Acıyla haz, istismarla seks ayrışmaz bir sarmal gibiymiş kafamda. Şimdi bu sarmalı çözüyorum.

MEYDAN

Ensestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim

Uyarı: Aşağıdaki yazı çocuklukta yaşanmış cinsel istismarla ilgilidir. Bu tür yazıları okurken daha önce yaşamış olduğunuz olayı/olayları zihninizde tekrar yaşayabilirsiniz, korku ve kaygılarınız yüzeye çıkabilir. Böyle durumlarda okumayı bırakmak, ihtiyaç duyduğunuzda, gücünüzü topladığınızda tekrar okumaya dönmek isteyebilirsiniz.

 

 

 

Sanırım bu benim için yazması en zor yazı. Bir türlü başına oturamamış olmamın sebebi bu olmalı. Çünkü bütün bu hikâye içinde istismar sonrası cinselliğim en mahrem, en anlatılamaz konu. Bu yazı da benim hikâyem gibi bölük börçük olacak. Başka çare yok.

 

Geçen gün ergenliğimden biriyle görüştüm. On bir yaşımdan on sekiz yaşıma kadar aynı okulda okuduğum, hiç tanımadığım bir adam. Bütün ergenliğim boyunca beğenmişim ama kendime bir kere bile söylememişim. Beni yirmi sekiz yıldır tanıyor ama hiç tanımıyor.  Üç saat sohbet ettik. Ve ben o üç saate, bütün ergenliğimin görülme arzusunu doldurdum. Gömdüğüm yerden çektim çıkardım, önüne serdim.

 

İşte ben bu üçüncü yazıyı yazmayı planlarken, devamlı ertelerken, ergenliğim bana geri geldi. Çektiğim özgüvensizlik, saklanma arzusuyla görülme arzusunun çarpışması, hep geri geldi. Şimdi bu dönemleri bir rüya gibi hatırlıyorum; öyleyse bu yazıyla birlikte bu rüyayı yeniden yaşıyorum.

 

Değersizlik duygum o kadar fazlaydı ki sanki hep bu duyguyla doluydum. Diğer bütün duygular ancak bu duygunun üzerinde yer bulabiliyordu; kumdan bir zeminde hareket ediyorlar, bu duyguya batıp çıkarak anlamlanıyorlardı. Korkuyordum, ama neden? Korktuğumu bilemediğim kadar çok korktuğum şey neydi?

 

Sanırım en temel ön kabulüm şuydu: Biri beni beğense de, tanıdığı zaman sevmez. Hiç kimse beni sevemez. Ve beni sevmemelerini sağlayacak durumlar yaratarak hep hayalimi gerçekleştiriyordum aslında. Kulağımda annemle babamın bana ergenliğim başlarında sık sık dediği bir cümle yankılanıyordu: “Böyle yaparsan seni hiç kimse sevmeyecek.”

 

Bu sözle ilgili bir alışkanlık geliştirdim. Her duyduğumda bir duygusal kriz yaşıyor, annemlerin ecza dolabındaki ilaçlardan bir kısmını kendi dolabıma saklıyordum. Bir iki kere topluca aldım, ne olduğunu bile bilmediğim ilaçlar, karnım ağrıdı, bir şey olmadı. O ilaçlar lise sona kadar dolabımda kaldı. Odamı benden habersiz taşıdıklarında ortadan kayboldular. Bu konu hiç konuşulmadı.

 

Ortaokul lise yıllarım dönemsel saplantılarla geçti. Bir erkeğe takılır, iki sene onu hayal ederdim. Kimsenin haberi olmazdı. On bir yaşında gittiğim yurtta ilk yıllar çok eziyet çektim. Bir şekilde her yerde, bütün ilişkilerimde şiddet buluyordum, arkadaşlık ilişkileri dâhil. Bu şiddet bulma durumu cinsel hayatımın başlamasıyla farklı bir hal aldı. İlk öpüşmemi hatırlıyorum. Berbat bir şeydi. Aslında istemiyordum ama beni öpmüştü ve hayır diyememiştim. Arabasının içinde göğsümü ellemişti, hiç istememiştim ama donmuştum. O süreçten sonra yıllar içinde donmak sıradan bir pratik oldu. Fakat ben uzun yıllar donduğumu bilmedim. Zevk almadığımı bile fark etmedim. Zevk aldığımda ise korkunç bir suçluluk duygusuyla geliyordu bu. Her sevişmemde, sanki babamı ayartıyordum. Evet, benim için cinsel zevk her zaman babamı ayartmanın korkusu ve suçluluğuyla geliyordu. Bunu yıllar sonra anladım.

