Eminim, son kararım.

KÜLTÜR

Yanlış Kabloyu Kesmek: Çocuk İstemeyen Kadın

Yaş 30’a koşar adım yaklaşırken etrafımdakilere sık sık, ‘’Hiç 29 yaşındaymış gibi hissetmiyorum,’’ diyorum. Hayat boşluklarında özgürce dans etmek istediğim bir gece kulübüne benziyor. Tabii her zaman değil. Çılgın kalabalığın arasından süzülüp dans pistinde kendime yer açabildiğimde. Hayat bir yer açabilme meselesi, o alanda elini kolunu rahatça sallama, tepinme, sakince oturma, orayı mümkün olduğunca geniş tutup dış etkenlerden koruyabilme meselesi bir de. Ama bu başka bir yazının konusu.

 

29 yaşımın son aylarında dolanıyorum. Bir işim, zaman zaman çektiğim krizlere rağmen ekonomik özgürlüğüm var. Kafam sık sık karışıyor. Bir gün şu ünlü konforlu alan’dan pılımı pırtımı toplayıp gitmek, kim bilir nelere kadir bir insan olduğumu keşfetmek isterken, diğerinde ayak bileklerime kıvrılıp uyumuş kedimi yan gözle keserek kitap okumak istiyorum. Bazen kâğıt kadar ince duvarlar yüzünden yandaki genç evli çifte kulak misafiri olurken buluyorum kendimi. İşten gelip akşam yemeği yiyor, mutfakta tartışıyor, iki yaşındaki çocuklarıyla halının üzerinde lego oynuyorlar. Yalnız olduğum günler, onlar mısır patlatmış gecenin köründe bir macera filmi izlerken onları kıskanıyorum. Gecenin üçünde çocukları dünyanın sonu gelmişçesine ağlarken de kıskanmaktan vazgeçiyorum. Kadın tatlı sesiyle onu avutmaya çalışıyor, adamın horultusu bir yastık kenarımda uyuyormuş gibi büyüyor kulaklarımda. Kadının yalnızlığını o hissetmese de paylaşıyorum. Mutlu olup olmadığını soruyorum kendime. Zor bir soru. Peki o mu daha mutlu yoksa ben mi? Hem daha zor hem de saçma.

 

Yine de bazen canım sıkılıyor. Çocuklu genç kadınların bazıları, aksini düşündüklerini her yoldan ima ettiklerinde mesela. Evlenmediğim için değil de çocuğum olmadığı için nasıl bir boşlukta yüzdüğümü, onların keşfettiği, benim talihsizce mahrum kaldığım güzelliklerin ne denli çok olduğunu dinliyorum uzun uzun. Hayata neşe katıyor, bir amaç, yaşamın anlamı oluyor çocuk. İnsan her şeyden, belki kendisinden çok onu sevip kolluyor. Kafa sallıyorum. Öyledir muhakkak. Bir itirazım yok. Ama keşfetmeye hevesim de yok. Ağzımdan ‘’ben çocuk istemiyorum’’ cümlesi dökülür dökülmez yanlış kabloyu kestiğimi fark ediyorum. Bomba patlıyor. Doğrusu maviymiş. Ah şu filmler! Şu an için böyle düşündüğüme, birkaç sene içinde kesinlikle pişman olacağıma, biyolojik olarak en verimli zamanımı yaşadığıma ikna edilmeye çalışılıyorum. ‘’Şimdi böyle diyorsun ama çocuğun olunca bana hak vereceksin.’’

 

Neden pişman olmayabilecek olmaya bile hakkım yok? ‘’Yüzde 99 pişman olacaksın ama haydi yüzde 1 de en iyisini yapmışım oh be deme ihtimalin var’’ diyen biri neden çıkmıyor. Belki ben kendimi çocuk yetiştirmeye uygun görmüyorumdur, kedi sahiplenirken bile kaygı krizleri geçirmişimdir. Keyfim istemediği için istemiyorumdur. Ya da en basiti, özgürlüğüm devam etsin istiyorumdur. İşte bu da kafada durduğu gibi durmayan cümlelerden. Ağızdan döküldüğü an buzlu duş etkisi yaratıyor. Orada ufacık, saklanan bir yaraya dokunuyorum istemeden. Artık dilediğince film izleyemediğini ama olsun onun yerine oğluyla oyunlar oynadığını kendine fısıldıyor kadın. Gece matinelerine kaldığı günlere özlem duyup elinden alan benmişim gibi davranıyor. Ben de yaşlanınca yalnız kalacağım belki. Çocuklu kadınlardan bunun acısını çıkarıyor muyum hiç? Belki de çıkarmalıyım.

