“‘Dişil’ rasyonellik diye bir şey yoktur, ‘eril’ rasyonellik de. Bilim toplumsal cinsiyetin ifadesi değil, onun askıya alınmasıdır."

KÜLTÜR

Zenofeminist Manifesto: Bir Yabancılaşma Politikası

Zenofeminizm ile ilk kez 2016’da Beyrut’ta tanıştım. Ashkal Alwan’ın yürütücüsü olduğu Home Workspace Sanat Programı* kapsamında manifestoyu kaleme alan grup üyelerinden Diann Bauer davet edilmiş ve bize oldukça kafamızı karıştıran bir seminer vermişti. Manifestoyu daha iyi anlamak için paragraf paragraf çevirisini yapmaya çalışmıştım ama Türkçe olsa bile oldukça kafa karıştıran terminolojiye boğulmuştum. Daha sonra bu çeviri işini kolektif yapmak üzere Avto bir etkinlik düzenlemişti ama sanırım o da sonuçlanamadı. Nihayetinde Cogito Dergisi’nin kış sayısında (95-96) derginin editörü Şeyda Öztürk çevirisiyle yayınlandı.

 

“Zenofeminizm bir devrim çağrısı değil, tarihin hayal gücü, hüner ve sebat gerektiren uzun soluklu oyunu üzerine oynanan bir bahis.” 0x00

 

Laboria Cuboniks, 2014’te Berlin’de bir yaz okulunda bir araya gelen, farklı disiplinlerden,  3 kıta, 5 ülkeden Diann Bauer, Katrina Burch, Lucca Fraser, Helen Hester, Amy Ireland ve Patricia Reed’in kurduğu bir kolektif. İsmini bir anagram olarak 20. yüzyılda çalışan Nicolas Bourbaki matematik grubundan alıyor.  Bu kolektif duruşu grup oldukça önemsiyor. Müzisyen, sanatçı, arkeolog, teorisyen, aktivist, kodcu veya şair… Her biri birbirinden farklı alandan gelen, farklı politik angajmanlara sahip bu çok sesliliğin ortaklaşılan sorunlara karşı nasıl bir araya gelinebileceğini araştırıyor. Bu durumun aynı zamanda birbirinden öğrenmeyi sağladığını vurguluyorlar. Aslında kaleme aldıkları manifestonun dertlerinden biri olan uzmanlaşılmış alanların tek başına bir çözüm üretemeyeceği, kolektif bir oluş ile eylemliliğin farklı potansiyellerini hayata geçirmeyi ileri sürüyorlar.

 

 

“Özgürlüğün inşası için daha az değil daha fazla yabancılaşma gerekir; yabancılaşma, özgürlüğü inşa etmek için verilen emektir.” 0x01

 

Manifestonun ardında oldukça geniş bir felsefi yaklaşım mevcut: accelerationism, spekülatif realizm, nesne yönelimli varlıkbilim, posthumanizm… Tüm bunları global karmaşıklık ve teknolojik çağda cinsiyet politikalarının özgürleşmesi için kullanmayı hedefliyorlar. Yabancılaşmayı kucaklayan yeni bir evrensellik kurmak grubu bir araya getiren temel nokta. Başlıkta yer alan zeno/yabancı (xeno/alien) ve manifestonun alt başlığı da bunu vurguluyor:  Bir yabancılaşma politikası. Yabancılaşma burada insanlar, objeler ve eylemler arası bir ilişkisellik olarak olumlu anlamda ele alınıyor: Günümüzün iflas etmiş düzenine karşın sosyal, teknolojik, ekonomik, etik ve cinsel bilgiyi yeniden icat etmek; yaşamak zorunda bırakıldığımız global neoliberal hegemonya yerine karşı hegemonya yaratmak; yani evrenselliği, dünya algısını yeniden formatlamak; iklim, sosyal ve ekonomik adaletsizlik sonrası merkezi yeniden inşa etmek.

