Ah, babam nasıl anlatılır? Hiç bilemiyorum.

MEYDAN

Ensestle Büyümek II: Babam

Aşağıdaki yazı çocuklukta yaşanmış cinsel istismarla ilgilidir. Bu tür yazıları okurken daha önce yaşamış olduğunuz olayı/olayları zihninizde tekrar yaşayabilirsiniz, korku ve kaygılarınız yüzeye çıkabilir. Böyle durumlarda okumayı bırakmak, ihtiyaç duyduğunuzda, gücünüzü topladığınızda tekrar okumaya dönmek isteyebilirsiniz.

 

 

Not: Bu yazı Ensestle Büyümek serisinin ikinci yazısıdır. İlk yazı şurada.

 

 

*****

 

Ah, babam nasıl anlatılır? Hiç bilemiyorum. Öncelikle hâlâ hayatta. İkinci karısı ve ondan doğan kızıyla son derece muteber bir hayat sürüyor. Evet, yanlış duymadınız, istismar edebileceği bir küçük kızı var şu an. Zengin, tanınmış, herkesin saygıyla önünde eğildiği, iş hayatında mutlak iktidarı tecrübe edebildiği, yatıyla, havuzlu villasıyla, üstü açık arabalarıyla tam teşekküllü bir hayata sahip.

 

Ben çocukken böyle bir lüks içinde değildik, ama itibarlı bir işi vardı ve herkesin saygısını, daha da önemlisi korkusunu uyandırırdı. Onun altında çalışanlar yüzünü gördüklerinde korkuyla titrerlerdi. Korkuyu saygı zannederdi ve kendisine saygı duyulması hayattaki en önemli önceliğiydi.

 

Yine de hiç kimse ondan benim korktuğum kadar korkmazdı. Bunun sebebi ne zaman ne şekilde geleceğini asla bilemediğim dayaktı. Birçok istismar mağduru gibi ben de çocukluğumu doğru düzgün hatırlamıyorum. Niye dövüldüğüme dair bir fikrim yok örneğin. Çünkü her zaman uslu bir çocuk olduğum söylenir; elime bir kitap verildiğinde saatlerce aynı yerde otururmuşum.

 

Yıllar sonra, babam kardeşimi de dövmeye başladığında, dövülmeme vesile olan sebeplerin ne kadar eften püften olduğuna şahit oldum. Aslında bunu da çok iyi hatırlamıyorum, fakat annemin hep anlattığı bir sahne var. On saatlik bir araba yolculuğuna çıkmışız, o zaman iki yaşında olan kardeşim sıkılmış. Babam da arabayı yol kenarına çekip kardeşimi evire çevire dövmüş. Kardeşim bu olaydan sonra konuşmayı bırakmış (sonra dört yaşına kadar konuşmadı). Tabii annem yine sadece izlemekle yetinmiş. Ama unutmamış, bu da bir şey herhalde. Muhtemelen kardeşimin niye konuşmadığı bir ailevi kriz olduğu için unutamadı bu olayı. Kardeşim izin vermedi.

 

Babam beni dövmeyi takriben on dört yaşımda bıraktı. Bu öyle kendiliğinden olmadı. Benim adıma müthiş bir başarıydı. Yani o zaman öyle hissetmiştim. Çünkü ergenliğimde bu dayaklara karşı kendimi savunmak için yeni bir yöntem geliştirmiştim. Beni döveceğini anladığımda, karşısına geçip “Döv! Döv!” diye bağırmaya başlıyordum. Bu bana o kadar güçlü hissettirmeye başladı ki en küçük gerginlikte “Döv!” diye bağırmaya başladım. Bunun sonucunda babam beni dövemez hale geldi. Tam dövecekken şaşkınlığa uğruyor, ne yapacağını bilemiyordu. Bu dönüşümün en büyük katkısı benden dokuz yaş küçük kardeşime oldu. Çünkü beni dövmeyi bırakırken onu da dövmeyi bıraktı.

