Serap hep vardı, çünkü Serap yitirilemez

MEYDAN

Ensestle Büyümek 4: Terapim

Uyarı: Aşağıdaki yazı çocuklukta yaşanmış cinsel istismarla ilgilidir. Bu tür yazıları okurken daha önce yaşamış olduğunuz olayı/olayları zihninizde tekrar yaşayabilirsiniz, korku ve kaygılarınız yüzeye çıkabilir. Böyle durumlarda okumayı bırakmak, ihtiyaç duyduğunuzda, gücünüzü topladığınızda tekrar okumaya dönmek isteyebilirsiniz.

 

 

Bugün bu serinin ilk yazısı çıkacak. Çok heyecanlıyım. Acaba bu bana ne ifade ediyor, bilemiyorum. Çok büyük bir şey, ama ne? Sanırım daha terapistime anlatmadığım için tam olarak anlamlandıramıyorum.

 

Psikanalize başlayalı on iki yıl olmuş. Dört yıl bir terapistle, iki yıl ara, altı yıl diğeriyle. İlk terapistim Derya hanım meşhur biriydi. Ciddi, ağır bir duruşu vardı. Ona hemen güvendim. Hayatımdaki en önemli insan oldu. 

 

Terapimin ilk yılı hayatımın en ağır yıllarından biriydi. Sanki hayatımın her anı istismarımı hatırlayarak geçiyor gibiydi. Babamla görüşmeyi daha kesmemiştim. Babamı her gördüğümde bütün vücudum yanmaya başlıyordu. Bir süre sonra bu yanmalar gündelik bir hal almaya başladı. Bedenimde bir şeyler oluyordu ama ne olduğunu anlayamıyordum. Beni o dönemde ayakta tutan bir arkadaşım ve kedim oldu.

 

Analizimin birinci yılının sonunda kocamla tanıştık. On yıllık bir evliliğin ardından geçen yıl boşandık. Bu da başlı başına olağanüstü bir hikâye, fakat kızımı etkileyecek bir duruma sebep olmamak için ayrıntılı bahsedemiyorum. Evet, bir kızım var. Dört yaşında. Eğer bu yazı bir yeniden doğuş hikâyesiyse, belki de asıl başkarakter kızım olmalı. Ona da geleceğim.

 

Sonuçta ben, anlattığım bütün o yaşanmışlıklardan sonra, beni asla istismar etmeyeceğine emin olduğum bir adamla evlendim. Kendini iyi olmaya adamış, ama iç dünyasına bakmaktansa ölmeyi tercih edecek bir adamla. Asla istismar edilemeyecek olmanın bedeli çok büyüktü. Fakat şöyle ya da böyle, ben bu bedeli ödemeye razıydım. Kocamın karısı değil, çocuğu oldum, şefkatle büyüttüğü hasta bir çocuk oldum. Böylece bana zarar vermeyen bir babayla çocukluğumu tekrarladım. Huzur buldum. 

 

Bir evim, bir ailem vardı. Giyinirken bile odamın kapısını kapatmama izin vermeyen bir babadan, uzun yıllar bitmeyen yatılı okullardan sonra, güvenli bir ev benim için her şeydi. Fakat bu yetmedi. Analizim devam ediyordu ama yol alamıyor gibi hissediyordum. Çok pahalıydı; param yoktu. Kendi kazandığım sınırlı parayla anca geçiniyordum; analizimin parasını annemden almak zorundaydım. Bu bana çok ağır geliyordu.

 

On altı yaşımdan beri devam eden kronik sırt ağrılarım korkunç bir hal aldı. Terapistim ilaç kullanmama kesinlikle karşıydı. Katı ve kuralcıydı. Kendimi bir anda deli bir iş yoğunluğu içinde buldum. Terapiyi bıraktım. Bu terapi sürecinin beni ne kadar zorladığını, bir akademik makalede çocuk istismarı mağdurlarıyla çalışırken terapistin aşırı katı davranmasının mağdur tarafından şiddet olarak tecrübe edildiğini okuduğumda anladım. 

 

Fakat ensest hikâyemin peşini bırakmadım. Benim başıma ne gelmişti? Neden böyleydim? Bunun cevabını arıyordum, yana yakıla. Mutlaka benim hatırlamadığım bir şeyler olmuştu, çünkü bu basit “oyun” bu kadar çok tahribat yaratamazdı. Niye hatırlayamıyordum?

 

Rüyalar, rüyalar. Elimde sadece rüyalar vardı. İki kişinin ellerinin üzerimde dolandığı rüyalar. Ben birileriyle sevişirken babamın içeriye girdiği rüyalar. Babamla seviştiğim rüyalar. 

 

Aradan iki yıl geçtikten sonra, gerçeği bulma yolculuğumda uçurumdan atladım. On beş gün süren bir meditasyon inzivasının sonunda ölmeye yattım. Bilmek istiyordum, bana ne olduğunu, her ne pahasına olursa olsun. Yatağa uzandım ve istismarımı bütün bedenselliğiyle baştan yaşadım. Ertesi gece Bakırköy’e yatırdılar.

