Influencer olmanın bir okulu, kuralı ya da şartı yok. Herkes olabilir. Takipçi kitlesiyle içerik üreticisini ayıran tek şey mecrayı farklı kullanma kararı.

ECİNNİLİK

Influencer Nedir, Ne Değildir?

Dört yıldır Youtube ve Instagram üzerinden influencerlık yapan Cansu Dengey’le söyleştik.

 

Cansu bu mesleğe nasıl başladın, nasıl süreçlerden geçtin bize kısaca biraz anlatır mısın?

 

Bu işin öncesinde 7 senelik bir iş hayatı geçmişim var, iletişim sektöründeydim. Üniversitede zaten halkla ilişkiler ve tanıtım okudum. Ajans tarafındayken 2 sene PR ve dijital pazarlama alanlarında, marka tarafındayken de 5 sene kurumsal iletişim ve dijital pazarlama alanlarında çalıştım. Sonrasında da Youtube kanalımı açtım. Kanalı açtıktan sonra bir sene boyunca kurumsal hayata devam ettim. Daha sonra kafamda bir şeyler iyice oturunca işi bırakıp tamamen Youtube kanalıma odaklandım. Youtube tarafında 2016 şubattan beri varım. Yaklaşık 4 seneyi Youtube’da içerik üreterek geçirdim. Verdiğim emek ve aldığım dönüşleri düşününce Youtube beni artık bir mecra olarak tatmin etmemeye başladı o noktada da odağımı biraz daha Instagram’a kaydırdım. Ama bu tarafta daha sakin gidiyorum, Youtube kadar yoğun bir içerik üretme tempom yok.

 

Influencer kavramı bizim için gerçekten çok yeni, bu işe ilk başlayanlardan biri olarak mesleğin gerektirdiği nitelikler ve taşıması gereken etik değerler hakkında ne düşünüyorsun?

 

Etik değerlerden bahsedeceksek eğer ilk başta dürüstlük geliyor bence. Bir ürünün içeriği ya da etkileri hakkında deneyimlemediği bilgiler vermemek, bir ürün ya da markayla ilgili tavsiye vereceksen ya onu önceden kullanıyor olmak ya da yeni tanıştıysan iyice denemiş olmak gerekiyor. Bu deneyimi de kendi süzgecinden geçirip sunabilme yeteneği olması gerekiyor kişinin.

 

Nitelikler ise oldukça değişken. Ne kadar içerik üreticisi varsa o kadar fazla nitelik var aslında. Bazı insanlar içeriklere sadece gülmek istiyor, bazıları paraşütten atlama videosu izlemeyi seviyor. Ya da bazı insanlar daha samimi ve kendileri gibi insanları takip etmek isterken bazı insanlar prodüksiyonlu işlerden hoşlanıyor. O yüzden illa şu nitelikler olmalı diyemiyorum ama en önemlisi gerçek kitleni bulana kadar pes etmeden farklı farklı içerikler üretip, hangi tarz içeriğin hem seni hem de kitleni mutlu ettiğini bulmak.

 

Markalarla işbirliği yaptığınızda ya da içerik üretirken arka planda neler yaşanıyor? Bu mesleğin nasıl bir temposu var, görünmeyen adımları nedir?

 

Bazen markaların çok net ve “Bunun yapılmasını istiyorum,” gibi çizgileri oluyor. Veya “Şunlara değinilsin ama seni içerikte serbest bırakıyoruz,” diyenler var. Ben genelde serbest bırakanlarla çalışmayı tercih ediyorum. Şöyle sorular soruyorum ilk olarak mesela bu işte kaç tane influencer ile çalışacaksınız, herkes aynı senaryoyu mu çekiyor, farklılaşmaya tamam mısınız? Buna hayır diyenlerle çalışmayı çok tercih etmiyorum. Mesela bir saç kremi tanıtılacak ve herkes saçını aynı şekilde taradığı bir video çekiyor. Ona girmek istemiyorum ama seni serbest bırakıyorsa, kendi içerik tarzını ortaya koymana izin veriyorsa o zaman ben de keyifle çalışıyorum. İlk önce bu soruları sorup gerekli bilgiyi alıyorum, ona göre çalışıp çalışmayacağımıza karar veriyorum. Eğer çalışmak istiyorsam biraz süre istiyorum fikrin üzerinde çalışmak için. Eğer bu içerik bir videoysa senaryo gibi sunuyorum markaya, aklımızda bunlar var şöyle çekilecek vs. Fikir aşaması tamam olduğunda çekim kısmına geçiyoruz. Ben de artık kamera ve edit aşamasında biriyle çalışıyorum. Ona projeyi anlatıyorum, orada da bir nevi yönetmen rolünü üstlenmem gerekiyor. Bir yönetmen olmadığı için sadece kameramana kendimi bırakıp kamera karşısına geçemiyorum. Nasıl çekileceği, açılar, ışık bunları belirliyorum. Çekimden sonra kurgu kısmında yine biriyle beraber çalışıyoruz. Videonun temposu nasıl olacak nasıl editlenecek bunların üzerinde çalışıyorum. Müzik seçiminden montaja kadar bu aşamada çok detay oluyor. Bunları belirleyip edite gönderiyorum, sonra da gelen işi müşteriye sunuyorum. Daha sonra da müşteriyle revize için aramızda birkaç kez gidip geliyor iş. Son aşamaya geldiğinde de artık Instagram paylaşımları planlanıp takipçi kitlesiyle paylaşılıyor.

