Ev temizliğini yapmaktan da öte, temizliğin organizasyonunu kim yapıyor?

KÜLTÜR

Tuvaleti Kim Temizleyecek?

Bundan birkaç yıl önce eski erkek arkadaşım ile beraber yaşıyorduk. Genel olarak büyük fikir ayrılıklarına düştüğümüz söylenemezdi, fakat özellikle evdeki temizlik ve düzen söz konusu olduğunda kimi zaman şiddetli tartışmalara girdiğimizi iyi anımsıyorum. Aslında kendisi kadın hakları söz konusu olduğunda oldukça hassas, ev işlerinin eşit şekilde paylaşılması gerektiğine hiçbir itirazı olmayan birisiydi. Yemek yapar, masayı hazırlar, toplar, bulaşıkları yıkar, yerleri süpürürdü falan. (Tabii bunların hepsi en başından beri böyle değildi, biraz da zamanla gelişti ve iyileşti.) Öncelikle bu konuda, tanıdığım bazı insanların bu “hayranlık uyandıran davranışlar” karşısında etkilendiğini hatırlıyorum; hatta çevremdeki bazı çift yaşantılarını gördükçe bazen ben de bu bahsettiğim topluluğa dahil oluyordum. Halbuki ne kadar yersiz bir gurur; bahsettiğim bilinç, bir evi paylaşan her insan evladının doğal ve zorunlu olarak sahip olması gereken bir nitelik. Hiç bir kadının evi ne denli güzel temizlediği konusunda övüldüğünü duyuyor musunuz? Bir erkek, arkadaşları arasında kız arkadaşının tuvaleti temizlediğini söyleyerek hava atıyor mudur? Hiç sanmıyorum. Fakat aynı erkek, yemek yaptığı, yerleri süpürdüğü için hava atabiliyor.

 

Bugün Fransız sosyolog Jean-Claude Kaufmann’ın La Trame Conjugale isimli kitabından bölümler okuyordum ve birçok kez üzerine düşünüp tam olarak açıklayamadığım derdimin nihayet ne olduğunu buldum. Bu özellikle yeni kuşak içinde konuşulduğunu duyduğum bir mesele o yüzden belki sizler de aynı dertten muzdaripsinizdir diye yazmaya karar verdim. Kaufmann araştırması sırasında görüştüğü, ev işlerine katkıda bulunan erkeklerin konuşmalarından gurur fışkırdığını, yaptıkları eylemleri “modern kahraman” kişiliği altında ufak abartılarla betimlediklerini gözlemliyor. Nitekim bir kadının da erkek arkadaşı yemek yaptığı, bulaşıkları yıkadığı vs. için ne kadar minnettar olduğunu söylediğini duyabiliyoruz. Fakat neden minnettar oluyoruz ki yahu, neden gurur duyuyoruz?

 

Diğer önemli nokta, ev işlerinin paylaşımının belirlenmesi. Tamam, belki erkekler de ev işlerinin yapılmasına katkıda bulunuyorlar, ama nasıl? Kaufmann araştırmasında tuvaleti temizlemek, sökükleri dikmek, ütü yapmak vs. gibi işlerin %90’ının kadınlar tarafından yapıldığını söylüyor. Halbuki aynı oranı yemek için görmeyebiliyoruz; zira yemek yapmak eğlenceli bir hobi ya da keyif alınan bir aktivite olabiliyorken, tuvalet temizlemeye aynı hevesle yaklaşana henüz rastlamadım. Yani olay, ev işlerine ayrılan saat eşitsizliğinin yanında yapılan ev işinin niteliğinin eşitsizliği olarak da kendini gösteriyor.

 

Kaufmann aynı zamanda ev işine karşı duyulan ve zihinsel bir yükümlülük olan “sorumluluk” eşitsizliğinden de bahsediyor. Yani iki taraf da ev işlerine eşit derecede vakit ayırıyor olsa dahi -ki hali hazırda işler bu noktadan bile uzak- bunun sorumluluğu yine kadının omuzlarına yığılmış durumda. Şunun gibi: Mesela eski erkek arkadaşımın bir kez olsun kendiliğinden, “tuvalet (buraya mutfak, yerler, banyo, vs. gibi değişkenleri koyabilirsiniz) çok pislenmiş, bir tuvaleti temizleyeyim ben,” dediğini duymadım. Yani, bu tarz “sorumlulukları” olduğunu sık sık benim ona hatırlatmam gerekiyordu ve bu da zaman içinde beni otoriter, sürekli şikayet eden ve söylenen birisi kılığına soktu. Beni bu şekilde algıladığını düşünüp bazen üzülüyordum eskiden; fakat şimdi tekrar dönüp baktığımda benim yerimde kim olsa aynısını yapardı diyorum. Evet şikayet ediyordum ve şikayet etmek hakkımdı, çünkü evin düzenini, temizliğini takip eden, hatırlatan, o sorumluluğu duyan kişi olmaktan sıkılıyordum ve yoruluyordum; aradığım şey görünüşte bir eşitlikten daha fazlasıydı.

