1915 yılında tefrika edilen Kadınlar Ülkesi, kitap formunda basılmak için 65 yıl beklemek zorunda kaldı.

TARİH

Sarı Duvar Kağıtları, Cadılık ve Feminist Ütopya

Amerikan edebiyatında büyük bir yere sahip olan Charlotte Perkins Gilman, adını daha fazla anmamız gereken kadınlardan biri. Çok başarılı bir öykücü, sosyal reformcu, yayıncı, feminist, teorisyen ve ilk feminist ütopya kabul edilen Kadınlar Ülkesi’nin yazarı. O dönemde yaşayan birçok kadın gibi o da kendini evlenmek ve çocuk sahibi olmak zorunda hissetmişti. Tümüyle yazarlık kariyerine odaklanmak istediği gençlik yılları; mutsuz bir evlilik ve iyi bir anne olması için onu çekiştiren ellerin gölgesinde kalmıştı. Hayatının büyük bir kısmı anlaşılamamakla ve yaşadığı depresyonlarla geçti. Tüm bunlara rağmen yeteneğinin ve zekasının ürünlerini bize miras bırakmayı başardı. Charlotte Perkins Gilman’ın kendisi ve çevresiyle mücadele ederek sürüp giden hayatı aslında bir üretkenlik ve başarı hikayesi.

 

1860 yılında ABD’de dünyaya gelen Charlotte Perkins Gilman’ın fakirlikle geçen zor bir çocukluğu oldu. Babası ailesini terk etmişti, maddi sorunlar nedeniyle eğitimi zaman zaman sekteye uğradı. Düzenli ve nitelikli bir okul eğitimi alma şansı olmadı. Tüm engellere rağmen eriştiği entelektüel seviye, tamamen kendi çabasının sonucu. Gilman, 1884 yılında Charles W. Stetson ile evlendikten kısa süre sonra hayatının en karanlık dönemi başladı. Evliliğin getirdiği ev içi rutinlere uygun değildi ve bu onu günden güne depresyona sürüklüyordu. Zihinsel uğraşıları ve yazı yazmak onu hayata bağlayan şeylerdi fakat evliliği bunlara zaman ayırmasına engel oluyordu. Çocuk sahibi olduktan sonra ağır bir lohusa depresyonu geçirdi. Zaten sınırda olan psikolojisi tümüyle dağıldı. Onu hayatta tutan yegâne şey yazmaktı ve o günleri de böyle atlattı. 1892 yılında yayımlanan otobiyografik öyküsü Sarı Duvar Kağıtları en beğenilen eserlerinden biri oldu.

 

Öykünün kahramanının çevresi onu anlamayan, yalnızca basit bir sinirsel çöküş yaşadığını söyleyen insanlarla çevrilidir. Eşi tanınmış bir doktordur. Profesyonel görüş, ailesiyle vakit geçirip bol egzersiz yaparsa ve yazmaktan uzak durursa iyileşeceği yönündedir. Kadın ona iyi gelen tek şeyin yazmak olduğunu söylediği halde, bu yasaktır. Eşi onu en ufak bir hayal bile kurmaması konusunda tembihlemiştir: “Hayal gücüm ve öyküler uydurma alışkanlığım, benim gibi sinirleri zayıf birini heyecanlı hayallere sürükleyebilirmiş. Bu yüzden bu eğilimimi dizginlemek için irademi ve sağduyumu kullanmamı söyledi. Ben de buna çaba gösteriyorum.”

 

Sürekli başında bir nöbetçi olan ve gizlice yazı yazan kadın için depresyonun dışında bir sorun daha vardır: Depresyonda olmanın verdiği suçluluk. Güzel bir evi, yeni doğmuş bebeği ve onu seven bir eşi varken depresyona girmek nasıl bir nankörlüktür? Bir de onu delirten sarı duvar kağıtları. Değiştirmek için eşine yalvarır fakat histerik insanların her isteğini yapmanın deliliği beslediği cevabını alır. Görmezden gelinmesinin simgesi haline gelen sarı duvar kağıtları, o mutsuzlaştıkça daha da çirkinleşir; ona oyunlar oynar.

 

Gilman’a Sarı Duvar Kağıtları’nı yazdıran depresyon, mutsuz evliliğinin bitişiyle hafifler. Boşandıktan bir süre sonra kızını babasına ve onun yeni eşine bırakır. Bu yaptığı yaşamı boyunca peşini bırakmaz ve eleştirilerden kurtulamaz. Hayatını tümüyle çocuğuna adamamak, bildiğiniz üzere bir kadın için hala en büyük günah.
Sarı Duvar Kağıtları’nın The New England Magazine’de yayımlanması devrim niteliğindeydi. Feminist edebiyatın erken örneklerinden olan Gilman’ın öyküleri, daha önce anlatılmamış kadın hikayelerini anlatıyordu. Yeni evli bir kadının mutsuzluğu, lohusalık depresyonu gibi meselelere öykülerde ya da romanlarda rastlamak yaygın değildi.