 

Video içeriklerimi bu şekilde üretirken, fotoğraf içerikleri biraz daha az detaylı bir kurguyla ilerliyor. Artık markalar uzun süredir daha hızlı ve rahat içerik çıkarılabildiği için story paylaşımını daha çok tercih ediyorlar. Storylerde gerçekten günlük hayatımda kullandığım, rutinimde olan ürünleri paylaşıyorum. En doğal, reklam kokmayan şekilde paylaşmayı tercih ediyorum açıkçası.

 

Aslında video, post, IGTV, reels, story hepsinin kendine ait bir doğası var. Bir story tanıtımı için mesela bu anlattığım video adımları kadar kurgulu bir şey yapmıyorum. Storyleri gerçekten hayatımdaki anlardan, daha samimi bir şekilde paylaşmayı seviyorum.

 

Reklam anlayışımız artık yepyeni bir boyuta taşındı, eskiden televizyonda gördüğümüz her şeyin gerçek olmadığına dair bir algımız vardı. Belki de bu, tüketiciyi bir nebze kandırılmaktan koruyan bir algıydı. Ama sosyal medyada gerçek insanların gerçek hayatları üzerinden ürün pazarlanması takipçi kitlesini istismar etmeye biraz daha açık. Bu konuda ne düşünüyorsun?

 

Bence burada dikkat edilmesi gereken en basit şey işbirliği tanımının kullanılıyor olması. Geçen sene gündeme gelen kanunla artık paylaşımlara bu ibarenin eklenmesi gerekiyor. Aslında çok uzun zamandır vardı bu kanun ve işbirliği ifadesini kullanıyordu birçok insan ama artık zorunlu hale geldi ve daha da yaygınlaştı. Affiliate sistemiyle çalışan e-ticaret siteleri için hazırladığımız kaydırmalı linklerde yüzde üzerinden bir kazanç sağlanıyor. Senaryonun genel hatları belirlenerek hazırlanmış bir reklam olmadığı için daha önce storylere bu kadar dikkat edilmiyordu. Ama artık onlara da işbirliği, reklam, ortaklık gibi tanımlar eklememiz gerekiyor. Bence bu kanunun gerçekten yaygınlaşması ve insanların bunu ciddiye alması çok iyi oldu. Artık herkes kullandığı için kim kimin ne yaptığını net bir şekilde görebiliyor. Tüketici de bu ibareyi gördüğü zaman tamam bu bir reklam diyebiliyor. O yüzden artık bu etik çerçeve doğal olarak çizilmiş oluyor. Sonrası da satın alma kararı karşı tarafın, yani tüketicinin seçimine kalıyor.

 

Bunun dışında en başta dediğim gibi kendi kullanmadığı ürünleri paylaşmak ya da yanlış/eksik bilgiler vermek tamamen influencer’ın kendi etik tercihine kalıyor. O tercihi engelleyebilecek bir kanun yok tabii ama Instagram kullanıcılarının da influencer’ın genel paylaşımları, ürünleri anlatış tarzı gibi noktalardan bunu çok net anlayabildiğini düşünüyorum.

 

Paylaşımlarında, tüketim kültürünü beslememek için çaba harcadığını gözlemliyorum. Influencer kültürünün aşırı tüketime özendiren bir yanı olduğunu düşünüyor musun ortalamaya baktığında? Sen paylaşımlarında, link vereceğin zamanlarda dengeyi nasıl buluyorsun?