 

‘Dişil’ rasyonellik diye bir şey yoktur, ‘eril’ rasyonellik de. Bilim toplumsal cinsiyetin ifadesi değil, onun askıya alınmasıdır. Eğer bugün bilim eril egoların egemenliğindeyse kendisiyle çelişiyordur – ve bu çelişki ortadan kaldırılabilir. Bilgi gibi, akıl da özgür olmak ister ve patriyarka onu özgür kılacak durumda değildir. Rasyonalizmin kendisi bir feminizm olmaya mecburdur.” 0x04

 

Tüm bunların yanı sıra grup üyelerinden Helen Hester zenofeminizmi teknomateryalist, antinaturalist ve cinsel köleliğe karşı (gender abolitionist) konumlandırıyor. Fiber optik kabloların, radyo dalgaları ve mikrodalgaların, petrol ve gaz boru hatlarının, hava ve deniz yollarının, her mili saniyede gelişen milyonlarca iletişim protokollerinin yaşandığı bir çağda teknolojiyi reddetmeyerek, tam aksine kurulabilecek yeni bir dünya için aktivist bir araç olarak görüyor. Emek verenleri sömürerek teknolojiye hakim olan ve onu kontrol eden beyaz egemenlere karşı, türlü olasılıklara gebe olan yeni bir teknolojinin keşfedilebileceğini ileri sürüyor. Günümüzde var olan teknolojik gelişmelerden kimlerin fayda sağladığını, kimlerin tam olarak bu gelişmeleri kullanabildiğini sorgulayıp, tüm bu ilişkilerin teknik, sosyal ve kültürel altyapılara yayıldığını, doğalmış gibi gözüken kendi sosyal ağlarını yarattığını öne sürüyor. Eleştirel bir yaklaşımla tasarımlanan teknolojinin kadınların, kuirlerin ve toplumsal cinsiyet kalıplarına uymayanlar için potansiyel dönüştürücü bir güce sahip olabileceğini söylüyor.

 

 

“Doğa adil değilse, doğayı değiştir!” 0x1A

 

Antinaturalism (doğalcılık karşıtı) ilk başta çelişkili gelebilir. Ama burada hangi doğadan bahsedildiği önemli.  Aklımıza ilk gelen ekolojik anlamda doğanın aksine (artık böyle bir doğadan söz etmemiz mümkün mü?), yukarıda bahsedilen teknolojik müdahale ile temelinden değiştirilmiş yaşam biçimleri olan doğaya karşıtlık söz konusu. Hester, egemen bilim ve teknoloji ile kurulu olan sitemin doğalmış gibi oluşuna karşı bir tavırdan bahsediyor. Bunu doğal düzen uğruna uygulanan beden politikalarında gördüğümüzü, biyolojik normlarla ‘doğal’ olmadığı kabul edilen tüm bireyleri, yani kuir ve transları, mesela kadının doğurganlığının ve çocuk bakımının nasıl sistem tarafından örgütlendiğini örnek veriyor. Zenofeminizm burada biyolojiyi reddetmiyor, ama biyolojinin aynı teknolojik araçlarla dönüşebileceğini, mutasyonlara uğrayabileceğini, çeşitli cinsel kimliklere olanak sağlayabileceğini ve bunun da cinsel özgürleşmenin yolunu açabileceğini öne sürüyor. Kadın ve erkek gibi ikiliklere sıkıştırılan her türlü doğa sistemini reddediyor. Bunu da zenofeminizmin üçüncü karakteristiği olan cinsiyet sisteminin köleliği olarak tanımlayıp karşı çıkıyor. Eğer cinsiyetler bu ikilikten çok daha fazlası olabiliyorsa, bizi bu ikiliğe sıkıştıran sistemin bir tür kölelik uyguladığı söylenemez mi? Aynı şekilde sınıflara, ırklara bölme, bir bedenin sakat olup olmadığına karar verme, ten rengi, dilinin nasıl döndüğü gibi ayrıştırmaları zenofeminizm eleştiriyor, tam da buradan kurulan düzene karşı bir direniş örgütlenmeye davet ediyor. Zenofeminizm tüm bunları dile getirerek günlük hayatın ‘’verili’’ düzenini rahatsız etmeyi hedefliyor.