 

Lise sonda bir sevgilim oldu. Uzun soluklu. Bekâretimi kaybettiğim günü hatırlıyorum. Çok heyecanlıydım. Hiç hazır değildim ama beni beğensin istiyordum. Aklımda bir yerlerde ilkokulda okuduğum Gülten Dayıoğlu’nun Yeşil Kiraz’ında başkarakterin kalbini kıran adamla yatarak bakire, yani temiz olduğunu kanıtlayışı vardı. Bekâret karşıdaki insana verilecek bir şeydi. Benim olmayan bir şeyi üzerimden atarak özgürleşecektim.

 

O ilişkimde annemin sözünü tuttum ve asla hayır demedim. İstesem de istemesem de. Bazen de hayır demeye çalıştım, çok uğraştım, duyulmadı.

 

Bana istemeden eziyet eden bu sevgilimi, en yakın arkadaşlarımdan birinin uzun soluklu sevgilisiyle aldattım. Bu olayı öğrendiklerinde o kadar etkilendiler ki birbirlerine bağlandılar. Şimdi evliler, çocukları var. Bu sevgilime beni istismar ettiğini söyleyen, her şeyi itiraf eden bir mail attım. Babamdan alamadığım öcümü ondan almıştım. O yaştan sonra, bana şiddet gösteren herkese kendisinden nasıl şiddet gördüğümü anlatan bir mail atıp hayatımdan öyle çıkardım. Yapabildiğim tek şey buydu. Yitirdiğim gücü tek geri alma yöntemim.

 

Üniversitede uzun yıllar süren bir ilişkim oldu. Âşıktım. Fakat ona karşı hissettiğim bütün duygular bir noktada acıya dönüşüyordu. Sevmek acıya dönüşüyordu. Sevilmek acıya dönüşüyordu. Sevgisini gösteremeyen birini bulmuştum. Tek gösterebilme biçimi sevişmekti. Bir de bana şarkılar yapmak. Bu adam, Ahmet, o dönemde sahip olduğum tek aileydi. Beraber akla gelebilecek tüm psikedelik uyuşturucuları denedik. Birkaç sene farklı bir dünyada yaşadım. Merkezi ben olduğum, her şeyin sonsuz bilgi ve sevgi olduğu bir dünya. Sınırların olmadığı bir dünya. Orada başka bir Serap vardı ve benim gözümde asıl Serap oydu. Fakat bu cennet aynı zamanda cehennemdi. Çünkü kendi iç gerçeğime gömüldükçe dış dünyanın varlığı benim için muğlaklaşıyordu. Sanki tüm yaşamım benim hayalimde gerçekleşiyordu. Bu hayalin içinde bir kişi daha vardı, ama o kişi de gerçek kılmaya çalıştığım bir hayaldi aslında.

 

Üniversite ikinci sınıfta ev arkadaşım sevgilisinden cinsel şiddet görmeye başladı. Her şey yan odada oluyordu; seslerini duyuyordum. Ahmet’e söyledim. Hepsi senin zihninde dedi. Bana küstü. Ayrıldıklarında hepsinin gerçek olduğunu anladım. Hissettiğim her şeyin. İki sene uyuyamadım.

 

Uyuşturucuyu bıraktıktan, düzenli cinsel şiddete tanık olduktan ve Ahmet’le ilişkimiz bozulduktan sonra kendime zarar vermeye başladım. Hatırlıyorum, bir yaz bütün bir yaz o sırada evli olan annem ve babamın evindeydim. Kollarım kesiklerle doluydu ve açıktaydı. Kimse bir şey demedi. Kimse kafasını çevirip kollarıma bakmadı. Korkunç kavgalarımızdan biri sırasında kendimi öldürme tehdidiyle ekmek bıçağını salladığımda Ahmet ailemle konuşmuştu, yardım edin demişti, duymazdan gelmişlerdi.

 

Ahmet’le olan ilişkimde, aşırı kalbim kırıldıktan sonraki sevişmelerimiz çok zorlu oldu. Onu isteyemeyecek kadar kırgındım, ama hayır da diyemiyordum, hem hayır demeyi bilmediğim için, hem de onu aslında hala çok istediğim için. Böylece bu hikâye de benim kafamda bir cinsel istismar vakasına dönüştü. Bunu ona söylediğimde Ahmet çıldırdı. Bugüne bugün bu geçmişle barışamamış olmasının sebebi belki de bu.

 

Sevgililik bittikten sonra uzun süre sevişmek için evime geldi. Gelir, sevişme bitince apar topar giderdi. Hayır diyemezdim. İçim acırdı. Beni sevmesi için onunla sevişmek zorundaydım, aynı babamla olduğu gibi. Aldığım cinsel haz yine acıyla iç içe geçmişti.

