşı panoramasında klasik Meryem’li İsa’lı Pieta sahnesi tekinsiz bir biçimde ters yüz ediliyor. Erkek ölülerinin kapladığı savaş alanında Amazon savaşçısı bir kadın, vahşi çığlıklar atarak kucağına yatırdığı Helen erkeğin böğrüne kılıcını saplıyor.

 

Dışarıda, Amazon köyünde görebildiğim tek erkek, bir hücreye, parmaklıkların ardına atılmış (antik dönemde parmaklık var mıydı-Ne önemi var canım!). Balmumu erkek acaba neden orada? Vahşi hayalgücü ve fanteziler devreye giriyor. Savaş esiri mi? Casus mu? Üremek için kullandıkları damızlık bir köle mi? Ziyaretçi bir adam ibretle hücredeki balmumu erkek mahkumu fotoğraflarken, olasılıkla aklında buna benzer sorular geçiyor.

 

Batı Parkın girişindeki detaylı kitabe Amazonların kim olduğunu, efsanelerle tarihi, bilimi ve miti bir araya getiren, ucu bucağı olmayan çılgın bir metinlerarasılıkla derleyip anlatıyor. Kitabeye göre “Savaşçı Kadınlar Amazonlar” her yerden fırlıyor, Samsun’da, Bafra’da ama aynı zamanda Rusya-Kazakistan sınırında bir yerlerde (burada birden efsanelere ara verilip göz yaşartıcı bir bilimsellik devreye giriyor, kazı alanları ve kazı başkanı arkeologların isimleri bilimsel parantezlerin içine giriyor), Anadolu’nun yerli halkları, Luvi ve Hattilerin arasında ama aynı zamanda Kafkas, Kazak, Türk, Moğol, İskit ve Sarmatyalı Orta Asya kavimleri arasında, M.Ö. 2000-1000 yılları arasında Homeros’un efsanevi antik Yunan coğrafyasında, Truva savaşında ama aynı zamanda 1920’lerde, Kurtuluş savaşında. Böylece Samsunlu Amazonlarla Kurtuluş savaşının işaretinin verildiği Samsun’da üç bin yıl sonra tekrar ilişki kuruyoruz. Hikayenin bu daha konvansiyonel yanını ‘deneyimlemek’ için bu kez şehrin doğusuna, yeniden inşa edilen Bandırma vapuruna ve bir başka balmumu heykelli canlandırmayı görmek için Doğu Park’a gitmek gerekiyor.

 

 

fotografija 2

 

Ortada Ankara’nın Gökçek kapıları gibi, İstanbul’un Fetih panoraması gibi bir ideolojik tahkim ve boşluk doldurma aciliyeti olmadığına, ya da Amazonlar bu aciliyete pek uymadıklarına göre seyirlik eğlence ve tema parkı olarak tasarlanan bu alan herhalde turizmi hesaba katıyor (AKP’li Samsun belediyesinin icraatlarının anlatıldığı bilgilendirme monitörlerinde dönen kliplerde ‘seviyeli gece hayatıyla’ da öne çıkan şehrin iç ve dış turizm potansiyeline sağlanan katkı vurgulanıyor – Vavien’i izlediniz değil mi? Orada şehrin seviyeli gece hayatından bir kesit vardı).

 

Haset dolu spekülasyonları bir kenara bırakalım, kitabede parkın yapılış amacı şöyle sunuluyor:

 

“Kurtuluş savaşında cepheye sırtında bebeğiyle cephane götüren elinde silahıyla canı pahasına vatanı düşmanlardan kurtarmak amacıyla savaşan, mücadele eden Anadolu kadınları da bir anlamda Amazon kadınlarıdır. Onlar bu saygıyı fazlasıyla hak ediyorlar. Amazon Adası, Amazonlar kenti olan Samsun şehrinin dünya kadınlarına armağanıdır”.

 

Bağlamsız ve anakronik, tarihi / sözde tarihi göndermeler bir tek Samsun’da yok. Türkiye’nin her yerinde buna benzer pek çok hatırlama, yeniden inşa, bellek restorasyonu ve gelenek icadı örnekleri yükseliyor. Ortak özellikleri hamasi bir ideolojik sembolizm, aciliyet ve onla doğru orantılı bir anıtsal irilik, sakillik, geçicilik ve anti-estetik olan bu anıtlar ve mekanlar sadece bize özgü de değil. Mesela takıntılı bir ulusal kimlik mücadelesi veren, canla başla kendisine köklü bir tarih yaratmaya çalışan Makedonya’nın başkenti Üsküp’de Amazon savaşçı kadın heykeline yaraşacak irilikte Büyük İskender heykeli görenlerin gözlerini yerinden uğratıyor.

 

Ama hepsi bir yana, Samsun’daki Amazonlar tüm kafa karışıklığı ve amaç belirsizliğiyle, niyet edilen ve edilmemiş tüm yan anlamlarıyla, ülkenin politik arenasına uzaydan düşmüş sıradışı bir örnek olarak ortaya çıkıyor. Üstelik işte, Amazonları şehrin bir başka sorgulanmaz gerçeği yapacak!

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir de bunlar var

Reşat Ekrem Koçu’dan İstanbul Harikaları
Kötü Feministin Manifestosu
Edebi İşkencenin Elli Türü

Send this to friend