Neden bunu yaşayabileceğimizi düşünmek bu kadar zor? Yaşamayı da bir yana koydum hadi, bunu yürütebileceğine ciddi ciddi inanan var mı?

trio

ECİNNİLİK

Üçlü: Diyalektik İlişkinin Karşısında Yeni Bir Sistem

Geçenlerde bir film izledim. İsmi “Sex of the Angels”. İsminden de anlaşılabileceği gibi film boyunca aşk meşk seks gırla. Güzel kızlar, güzel oğlanlar, güzel mekanlar, dans etmeler, zaten Barselona’da geçiyor. Fakat filmi (kanımca) izlenir kılan en büyük şey filmin üçlü bir aşkı ele alması… Evet, üçlü bir AŞK!

 

melekler-

 

Üçlü deyince şöyle bir duruyoruz. Sanki hep fantezi dünyamızda yer alan ama asla bizzat yaşayamayacağımız bir şey. Film boyu “Ama neden? Peki neden? Neden?!” diye sordum. Neden bunu yaşayabileceğimizi düşünmek bu kadar zor? Yaşamayı da bir yana koydum hadi, bunu yürütebileceğine ciddi ciddi inanan var mı?

 

Bahsettiğim yalnızca üç kişinin aynı yatakta vakit geçirmesi değil, basbayağı üçlü bir ilişki, hani nasıl çift deriz ya sevgili olanlara, onun gibi üçlü diyebileceğimiz sevgililer olması…

 

Maalesef elimde üçlü bir ilişkiye dair gerçek hayattan alınmış tek bir örnek var (geri kalan tüm örnekler filmlerden ve romanlardan, yani kurgusallar): Ayrıntı’dan çıkan “Üçlü – Bir Duygusal Laboratuvar” kitabı. Fransa’da yirmi yılı geride bırakmış bir üçlünün nasıl tanıştıklarını, nasıl başladıklarını ve devamında yaşadıklarını anlatıyor. Bir erkek iki kadından oluşan üçlümüzün yıllar içerisinde iki çocuğu oluyor. Bu noktada üçlümüzün Fransa’nın bohem sanatçı dünyasına mensup bireyler olduğunu hatırlatmalıyım… Kitabın sonunda üçlünün artık sona gelmek üzere olduğu notu düşülmüş, o yüzden şu anda ne vaziyetteler bilemiyoruz, gene de yirmi yıl bayağı uzun bir süre! Çevrelerindekilere çift değil de üçlü olduklarını anlatırken insanların onlara hem imrendiklerini hem de bu zor işin altından nasıl olup da kalktıklarını anlamadıklarını söylüyorlar. Erkekler erkek olana, “İki kadın sekste iyi de, ikisinin de gönlünü nasıl eyliyorsun?” gibisinden yaklaşırken, kadınlar kadınlara “Yani şimdi bi de kadın mı var erkeğin yanında?” diye yaklaşıyor… Zaman zaman üçlümüze dördüncüler talip olsa da, onlar “üç”ü kendilerince kutsal rakam olarak seçiyorlar ve bunu gelip geçici aşklar dışında kabul etmiyorlar… Her birinin kendisine ait bir özel alanı (sanatçı oldukları için bu stüdyoları oluyor) bir da ortak alanları oluyor, bu boşluğa ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar. Kimi zaman ikili kimi zaman üçlü sevişiyorlar, ama hiçbir zaman cinsel bir kıskançlıktan bahsedilmiyor ve üçlünün dengesini bozmayaya gayret ediyorlar… Ve bir şekilde öyle böyle, yirmi küsür yılı geride bırakıyorlar… Aslında bu esnada üçlünün aynı zamanda birbirini kimi zaman daha fazla gözetmek olduğunu da görüyoruz, örneğin kadınlardan biri bebek isterken bebeği yapmak için ötekinin de istemesini beklemek zorunda kalıyorlar. Üçlüden biri kendine dair kritik bir karar alırken diğer ikisini ve aslında ilişkinin kendisini de göz etmek zorunda hissediyor. Bu durum haliyle işleri yokuşa sürüyor ve bildiğimiz ikili ilişkilerden çok daha karmaşık ve zorlayıcı koşullar oluşturuyor ama diğer taraftan üçünün de farklı yönlere gitmek istemesi aynı zamanda zenginleştirici değil mi?

