Övgüler en birinciye, çünkü o birinci doğdu!

MEYDAN

Entelektüelin Yaşlı Bir Adam Olarak Portresi

Aslında hiç kimseyi ifşa etme, özel bir ilişkimi kamusallaştırma isteğim yoktu. Fakat suskunluğumun yenilgi olarak okunmasını hazmedemedim. Bastırarak, yok sayarak geçmişten kurtulamayacağımı da anladım. Birazdan daha açık olacağımı ümit ediyorum.

 

Açıkça bu yazıya girişme nedenim; gün içinde “ünlü ve yaşlı bir beyefendi” olan eski sevgilimle tekrar karşılaşmam. Kimseyi tırnak içinde yazdığım şekilde etiketlemediğim için bu ilişki başlamıştı fakat insanların bize bakarken gördüğü aşağı yukarı buydu. Çoğu insan, genç ve toy bir kız ve onu ağına takmış yaşlı kurdu görüyorlardı. Onun açısından da genç bir kızla beraber olmak toplumsal dinamikleri alt üst eden anarşist bir ilişki biçimiydi. Eğer bize garip bakıyorlarsa bu muhakkak kıskançlıktandı fakat öte yandan Cihangir’de durumu anormal karşılayan kimse yoktu.

 

Dans kursumdan çıkmış Avam kafede bir çay içiyorken o her zamanki gibi elinde çantası felsefe dünyasının bitmek bilmeyen konuşmalarından birine gidiyordu. Beni görünce durdu, selam verdi. Oturmasını istedim. Şimdi aradan aylar yıllar geçmiş, öylesine karşılaşan ama ortak tanıdıkları olan insanlardık. Sohbet esnasında bana benim yeni tanıştığım onunsa daha eskiden tanıdığı biriyle konuştuğunu ve bu kişiye eskiden 3 yıl boyunca çıktığımızı söylediğini ifade edince rahatsız oldum. Onunla yaşadığım ilişkiden utandığımı çok kere söylememe rağmen bunu anladığından emin değildim. Beyefendiye geçmişteki arkadaşlığımızı ya da adı her neyse ilişkimsiyi kimsenin bilmemesini istediğimi söyledim. “Yaşlı olduğum için mi?” diye sordu. Yaşının yansıtması gereken olgunlukta olmadığı ve davranışlarıyla yaşı arasındaki tutarsızlığı yüzünden olduğunu söyledim. Binlerce sebepten biriydi bu. Kesin bir dille sevgili olduğumuzun bilinmemesini söylediğimde garip bir tepki verdi. Ona yakışan bir tepkiydi. “Ben ölürsem, her yerde sevgili olduğumuzu söyler, bununla övünür, beni tanımakla kendine fayda çıkarırsın” dedi. Ne büyük yanılgı! Kendisi tanıdığıma pişman olduğum birkaç insandan biri olduğunun pek farkında değil. İşte bu yazıyı yazmamın sebebi bu yanılgıya bir son vermek!

 

Sayın A.S,
Seninle bana verdiğin Mini Etika kitabın sayesinde tanıştığımda ne kadar heyecanlıydım. Üzerine tartışmak için okumamı istemiştin. Galatasaray Üniversitesi’nde İkinci Yeniciler şiir akımı hakkında konuştuğunda entelektüel biriyle tanışmanın sevinci içindeydim. Özellikle Ece Ayhan’la olan dostluğun, o sıralar durmaksızın şiirlerini okuduğum Nilgün Marmara’yla yakın arkadaş olman, şairler ressamlar dünyasından anekdotlar, anılar sana saygı duymama yetmişti. Fakat aslında Nilgün Marmara gibi bir şairin seninle anılmasından daha korkunç bir şey olamaz. Büyük ihtimalle akran olmanın ya da şairlere özgü bir sezginin tesiriyle N. Marmara senin karakterini anlamış ve gittikçe senden kopmuştu. Boğaziçi Üniversitesi’nden sana ters bir arkadaş çevresi olduğunu kendin söylemiştin. Ben büyük bir naiflikle aranızda aşk gibi bir şey olup olmadığını sorduğumda ise onun erkek gibi davrandığını, belki de biseksüel olduğunu söylemiştin. İşte onun erkeksiliğiyle sen, kendince onun senden kaçışını açıklıyordun. İşin trajikomik boyutu bir yerden sonra ilişkileri görme biçimini çekinmeden ifade etmendi. Mükemmel erkek olduğun için genç kadınları hak ettiğini düşünmenden bahsediyorum. Buna benzer bir şeye başka kadınlar, translar, cisgender bireyler tanık olmuş mudur bilmiyorum ama ben Türkiye’de frankofon, beyaz, sözü geçer bir erkek olmanın ve felsefe yapmanın sağladığı sınırsız özgüvene maalesef çok yakından tanık oldum.

