Biletli kadınların dünyasında hayallere, arzulara ve deneme yanılma yöntemine yer yok. 

KÜLTÜR

Mavi Bilet Üzerine: “Seçimler yalnızca yanılsamadır.”

Sophie Mackintosh, Margaret Atwood’a benzetilerek sık sık övülse de söz konusu edebiyat olduğunda benzetmelerden hoşlanmıyorum. Belki bu nedenle kitabını büyük bir hevesle alıp internette hakkında araştırma yaptıktan sonra rafa kaldırdım. “Yerli J. D Salinger,” “Adeta kadın George Orwell” gibi övgü amacıyla söylenen benzetmeler kitabı okumadan birtakım beklentiler belirlememe ya da çıkarım yapmama neden oluyor. Okurken ister istemez birden fazla şey düşünüyor, benzerlik ya da farklılık avına çıkıyorum. Bu etki yazarla ve kitapla bağ kurmamı engellediği için Mavi Bilet’i bir süre kitaplığımda dinlenmeye bıraktım. Doğru zaman geldiğinde hayattaki birçok şeyin aksine beni hâlâ orada bekliyordu. 

 

1988 doğumlu İngiliz yazar Sophie Mackintosh, ilk romanı Su Kürü’nde erkeklerin taşıdığı toksik maddeden korunmak için izole bir hayat süren bir aileyi anlatıyordu. Erkeklerle aynı havayı solumak bile ciddi zararlara sebep olabilirdi, bu nedenle kimsenin ulaşamayacağı bir adada kendilerine yeni bir hayat kurmuşlardı. Üç kız kardeş, adanın kralı olan babaları ve anneleri tarafından dış dünyadan kopuk yetiştirilmişti. Bu ada yalnızca kendileri için kurdukları bir krallık değil, aynı zamanda toksik erkeklikten zehirlenen kadınların şifa bulduğu bir rehabilitasyon merkeziydi. 2018’de Man Booker’a aday gösterilen Su Kürü’nün üzerinden çok geçmeden Mavi Bilet ile tanıştık. Yazar, verdiği bir röportajda aniden bastıran anne olma isteğinin kendisini Mavi Bilet’i yazmaya iten şeylerden biri olduğunu söylüyor:

 

“20’li yaşlarımın sonlarında birdenbire gerçekten bebek sahibi olmayı istemeye başladım. Adeta kontrolümün dışında bir istek olduğunu hissettim. Herkes için böyle olacağını sanmıyorum ama bana oldu. Bedenim sanki bir yabancıydı, bundan hoşlanmadım.”

 

Bu isteğin ardından, toplumdaki anne imajına uyup uymadığını sorgulayan Mackintosh, anneliğe layık bir kadın olarak görülmediğini fark etmiş. İçgüdüleri, düşünceleri ve toplum arasındaki, sonuçlanamayacak kadar karmaşık olan kavga, okurlarını sevindiren bu kitabı doğurmuş.

 

Tekinsiz atmosferini çok beğendiğim Mavi Bilet, kız çocuklarının ve kadınların düzenli olarak yapılan fiziksel ve ruhsal tetkiklerle kontrol altında tutulduğu bir dünyayı anlatıyor. İlk defa regl olan her genç kız, kura merkezine gidip biletini çekmek zorunda. Bir yanda kariyer ve özgürlük vaat eden mavi bilet, diğer yanda ise evlenip çocuk yapma hakkı veren beyaz bilet. Bir kadının ikisini birden gerçekleştirme hakkı yok. Hatta bunu isteme hakkı bile yok. Çünkü devlet, toplumun akıbeti için herkesin “iyi olduğu şeyi” yapmasını istiyor. Marx’ın tanımladığı, bizi günden güne çürüten iş bölümü anlayışı gibi, toplumun refahı için herkes en uygun olduğu hayatı yaşamalı. Biletli kadınların dünyasında hayallere, arzulara ve deneme yanılma yöntemine yer yok. 

 

