Uğradığım istismar, o kadar aleni, o kadar gündelikti ki, bunun istismar olduğunu anlamam on yıldan uzun bir zaman aldı.

MEYDAN

Ensestle Büyümek

Uyarı: Aşağıdaki yazı çocuklukta yaşanmış cinsel istismarla ilgilidir. Bu tür yazıları okurken daha önce yaşamış olduğunuz olayı/olayları zihninizde tekrar yaşayabilirsiniz, korku ve kaygılarınız yüzeye çıkabilir. Böyle durumlarda okumayı bırakmak, ihtiyaç duyduğunuzda, gücünüzü topladığınızda tekrar okumaya dönmek isteyebilirsiniz.

 

 

Bugün kırk yaşında bir kadın olarak bu yazının başına nihayet geçtiğimde, ellerim titriyor, kalbim güm güm atıyor, bayılacak gibi hissediyorum. Çünkü kırk yıldır taşıdığım bir sır bu ve şimdi burada, herkes duyacak. Fakat asıl korkum başka: Bu konu hakkında ne söylenebilir, kelimelere ne sığdırılabilir? Yaşanmadan anlaşılamayacak olağanüstü bir hayat, nasıl dile gelebilir?

 

Ensestle büyüdüğümü ilk anladığımda yirmi altı yaşındaydım. Hayatım intihar düşüncesiyle geçmişti, kollarımı kesmiştim, bir dönem kendimi uyuşturucuya vermiştim, anlam veremediğim cinsel sorunlarım vardı ama bunların hiçbirinin sebebini bilmiyordum. Sonra bir gün, böyle yaşamaya devam edemeyeceğimi anladım ve kendimi bir psikanalistin karşısında buldum. İlk görüşmemizdi. Hiç tanımadığım bir insandı. Ve ona, babam tarafından cinsel istismara uğradığımı söyledim.

 

Çok şaşırmıştım. Çünkü ben böyle bir şey bilmiyordum. Öyleyse nasıl söylemiştim? Bunu ben eğer biliyorduysam, nereden biliyordum?

 

Sonrasındaki on yıl, nasıl ve nerede istismara uğradığımı anlamaya çalışarak geçti. Uğradığım istismar, o kadar aleni, o kadar gündelikti ki, bunun istismar olduğunu anlamam on yıldan uzun bir zaman aldı. Günün birinde arayışı bıraktım ve anladım ki, babamın bana cinsel arzu duyduğu her an, cinsel istismardı ve bu, hayatımın bütünü demekti.

 

Babam, “gıdıklama oyunu” adını verdiği, tüm vücudumu ama özellikle vajinamı acıtarak sıktığı anlarda, ben çığlık çığlığa bağırarak anneme beni kurtarması için yalvarırken, annem odanın kapısında bekler, bizi izlerdi. Ben büyürken bu haftalık bir olaydı. Annem izlerken sinirlenir, kıskanır, kendini dışlanmış hissederdi. Yirmili yaşlarımda annem ve babam boşandığında annem bana, “siz ikiniz bir takımdınız, beni dışladınız” demişti. Yani benim bir yatağın üzerinde can havliyle çırpınışımı izleyen tek kişi, yaşanılanın benim de istediğim bir “oyun” olduğuna emindi.

 

Tabii bu görünürde olandı. Çünkü annem ve babamın ilişkisi bozulup boşanma noktasına geldiklerinde, annem çığlıklarıma müdahale etmeye, beni “kurtarmaya” başladı. Kapının kenarında durmak veya başka bir odaya gitmek yerine gelir ve bizi ayırırdı. Annemin müdahaleleri başladıktan kısa bir süre sonra “oyun” bitti. Fakat bu bitiş ancak annem ve babam boşanana kadar sürdü. Ben yirmi beş yaşında, annem ve babam boşandıktan sonra babamı yaşadığı şehirdeki evinde ziyarete gittiğimde, aynı “oyun” yıllar sonra tekrarlandı. Bu sefer izleyen ve “dışlanan” annem değil, kardeşimdi.

 

Yirmi beş yaşında bir kadın nasıl taciz edildiğini hemen anlamaz diye sorabilirsiniz. Bu soruyu sormamanın tek yolu, “ensestle büyümek” nedir, bunu anlamak. Bunu tek bir yazıda anlatmam mümkün değil. Ama bu bağlamda, amiyane tabirle, bir insanı kaynar suya atmak yerine, soğuk suya atıp yavaş yavaş kaynatmaya benziyor. Herkes için “normal” olanın, anne ve babası, daha doğrusu kendisini büyüten kişiler tarafından belirlendiği aşikâr. Bu kişiler bize “gerçekliğin” ne olduğunu sunan kişiler. Bu nedenle genellikle onların gerçekliklerinden kopmak için bir ömür harcıyoruz. Şimdi düşünün: Sözü edilmeyen bir ensest, kendinizi bildiniz bileli hayatınızın en sıradan gerçekliği olmuş. Tüm ev ahalisi, bu sözü edilmeyen ensestin mutlu bir aile tablosunun sıradan bir parçası olduğunda hemfikir olmuş. Sizi bu ortak hakikatin tahakkümünden kim kurtarabilir?