 

Bazı noktalarda tüketmeye teşvik ettiğini düşünüyorum evet. Eskiden bu kadar çok şeye ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorduk. Aslında bu biraz da link paylaşımlarından ve gelirlerinden sonra meydana geldi. Çünkü link gelirlerinin bir sınırı yok. Daha çok paylaşırsan kazandığın para da haliyle artıyor. Influencerlar buradan çok fazla gelir elde edebiliyor, hatta bir noktadan sonra bu paylaşımlar temel gelirleri haline gelebiliyor. Link paylaşımları artmaya başladıktan sonra insanlar da buna alıştı. Bir montla fotoğrafımı çekip koyuyorum mesela, mesaj kutum montun linkin isteyen mesajlarla doluyor. Çok fazla link paylaşıp gayet faydalı linkler paylaşan influencerlar da tanıyorum. Orada biraz da tüketicinin kendi isteklerini sınırlaması için bilinçli olması lazım. Bu iş ancak hem influencer hem de tüketici bu konuda bilinçli olursa çözülebilir. Tüketici bilinçlenirse zaten influencer ne kadar link paylaşırsa paylaşsın almayacak. Ama tüketim dürtüsünü beslemek gibi ekstra bir durum söz konusu tabii ki. Tüm dünyanın düzeni böyleyken tüketime özendirmeyi sadece influencer pazarlamasına indirgemek de çok mantıklı gelmiyor bana. Eskiden hayatlarımız televizyondan ibaretken, TV reklamları da sürekli tüketmeye teşvik ediyordu. Şimdi sadece bunun yaşandığı mecra ve roller değişti, sistem tamamen aynı. Günün sonunda tüketimin hangi tarafında duracağımız, sosyal medyayı hangi amaçla kullanacağımız, kimi takip etmeyi ve neyi satın almayı seçeceğimiz bizim elimizde.

 

Senin gözlemlerine göre Instagram’da hedef kitlesi olan tüketici bu anlamda ne kadar bilinçli?

 

Bence son derece bilinçli tüketiciler var. Sadece tüketime yönlendiren influencerlardan oluşmuyor bu mecra. Bir yandan az tüketmeyi destekleyen de bir sürü hesap var. Birçok influencer minimalizmi, atıksız yaşamı, küçülmeyi anlatıyor ve epey de takipçileri var. Sosyal medya artık öyle bir mecra haline geldi ki her çeşit hesap ve insan var, biraz da orada insanın neyi takip edeceğini seçmesi gerekiyor. Ben alışveriş mi yapmak istiyorum yoksa tüketimimi azaltmak, sadeleşmek mi istiyorum yoksa sadece eğlenmek mi istiyorum? Eğer seçimlerini ona göre yapıyorsan kendine hitap eden influencerları keşfedip mutlu mesut takip edebiliyorsun.

 

Biraz da nefret boyutundan konuşmak istiyorum. Influencerlara karşı iki uçlu duygular gözlemliyorum. İnsanlar televizyonda gördüğü ünlülerden, milyonları olan insanlardan daha çok influencerlardan nefret ediyor. Bir kısım nefret ediyor ve bundan besleniyor. Diğer kısımsa “evimizden biri” olarak görüyor. Sence neden böyle bir nefretin odağı oluyorlar?

 

Bence bunun ilk sebebi mecra değişikliği. Ünlüler eskiden televizyondaydı. Biz 90’lardan 80’lerden beri televizyon ünlüleriyle büyüdük. Ünlü dediğimiz insanlar kim olursa olsun bize çok uzaktı. Çok seviyor olabilirsin ama onunla aynı olmadığını biliyorsun, televizyon çok ulaşılmaz bir mecra gibi duruyor. Buradaysa mecra değişiyor ve sosyal medya senin de kullandığın bir şey. Sen de kullanıyorsun o da kullanıyor aynı mecrayı ve “Ee ben de yaparım bunu,” diyorsun. Herkesin yaptığını yapıyor, çok da kolay para kazanıyor gibi duruyor ama ben kazanmıyorum diyorsun. Influencer olmanın bir okulu, kuralı ya da şartı yok. Herkes olabilir. Takipçi kitlesiyle içerik üreticisini ayıran tek şey mecrayı farklı kullanma kararı. Bu noktada da nefret boyutu başlayabiliyor. Bu kadar kolaysa ya da birinden nefret edecek kadar istiyorsan bu işi neden yapmayı seçmiyorsun sorusuyla başlanabilir aslında. Burada bir nefreti beslemektense gerçekten sen de bir şey üretip bu mecrada bir fark yaratabilirsin çünkü. Birçok insan böyle düşünüp yavaş yavaş bu sektöre girmeye başladı çok da iyi oldu.