 

“Üç”ün yalnızca basit bir rakam veya fanteziler dünyasındaki +1 olmadığına inanıyorum, basbayağı diyalektik ilişkinin karşısında yeni bir sistem öneriyor. Çoklu bir alış-veriş söz konusu. “Üç”, “iki” olmanın getirdiği kontrollü halin ve “dört” olmanın getirdiği kalabalığın tam ortasında bir yerde duruyor sanki.

 

Aşk, güven, tutku… Bunları yalnızca tek bir kişiye besleyebileceğimize hangi ara tamamiyle inandık, buna kani olduk?

 

uclu-

Kitaptaki üçlü 2004 yılında Fransa’da bir televizyon programına konuk olmuş

 

Bir yandan mevzuya uzak gezegenlerden yazdığım için neden daha fazla üçlülerimiz olmadığı konusunda sadece tahmin yürütebiliyorum. Evvela bunun kıskançlık ve sahiplenmek gibi insanın dengesini alt üst eden tipte duygularla yakinen ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne de olsa sevgilisinin telefonu çalınca “Kimdi o arayan?” diye sormaktan imtina etmeyecek tiplere dönüşebiliyoruz bir anda… Sevgilimizin sadece bizi sevdiğini, sadece bize dokunduğunu bilmek rahatlatıcı olmalı; günü gelince hemencik bizim yerimize tercih edebileceği birini hazırda bekletmediği düşüncesi terk edilme kabusumuzun önüne geçiyor herhalde. Yani sanıyorum ki bu güvenimizi nasıl koşulladığımızla da alakalı. Genel olarak taşların oynamadığı ve zeminin kaygan olmadığı bir alana ihtiyaç duyuyoruz, zaten her şey o kadar oynak ki… Aşkı ve güveni ikili bileşenlerin olduğu bir ortamda sürdürmek kesinlikle üçlü bir sisteme göre çok daha kolay olmalı. Tabii bir de tüm sevgi ve aşk sermayemizi tek bir kişiye yatırmak isteyebiliriz.

 

Rotamı internete çevirdiğimde günümüz Türkiye’sinde üçlülere en yakın ilişkiyi Craigslist’teki “geceyi bizle geçirecek üçüncü arıyoruz, erkek arkadaşım yakışıklı ve atletiktir, ben de açık fikirli ve buğday tenliyim.” gibi ilanlarda bulabiliyorum. Ama bunlar da üçlü bir ilişkiyi değil, üçlü seksi arayan insanlar haliyle.

 

Acaba tanımlarımızı mı çok dar tutuyoruz? Lügatımızda böyle bir ilişki tipi yok hani. Haliyle başka türden karşılaşmalara açık olmak biraz zorlaşıyor. Gene de ne bileyim, birileri de çıkıp, “Biz yıllardır mutlu bir üçlüyüz” dese fena mı olur yani?

 

(Görsel: Lucille Nurkse)

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YAh, Güzel İstanbul!
Ah, Güzel İstanbul!

Bu heykeli göreniniz var mı? Bakınca ayak parmaklarınızdan başlayıp bedeninizden yukarı doğru çıkan bir sıcaklık hissediyorsunuz değil mi? Zihniniz yavaş yavaş ele geçiriliyor...

  • ben_senin_var_ya_lafinla_sekil_alamam

    açık ilişkilerde olduğu gibi burada da ilişkideki birinin bunu diğer(ler)inden daha fazla isteme durumu oluyor bence çoğunlukla. öyle olunca daha az isteyen taraf bir şekilde (ikna/manipüle edilerek, edilmiş gibi yaparak, sevdiğini hepten kaybetmemek için, ayrılmak istemediği için, ayrılmaktan korktuğu için, VB…) duruma razı geliyor ama o rıza asla hakiki olmuyor. bunda bana çok acıklı gelen bir şey var. herkesin eşit isteklilikle bunu seçip yarasız beresiz yürüttükleri ilişkilere tabii saygı duyarım, mutluluklar dilerim. ama mümkün mü ben de bilmiyorum.