 

Hamileliğin zorluklarından başlayan, çocuğun doğumuyla zirveyi bulan zorluk ve acı silsilesi benim asla anlayamayacağımın altı gizliden gizliye çizilerek anlatılıyor. Bu sanırım Çince ve altyazısız bir film. Hamileler kervanına katılmadığım sürece o kadim dili anlamaya mazhar olamayacağım. Peki, anlamak istiyor muyum? Ondan kime ne. Mühim olan anlayamayacak olmam.

 

Ben zaten küçük gösteren bir kadınım. Üniversite öğrencisi olduğumu iddia edenlerle derin tartışmalara girmişliğim, 18 yaş üstü mekânlarda reşit olduğumdan şüphe eden adamlara ters bakışlar atmışlığım çoktur. İş hayatında çeşitli sebeplerle bir araya geldiğim kadın topluluklarında, parmağımda yüzük de olmayınca, doğal olarak hayatın ne denli zor olduğunu tecrübe etmemiş bir kız çocuğuna dönerim. Her birinde bakıcıya teslim edilen, okula başlamış, diş çıkaran çocuklar söz konusu olur. Doğum hikâyeleri birbiriyle yarıştırılır. Peki sezaryen mı, normal doğum mu daha sağlıklıdır? Topluluk bir anda ikiye bölünür. Sezaryenliler sezaryeni, normal doğuranlar normali savunurken ben aradaki yarıktan sıyrılırım. Doğurmayanların bir fikir beyan etmesi nasıl da hadsizliktir. Vajinanın doğum esnasında yırtılabildiği büyük bir giz açığa çıkarılıyormuş gibi anlatılır. Ben tabii doğurmadığım için vajina neymiş, neredeymiş onu da bilmediğimden yorum yapmam.

 

Hamileliğini, çocuklu hayatını çocuksuz kadınlara dayatmadan, onlarınkiyle yarıştırmadan, diğer kadınlar üzerinde bir iktidar aracı olarak dili ve bedeniyle kullanmadan yaşayan kadınlar! Hepinizi çok seviyorum. Bu yazdıklarımı okuyorsanız siz gülüp geçin.

 

Ama bana sürekli eksik hissettirmeye çalışan, çocuklu olmayı anlamadığımı ve anlayamayacağımı değişik şekilde dile getiren insanlara, çocuklu kutsal kadın dayatması yapan bütün reklamlara, söylemlere ve politikalara inat çocuk sahibi olmak istemiyorum. Eminim, son kararım. Umarım yine yanlış kabloyu kesmemişimdir. Ya da kesmişimdir. Belki bazen yanlış kabloyu bilerek kesmek gerekiyordur.

 
 
 

Görsel: Leyla Holzer, Metaphorphosis 3’

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YBir Hayatım Daha Olsa, Yine Başka Bir Hayatı…
Bir Hayatım Daha Olsa, Yine Başka Bir Hayatı…

"Sıradana, tecrübe edilmişe dönmekten çok korkuyorum çünkü."

MEYDAN

YPedim, Tamponum, Karın ağrım
Pedim, Tamponum, Karın ağrım

Adam kaşla göz arasında, renkli pedimi gazete kâğıtlarına sarıp bir de siyah poşete koymuş. Değneği olsa bir büyüyle de yok edecek.

Bir de bunlar var

Menopoz ve Alzheimer Arasındaki İlişki
FIFA Kadınlar Dünya Kupası Başlıyoooor!
Altın Cüce Geliyor

Send this to friend