Şili'li şair, müzisyen, şarkıcı, ressam, işlemeci, direnişçi, Violeta Parra'nın şiirleri, şarkıları, resimleri, işlemeleri, direnişi

SANAT

Teşekkürler Hayat, Bana Çok Şey Verdin

Violeta Parra’yı duydunuz mu?

 

Benim duyduğum en ruha dokunan melodilerin sahibi; hislerin, ideallerin ve sesin lisanı olmadığının bir kanıtı Parra’yı duydunuz mu? Duyduk duymadık demeyin, Violeta Parra diye birisi var. (vikipedde gördüm)

 

Şimdi azıcık utanç verici bişey söylemeye hazırlanıyorum. Yirminci yüzyılın en önemli sanatçılarından sayılan Şili’li müzisyen ve sanatçı Parra’yı ilk olarak Şili’li/Alman Minimal Teknocu, elektronik müzik ortamının en bilinen isimlerinden Ricardo Villalobos’un bir setinde duymuştum. Daha sonra, koroner arterimi avcunda hamur gibi yuvarlayıp sarı bir toprağa bulayan bu sesi, (Burada sevgili dostum Ferda Anıl Çapkın bana doğru dönüp: ‘İNCİL ÇEVİRİSİ Mİ YAPIYORSUN EDA?’ diye soruyor.) çevremde kim var kim yoksa onlarla paylaşmıştım ve Parra’nın bizde kime tezahür ettiğinin bir yanıtını aramıştım.

 

Bunu bazen yapabiliyoruz, oranın hatırasına dair bir şeyin getirip buranın hatırasında sağlamasını yapmaya çalışıyoruz. Çok nadiren kafamızda cuk oturan benzerlikler keşfediyoruz fakat genellikle bunu yapmaya çalışmak orayı anlayışımızda minik kurtçuk delikleri açıyor. Çünkü Violeta Parra’yı toprağından, doğduğu San Carlos’tan, müzisyen ailesinden, doğum yılının yaklaşık 200 yıl gerisinde gelişmişlikteki köyünden ve içinde yaşadığı toplumun bilgeliği yücelten bir toplum olmasından koparıp değerlendirmek çok zor. Sanki Parra’yı doğuran Müzik öğretmeni babası ve çiftçi annesi değil… Onu ortaya çıkaran şey; yıldızların dizilişi gibi, o tarihte o coğrafyanın dertlerine doğmuş olağanüstü bir müzisyen olması.

 

Parra 1917’de doğduğunda iç savaştan yeni çıkmış, devrim yaşamış bir ülkenin fakir kırsalına gözlerini açmış. 20’lerde Marksist İdeoloji’nin güç kazandığı Şili’de sanatçı ve politik bir ailenin parçasıymış. Yoksulluğunu her şeyle birlikte on kardeşiyle paylaşan küçük Violeta, henüz 7 yaşındayken babasının evden çıkarken dolaba kilitlediği gitarını, anahtarın yerini gözetleyip dolaptan çıkarmaya, babasından öğrendiği şekilde tutarak çalmaya başlamış.

 

Daha sonra gitarı elinden pek bırakmamış. Bir kaynakta onun için ‘Gitarını elinde, modernite öncesi Şili’nin ruhunu taşır gibi taşırdı.’ deniyor. (Açmışsın Vikipedyayı çeviriyosun denecek diye ödüm koptuğundan Academia.org’dan makale indirdiğim umarım kayıtlara geçti?)

 

Babası, Violeta 11 yaşındayken öldüğünde kardeşleriyle beraber sokakta/ yerel sirklerde şarkı söyleyip para kazanmaya başlamış. 12 yaşında yaptığı mükkemmel bir bestenin sözleri aşağıda;

 

En iyisi okuldan hiç bahsetmemek.

Tüm kalbimle ondan nefret ediyorum.

Ve gitarı sevmeye başlıyorum.

Birisi bir partiden bashederken bile,

Yeni bir şarkı öğreniveriyorum.

 

Parra’nın hayatı film de yapılmış merak eden izleyebilir. Ben izleyecekken yönetmenle yapılan bir röportajı okuyup kendisinin filmden memnun olmadığını öğrendim. Yine de imdb puanı 7,2 olduğundan belki yönetmenin sanatçı kaprisidir diyerek izlenecekler listeme aldım. Yönetmenin de belirttiği gibi Parra’nın biyografisini 90-100 dakikaya veyahut da böyle bir yazıya sığdırmaya çalışmak zor. Deniyoruz.