  • mert uyguner

    çokeşliliğin illa da güzel bir şey olduğu sonucuna çıkan, “ilişkide paylaştıkça artan tat” kıvamındaki söylemlerin ahlakçı söylemler kadar dayatmacı olduğu fikrindeyim. tarafların birbirini aşırı derecede sahiplendiği ilişki türlerine hoş bir alternatif, ütopik bir seçenek olarak çokeşliliğin gösterilmesi darlıyor beni. sanki açmaza giden ilişkilerimizi çözebilmenin başka bir yolu yokmuş gibi…

    • Vuslat

      Yorumunuzu çok çok beğendim ve tamamiyle katılıyorum, sadece bunu yazmak istedim.

    • bombom

      kimsenin dayatması yok ki, isteyen yine 2 kişiyle sınırlı ilişki sürdürsün diyor yazıda, ki bence de herkes çok-aşklı (poliamori yorumundan çalıyorum bu kelimeyi,sağolasın ipek) olmak zorunda değil. tam tersi herkese bir tekeşlilik (aşk her zaman olmuyor orada) dayatması var.
      ayrıca bu açmaza giden ilişkilere alternatif olsun diye değil, (bazı) insanların tek bir kişiden fazlasına aşık olabilmesi yüzünden konu edilen bir şey. nolur rahat bırakın insanları, isteyen istediği hayatı yaşayabilsin, yaşamak istediği ya da yaşadığı hayat üzerine iki laf edebilsin. sonunda varacağımız sosyal konsensus da orası olsun.

      • mert uyguner

        “nolur rahat bırakın insanları, isteyen istediği hayatı yaşayabilsin, yaşamak istediği ya da yaşadığı hayat üzerine iki laf edebilsin” demişsiniz, ne güzel demişsiniz ama benim yazdığım yorumda “o böyle yaşamasın, o bunu demesin” gibi bir ifade yok. sanırım yazıyı yazan kişi kadar benim de o anda düşündüğüm şeyler hakkında iki laf edebilme hakkım var. çokeşlilik (ya da çokaşklılık mı) durumu güzel bir ütopya gibi gösteriliyor ama bence -maalesef- en üstteki yorumda yazılan cümleyle alıyorum: “öyle olunca daha az isteyen taraf bir şekilde (ikna/manipüle edilerek, edilmiş gibi yaparak, sevdiğini hepten kaybetmemek için, ayrılmak istemediği için, ayrılmaktan korktuğu için, VB…) duruma razı geliyor ama o rıza asla hakiki olmuyor.”
        yani kısacası -bence- şu içinde yaşadığımız sistem varolduğu sürece hep açmaza gidecek ve bir taraf için dayatmacı olacak bir ilişki türünü hayal ediyor yazı. yazının kendisi “dayatmacı” değil yani :)) (ki yorumumda onu da dememiştim.)

        • bombom

          evet biraz sert çıkmış orda sesim, ama dediğim gibi, dayatma varsa esas ikili ilişki dayatması var sosyal hayatta şu an. bu dayatma ve altındaki sosyal norm diğer ilişki türlerini de kapsayacak şekilde genişlerse, o zaman çok daha fazla insan kendisi için de, sevdikleri için de çoklu ilişkiye daha rahat bakacaktır. düşünsenize çocukken evde birbirini seven 3 erkek – 2 kadınla birlikte büyüyorsunuz. bu insanların her biri sürekli evde olmak zorunda değil ve hepsinin kendine ait özel alanları da var ve birbirlerine büyük bir saygı ve güvenle bağlılar… siz de büyüyünce buna yakın ilişkiler kurmak istersiniz büyük ihtimalle.