 

Evi paylaştığınız, sevdiğiniz insandan kimi beklentileriniz oluyor ve bunları kendiliğinden akıl edip yerine getirmesini istiyorsunuz; getirmediğinde ise hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Hayal kırıklığı ifade ediliyor ve pratikte pek bir şeyi değiştirmiyorsa, hayal kırıklığınız bu sorumluluk size yığılmaya devam ettikçe kızgınlığa ve hırçınlığa dönüşüyor. Dışarıdan bakıldığında görünen tablo şu: ev işlerine yardım eden saygılı, yardımsever erkek arkadaş ve nankörlük edip sürekli söylenen kız arkadaş. Halbuki işin aslı bu denli basit bir tabloya indirgenemeyecek kadar derin ve karışık. Eşitlik fikri bir kavram olarak birçoğunun aklına yatıyor ama pratikte ne denli uygulanabilir oluyor? Kaufmann bu mekanizmayı tanımlamak için “tuzak” ifadesini kullanıyor: Yani kadın kendini normalde karşı çıktığı, eleştirdiği bir takım aktiviteleri yaparken buluyor ve kendi kendiyle çelişmeye başladıkça yaptığı aktivite de katlanılmaz hale geliyor. Siz de temizlik yaparken söyleniyor musunuz bazen, kızıyor musunuz? Sebebi bu olabilir.

 

Öte yandan, bahsettiğimiz mekanizmanın sorumlusu olarak yine kadınlar hedef gösterilebiliyor. “Bu erkekleri yetiştiren kişiler anneleri,” gibi bir ifade kullanılıyor bazen. Yani bu yüzden erkeklerin pratikte eşitlik ilkesini gereğince uygulamamasını mazur görmeliyiz gibi bir anlam çıkıyor buradan. Peki bir erkek bu basit sorumluluk bilincini kendi kendine geliştiremiyor mu? Bu noktada Kaufmann, Fransız ekonomist Eric Maurin’in yaptığı çalışmaya atıf yaparak şunu belirtiyor: İşsiz bir erkek partneriyle yaşamaya başladığında tek yaşadığı zamankinden daha az ev işi yaparken, aynı durumdaki işsiz kadın daha fazla yapmaya başlıyor. Yani mesele erkeklerin ev işinin nasıl yapılacağını bilmemesinde falan yatmıyor, istediklerinde bal gibi de yapıyorlar. Ki zaten, söz konusu mesele kuantum fiziği değil, elimize fırçayı alıp tuvaleti ovalamaktan bahsediyoruz. Bir insan için bunun nasıl yapıldığını anlamak ne kadar zor olabilir ki? Haydi diyelim nasıl yapıldığını bilmiyoruz, karşı tarafa sorar öğreniriz, değil mi? Ya da denedikçe nasıl daha iyi yapılabildiğini anlarız. Kadınlar da ev işlerini iyi yapmaya yönelik bir içgüdüyle falan doğmuyorlar.

 

Sonuç olarak, ev işlerine katkıda bulunduğunu düşünen değerli erkek arkadaşlar, eşler; sizleri yaptığınız eylemlerin süresini, niteliğini ve sorumluluğunu karşılaştırmaya ve incelemeye davet ediyorum. Elbette bunu hepimizin yapması gerekiyor; zira ortada birinin, üstelik bu bağlamda sevdiğimiz birinin emeğini, vaktini ve iyi niyetini sömürmek gibi çirkin bir tablo çıkıyor. İster miyiz öyle olmasını? Cevabınız hayırsa, fikir düzeyinde kalmasın, eyleme de geçsin.

 

Peki şimdi, tuvaleti kim temizleyecek?

 

 

 

Ana görsel: Çakmaktaşlar’dan Jetgiller’e hep aynı terane.

Bir de bunlar var

Annesinin Gözbebeği
2016’da Yayınladığımız Tüm Söyleşiler
Serdar Ortaç ve Felsefe

Send this to friend