 

Hep zor kabul edilen bir meslekle karşılaştırma oluyor bir de. Hayır kendimi kimseyle kıyaslamıyorum ama her mesleğin zorlukları var. Bu iş de ne yazık ki biraz senin psikolojine mal oluyor. Bu kısmı yönetmek çok zor genelde. İnsanlardan günlük olarak kötü yorumlar ve geri bildirimler almak, linçlere maruz kalmak ve bunu yönetmeye çalışmak özellikle en başlarında çok zor oluyor. Sonra derin kalınlaşıyor. Bu işin en büyük zorluklarından biri. Farklı farklı o kadar çok paylaşım şekli ve influencer var ki kendiminkini tek doğruymuş gibi “İşte tanımı bu!” diye anlatamıyorum.

 

Mental sağlığın önemiyle ilgili sık sık paylaşımlar yapıyorsun, eleştiriye çok açık bir alanda bulunmak nasıl etkiliyor seni? Sürekli bununla savaş verdiğin bir hayatın mı oluyor influencer olunca?

 

Benim için şöyle oldu aslında, eleştiriler ilk başta çok yoğundu. Düşünsene mesela yeni biriyle tanıştığında ilk başta önyargıların devreye girer. Önyargılar çok fazla olunca eleştiriler de çok fazla oluyor. Bu piyasaya yeni giren biri olduğun için insanlar seni kontrol edebileceğini düşünüyor. Şöyle yapsan daha iyi olur, böyle yapsan tutunursun, bu hiç olmamış, şu zaten çok çirkin gibi yorumlarla geliyorlar. Yeni insanlara daha çok yükleniliyor aslında. Benim şahsi deneyimim böyle oldu en azından. Ama bir şeyler oturduktan sonra onlar çok azalıyor. Şu an ne kadar nefret yorumu alıyorsun desen gerçekten çok almadığımı söyleyebilirim. Yakın zamanda bir TV reklamı çıktı mesela, ondan sonra beni tanımayan bir kitle birden geldiğinde birkaç kötü yorum aldım. Aslında arkadaşlık gibi, seni tanıyan kitle sana ısındıkça, arkadaşı gibi kabul ettikçe kötü yorumlar da azalıyor gitgide. Şimdi ne kadar etkiliyor seni desen, yepyeni bir kitlenin yorumları beni artık etkilemiyor. Beni tanıyanlar zaten tanıyor diyorum, insanlarla belli bir seviyeye geldi ilişkimiz. Hakikaten arkadaşlığımız bir noktaya gelmiş deyip kendimi sürekli açıklamaya gerek duymuyorum. İlk başlarda çok daha fazlaydı muhtemelen.

 

Daha genç yaşlarda yapabilmek zor gibi geldi sen böyle anlatınca.

 

Evet. 20’lerin başlarında yaşamak istemezdim bunları sanırım. O yüzden daha genç olan infuencerları bunlara dayanabildikleri ve sektörde var olmaya devam ettikleri için kutluyorum gerçekten. O yaşlarda bu tarz şeylerle baş etmek çok daha zor.

 

Bir bütün olarak hayat tarzının pazarlanabilir bir ürün mü olması gerekiyor bu meslek için? Neyi paylaşıp neyi paylaşmayacağınla ilgili nasıl bir dengen var?

 

Kesinlikle bir otosansür devreye giriyor paylaşım yaparken. İstediğim her şeyi tabii ki paylaşamıyorum, bir sorumluluk duygusu da var. Takip eden kitleye göre bilinçli bir paylaşım yapmak gerekiyor. Bugüne kadar yapılan tüm eleştiriler seni bu noktaya getiriyor. Neyi paylaşırsam ne oluru tahmin edebiliyorsun az çok. Bazen bilerek daha sert, keskin ve herkesin hoşlanmayacağı bir şey paylaştığım oluyor. Diyorum ki tamam paylaşayım bunu ve biraz temizlensin hesabım. Gelecek unfollowları bilerek yapıyorum.

 

Hem sosyal medyada işin gereği fazla vakit geçirmek hem de sürekli bir şey paylaşma döngüsü seni nasıl etkiliyor?