  • ipek

    baya cetrefilli bir iliski bicimi ama yapilamaz degil herhalde. amerikan reality show’u var polyamory diye orda bahsettiginiz turde sadece 3lu de degil coklu ask yasayan insanlar var (terim polyamory=cok asklilik demek, poligaminin aksine (poligami cok eslilik demek)) poliamorik iliski icindeki insanlar, poligamidekinin aksine sadece bir kisi uzerinden baglanmak zorunda degiller; mesela musluman her erkege dort kadin dusen bir evde kadinlar birbiriyle sevismez ama poliamoride eger birbirlerinden hoslaniyorlarsa sevisebilirler.

    bu show’dan ogrendigim baska birsey de, tabi kiskanclik kacinilmaz, beser sasar misali ne kadar kurallari olsa da iliskinin, kiskanclik kacinilmaz ama herhalde orada da bunnla yasamayi ogreniyorlar. oradaki iliskilerin bazi kurallari oluyor, mesela A kisisi haftanin belli gunleri B kisisiyle ayni yatagi paylasacak ama o gunlerden birinde gidip C nin yaninda uyuyor, e sabaha da kiyamet kopuyor.

    meseleye bakisimiz temel olarak bizim guven duygusunu ,yazida da belirtildigi gibi, nasil kosullandirdigimiza, ve bence bir de ‘guven’ dedigimiz seye hayatimizda ne kadar onem verdigimize gore degisiyor. sanki haddinden fazla hayatimizda yer alan bir hismis gibi geliyor bana. arkadasliklarin, komsuluklarin, is yerindeki iliskilerin, hayatimizin sevgiliyle gecirilenden daha fazla bir miktarini olusturan, diger-herkes/herseyle olan iliskilerimizde, hic guven yokken (biz guveniyormus gibi davranirken, hatta kendimizi guvendigimize inandirmisken), ikili olan iliskiden bu kadar guven talep etmek… hayatin kurulusundaki daha derin bir soruna isaret ediyor olabilir mi?

  • Şahan

    Üç kişide neden diyalektik ilişki olmadığını düşündüğünü anlamadım. Diyalektik deyince mutlaka iki karşıt tez olmak zorunda değil. O bizim ezbere basitleştirişimiz. Diyalektik asıl “ilişki” dediğinde oluyor bence. Yani iki, üç hadi dört kişinin “biz şimdi ilişkideyiz” demesi zaten diyalektik ki. Eğer üç kişinin ikiliğin (binary’nin) ötesinde bir algı sunduğunu düşünüyorsan bir yere kadar anlayabilirim. Ama sırf ikili ilişkinin kutuplaşmasından çıkmaksa dert, üçlü ilişkide de yine var kutuplaşma. O zaman asıl soru ilişkiden güven talep etmenin kendisinde yatıyor bence. Daha derin sorun dediğin de bu olmasın? Asıl, ilişkilerin, kökeninde kapatma olan, eril mülkiyet olan mevcut fikrinden toptan kurtulalım bence.

  • kepaze

    Bu sitede bile çoklu ilişki konusu böyle uzaktan, elle tutulur örnek olmadan, hatta dünya çapında bile neredeyse yok gibi ele alınıyorsa çok karamsar bir tablo çiziyoruz demektir. Belki de gerçek o kadar karamsar değildir. Ama eğer bizler tecrübelerimizi ya da birincil el gözlemlerini paylaşmaktan çok üçüncü şahıstan gelen bilgilere göre analiz yaparsak, o zaman çoklu ilişki yaşayan arkadaşları da korkutur, kendilerini konu mankeni gibi ortaya koymaktan çekinir hale getiririz. Bu da karamsar tabloyu derinleştirir.
    Düşünsenize ben şimdi kalksam “yaw bu feminizm aslında çok güzel bişey ama o kadar az feminist var ki onlarla ilgili ancak bu kadar bilgi toplayabildim. Acaba ülkemizde feminizm ne zaman konuşulur olacak” gibi bir yazı yazsam feminist arkadaşlar ne düşünür acaba?
    Bu arada not: Biz yıllardır mutlu bir üçlüyüz :)

  • Özgür

    Keşke başlık attığımız konuyu-diyalektiği- biraz araştırsaydınız. Keşke aşkın evrimini biraz araştırsaydınız.