 

Keşke Erkek Olsaydım adlı öyküsü, içinden sık sık “Keşke erkek olsam,” diyen Mollie Mathewson’ın dileğinin mucizevi bir şekilde gerçek olduğu günü anlatıyor. Yapamadığı şeyleri yapmak, söyleyemediklerini söylemek için beklediği fırsat nihayet eline geçtiğinde bir kadın en çok neye şaşırır? Mollie’ninki pantolon cepleri oluyor: “Bu cepler tam bir keşifti. Elbette onların orada olduğunu biliyordu, onları dikmişti, onlarla dalga geçmişti, onları tamir etmişti, hatta onları kıskanmıştı. Fakat ceplere sahip olmanın nasıl bir duygu olduğunu hiç düşünmemişti.”

 

Erkeklerin pantolonları ve cepleri vardı. Cep sahibi olmak Mollie’yi büyülemişti. Elini cebine soktuğunda gurur ve güç hissediyordu. Çünkü bu cepler paraya sahip olma hissini veriyordu: “Kendi kazandığı paraya, başkasına verebileceği veya saklayabileceği, onun için yalvarmayacağı, dırdır yapmayacağı, dil dökmeyeceği kendi parasına.”

 

Charlotte Perkins Gilman, öykülerinde sık sık değindiği gibi kadınların ekonomik özgürlüğünü hayli önemsiyordu. 1898 yılında yayımlanan Women and Economics – A Study of the Economic Relation Between Men and Women as a Factor in Social Evolution (“Kadınlar ve Ekonomi: Toplumsal Evrimde Bir Faktör Olarak Erkekler ve Kadınlar Arasındaki Ekonomik İlişki Hakkında Bir Çalışma”), en önemli eserlerinden biri olarak görülüyor. Ekonomik bağımsızlığın kadın mücadelesindeki en önemli nokta olduğunu düşünen Gilman, geleneksel aile yapısı, annelik ve ev içi emek gibi kavramların kadınların kalkınmasını nasıl engellediğini anlatıyor.

 

Büyük yankı uyandıran ve o dönem yedi dile çevrilen Women and Economics (“Kadınlar ve Ekonomi”), kadınların ekonomik özgürlüğünü kazanması gerektiğini söyleyen cesur bir manifestoydu. Ev işlerinin ya da çocuk büyütmenin kadınların görevi oluşuna isyan ediyor ve bunun nelere mal olduğuna dikkat çekiyordu. Feminist hareketin başyapıtlarından olan bu eser şimdiye dek dilimize çevrilmemiş. İngilizce versiyonuna, araştırmacı Mary Mark Ockerbloom’un kadın yazarları tanıtmak amacıyla kurduğu internet sitesi A Celebration of Women Writers’dan erişilebilir. Sitede 10,000’den fazla ücretsiz okuyabileceğiniz kitap bulunuyor.

 

Gilman, 1909-1916 yılları arasında süfrajetlerin en büyük destekçilerinden olan The Forerunner dergisini çıkarttı. Makaleler, şiirler, öyküler ve tefrika edilen romanlarla bu dergi uzun yıllar tartışmaların odak noktası oldu. Ayrıca Gilman, dönemin diğer feminist yayınlarında sık sık yer almış; yakın arkadaşı Jane Addams’a Woman’s Peace Party’nin (“Kadınların Barış Partisi”) kuruluşunda destek vermişti.

 

1915 yılında tefrika edilen Kadınlar Ülkesi, kitap formunda basılmak için 65 yıl beklemek zorunda kaldı. Zarif ve nüktedan anlatımıyla Charlotte Perkins Gilman, insana tüm büyük zihinler gibi “O yıllarda bunları nasıl hayal edebildi?” dedirtiyor. Üç erkek kâşifin yolu, hiçbir erkeğin yaşamadığı Kadınlar Ülkesi’ne düşer. Gilman, erkeklerin kibirli tavırlarını, kâşiflik sevdalarını ve kadınlara karşı önyargılarını espritüel bir dille anlatıyor. Kaşiflerden Terry, burada erkek olmadığına neredeyse kitabın sonuna kadar inanmıyor. Ortalıkta koşturan çocuklar nedeniyle biyolojik bir dayanağı var. Fakat bunun dışında kadınların erkekler olmadan barış içinde yaşayabileceğine ihtimal vermiyor: “Heredot kadar eski gelenekler bunlar, onun kadar da güvenilmez. Kadınların, yani bir grup kadının böylesine birbirine bağlı yaşaması olacak şey mi? Hepimiz biliyoruz ki kadınlar organize falan olamazlar, her şeyde atışırlar, ayrıca çok kıskançtırlar.” Onlara göre bu medeniyet kadınlar tarafından kurulmuş olamaz. Çünkü her şey onların dünyasından daha düzgün ve sistemlidir.