 

Ailesinin geri kalanı özellikle ağabeyi Vicanor ‘anti-şiir’ deyimini Şili’de yerleştiren bir şair. Violeta 15 yaşında barlarda ve lokal salonlarda kardeşi Hilda’yla birlikte şarkı söylemeye başlamış. 21 yaşında evlenmiş ancak -zamanın şartlarında- evliliği yürütememiş.

 

Ona iki kız çocuğu veren bu evlilikten sonra Şili’nin en kırsal yerlerinde halk türkülerini toplamak için bir kaç yıl sürecek bir yolculuğa çıkmış. Parra için, ‘kendini Şili’ye kişisel olarak borçlu hissettiği’ ve içinde doymayan bir keşfetme isteği olduğu söyleniyor. Köylerden döndüğünde elinde bir kısmı kayıtlı 3,000’in üzerinde halk türküsü varmış. Bu türküleri ‘Şili Folklor Türküleri’ isimli bir kitapta yayınlamış ve sonrasında Paris’te de ‘Köylü Şarkılar’ diye bir albüm kaydetmiş.  Bu kaydı yaptığı dönemde kızlarından birinin ölüm haberini almış ancak çok ağır bir yasla karşıladığı bu haberi aldıktan sonra iki yıl ülkesine dönmemiş.

 

Parra’yı kimileri egzantrik bir sanatçı, kimileri de tüm yaşamını davaya adamış bir komünist parti üyesi diye tanımlıyor. Kızının ölümünden sonra cenazeye gitmemiş olmasını çok eleştiren kişiler var. Violeta Parra için neyin ön planda olduğu üzerine bir sürü spekülasyon ve kaynak var. Bazı kaynaklar Violeta’nın her şeyden önce çok iyi bir anne olduğunu, şöhrettense evlatlarını önemsediğini söylüyor, bazı yerlerde davaya kendini yeterince adamadığı için eleştiriliyor. Sanki Parra herkesin dehasından bir lokma istediği insanlardan birisiymiş. Üstüne bu tür fikirler yürütülmesi herhalde bu yüzden. Dünyadaki 50 yılında hem kahkahalarla gülmüş hem iç parçalarcasına ağlamış. Kendisinden tutkunun esiri diye de ‘şıpsevdinin biri’ diye de bahsediliyor. Oğluna intihar planlarını anlattığı ve kendini öldürmeden önce bir kaç kere de teşebbüste bulunduğu hakkında anlatılanlar arasında.

 

Araştırıp arşivlediklerinden yeni kayıtlar yaratıyor, kırsaldan topladığı şarkıları ve kendi şiir-şarkılarını söylediği konserlerde yaptığı heykeller ve resimleri de sahneye dağıtıyormuş. Bu heykellere ‘benim tellerim’ diyor, müziğinin görselleşmiş hali olduklarını söylüyormuş. Aşağıda Parra’nın Arpillera’larından bir kaç tanesini sonra da en bilinen şarkısını bulacaksınız. (Yazı konusu: Arpillera Latin Amerika’da kadınların Kendir Bezine işledikleri renkli desenlere deniyormuş. Pinochet diktatörlüğü zamanı Şili’de kadınların politik fikirlerini yansıttıkları, erkin tahkikinden kaçan ve mali getirisi olan bir çeşit ‘direniş yöntemi’ne dönüşmüş.)

 

6871

67

violetaparra-400x600

 

(nedense buraya koyduğum şarkı vidyolarını dinlemiyosunuz gibi geldi bi an. Lütfen dinleyin :/)

 

Bu yazı ne kadar zamandır taslakların içinde ve kaç kere açılıp kapandı sayısını unuttum sevgili 5Harfliler. Çünkü Parra’yı ne zaman araştırsam karşıma mutlaka bahsedilmesi gereken başka bir şey çıkıyor. Pablo Neruda ile tanışmaları, Neruda’nın Parra’ya yazdığı şiir, dinledikçe vuran bir melodi, Louvre Müzesi’nde işleri sergilenen ilk Latin Amerika’lı sanatçı oluşu, aşkları filan derken işin içinden çıkamayacağımı anlayıp hayal kırıklığıyla kapatıyordum çünkü Violeta’nın hayatı baştan sonra üretim/yaratım ve mücadele ile geçmiş. Neyse neticede ‘Müziği kalbimizi sarı bir hamura bulayan’ bu üretken sanatçıyı romantize etmeyeceksem neyi edeyim diye düşündüm. İnsanın ürettikçe çoğaldığı mı tükendiği mi bilinemiyor ancak bunca ‘taşma’ların içinde bir miktar talihsizlik de taşıdığını en azından hissedebiliyoruz. İntiharından bir süre önce verdiği bir röportajda ‘içimde bir şey eksik.’ demiş, ‘o şeyi arıyor ve bulamıyorum. Fakat onunla hiç bir zaman yüzyüze gelemeyeceğimi biliyorum’.

