"Bir kadının bisiklete bindiğini her gördüğümde ayağa kalkar ve kutlarım. Bu benim için özgür ve kısıtlanmamış kadınlığın resmidir.”

TARİH

Özgürlüğe Pedallayan Kadınlar

 

Kısa süre önce Maria Popova’nın Brainpickings isimli bloğunda Marie E. Ward’ın Bicycling for Ladies  kitabıyla ilgili bir yazı okudum. 1896’da yayımlanan kitaptan bölümleri ve illüstrasyonları gördükten sonra kadınların bisiklete binme serüvenine merak saldım. 

 

Atların evcilleştirilmesinin tarih kitaplarında anlatılan önemi şöyle dursun, kadınların ata yan oturarak bindiği imajlar benim zihnimde diğer bilgilerden daha çok yer etmiş. Malum, kadınların bacaklarının birbirinden ayrılması söz konusuysa altından her zaman bir mücadele hikayesi çıkıyor. Özellikle Victoria Dönemi’nde “düzgün” kadınların ata yan binmesi bir zorunluluk halini almış. Erkeklerin kazandığı hızı ve özgürlüğü ıskalamak demek bu. Ağır kıyafetleriyle ve birkaç kişinin yardımıyla ata binen kadınlar için dört nala koşmak mümkün değildi.  Ancak 19. yüz yıl sonu Avrupa’da cesur kadınların önderliğinde yaygınlaşan bisiklet kullanımı, kadınlara uzun zamandır bekledikleri dört nala gitme gücünü verdi.

 

Elbette modern bisikletin bir ulaşım aracı olarak yaygınlaştığı 19. yüzyıl sonunda toplum ne kadınların özgürce seyahat etmesine ne de erkeksi kıyafetler giymesine hazırdı. Kadın bisikletçiler sözlü ya da fiziksel saldırılara maruz kalıyordu. Hatta Londra’da bisiklete binen öncülerden Emma Eades’in, bisiklet kadına yakışır bir şey olmadığı için taşlanarak geçtiği mahalleden kovulmuştu. (Bugün de yasa koyucuların ya da siyasetçilerin her fırsatta sarıldığı “toplum hazır değil” argümanının anlamsızlığını gösteren sayısız örnekten biri.) 

 

Penny-farthing ilk bisiklet türlerinden biri.

 

19. yüzyılın ortalarında en yaygın olan bisiklet çeşitlerinden penny-farthing, devasa bir ön teker ve minik bir arka tekerden oluşuyordu. Bu ve benzeri modeller kadınların kullanma ihtimali göz önünde bulundurulmadan üretilmişti. Dönemin ağır kıyafetleriyle bu kadar yüksek bir tekerin üzerine binmeleri pek mümkün değildi. Bu modelin erkekler için de pek güvenli olmadığı, kazalarda fazla hasar alındığı ve sarsıntılardan çok etkilendiği fark edilince şimdilerde kullandığımız haline daha çok benzeyen bir model popülerleşti. Bu model iki denk boyutlarda tekere ve u şeklinde bir gövdeye sahipti. Bu sayede bisiklet kadınların da gündemine girebildi.

 

Bisiklete binmek batı Avrupa ve ABD’de kadınların özgürce ulaşımı ve kamusal alanda görünürlüğü açısından bir kırılma noktası oldu. O yıllarda şehir ulaşımı hala büyük oranda atların kullanımına bağlıydı ve masraflıydı. Bisiklet hayatlarına girene kadar, kadınların kimseden yardım ya da izin istemeden, ucuz bir yöntemle uzak yerlere gidebilmesi yaygın değildi. Yani kadınlar çoğunlukla ya yürüme mesafesindeki yerlere gidebiliyordu ya da evdeydi. Zaten bir yere gideceklerse ailelerini ya da eşlerini geçerli bir gerekçeleri olduğuna ikna etmek zorundalardı. Bu durum bisiklet sayesinde değişmeye başladı. Sue Macy Wheels of Change kitabında 1896 tarihli bir dergiden alıntı yapıyor: “Başlangıçta bisiklet erkekler için yeni bir oyuncaktan ibaretti. Kadınlar içinse yeni dünyaya attıkları bir adımdı.”

 

 

Yeni/modern haliyle bisiklet binmesi daha kolay bir araç haline gelmişti ama kadınların kıyafetlerinde değişime ihtiyaç vardı. Korseli, vücuda oturan, uzun ve ağır kıyafetler bisiklet sürmek için uygun değildi. Kıyafetler kadınların hareket kapasitesini ciddi seviyede sınırlıyordu ve bisiklet üzerindeki hakimiyetleri düşüyordu. Bisiklet, kıyafet reformunun eşiğinde olan ABD’li birinci dalga feministleri hızlandırdı. Daha konforlu ve güvenli bir sürüş için “fazla maskülen bulunan” kıyafetlere geçiş yaptılar.  Reformcu ve kadın hakları savunucusu Amelia Bloomer’ın Ortadoğu’da giyilen şalvarlardan esinlenerek tasarladığı Bloomers pantolonların yeni versiyonları bisikletçi kadınların kurtarıcısı oldu. 

 

Bloomer modasıyla Türklerin şalvarı üzerinden dalga geçen bir karikatür.