 

Hastaneye yatırılmadan önceki geceyi hatırlıyorum. Ailemden kimse o geceyi hatırladığıma ikna olmadı, ama ben her detayı hatırlıyorum. Nasıl altıma yaptığımı, kocama ben tanrıyım dediğimi, bana secde etmeye zorladığımı, beni duşta yıkamasını istediğimi, yıkarken “Baba, yapma n’olur” diye çığlıklar attığımı, onun hüngür hüngür ağladığını. Hepsini hatırlıyorum. 

 

Başarmıştım. Asla dönemediğim erken çocukluğuma, varlığını bile bilmediğim o Serap’a dönmeyi başarmıştım. Ama bir yandan da, bütün bunlar olurken, Serap dışarıdan izliyordu. Evet, tavanda bir yerden izliyordu. İki Serap ancak yıllar sonra, ikinci terapistimin koltuğunda birleşti. Tek bir insan oldu.

 

Yıllar sonra terapistimin karşısında, beş aylık hamile halde, o malum güne dönecek kadar derin bir bilinçaltı yolculuğu yaptığımda, tavşan deliğinden aşağı kendimi nihayet atabildiğimde, bana yıllar boyu bilinçaltımda kendimi tanrı sandığımı, çünkü ancak tanrı olursam hayatta kalabileceğimi hissettiğimi söylemişti. Çünkü babam o an tanrıydı. Ve ben babamla özdeşleşerek hayatta kalmıştım. 

 

Yoksa bunları ben mi ona söyledim? Fark etmiyor.

 

İkinci terapistim Ali bey, hastanenin benim için seçtiği kişiydi. Yaşça benden küçüktü. Yıllarca ona güvenemedim. İlk terapimin başarısızlığından ağzım yanmıştı; hem gencecikti, hem de bir erkek. İlk seneler hastaneye gittim geldim, sonra başka ofislere. Altı yıl olmuş. 

 

Hastaneye yattıktan sonra babamla uzun yıllar aradan sonra tekrar görüşmeye başladım. İkinci yazıda anlattığım gibi, onu affettiğimi sanıyordum. Bahsi geçen yüzleşme de bu süre zarfında oldu. Babam kendisinden kopmamdan dolayı ilk terapistimi suçluyordu; bir gün “ondan nefret ediyorum” demişti. İkinci terapistimi bırakırsam bir sonraki terapistimi kendi seçmek istediğini söylemişti. Beni istismar edilmediğime inandıracak bir terapist istiyordu.

 

İlk yıllar terapiyi bırakmayı çok düşündüm. Eski kocam Ömer de bırakmam konusunda bana çok baskı yaptı. Diyordu ki, artık babanla da görüştüğüne göre, bu konuları geride bırakmalısın, unutmalısın, hayatına devam etmelisin. Sahip olduğun kadarıyla yetinmelisin; daha fazlasını istememelisin. Tabii bunu kendi için istiyordu. Çünkü evliliğimdeki mutsuzluğumun üstüne gitmemi istemiyordu.

 

Birkaç sene düzensiz bir şekilde evlilik terapisine gittik. İlk evlilik terapistini, “babanız sizi bilerek istismar etmemiştir, istemeden yapmıştır” dediğinde bıraktım. İkinci evlilik terapisti ise, benim hikâyemle asla yüzleşemedi; bu psikoz geçirmiş hastanın anlattıklarını inanamayacağı kadar olağanüstü buldu. Tıp kitaplarından vajina resmi göstermek dışında cinsel sorunlarıma da herhangi bir çözüm öneremedi. Onu da, beni hastaneye yattığım günle ilgili en ince detayları kendisine anlatmaya zorladığı gün bıraktım. 

 

Bu ikinci evlilik terapistine gittiğimiz dönemde hamile kaldığım zaman, bana çeşit çeşit ilaçlar verdiği halde bir türlü stabil olmamı sağlayamamış, bana karşı acıma duygularının önüne geçemeyen psikiyatristim de hamileydi. Bir anda ilaçları kesmek, yeni bir psikiyatristle devam etmek zorunda kaldım. Bu yeni psikiyatrist benim için müthiş bir şans oldu. 

 

Hamile kaldığımı öğrendiğimde şaşkın bir mutlulukla doldum. Çocuk sahibi olmayı çok istiyordum ama psikiyatristim bunun için önce ilaçları bırakmam gerektiğini söylüyordu. Onun bu sürekli vurgusu beni paniğe sevk ediyor, asla ilaçları bırakamayacağım için ümitsizliğe kapılmama sebep oluyordu. Zaten ilaç kullanmamın sebebi kontrol edilemez bir panikti. Kısır döngüye yakalanmıştım.

 

Yeni psikiyatristim ise bana bambaşka bir şekilde yaklaştı. Sadece hayatta kalmayıp, kendime mesleki açıdan tatmin edici ve düzenli bir hayat kurduğum için beni kutluyordu. Müthiş kuvvetli olduğumu düşünüyordu. Hamileliğim boyunca hiç ilaç kullanmam gerekmeyeceğini söyledi ve dediği gibi de oldu.