 

Barışın ve huzurun hüküm sürdüğü bu ülkeye ilk defa yabancılar gelmiştir. Kadınlar izinsiz ve zamansız gelen misafirlerine şiddet uygulamazlar. Onları rehin tuttukları süreçte dillerini öğretirler ve kendilerine de dillerinin öğretilmesini isterler. Bu süreç tamamlandığında erkeklerle konuşabilecek ve ne için geldiklerini öğrenebileceklerdir. Erkekler, onlardan hiç korkmayan bu kadınların karşısında şaşırırlar. Hatta zarif ve şiddetsiz rehin alma yöntemi Terry’ye kendini sıradan hissettirmiş olacak ki şöyle der: “Bizim erkek olduğumuzu da fark etmişe benzemiyorlar. Tıpkı birbirlerine davrandıkları gibi davranıyorlar. Sanki erkek olmamız önemsiz bir detaymış gibi.”

 

Erkek olmanın önemsiz olduğu bir yerde bulunmak, tüm dünyanın habersiz olduğu bir medeniyeti keşfetmekten daha sıradışıdır. Daha önce erkek görmemiş olan bu kadınlar, nasıl olur da onların karşısında büyülenmez? Kadınları ve ülkeyi tanırkenki yorumları, sömürgecilik döneminde beyaz erkeklerin siyah kadınlara yaklaşımını andırıyor. Evet, gidilmemiş kıtalardaki kadınlar beyaz erkeklerin hasretiyle yanıp tutuşuyor olmalı.

 

Charlotte Perkins Gilman’ın ne feminist mücadeledeki yeri ne de edebi önemi görmezden gelinebilir. Düşünceleri ve cesareti, çağının çok ötesinde olan bu kadınlar olmasaydı, dünya şu an yaşadığımızdan çok farklı bir halde olurdu. Bu yüzden, dünyayı bulduğundan daha iyi bırakan kadınların hikayelerini paylaşmak çok önemli. Umarım hak ettiği ve isteyeceği şekilde anabilmişimdir. Cadılık geleneğiyle dalgasını geçtiği öyküsü Ben Cadıyken’de ansızın özel güçler bahşedilen bir kadının öyküsünü okuruz. Cadılık gücünü ufak tefek olaylarda sınayan kadın, daha büyük bir dileğini gerçekleştirmek ister fakat doğaüstü güçler bu dileği gerçekleştirmeye yetmez. Hatta bu dilek nedeniyle güçlerinden olur. “Sanırım bana rastlayan kara büyüydü ama ben beyaz bir dilek dilemiştim,” der. Ben de yazımı bu dilekle sonlandırmak istiyorum. Hepimizin uğrunda çabaladığı, ortak dileğimiz:

 

“Daha sonra tüm gücümle kadınların, tüm kadınların kadınlıklarını, bunun hayattaki gücünü ve gururunu ve yerini fark etmelerin, dünyanın anneleri olarak yaşayan her şeyi sevip ona bakmak olan görevlerini görebilmelerini; sadece en iyiyi seçen ve daha iyilerini besleyip büyüten erkeklere karşı görevlerini görebilmelerini, bir insan olarak görevlerini görüp dopdolu bir yaşam, iş ve mutluluk içinde öne çıkmalarını diledim.”

 

 

Kaynaklar:
Charlotte Perkins Gilman, Sarı Duvar Kağıtları, Otonom, 2017
Charlotte Perkins Gilman, Kadınlar Ülkesi, İthaki, 2018
https://www.radcliffe.harvard.edu/schlesinger-library/exhibition/woman-human-life-and-work-charlotte-perkins-gilman

Görsel: Charlotte Perkins Gilman, Kadınlar Kulübü Federasyonunda üyelere seslenirken. Getty Images, 1916.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YYoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?
Yoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?

Enerji bitkisi olarak sınıflandırılan birçok bitki, düşük gelir grubundaki insanların tüketim sepetindeki birincil eleman.

TARİH

YÖzgürlüğe Pedallayan Kadınlar
Özgürlüğe Pedallayan Kadınlar

"Bir kadının bisiklete bindiğini her gördüğümde ayağa kalkar ve kutlarım. Bu benim için özgür ve kısıtlanmamış kadınlığın resmidir.”

TARİH

Yİşçi Mücadelesine Adanmış Bir Hayat: Simone Weil
İşçi Mücadelesine Adanmış Bir Hayat: Simone Weil

“Özgür işçi sınıfı oluşturmayı vaat eden liderler, işçiler hakkında ne biliyordu?”

Bir de bunlar var

Bilim Tarihinde 5Harfliler
Bu Ünlüyü Tanıdınız mı?
Hayattan Sahneler

Pin It on Pinterest