 

 

“Bizimki hızlı bir devrimden çok damla damla akan ama hedefine kilitlenmiş bir kapsama şeklinde bir dönüşüm; beyaz üstünlükçü kapitalist ataerkiyi, onun kabuğunu yumuşatacak ve savunmalarını darmadağın ederek geriye kalanlardan yeni bir dünya yaratacak bir dizi prosedür içinde eritecek bir dönüşüm.” 0x19

 

 

Sıfır / Kesintiye Uğrat / Yakala / Denklik / Ayarla / Taşı / Taşkın başlıkları altında 27 paragraftan oluşan Zenofeminist manifesto yukarıda anlattıklarımın yanı sıra, özgürlük mekanlarından bağımsız aile modellerine, ücretsiz ve açık kaynaklı tıp platformlarından toplumsal cinsiyeti hacklemeye, siber uzamdan açık kaynaklı yazılımlara daha bir çok konuyu tartışmaya açıyor. Bugün hala manifestoda yer alan bir çok terminoloji kafamı karıştırmaya devam etse de (ki bu hiç bitmez umarım) o ilk karşılaşmada çözemediğim çoğu şey yıllar içinde yaşadığımız iklim krizi, savaş dehşeti, ekonomik krizler ve salgın gibi durumlar karşısında anlamını açık etti. Bu baş döndürücü dünyayı anlamak için gerçekten zaman gerekiyor, çoktan harekete geçtiğimizi ve dönüşümü başlattığımızı farketmemiz için de.

 

 

 

*Lübnan Plastik Sanatlar Derneği Ashkal Alwan, 2011 yılından itibaren her yıl 10 aylık bir sanat eğitimi olan Home Workspace Program’ı gerçekleştiriyor. Türkiye’den Saha Derneği Türkiye’li katılımcılara 2015’ten bu yana destek veriyor. Detaylı bilgi için: https://www.ashkalalwan.org/

 

 

Referanslar:

“Zenofeminizm – Bir Yabancılaşma Politikası,” Laboria Cuboniks, çev. Şeyda Öztürk, Cogito, sayı: 95-96, 2019

Manifestonun web sitesi.

Laboria Cuboniks ile yapılan röportaj, 2015.

Konferans, 2017.

Helen Hester, Xenofeminism, Polity Press, 2018.

 

Görseller:

Diann Bauer

YAZARIN DİĞER YAZILARI

SANAT

YYumuşakça Dayanışması ve Ellerinden Doğuran Cadılar
Yumuşakça Dayanışması ve Ellerinden Doğuran Cadılar

Hepimiz titreşen halkalarız, biz birbirimize değiyoruz ve bu değdiğimiz noktalar teğet noktaları ve biz bundan daha çok üretmeliyiz.

SANAT

YErtelenen Sergiler, Bitmez Tükenmez Dönüşler, Bir Teselli
Ertelenen Sergiler, Bitmez Tükenmez Dönüşler, Bir Teselli

Kişisel sergileri pandemi nedeniyle ertelenen Sevil Tunaboylu ve Sena Başöz'le korona ve sanat üzerine...

MEYDAN

YGittikçe Eve Kapanır Olduk
Gittikçe Eve Kapanır Olduk

İnsan doğup büyüdüğü yeri tanıyamazsa ne olur?

MEYDAN

Yİstanbul Kent Sempozyumu Notları
İstanbul Kent Sempozyumu Notları

4. İstanbul Kent Sempozyumu'ndan kent politikaları, mega projeler ve kent hakkı mücadelesi üzerine notlar.

Bir de bunlar var

Sudan Çocuklar
Biz Bu Saçlara Nasıl Bakacağız?
Kadınca 1985, Nazan Şoray

Send this to friend