Mavi biletini elinde tutan Calla, “Hayatım dışarıdaydı, önümde uzanıyordu. Nasıl olacağı belirlendiğine göre ona koşmalıyım,” diyor. Kaygan zeminde belirsiz bir hayata doğru koşan bir kadın olarak onu anlamaya çalışıyorum. Garip bir şekilde pek zor olmuyor. Boynumuzdaki kolyelerin içinde mavi ya da beyaz biletler taşımasak da hepimiz seçimlerimiz ya da doğuştan gelen bazı özelliklerimiz sebebiyle bir şeyleri yapmaya/yapmamaya uygun bulunuyoruz. O hissi anlayabiliyorum. Bizi seçim yapma sorumluluğundan, zeminin kayganlığından kurtarmak isteyenler, adımıza seçim yapmak ve bize ful paket bir hayat sunmak için pusuda bekliyor. Doğduğumuz aile ve çevre, bizim için neyin iyi olduğunu daha iyi bildiklerini iddia etmekten çekinmiyor. Gideceğimiz okullar, seçeceğimiz meslek, evleneceğimiz ve hatta çocuk yapacağımız yaşla ilgili bir dizi standart var. Daha küçücükken öğretmenliğin kadınlar için en uygun meslek olduğunu duyarak büyüyoruz. Annelerimizin dedikodularında, yalnız yaşayan kadınlar için büyük ihtimalle “geçimsiz” olduğu için evlenemediğini, öyle kariyer hırsına kapılırsa evliliğinin yürümeyeceğine kulak misafiri oluyoruz.  Evet, daha yedi yaşındayken büyüdüğünde mutlu bir aileyi mi yoksa başarılı ve özgür bir hayatı mı seçeceğin hakkında düşünmeye başlıyorsun. Nedense bu ikisinin birbirine zıt şeyler olduğunu duyarak büyütülüyoruz. Arzularımızı takip edip ortaya karışık bir hayat tarzı yaratmak ihtimal dahilinde değil. Çünkü güzellemeler yapmaya doyamadığımız Türk aile yapısının devamı için kadının kendini feda etmesi, evliliğini ve anneliğini etkilemeyecek çalışma saatlerine sahip olması gerekiyor. Ya her adımımızı bir aile kuracak ve onun bütünlüğünü koruyacak şekilde atmamız gerekiyor ya da çocuk sahibi olmak istemesi garip karşılanan bir ayrıkotu oluyoruz. Çevremizdeki, her zaman standartlara uygun adımları atmamız için yönlendiren sinsi sesler hiç susmuyor. Zaten bu nedenle, eğer doğru adımları atmadıysan ve standartların dışında kalıyorsan toplumumuza yeni bir birey katmaya hak kazanamıyorsun. 

 

Peki ya bize kesilen biletten fazlasını istersek? Ya uygun görülmediğimiz hayatı istemeye cüret edersek? İşte Calla’nın hikâyesi böyle başlıyor. İçindeki çocuk sahibi olma içgüdüsünü bir türlü dizginleyemeyen Calla, anne olmaya layık görülmeme sebebini bulmaya çalışıyor. Mavi biletli olmanın ne anlama geldiğini soruyor kendine, her sorduğunda cevap değişiyor:

 

Mavi bilet: Karar verme sorumluluğunun elinden alınmasının verdiği ferahlığı unutma.

Mavi bilet: Anaç değildim. Benden daha iyisini bilen biri anneliğin bana uygun olmadığına hükmetmişti. 

 Mavi bilet: Beynimde, bedenimde, ruhumda veya bir yerimde bir noksanlık vardı. Aktarmamam gereken bir kusur vardı. Yoksun olduğum bir sıcaklık. 

Mavi bilet: Hayatım olduğu haliyle kıymetliydi. Riske atılmamam gerekiyordu.

Mavi bilet: Bazılarına göre soylu bir fedakârlık, başkalarına göre lütuf.

 

Çocuk sahibi olmayı kafasına koyduktan sonra da günleri, kendisi ve çevresindeki mavi biletli kadınlar hakkında düşünerek geçiyor. Mavi biletli olmak bir çeşit lütuf mu yoksa lanet mi? Onun yerinde olmak isteyen beyaz biletliler olabilir mi mesela? Birbirinden tamamen kopuk yaşayan bu kadınların birbirleri hakkında pek bilgisi yok. Mavi ve beyaz biletli kadınlar öyle ayrışmış şekilde yaşıyor ve öyle farklı imajlara sahipler ki, onları dışardan bakarak  kolayca ayırt etmek mümkün. “Beyaz biletli kadınların gidemeyeceği” ve “mavi biletli kadınların göze batacağı” mekânlar var. Bu kadınlar, birbirlerinin ne düşündüğü ya da hissettiği hakkında tahmin yürütebiliyorlar yalnızca.

 

Mavi biletli kadınlar, beyaz biletlilere göre daha çok seçeneğe sahip. Mesleklerini, yaşadıkları çevreyi, birlikte oldukları erkekleri değiştirebilirler. Beyaz biletli kadınları giremeyeceği birçok yere gidebilirler. Ancak hayatlarını değiştirme güçlerinin sınırı son derece keskin. Çünkü arzulamalarının yasak olduğu bir şey var: Anne olmak.