 

Aslında annem “beni dışladınız” derken bir bakıma haklıydı. Bunu sonradan anladım. Evde bana babamın ikinci karısı rolü biçilmişti. Annem ve babamın ilişkisindeki üçüncü figürdüm; varlığım ve benimle kurulan ilişki biçimleri, annem ve babam arasındaki mesafeyi ayarlamaya yarıyordu. İkisi de aralarındaki ilişkiyi yürütmek için beni araç olarak kullanıyorlardı. Babamın ikinci karısı olarak algılanışımın en somut örneği, annemin devlet hastanesindeki haftalık nöbetlerinde babamın yatağını paylaşma zorunluluğumdu. Bu bana bir ödül gibi sunulurdu. “Bak çocuk değil, erişkinsin, babanın yatağında yatıyorsun” denilirdi. Ben de her çocuk gibi büyümüş olmak istediğimden sevinmem gerektiğini düşünür, biraz da gururlanırdım. Fakat aynı zamanda rahatsız olurdum, gece uyuyamazdım. Babamla yatak paylaşmam böylece ben on dört yaşındayken annem emekli olana kadar devam etti. Ergenliğime babamla yatak paylaşarak girmemin ilerideki cinsel hayatım üzerinde yıkıcı bir etkisi oldu. Bugüne bugün, o yatakta başıma ne geldiğini tam olarak bilmiyorum. Neden terapistime babamla yatak paylaştığımı anlatmam uzun yıllar aldı, bilmiyorum.

 

Cinsellikle tanışma sürecimde, daha ben öpüşmemişken, annemin cinsellik konulu bilgilendirme ve telkinleri başladı. Bunlar arasında en iyi hatırladığım, bir gün bana banyoda “bir erkekle sevişmeyi reddedersen, bir daha penisi kalkmaz” demesiydi. Hiçbir cinsel tecrübesi olmayan benim zihnimde bu söz kaldı ve birlikte olduğum erkeklere hayır dememi zorlaştırdı. Ama daha da önemlisi, aklımda şu soru kaldı: Acaba kendi bilinçaltında bana “babana hayır deme” mi demek istiyordu?

 

Yıllar sonra annemle yüzleştiğimde, yirmi yıl kadar süren düzenli gıdıklama oyunlarımızı zar zor hatırladı. Kendisine neden orada durup izlediğini sorduğumda, “ama aynısını bana da yapıyordu” dedi. Ben de “ama seninle sevişiyordu, senin kocandı” dedim. Bu diyaloğu daha sonra on yıl üst üste tekrar ettik. Annem başıma gelenleri anlamamasının sebebini babasız büyümesine yoruyordu. Kendisine göre, bir baba nasıl davranır bilmediği için, babamın yanlış davrandığını anlamamıştı. Kendi söylediği sözleri niye söylediği hakkında ise bir fikri yoktu. Hiçbirini hatırlamıyordu.

 

Bütün bunlara rağmen, yaşananları kabul etmesi ve benim arkamda durması, annemle görüşmeye devam etme kararı almama sebep oldu. Fakat geçen gün, bu konu aramızda her açıldığında yaşanana benzer şekilde, annem yine benim ensestle büyüdüğümü unutmuştu. Yine saçma sapan bir şekilde, elimin ayağımın titremesine yol açarak bana babamdan bahsetti. Evliliğiyle ilgili hatırladığı başlıca şey kendi mağduriyetiydi çünkü kötü bir evlilik yaşamış ve dul kalmıştı. Bu yazıyı şu son diyaloğumuzun etkisiyle yazıyorum. Çünkü anneme şöyle dedim:

 

“Babam beni mıncıklarken nasıl sessiz sessiz izlediğini unuttun galiba.”

 

O da şöyle dedi:

 

“Yine bana tırnaklarını geçiriyorsun.”

 

Ben de ona dedim ki:

 

“Asıl sen biyografimi yazdığımda gör.”

 

İşte size biyografim. Bu son olay bana bir süredir planladığım bu yazıyı yazacak son enerji damlasını vermiş olabilir, fakat gerçek şu ki, hayat hikâyemi anlatmak ergenliğimden beri en büyük hayalimdi. Şimdi bu hayali gerçekleştirecek kadar dengede, huzurlu, özgür ve özne olabilmek benim için büyük bir mutluluk. Daha sonraki yazılarımda, babamla nasıl yüzleştiğimi, nasıl düzlüğe çıktığımı, ergenliğimi, ilişkilerimi yazacağım. Kafanızı utanç ve iğrentiyle öte yana çevirmeden, acımı fetişleştirmeden okuduğunuz için teşekkür ederim. Tabuları kırdık.

 

 

 

Görsel: Elaine Aruda, Anuncio.  

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YEnsestle Büyümek 4: Terapim
Ensestle Büyümek 4: Terapim

Serap hep vardı, çünkü Serap yitirilemez

MEYDAN

YEnsestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim
Ensestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim

Acıyla haz, istismarla seks ayrışmaz bir sarmal gibiymiş kafamda. Şimdi bu sarmalı çözüyorum.

MEYDAN

YEnsestle Büyümek II: Babam
Ensestle Büyümek II: Babam

Ah, babam nasıl anlatılır? Hiç bilemiyorum.

Bir de bunlar var

Felaket Turizmi: Filistin Günlüğü 2
Türkçe Dilinize Batmasın (Battı)
DNA’sı Silinmiş Evlatların Mezarı

Pin It on Pinterest