 

Kendimi kestiğim dönemde Ahmet’e de saldırmaya başladım. Vururdum, eşyalarını fırlatır kırardım. Bir kere saçını çektim, bir tutam koptu. Alıp bir gazete kâğıdına sakladım. Hala duruyor. Evet, hayatımda kendimden en nefret ettiğim, kendimi yok etmeyi en çok istediğim anın hatırasını sakladım. Kendimi cezalandırmak için, asla sevilmeyi hak etmediğimi kendime hatırlatmak için. Belki de kendi acım ilk defa kendi bedenimde değil, başkasının bedeninde cisimlenmişti. Fakat bundan özgürleşerek çıkmadım. Çünkü bu insanı kendimi sevdiğimden fazla seviyordum.

 

Ahmet’e evliliğime kadar saplanıp kaldım. Birkaç sene beni oyaladı; ne istiyor, ne istemiyordu. Kendisine çektirdiklerimden dolayı beni cezalandırıyordu. Bu cezalandırma dönemi sırasında hayatımdaki en iyi sevişmelerden birini yaşadığım, gerçekten beğendiğim bir adamla karşılaştım. Kaçtım. O andan itibaren, ne zaman bir erkekle aramda gerçek bir ten uyumu varsa kaçtım. Arka planda şu düşünce: Ben cinsel haz duymayı hak etmiyorum, ben zavallı, rezil bir kadınım, bu gerçeği eninde sonunda herkes fark edecek ve beni terk edecek. Herkes benim cinsel sorunlarım olduğunu bilecek, beni küçümseyecek, aşağılayacak, terk edecek. Herkes benim babamı ayarttığımı bilecek, yakın arkadaşımın sevgilisini ayarttığım gibi, sevişmek istemediğim türlü türlü adamları ayarttığım gibi, herkes benim orospu olduğumu bilecek, aşağılayacak, terk edecek.

 

Ahmet’i kafamdan çıkarmaya çalıştığım, cinsel sorunlarımı keşfettiğim dönemde, sadece tabelasını görerek randevu aldığım erkek psikoloğun bana ilk görüşmemizde söylediği geliyor aklıma: “Bir erkekle sevişirken boşalmazsan seninle bir daha sevişmek istemez, seni terk eder” demişti. Biliyordum bana bunu bu şekilde diyen adam bir canavardı, fakat ben bu sözü yine de unutamadım.

 

Üniversite birinci sınıfta arkadaş grubumun içinde beni  beğenen bir adam vardı. Tipini itici, zekâsını kıt bulduğum bir adam. Hep peşimdeydi. Midemi bulandırıyordu. Bir akşam çok sarhoş oldum. Sevişmek istiyordum. Bu adamla seviştim. O ana kadar duymadığım bir istekle, göstermediğim bir performansla. Evet, ancak iğrendiğim bir adamla sevişirken kendim olabilmiştim.

 

Uzun yıllar süren terapimin sonucunda nihayet bütün bu hikâyelerdeki temel motivasyonumun kendimi cezalandırmak olduğunu anladım. Acıyla haz, istismarla seks ayrışmaz bir sarmal gibiymiş kafamda. Şimdi bu sarmalı çözüyorum.

 

Ergenliğimden itibaren bana hep sanki bir fiziksel engelim var gibi gelirdi. Aslında ben engelliyim, ama bunu kimse bilmiyor gibi gelirdi. Belki de engelli olmaya özenirdim. Çünkü o zaman, bedenime kazınmış bu yara görünmez olmayacaktı. Ve eğer benim bu yaralı bedenimi olduğu haliyle herkes görebilseydi, o zaman utanmam gerekmeyecekti.

 

Artık utanmıyorum. Sanırım bu yazı bu anlama geliyor. Serap artık utanmıyor.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YEnsestle Büyümek 4: Terapim
Ensestle Büyümek 4: Terapim

Serap hep vardı, çünkü Serap yitirilemez

MEYDAN

YEnsestle Büyümek II: Babam
Ensestle Büyümek II: Babam

Ah, babam nasıl anlatılır? Hiç bilemiyorum.

MEYDAN

YEnsestle Büyümek
Ensestle Büyümek

Uğradığım istismar, o kadar aleni, o kadar gündelikti ki, bunun istismar olduğunu anlamam on yıldan uzun bir zaman aldı.

Bir de bunlar var

Gezi Direnişi: Duvar Yazıları, Pankartlar
Hayatlarımız Koşullu Değil: Sarah Hegazi ve Yabancılaşma Üzerine
Biraz Sakinleşebilir Miyiz?

Pin It on Pinterest