  • Aslı

    Çoklu ilişkiler ve feminism Amsterdam’da 1970’lerde komün hayatı süren insanlarla birlikte yaşayan bir kız çocuğunu gözünden My Queen Karo filminde ele alınmıştı. Filmi izledikten sonra tartışılan konulardan biri de sosyalist düşünce ve yaşantı içinde çokeşliliğin sadece erkek için düşünüldüğü, erkeğin birden fazla kadın partnere sahip olma özgürlüğünün sanki kadınların bir özgürlüğü/tercihi gibi sunulduğu mevzusu idi. Daha sonra feminist kadınların, sosyalizmin bu yönünü eleştirdiği bilinmektedir.

  • kepaze

    Burada erkek için düşünülen çok eşlilikten ziyade daha eşit şartlardaki bir çok eşliliğin tartışıldığını düşünüyorum. Benim bahsettiğim de böyle bir ilişkiydi. Ancak kültür normları erkeğin çok eşliliğini daha rahat kabullendiği için kadının çok eşliliği fazlasıyla tepki çekmektedir. Genel bakış açısı, kadın partnerinin çok eşliliğine sıcak bakan bir erkeği ezik ve yetersiz görmektedir. Bu da erkekler üzerinde fazladan bir baskı oluşturmaktadır.

  • gam yun

    seneler önce bu kitabı ‘üçlü’yü eskişehirde insancıl sahaf tan edinmiştim,tüm sevdiğim ve bu tarz duygusal boşluk yaşayan ne karar vermesi gerektiğini bilmeyen arkadaşlarıma ve kendim de dahil buna bu kitabı hediye etmiştim,düşüncelerimin ve şu anki karakterimin yapılanmasını bu sağlamıştır,aynı şekilde bir üçlü aşkı yaşamayı herşeyden çok istedim ve diyebileceğim şey her baba yiğidin harcı değil,anna ve paulin gerçekten imrenilesi ve güçlü karakterler,ernst için bunu söyleyemem ama özellikle ann gerçekten ne istediğini bilen güçlü bir kadın karakter. herşey seks değildir önemli olan pür ve üstü aşktır,çünkü sizi özgür kılar ister sanatçı olun olmayın sadece sanrılarınız varsa ruhunuzu serbest bırakmanızda aşk aralanması gereken bir kapı sadece.

  • bombom

    bu yazının yazılmasına çok sevindim, elinize sağlık. fazla katılımcılı bir tartışmaya evrilse keşke. biraz daha üzerine konuşulsa keşke. üçlü-beşli denilince tek erkek-birden fazla kadın algısı da kırılsa keşke. ama benim de gerçek hayattan bildiğim tek örnek Charlie Sheen maalesef, o da bildiğim kadarıyla bayağı cinsiyetçi bir adam. ama onun dışında ‘Threesome’ ve ‘İkisini de Sevdim’ diye filmler var 1 kadın-2 erkek ilişkisine değinen. bir de ikili kapalı ilişki yerine açık ilişkiyi de tartışabiliriz. bunun örneği de Simone de Beauvoir ve Sartre.
    açık ya da çoklu ilişkilerde kaybetme korkusunun yerini farklı bir güvene bırakarak farklı bir dinamik kazandığını okudum bir yerde, yani sev-iştiğiniz bir insan başkalarıyla birlikte olsa da, sonuçta sizi sevdiğini bildiğinizi ve ilişkinin sürekliliğini yitirmeyeceğini söylüyor (bir yerde ikili ilişkiyle karşılaştırmak kaçınılmaz oluyor). sonuçta hakikaten sürekli dipdibe vakit geçirmek zorunda değiliz kimseyle, dünyaya ikili ilişki yaşamak için de gelmedik.

  • a.nil

    kurgusal üçlülere girince çıkamıyorum. drei (tom tykwer) filmi mesela. sonra, vicky cristina barcelona(woody allen)… bunun dışında “üç”e teğet geçen çok film var, jules et jim, dreamers, les amours imaginaires… buradan da çok eşlilik, çok aşklılık ve tüm diğer çoğul sistemlere doğru bir tartışmaya geçilebilir sanırım… (bu arada teşekkürler ipek) ben bu tartışmaların işgüzarlıktan olduğunu düşünmüyorum, çünkü bunlar birinci elden konuşması her zaman zor şeyler, ona buna kılıf olsun diye ortaya atılan şeyler değiller,aksine insanlara basbayağı hitap eden şeyler. bi de herhangi bir norm oluşturmuyorlar, normumuz zaten ikili ilişkiler.