 

“Benim gibi hoş birisi yaşlı kadınlarla mı olacak?” Güya şaka olan bu cümleyi ilk duyduğumda yaşadığım şaşkınlığı unutamıyorum. Ama gerçekten şaka olsa sürekli tekrarlamazdın herhalde. Neyse, diyeceğim şu ki ben senin türlü türlü beyanlarına maruz kalmış bir insan olarak sana methiyeler dizmek için ölmeni beklemiyorum gördüğün gibi. Kimin daha erken öleceği de belli olmaz hem. “Bana bir sürü genç kadın bakıyor, kadınlarla aram her zaman mükemmel, kadınlar bana bayılıyor” türü cümlelerinle genç kadın avcılığı kariyerini feylozof kariyerine bitiştirebilen güzel bir klişe, harika bir detaysın.

 

Bir de kadınlar nasıl sana düşüp bayılıyorsa felsefe de zor, seksi ve karmaşık bir kadın gibi sadece sana aitti, değil mi? Her şeyi senin bildiğini iddia etmen, hep ama hep açıklayan pozisyonunda olman, seninle tartışmaya giren insanları hor görmen, feministlere nefretin (“şu feministleri düzeltmek lazım” mıydı?), yayıncılara kinin, akademisyenlere garezin… Sahi durup durup öğrencileriyle çıkan akademisyenlere ölçüsüzce saydırman nedendi? Senin farkın o kurumda olmamak mıydı? Yok, sen etik üzerine yazdığın için özgürdün, değil mi? Teori, praksisi unutturacak kadar önemliydi. Akademiyi reddetmekle gurur duyuyor, düşünce üretiminin kofluğundan, genel bir sıradanlık halinden bahsederken etkileyici oluyordun. İnsanlar seni anarşist kimliğinle, burjuva kültürünü reddetmenle, yazdığın kitaplarla bilirken fiyakan yerindeydi. Açık giyinen kadınların teşhirci olduğunu söylediğin o an da çok fiyakalı görünüyordun gerçekten! Ama sen kadınları çok iyi tanırdın. Hem neydi, “Baudelaire’in de kadınlarla arası iyiydi” değil mi?

 

İnsan dediğin çelişkili bir canlıdır, yazdığıyla yaptığı birbirini tutmayabilir demek de mümkün tabi. Fakat sıranın kendi çelişkilerime odaklanabilmeme gelmesi için bu yazıyı yazmamı aradan çıkarmam gerekiyordu. Diyeceğim o ki bütün duygularımı bir yazıya sığdırmam zor. Bunları yazmış olmak bile seni gerçekten hakkıyla övebilmenin imkansız bir zamana kaldığını kanıtlıyor.

 

Sen değeri öldükten sonra anlaşılacak büyük filozof!
Seni sen daha yaşarken anlayamadığım için büyük bir sevinçle özür dilerim.

 

 

Ana görsel: Murat Morova

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YTropiklerin Şehrazadı Consuelo
Tropiklerin Şehrazadı Consuelo

Evlilik yaşamının boğuculuğu, Consuelo’nun sevme kapasitesini azaltıp yaşam gücünü de tüketecek güçtedir. Antoine, Consuelo’nun mutsuz evliliğini eşinin kalbinin bencilliğine; sevmekten çok, sevilmeye düşkünlüğüne bağlar.

Bir de bunlar var

Yurtlarda Yangın Çıkışı Yok
Duyuyorum
Ahlaklı Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Pin It on Pinterest