 

Eskiden daha kontrolsüzdüm bu konuda. Yeni girdiğin bir ortam gibi, kabul edilmek için hep kendinden veriyorsun. Youtube’a ilk girdiğim zamanlarda öyleydim. Sürekli vlog çekeyim, kendimi daha fazla anlatayım, tutunayım gibi bir durum oluyor. Sevgi, onaylanma gibi ihtiyaçlarını oradan karşılar oluyorsun. Ama bir noktadan sonra, bu biraz da o mecrada kabul görmek ve kendini kabullenmekle ilgili, o aşırı çaba yerini normal bir tempoya bırakıyor. Biraz daha kendi isteklerine odaklanabiliyorsun. Şu an ne istiyorum, neye ihtiyacım var diye sorabiliyorsun. Bazen telefona bakmanın ucu kaçmıyor mu kaçıyor ama eskiye göre çok daha iyiyim. Hiç story paylaşmak istemediğim günler oluyor ve paylaşmamak artık rahatsız etmiyor. Eskiden olsa, ilk girdiğim sene mesela, her gün on tane story paylaşmam lazım, haftada iki Youtube videom olmalı diyordum kendime. O bir kuraldı çünkü tutunmak için. Bir şeyleri kanıtlamaya çalışırken kendinden yiyorsun.

 

Rayka Kumru’yla çektiğiniz video sanırım 5 milyona yakın izlenmişti. Cinsellik hakkında konuşmak, bu videoları çekmek nasıl bir süreç oldu? Başta çekincelerin oldu mu?

 

Bence kitlenle arandaki ilişkiyle alakalı bu aslında. Kitlemi iyi tanıdığım için çok da zor gelmedi konuşmak. Yorumları tepkileri göre göre bir ilişki sürdürüyorsun, neye ne tepki geleceğini de kestirebiliyorsun az çok. O videoyu koyduğum anda takipçilerimden bana “Ar namus kalmamış be” gibi bir tepki gelmeyeceğini çok iyi biliyordum. Gelmedi de gerçekten. Sonra video çok fazla izlenince abuk sabuk insanlar geliyor ve anlamsız yorumlar görüyorsun. Ama onlara hiç takılmadım zaten. Çünkü kendi kitlem o değil. Bir de içerik zaten eğitici ve bilinçlendirici olduğu için olumsuz yoruma ya da tepki çekmeye de çok fazla yer kalmamış oluyor. İnsanların arkadaşlarıyla bile zor konuştuğu bir konuyu konuşmak ve paylaşmak çok güzel bir duyguydu benim için. Rayka ile yapmak da ayrıca güzeldi, belki tek başıma bu videoyu yapsam daha farklı tepkiler alırdım. Ama ben böyle konularda yanımda gerçekten uzman birinin olmasını seviyorum.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ENGLISH

YOn Women’s Right to Being Lazy: Zsofi and Bori from the “Lazy Women” Team
On Women’s Right to Being Lazy: Zsofi and Bori from the “Lazy Women” Team

Lazy Women is a platform dedicated to all women who have been accused of laziness at least at some point in their lives. It is a platform where you have zero obligations; you can do, think and express whatever you want.

ECİNNİLİK

YKadınların Tembellik Hakkı Üzerine: Lazy Women Ekibinden Zsofi ve Bori
Kadınların Tembellik Hakkı Üzerine: Lazy Women Ekibinden Zsofi ve Bori

Lazy Women sıfır zorunluluğun olduğu, istediğinizi yapabileceğiniz, düşünebileceğiniz ve ifade edebileceğiniz, dünyanın her yerinden kadınlara ifade alanı sağlayan bir platform.

KÜLTÜR

YMariana Mazzucato: “ Ekonomik Değer”i Üretenler ve Gasp Edenler Üzerine
Mariana Mazzucato: “ Ekonomik Değer”i Üretenler ve Gasp Edenler Üzerine

Son yıllarda daha adil ve sürdürülebilir bir dünyanın inşası için çalışan ekonomistlerin kadın yoğun bir gruptan oluşması, bana tesadüfmüş gibi gelmiyor. Çarpık düzenle savaşırken her zaman ön saflarda olan kadınlar, nihayet daha görünür.

KÜLTÜR

YDünyanın Kaderini Değiştirecek Şey Bir Simit Mi?
Dünyanın Kaderini Değiştirecek Şey Bir Simit Mi?

Kate Raworth'tan: Simit Ekonomisi: 21. Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu.

Bir de bunlar var

Beşinci Gün Alıntısı
Hadi Ben Kaçtım Çantaları I: Bakışlardan Kaçış
“Keyif Törpüsü”: Killjoy İçin Yeni Bir Çeviri Önerisi

Pin It on Pinterest