    kepaze yorumunda bu yazının üçlüler için ürkütücü olduğunu söylemiş fakat sebebini açıkçası anlayamıyorum. bu yazı ortaya atılmış kocaman bir soru işareti sadece, deneyimini paylaşmak isteyenleri kaçırabileceğini pek sanmıyorum… ortak bir zemini herhalde ancak konuşarak yazarak çizerek oluşturabiliriz…

    • bombom

      ay Drei konusunda hiç ağzımı açtırma :) bence yanlış bir perspektifi var filmin, adamın biseksüel olmasının öncesinde – sanki bir sebep sonuç ilişkisi kuruyormuşçasına – testisini aldırmak zorunda kalışını izliyoruz. yani ne, erkeğin testosteronu (testiste üretilir büyük bölümü) azaldı, o yüzden başka erkeklerle ilişki kurabilir oldu, hatta hatta erkekliği gitti (onun da yarısı gitti, o yüzden ‘tam gey’ de olmadı) o yüzden biseksüel oldu. bu ne biyolojist bir yaklaşım! niye öyle bir ön hikaye koyuyor ki senaryoya? ne gereği var? (ah çok kızmışım)… ya da testis hikayesini biraz kenara koyup şöyle okuyayım: adam çok ciddi bir hastalık geçiriyor, ve psikolojisi alt üst oluyor, handiyse ‘zayıf’ düşüyor ve kendini bir erkeğin kollarında buluyor… bu mu romantik ilişkilerin tek dinamiği?
      filmi seyredeli epey oldu, belki hatırlamadığım başka ayrıntılar da vardır, bu yorumumu geçersiz kılacak (tabi ki yok :)), ama benim sinirimi bozmuştu ilk izlediğimde…

      • a.nil

        ben drei ı öyle görmemiştim ya. o testis mevzusunu daha ziyade çiftin düzenlerini alt üst eden bir olay olarak düşündüm hep. hani kriz zamanlarında ilişkiler test edilir gibi bir düşünce oradaki bence. yani evet testis kanseri bayağı sembolikmiş aslında sen bahsedince jeton düşer gibi oldu ama o jetonu geri itmek istiyorum ben. yani erkeklik azaldı da bir erkeğe meyletti düşüncesi de gene bizden çıkan önyargılı bir cümle bir yandan… filmi çok kurtarmaya çalıştım. filmdeki nötrlük beni bayağı rahatlattığından şu anda yazılı metinde dediklerine hak veriyorum fakat izlerken hiç böyle hissetmedim. işin aslı bu.

  • ipek

    ehm ehm, rica ederim :) cok asklilik terimi gercekten oyle mi kullaniliyor bilmiyorum, akademik camiada gecerliligi nedir? ben de eksisozlukten gormustum, bana gayet uygun geldi ozellikle erkek egemen cok eslilikten ayri oldugunu belirtmek icin… – iliskilerin evriminde ask disinda da faktorler etken olmus olabilir gibi geliyor bana. mesela ben tek esli bir iliskideyim henuz onun kadar sevdigim ve/veya guven duydugum (geldik mi yine guvene!) birine rastlamadim, rastlarsam ne yaparim bilmiyorum. esim asla ve asla boyle birseyi kabul etmez, edecek veya tartismaya acacak kadar acikgoruslu degil. onu kaybetmek istemem (yani hayatimin su anki gidisatindan daha kotuye donusmesi riskini almam). ha diyelim ki, oldu, birini buldum onu da seviorum o da beni seviyor, ama gecmisini veya onun diger insanlarla olan iliskilerini kontrol edemem. bu noktada, derdim feysbuktan kimi durttugunden ziyade, 30larin basinda olan bendenize (ki bu aralar, aman yaslaniyorum, aman vucuduma iyi bakayim, biraz daha uzun idare etsin vs vs derdi kapladi icimi) hastalik bulastirma riski korkutuyor.. yani guvensizlik, sagliksiz iliski riski, kisi sayisiyla beraber artiyor. sahsen birine duygusal olarak kapilsam da en once fiziksel kaygilar tasiyor olmam beni ikili (ya da baskasi icin daha coklu, fakat kontrol edilebilir miktarda) olan iliskiye dogru yoneltiyor. modern toplumda coklu iliskilerin de oluru, avantaj-dezavantajlarinin sorgulanmasi vakti bu yaziyla beraber geldi.