 

Violeta Parra’nın yukarıda dinlemiş olduğunuz şarkısının sözlerinin İngilizce’den çevirisi şöyle:

 

Teşekkürler hayat, bana çok şey verdin

Bana iki göz verdin ki onları açtığımda

Kusursuzca ayırdedebiliyorum, siyahı beyazdan

Ve yukardaki göğün yıldızlı zeminini,

Ve kalabalıkların içinden sevdiğimi.

 

Bağışlayan hayat, Teşekkür ederim.

Bana verdiğin kulaklar tüm boyutlarıyla,

Kaydediyor -gece gündüz- cırcır böceklerini ve kanaryaları,

Çekiçlerin, türbinlerin, tuğlaların ve fırtınaların,

Ve sevgilimin şefkatli sesini.

 

Teşekkürler hayat, bana çok şey verdin.

Bana sesi ve alfabeyi verdin.

Ve o sözlerle istediğimi söyleyebiliyorum;

kim ‘anne’, ‘dost’, ‘kardeş’ ve nedir parlayan bir ışık,

Ve aşkın ruhun kökünden geldiğini.

 

Teşekkürler hayat, bana çok şey veren,

Yorgun ayaklarımla yürüyebilme yetisini de verdi bana.

Onlarla şehirleri ve su birikintilerini teptim 

Vadiler ve çöller, dağlar ve ovalar.

Ve senin evini, senin sokağını ve senin avlunu.

 

Teşekkürler hayat, bana çok şey veren

Bana bir kalp verdi; tüm bedenimi ürperten,

İnsan aklının meyvesini gördüğümde,

İyinin kötüden ne kadar uzak olduğunu, 

Senin gözlerinin berraklığıyla…

 

Teşekkürler hayat, bana çok şey veren

Bana kahkahayı ve hasreti verdi.

Onlarla mutluluk ve acıyı ayırdediyorum.

Şarkılarımı yapan.

Ve senin şarkını da, çünkü aynı şarkımız.

Ve herkesin şarkısı; benim asıl şarkım.

 

Parra’nın ‘Herkesin şarkısı benim şarkım.’ deyişini kendisiyle yapılmış bir röportajla tamamlayalım:

 

Madeleine: Violeta, sen bir şair, müzisyen, işlemeci ve ressamsın. Bu ifade yöntemlerinden birini seçmen gerekse bu hangisi olurdu?

Violeta:  Ben insanlarla olmayı tercih ederdim.  Bana bunların hepsini yaptıran zaten ‘insanlar’. [1] 

 

[1] A 1965’te, İsviçre’de Parra’yla Louvre müzesindeki başarı üzerine yapılmış bir röportajdan 

 

Bir de bunlar var:

Parra’nın kız kardeşiyle yapılmış bir röportaj (ing)

Las últimas composiciones isimli albümün arka kapağı

Parra’nın ‘Kara Düğün’ isimli şarkısı için Sanatçı Madalena Lobao Tello tarafından yapılmış bir resim.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YYunanistan’ın Yeni ‘First Leydi’si Ne Giymeli?
Yunanistan’ın Yeni ‘First Leydi’si Ne Giymeli?

Yunanistan'da Alexis Tsipras yönetiminde yeni bir kemer sıkma karşıtı parti yönetimde. E popüler atasözünün dediği gibi "bütün büyük adamların arkasında büyük bir kadın vardır."

TARİH

YSenin için düşündüğüm çiçekleri bulmak çok zor
Senin için düşündüğüm çiçekleri bulmak çok zor

Frida Kahlo'dan dostu ve meslektaşı O'Keeffe'e, endişe, destek ve aşk dolu bir mektup

SANAT

YMüzik Şemsiyesi – 3
Müzik Şemsiyesi – 3

Bu bölümde yönetmen John Cassavetes'in 'Etki Altında bir Kadın'ından bahsedecek ve müzisyen Harwood'un film için yapmış olduğu ana temayı dinleyeceğiz sayın Müzik Şemsiyesi severler...

Bir de bunlar var

Çöpten Kurtarılan Kült Filmler
Terk Edilmişliğin Pornosu
Yeşilçam’da “Kadın”

Send this to friend