 

Ergenliğimdeki dövülme anlarımı hatırlıyorum. Ama sadece o anı hatırlıyorum, öncesi sonrası yok. Kendi kendime şunu tekrarlıyordum: “Acımıyor.” Diyordum ki: “Benim canımı asla acıtamaz, çünkü ben bir şey hissetmiyorum.” Sanırım gerçekten hissetmiyordum. Başka birine oluyor gibiydi. Bu yazdığım da başka mağdurlara çok tanıdık gelecek.

 

Cinsel istismar anları da böyleydi. “Oyun” başladığında boğuşmaya bir süre devam ederdim. Ne zaman ki babam üzerime oturup iki kolumu bacaklarının arasına kıstırırdı, o zaman savaşmayı bırakırdım. Çünkü tabutta yatar gibi, kafamdan başka hiçbir yerimi hareket edemez olurdum. İşte o pes etme anının kendine has bir duygusu vardı. O duygu geldikten sonra artık o bedende olmayı bırakırdım. Bunların hepsini başka biri yaşardı. Bana zarar verilemezdi, çünkü ben o sırada orada değildim. Bu disosiye olma pratiği ömür boyu benimle kaldı. Uzun yıllar ne zaman ağır bir ruhsal acı duysam, hep başkasına oluyor, rol yapıyorum gibi geldi.

 

Ben büyürken annem geç saatlere kadar çalışıyordu. Bu yüzden okul sonrası vaktim hep babamla baş başa geçti. Temel bakım verenim babamdı. Hiçbir ruhsal ihtiyacımı görmeyen, benimle oynamayan, beni okşamayan, tüm duygusal ihtiyaçlarını gidermemi bekleyen, beni daimi kıskanan, benimle devamlı kavga eden, tüm derdinin dışarıdan nasıl göründüğü olduğunu düşündüğüm bir kadındı annem. Kendini anne gibi hissetmiyordu. Annemin yokluğunda babama sığınmıştım.

 

Bunun benim için ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu tahmin edebilirsiniz. Benim için sevilmek, karşımdakini mutlu ve tatmin etmenin karşılığında verilen bir ödüldü. Her zaman bir bedeli vardı. Babamla gıdıklama oyununu oynamak, onun yatağında yatmak, hayattaki başlıca bağlanma eylemini gerçekleştirdiğim kişinin beni sevmesi için katlanmam gereken şeylerdi. Daha da önemlisi, bu eylemleri seviyormuş gibi yapmak, sevdiğime inanmak zorundaydım. Yoksa babam beni sevmezdi, terk ederdi. Ama daha önemlisi, ve asıl korkum, beni öldürürdü. Evet, cinsel istismar ve dayağı gündelik olarak tecrübe etmenin getirdiği buydu: En derindeki hissiyatım şuydu ki, eğer istediği çocuk, istediği kadın olmazsam, beni öldürecekti.

 

Elbette bütün bunların sorumlusu bendim. Öldürülmeyi hakediyordum, çünkü ben iğrençtim. Pistim, aşağılıktım. Her çocuk gibi ben de annem ve babamın ilişkisinin sorumlusu olduğumu hissediyordum. Dövülmemin sorumlusu olduğumu hissediyordum. Ve elbette babamın cinsel arzusunun sorumlusu olduğumu hissediyordum. Şu yaşıma kadar bütün hayatım bu sorumluluğun kefaretini ödeyerek geçti. Var olduğum için kendimi cezalandırdım.

 

Fakat ölmedim. Bunu da beni seven, sekiz yaşıma kadar yaz tatillerini yanlarında geçirdiğim babaannem ve dedeme borçlu olduğumu düşünüyorum. Birileri beni sevmiş olmalı. Ve babaannem ve dedem beni gerçekten sevdiler.

 

Bir yıl kadar önce babamın karısıyla yazıştım. Ona pervert kişiliğin oluşumuyla ilgili, babamın çocukluğunu, daha bebekken annesinden gördüğü ağır şiddeti bire bir anlatan bir bilimsel makale gönderdim. Okuyacağım dedi. Buna rağmen evliliğini devam ettirdi. Hâlâ sekiz yaşındaki kızını o evde büyütüyor.