    • bombom

      çarşaf çarşaf prezervatif reklamı versus et ete değecek sorunsalı :D
      ciddileşiyorum…
      ciddileştim.
      evet sağlık sorunları önemli bir nokta ama insanlar da biraz dikkat ve çaba harcayabilir, kendine ve karşısındakilere değer veriyorsa. ya da zaten çok ilişkili yaşayacak insan bunları hesaba katıp önlemini alıversin. sigorta meseleleri karıştı son yıllarda biraz, ama olanlar için düzenli sağlık kontrolü pek ütopik değil.
      velhasıl slogan güzeldir deyip bitireyim: her cüzdana bir kondom şart :))

  • alican

    diyalektik’teki dia- ikilik degil, ‘arasindan, ortasindan, suresince’ gibi, ingilizcede de ‘through’ manasina gelebilecek bir nevi edattir. dolayisiyla diyalektik oncelikle iliskiye giren eleman sayisini degil, iliskiye giren elemanlarin iliskisinin niteligini belirtir. yazidaki diger fikirlerden bagimsiz olarak ikili iliskiyi bir diyalektige indirgemek ve onun karsisina da coklu iliski fikrini koymak biraz aceleci olmus sanki. saygilarimla.

  • Ibrahim Kilci

    Son paragrafta “Acaba tanımlarımızı mı çok dar tutuyoruz? Lügatımızda böyle bir ilişki tipi yok hani” deniyor. “Eş seçimi”, -renkler ve zevkler tartışılmaz kaidesini andırırcasına- tamamen bireylerin irade serbestisi alanında olan bir konu. Bunu doktrine etme çabası epistemolojik olarak sıfır rakamına tekabül eder. Çünkü “lügatte yok”sa bu, “lügatte yok” anlamınadır. Denirse ki, “e işte, lügatte olsun diye”; bu da tabii olmayan her şey gibi, tepeden inme toplum mühendisliği gibi, kelime duyarı kasmak gibi; yavandır, kıymeti harbiyesi yoktur. Kendimizi açıkgörüşlü hissetmek için “neden vites topuzlarımızı kalorifer kazanı olarak kullanmıyoruz, bu bize ne ara dayatıldı, hadi bunu tartışalım” demenin manası yoktur. Kişilerin keyfi bilir. Kahya değilsek ne mutlu.

    Müslümanlara not: “Poliamori” mevzuu, -‘aşk’ tanımlamanıza göre- sünnet de olabilir, şirk de. Üzerinde ittifak bulunan “poligami” kavramı üzerinden konuşacak olursak; bu, dininizde kadınlar için imkansız, erkekler için de imkansıza yakındır.
    Musevi ve İsevilere not: Ortak metinlerinize göre Eski Ahit’in en temel yasaklarından biri “başkasının hanesinde gözü olmamak” bir diğer deyişle “poliamori”dir.

  • bombom

    yippidiiie bu en güzeliymiş : http://dunya.milliyet.com.tr/dunyadaki-ilk-uclu-evlilik/dunya/detay/1871519/default.htm?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter
    üstelik hem nikahtı kıvırdı zıvırdı, uğraşmıyorlar hem de partisini yapıp tadını çıkarıyorlar! beni bir 3 dakikalığına pek mutlu ettiler, kendileri her daim mutlu olsun!
    bu arada sex of the angels filmini izledim de bana pek tırıvırı geldi, şimdi adına bakınca anladım ki adından belliymiş zaten :)

Bir de bunlar var

sayfa
Cinsel İlişkide Rıza Mefhumu: Anlamak Hiç de O Kadar Zor Değil
mariacarlakucuk
Mariacarla Boscono
astro chart
Aşk Godzillası ve Burcunuza Göre 2013 Sevişme Rehberiniz

Send this to friend