 

Kızlık çağı geçmişti. Kızlık çağı bitmiş, geride kalmıştı bizler için. Onu özlemiyorduk. Onun yerine, her şeyin mümkün olduğu hayatlar gelmişti. Şehrin farklı yerlerindeki partileri, sokak lambaları altında, hiç beklemediğimiz yerlerde bizi bekleyen tanışacağımız insanları hayal ederdik. Mavi bilet çekenlerdenseniz hayatınız her an değişebilirdi, onu istediğiniz zaman değiştirebilirdiniz ve bu özgürlüğün sağladığı olasılıklar bizi hem memnun eder hem endişelendirirdi.

 

Kitapta kadınları kaderciliğin dayanılmaz hafifliğine davet eden devlet, seçme sorumluluğunu üzerlerinden aldığı için şükretmeleri gerektiğini  sık sık hatırlatıyor onlara. Bu nedenle Calla, daha az seçim yapacağı, daha az değişken olduğunu düşündüğü beyaz biletin hayalini kuruyor. Çünkü ona göre “mavi biletli bir kadının başına, beyaz biletli bir kadının başına gelmeyecek birçok şey gelebilir”. Calla mavi biletin getirdiği endişelerden yakınıp beyaz biletli kadınların görünürde mükemmel hayatlarını düşlese de içindeki arzuyu takip edip en bilinmez yolu seçiyor. Anne olma arzusunu, görece konforlu hayatına tercih ediyor.

 

Kurallara karşı gelen, yani hamile kalan Calla, artık ne mavi biletli kadınların kabul edeceği ne de beyaz biletlilerin aralarına alacağı biri. Hamilelikle ilgili, artık regl olmayacağı dışında hiçbir şey bilmiyor. Üstelik yasaları çiğnediği için, hayatta kalma savaşına dönüşecek bir yolculuğa çıkmak zorunda. Sophie Mackintosh verdiği röportajda, hamile bir kadının hayatta kalma savaşını şimdiye kadar neden pek görmediğimizi soruyor: “Hamile bir kadının hayatta kalma düşüncesi genellikle (popüler kültürde) gördüğünüz bir şey değil ama bana çok mantıklı geliyor. Eğer hamileyseniz doğal olarak, en güçlü hayatta kalma içgüdüsünü taşıyorsunuz.”

 

Sophie Mackintosh’un kitapları feminist distopya  olarak tanımlansa da okurken içinize çöken tanıdık his sizi rahat bırakmıyor. Hayatlarımız ve Mackintosh’un yarattığı kurgu arasındaki tek fark, kitaptaki kadınların kaderlerinin daha net bir prosedürle belirlenmesi. Bizler elimize mavi ya da beyaz biletler tutuşturulmadan, zamanı ve mekânı değişken olan bir dizi sinsi baskıyla “seçmemiz gereken” hayatlarımıza yönlendiriliyoruz. Mavi Bilet’i bir distopya olarak görebilecek, hayretler içinde ve yabancılık hissiyle okuyacak nesillerin gelmesi dileğiyle. 

 

 

Kaynak: 

Sophie Mackintosh, Mavi Bilet, (çev.) Begüm Kovulmaz, Can Yayınları, 2020.

 

Kapak Görseli: Üç Renk: Mavi filminden bir kare. (Krzysztof Kieślowski, 1993)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TARİH

Y1849’dan 2017’ye: ABD’nin İlk Kadın Gazetesi Lily
1849’dan 2017’ye: ABD’nin İlk Kadın Gazetesi Lily

“Lily aracılığıyla konuşan, nihayet, kadındır. Sesini duyurmak için halkın karşısına çıkmıştır.”

KÜLTÜR

YFantastik Edebiyatın Babalarından Söz Etmeye Kısa Bir Mola: Edith Nesbit
Fantastik Edebiyatın Babalarından Söz Etmeye Kısa Bir Mola: Edith Nesbit

Babalar kuşağına kısa bir ara verip fantastik edebiyatın gelişimine katkıda bulunan ve Tolkien’den itibaren birçok yazara ilham olan Edith Nesbit’le tanışalım.

TARİH

Y“Ön yargıdan azade bir isim”: Simone Weil
“Ön yargıdan azade bir isim”: Simone Weil

“Bilge mağaraya dönmeli ve orada harekete geçmeli. İktidara sahip olma hırsı taşıyanların değil, onu reddedenlerin iktidarı idare ettiği aşamaya gelmeliyiz.”

MEYDAN

YYoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?
Yoksulların Yemeğini Zenginlerin Arabasına Koyarak Gezegeni Kurtarabilir Miyiz?

Enerji bitkisi olarak sınıflandırılan birçok bitki, düşük gelir grubundaki insanların tüketim sepetindeki birincil eleman.

Bir de bunlar var

Bir Çizgi Roman: Bırak Üzülsünler
Orgazmın Teknolojisi: “Histeri,” Vibratör ve Kadınların Cinsel Tatmini Üzerine
Panel Manel Dinlemem

Pin It on Pinterest