 

Babamla yüzleştiğimde ise otuz dört yaşındaydım. Ağaçlar arasında, manzaralı bir çay bahçesindeydik. Ona büyürken vajinama dokunduğu için onu affettiğimi söyledim. O bana şöyle dedi:

“Vajinana dokunmadım, dört parmak yukarısına dokundum.”

 

Bu çok acayipti, çünkü vajinamın dört parmak yukarısı, büyürken yaşadığım FMF (akdeniz humması) krizlerinde, akıl hastanesi yatışlarımda sancıdan saatlerce kıvrandığım zamanlarda acıyan yerdi. Çocukken de mi beni başka bir yere dokunduğuna inandırmıştı? Fakat ben direttim:

“Nereye dokunduğunu çok iyi hatırlıyorum baba. Gösterebilirim şu an.”

 

Afalladı. Sonra bana şunu dedi:

“Hayattaki en büyük korkum çocuğumu istismar etmekti. Ben seni istismar etmedim Serap.”

 

En büyük korkusu. Yani en büyük arzusu. Devam etti:

“Terapistim de yıllarca benimle görüşmeme sebebinin bu olduğunda ısrar etti. Ona bile söylemedim.”

 

Annemden boşandıktan, annem babamın kendisini nasıl yıllarca aldattığını tüm şehre ilan ettikten ve amcam öldükten sonra babam bir dönem intihar düşünceleriyle dolmuş, terapiye gitmişti. Bu terapist onun hayatta gerçek bir bağ kurabildiği tek erkekti. ‘Ona bile söylemedim.’ derken inkâr ettiğini sanıyordu ama itiraf etmişti.

 

Babamı affetmedim. Affettiğimi söylemek bana güçlü hissettirmişti. O an tüm varlığımla inanmak istemiştim buna. Ama daha sonra, bütün bu diyalogda, bir tek affettiğimi söylemiş olmak ağır geldi bana. Çünkü benzer şeyler yaşayan birçok insanın da dediği gibi, affetmek zorunda değilim. Ömür boyu affetmek zorunda değilim.

 

Yine de onu affettiğimi düşündüğünü sanmıyorum. Çünkü zaten uzun yıllardır yüzümü görmedi. Çocuğumla tanışmadı. Bundan dolayı bana karşı çok öfkeli. Haksızlığa uğradığını düşünüyor. Bunu da akrabalarımıza “Serap bana iftira atıyor” dediği için biliyorum. Sanırım istemeden etrafındakilere itiraf ediyor. Benim için hoş bir şey.

 

Gerçekte beni öldürmek istedi. Yoketmek istedi. Çünkü annesinden nefret ediyordu. Bütün kadınlardan nefret ediyordu. Ve ben onun için bütün kadınlar oldum.

 

Bana “sen bir hiçsin” dedi. Ben de ona diyorum ki: Hayır, ben varım. VARIM.

 

 

 

 

 

 

Görsel: Antonio Saura

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YEnsestle Büyümek 4: Terapim
Ensestle Büyümek 4: Terapim

Serap hep vardı, çünkü Serap yitirilemez

MEYDAN

YEnsestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim
Ensestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim

Acıyla haz, istismarla seks ayrışmaz bir sarmal gibiymiş kafamda. Şimdi bu sarmalı çözüyorum.

MEYDAN

YEnsestle Büyümek
Ensestle Büyümek

Uğradığım istismar, o kadar aleni, o kadar gündelikti ki, bunun istismar olduğunu anlamam on yıldan uzun bir zaman aldı.

Bir de bunlar var

Betül Celep 29 Mart 2017 Basın Açıklaması: Boyun Eğmeyeceğim
İstanbul Sözleşmesi bizim neyimiz olur?
Seçimin Bedeli: Üreme Sağlığı Hakları Elinden Alınmış Kadınları Fotoğraflarken Öğrendiklerim

Pin It on Pinterest