 

Hamileliğimde tüm hayatımı durdurdum ve kendimi sadece analizime verdim. Çocuğum için yapmam gereken tek şeyin bu olduğunu düşündüm, çünkü o artık bir “kader”in ürünü olmayan, özgür bir anneye doğmalıydı. Tüm ilgi ve dikkatini ona verebilecek bir anneye.

 

Analizimde adım adım derinleştikçe, yukarıda bahsettiğim, hastaneye yatmamla sonuçlanan güne geri dönüş yaklaşıyordu. Hamileliğimin ilk beş ayında terapistimin koltuğunda bütün çocukluğumu baştan yaşadım. Hayır, hatırlamadım, çünkü zaten hatırlıyordum. Baştan keşfetmedim, çünkü başıma gelen her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyordum. Ama yaşamak bambaşka bir şeydi. 

 

Ve orada, o koltukta, ben terapistime güvendikçe, kocam babam olmaktan çıktı. Evliliğim de bitti. 

 

Hastaneye yattığım günü konuşacağımız seans öncesinde çok heyecanlıydım, yemeden içmeden kesilmiştim, midem bulanıyordu. O gün o konunun konuşulacağını, o akşamın baştan yaşanacağını biliyordum, çünkü geriye bir tek o kalmıştı. Öncesinde yeni psikiyatristimi aradım. 

 

Kendisine sordum: “Ya tekrar hastanelik olursam?” 

 

Bana dedi ki: “Artık hastanelik olmayacaksın. Çünkü önceki sefer orada bir Serap yoktu. Şimdi Serap var. Bundan sonra Serap artık hep var.”

 

Terapistimin koltuğunda korkunç bir heyecan içerisindeydim. Yıllar önce, bilinçaltımın asla yüzeye çıkmaması gereken bir parçasını saklandığı yerden koparıp almıştım, altüst olmuştum. Şimdi aynı parçaya, aynı kopuşa geri dönmek, belki de hayatım boyunca sahip olmadığım bir cesareti gerektiriyordu.

 

Öne doğru eğildim. O güne kadar kimseye anlatmadığım o geceyi en ince detayına kadar anlattım. Terapistime o an niye kendime uzaktan baktığımı, hepsini niye başkası yaşıyor gibi geldiğini, niye parçalandığımı sordum. 

 

Öne doğru eğildi ve yumuşakça konuştu: “Mesafe almak istemişsiniz.” Bu sözü öyle şefkatle, öyle sarmalayarak söylemişti ki, o an o benim hiç sahip olmadığım annemdi. Ve ben o sırada anladım ki, sadece banyoda kocama “baba, n’olur yapma” diye bağırdığım anı kastetmiyor. Bütün hayatımdan bahsediyor. Kendimi bildiğim bileli çoktan parçalanmış olan Serap’tan bahsediyor. Ve o Serap artık var. Mesafe almak istediğinde de vardı, çünkü bu korkunç eylem tam da onun özneliğinden doğuyordu. Serap hep vardı, çünkü Serap yitirilemez. 

 

O gece annem bize geldi. İlk yazıda bahsettiğim diyaloğun bir benzeri yaşandı. Kendisiyle babamın istismarına dair ilk yüzleşmemizi hatırladım. Dönüp yanındaki arkadaşına, “Ayşe, başıma ne geldi, başıma ne geldi!” demişti.

 

Gece yatakta huzursuzlukla dönüp durdum. Dalmışım. Üçe doğru uyandım. Korkunç bir yalnızlık. Kimsesizlik. O gün bütün hayatımla yüzleşmişim. Geriye hiçbir şey kalmamış. Ölmüşüm ve yeniden doğmuşum. Fakat paylaşılamaz bir şey bu.

 

O anda kızım karnımda ilk tekmesini attı. Şaşkınlığa uğradım. Ve sorgusuz sualsiz bildim. Ben “kimsem yok” derken o bana cevap vermişti. “Ben varım” demişti. Evet, ben vardım. Ve artık o da vardı. Biz vardık.

 

 

Ana görsel: Remedios Varo

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

MEYDAN

YEnsestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim
Ensestle Büyümek III: Ergenliğim, Cinselliğim

Acıyla haz, istismarla seks ayrışmaz bir sarmal gibiymiş kafamda. Şimdi bu sarmalı çözüyorum.

MEYDAN

YEnsestle Büyümek II: Babam
Ensestle Büyümek II: Babam

Ah, babam nasıl anlatılır? Hiç bilemiyorum.

MEYDAN

YEnsestle Büyümek
Ensestle Büyümek

Uğradığım istismar, o kadar aleni, o kadar gündelikti ki, bunun istismar olduğunu anlamam on yıldan uzun bir zaman aldı.

Bir de bunlar var

Tüketimci ‘Feminizm’ Bizi Neden Yarı Yolda Bıraktı: Kapitalist Kültürü Anlamak
Böyle İyi mi?
Kaltak Yürüyüşlerinde Neler Oluyor?

Pin It on Pinterest