 

 1890’larda ABD’de yaşanan bisiklet patlaması kadın hareketinde de sıçrama yarattı. Kadınlar oy hakları için mücadele ederken artık yeni kadın imajı olarak nitelendirilen pantolonlarıyla bisiklet üstünde bildiri dağıtıyordu. Kimseye hesap vermeden bir yerlere ulaşabiliyorlardı ve içine hapsoldukları kıyafetlerden kurtulmuşlardı. İlk kadın örgütlerinden Women’s Christian Temperance Movement’ın başkanı olan Frances Willard bisiklet konusunda da öncüydü. Çevresindeki kadınları bisiklete binmeleri için yüreklendiriyor, hantal ve kısıtlayıcı kıyafetlerin yerini alacak kalıcı bir reform için uğraşıyordu. 1895 yılında bu amaçla yazdığı A Wheel within a wheel: How I learned to ride the bicycle kitabı yayımlandı. Oy hakkı mücadelesinin öncülerinden Susan B. Anthony’e göre, şimdiye dek kadınları bisiklet kadar güçlendiren başka bir şey olmamıştı. Bisikletin mücadelelerinin sembolü haline gelme nedenini şöyle açıkladı:

“Bisiklet hakkında ne düşündüğümü söyleyeyim. Bence kadınları özgürleştirmekte dünyadaki her şeyden daha büyük payı var. Kadınlara nihayet özgürlük ve kendine güven duygusunu verdi. Bir kadının bisiklete bindiğini her gördüğümde ayağa kalkar ve kutlarım. Bu benim için özgür ve kısıtlanmamış kadınlığın resmidir.”Bir kadının bisiklete bindiğini her gördüğümde ayağa kalkar ve kutlarım. Bu benim için özgür ve kısıtlanmamış kadınlığın resmidir.”

 

Kadınların hayatında bu kadar olumlu etki yapan bir şey elbette erkekler tarafından pek sevilmemişti. Gazeteler bisiklete binen kadınların ne kadar çirkin bir görüntü oluşturduğuna, ne kadar ahlakdışı olduğuna dair köşe yazılarıyla dolup taşıyordu. Ayrıca şalvar pantolonlar da hala uygunsuz bulunuyordu. Sunday Herald gazetesinde 1891 yılında yayımlanan bir yazı şöyle diyor: “Sanırım hayatımda gördüğüm en ahlaksız görüntü bisiklete binen kadınlara rastlamak. Washington onlarla dolu. Önceden sigara içen kadınları en kötü görüntü sanırdım ama fikrimi değiştirdim.”

 

Gazetedeki yazıları doktorların sağlık kozunu oynaması takip ediyor. Kadınların hayatına giren birçok icat gibi, bisikletin de sağlığa zararlı olduğu iddia ediliyor. Doktor A. Shadwell’in The Hidden Dangers of Cycling adlı makalesine göre, bisiklet süren kadınlar depresyon ve düzensiz kalp atışları gibi birçok hastalık riski taşıyordu. Bir de sağlıkla ilgili yazılarda sıkça bahsedilen “bisikletçi yüzü” sorunu vardı. Bu alışkanlığın kadınların sağlığını tehdit ettiğinin kanıtı olan yüz; kızarmış, yorgun ve koyu gözaltlarına sahipti. Bu konu The Literary Digest dergisinin 1895 yılında yayımlanan bir sayısında enine boyuna işlenmiş. Kadınların dengede durmak için harcadığı manasız efor, ciltlerinde güneş yanıklarına ve yüzde sert bir ifadeye neden oluyormuş. Ciddi bir ifadeyle ve ufka bakan gözleyle direksiyon başındaki kadını izlemek erkekler için pek iç açıcı olmamış belli ki.

 

Kadınların spor faaliyetlerinin dışında kaldığı, bitmek tükenmek bilmez ev işleri haricinde hareketsiz olmalarının beklendiği yıllarda bisiklet her anlamda bir kazanımdı. Nihayet fiziksel ve ruhsal sağlıkları için gerekli egzersizi yapabilmeleri bile başlı başına bir değişimdi. Üstelik bisiklet etrafında bir dizi başka kazanımı de hızlıca örgütlemişti kadınlar. “Bilirkişiler tarafından” ahlak dışı ve sağlıksız olduğuna hükmedilmesi de işe yaramadı. Kadınlar pantolonlarından, özgürce seyahat etmekten ve gözlerini ufuk çizgisine dikmekten vazgeçmedi. Vazgeçmeyecekler. 

 

 

 

Kaynaklar:

 https://www.theatlantic.com/technology/archive/2014/06/the-technology-craze-of-the-1890s-that-forever-changed-womens-rights/373535/

https://www.womenshistory.org/articles/pedaling-path-freedom

https://www.bustle.com/p/the-feminist-history-of-bicycles-57455

https://www.vox.com/2014/7/8/5880931/the-19th-century-health-scare-that-told-women-to-worry-about-bicycle

 

Görsel: Bicycling for Ladies kitabından, 1896. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YYoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?
Yoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?

Enerji bitkisi olarak sınıflandırılan birçok bitki, düşük gelir grubundaki insanların tüketim sepetindeki birincil eleman.

TARİH

YSarı Duvar Kağıtları, Cadılık ve Feminist Ütopya
Sarı Duvar Kağıtları, Cadılık ve Feminist Ütopya

1915 yılında tefrika edilen Kadınlar Ülkesi, kitap formunda basılmak için 65 yıl beklemek zorunda kaldı.

TARİH

Yİşçi Mücadelesine Adanmış Bir Hayat: Simone Weil
İşçi Mücadelesine Adanmış Bir Hayat: Simone Weil

“Özgür işçi sınıfı oluşturmayı vaat eden liderler, işçiler hakkında ne biliyordu?”

Bir de bunlar var

19. Yüzyıldan Günümüze Delilik: Fatih Artvinli ile söyleşi – 3. Bölüm
Jane’in Hikâyesi
Nazi Kadın Dergisi “NS Frauen-Warte”

Pin It on Pinterest