Tati, üzerine oturulan kusursuz sandalyelerin kusurlu popolarımızı acıttığı gri ve mükemmel bir dünya tasarlıyor.

SANAT

Tesadüf Sevmeyen Kentler (Oyunun Vakti Olur mu?)

Göz hakkıyla yetinmeyenlerin en yakın iki dostu resmi farklı kaydet opsiyonu ve ekran görüntüsü al tuşudur. Bazen yönetmenlerin film izlerken bizden farklı nelere dikkat ettiklerini veya film izlemenin onlar için ne kadar daha zor olabileceğini düşünürüm. (kim düşünmez ki?) Mesela ben mimarım, benim mesleki deformasyonum bazen bir mekana girdiğimde arkadaşlarımı ilk etapta dinlemeyi zorlaştırabiliyor. Mekanda kullanılan malzemeye/bitişlere filan hakim olduğuma tamamen inandıktan sonra dönüş yolunu anlatmakta olan arkadaşımı ‘hele bi anlat vizeyi nasıl aldın?’ diye hikayenin en başına döndürdüğüm oluyor. İşte filmleri izlerken de filmin en can alıcı kırılma noktasında ‘tı-heyallaım şu taş basamağı ahşaba şu profille bağlamak insanın aklının ucundan geçmez!’ diyerek Command+Shift+3+filmin keyfini kaçırma tuşlarına basmak zorunda kalabiliyorum. Aslında tamamen ilgi alanım olduğu için yaptığım bir şey ama zaman zaman yeri geldiğinde bu kareler müşterilere yapılacak sunumların içine de sızabiliyor.
Ne var ki bu ekran görüntüsü kareleri, bazen öyle kolay kolay her müşterinin sunumuna koyulacak kareler olmayabiliyor. Aşağıda bu tip karelerden bir kaç tanesini diziyorum:

 

Salò, or the 120 Days of Sodom

Zemin deseninde aşağı yukarı bu tip bir hareket düşündük Kamil Bey. Bu resimde tam belli olmuyor, aşağıdaki biraz daha ANLATICI bir görsel:

 

tumblr_mk26auOdQR1r6rjufo1_500

 

O deseni beğenmediniz mi? Seçtiğimiz taşın suyunu aşağıdaki gibi şaşırtmalı şekilde dizebiliriz de… Acılara boğulmuş kadını lütfen görmezden gelin:
point blank1

 

Duvar kaplaması için pileli demontabl paneller düşünüyoruz: 

il conformista

 

Giriş alanına bank koyalım demiştiniz, şu pantalonlu kartalın arkasındaki bankla ilgili ne düşünürsünüz?

il conformista2

 

Kamil Bey, aşağıdaki ekran görüntüsünü n’için aldığımı tam olarak hatırlayamıyorum ama aşağıdaki mekana genel olarak bir göz gezdirmekte fayda var, mekan çok tatlı…

Screen Shot 2013-04-26 at 11.19.09 AM

 

İşte, filmleri bu gözle izlemeye başlayınca insan farkediyor ki mekanların karakterlerden yer yer daha çok önem kazandığı bir sürü film var. Özellikle ütopya filmlerinde, bilim kurgularda ve işini iyi yapan sanat yönetmenlerinin olduğu Bertolucci’nin Il Conformista’sı ve Godard’ın Le Mepris’si gibi filmlerde bazen mekanlar karakterleri aşıp başrole oturuyor. 2001: A Space Odyssey‘de de mekanın anlatı üzerinde muazzam tesirleri muvcuttu.

 

Bunları, mekanın başrole yaklaştığı değil de başrolü sahiplendiği bir filmden bahsetmek istediğim için anlattım. Jaques Tati’nin PlayTime’ında başrol oyuncusu; Paris’in geleceği olarak tasarlanmış şehir; şehrin içindeki tüm binalar, binaların içindeki tüm koridorlar, odalar, holler, galeriler, masalar ve sandalyelerin tümünden oluşan bir ana karakter. Şehirdeki, yani filmdeki insanlarsa, sanki bir organizmanın organları, hatta bir makinenin parçaları gibi bu hikayenin işlemesini sağlayan yan karakterler. Film setini yapmak için Tati’nin yüz işçilik bir ekip ve kendi elektrik santralini kurması gerekmiş. Sanat yönetmeni Eugène Roman, filmin arka planında görünen Tativille yani Tatişehir olarak bilinen şehri ve iç mekanları tasarlamış. Film yüksek bütçeli yapımı ve üç yıla yayılan inşaatı ve bütçenin tüketilip tüketilip borç-harçla çekime devam edilmesiyle de ünlüymüş.

 

tati-ville-4 2005_01_playtime

 

Tati, şehri kurarken modern mimari fikirlerinin galip geldiği bir ütopya kurguluyor. Paris’te bugünün Paris’ine dair neredeyse hiç bir ipucunun bulunmadığı, kocaman, büyük pencereli, çelik konstrüksiyonlu modern binalardan oluşan, monokrom dünyasında Corbusierlerin Mieslerin yücelttiği kavramların vücuda geldiği, bu kavramların stile dönüştürüldüğü; pilotiler üzerinde duran bir apartman binasının bir iş merkezinden, bir iş merkezinin fuar alanından, fuar alanının otelden ayrılamaz olduğu bu büyük şehir ütopyasında yaşayan insanların çaresizliği ve bu çaresizliğin gülünçlüğü filmin merkezine oturuyor. Playtime, tüm ütopyacıların hayal ettiği sistemlerin ortak özelliği olan ‘düzen’ beklentisinin tamamıyla karşılanması durumunda, örneğin mekanların insan hayatını kolaylaştırma imkanı olup olmayacağını baş karakteri olan kent üzerinden tartışıyor. Bu kent tesadüfleri sevmiyor. Bu kentte her şey düşünülmüş.

 

Film Tativille için tasarlanmış Paris Havaalanı’nda durağan bir şekilde açılıyor. Gişeleri ve turnikeleri görüp de anonsları duyana kadar bu mekanın havaalanı olduğunu anlamak neredeyse mümkün değil. Yönetmen izleyiciyi içine aldığı her binayı ilk etapta işlevinden bağımsız olarak göstererek sanki görsel bir alışma süreci yaratıyor. Kameranın takip ettiği kişilerin büyük bir kısmı turist. Bu turistleri ait olmadıkları şehir merkezine otobüslerle yollarken izleyiciye ilk olarak hemen her Avrupa şehrinde benzer özellikler gösteren gri otoyolu, elektrik direklerini izletiyor ve sonunda karakterleri modern Paris Ütopyasına gönderiyor. Turistler şehrin içine dağılıp ne idüğü belirsiz bazı binalarda, fuar alanlarında, birbirinin aynı kioskların etrafında dolanıyor. Bugünün (daha doğrusu o günün) Paris’inden geriye yalnızca turistlerden biri koca bir binaya girerken cam kapının açılmasıyla kapıya yansıyan Eiffel Kulesi kalmış.

 

playtime

 

Yine buna benzer bir sahnede, bir seyahat acentasının pencerelerinde anlıyoruz ki ütopyanın galibiyeti dünya çapında. Paris’i Stockholm’dan, Stockholm’u Meksika’dan ayırmak pek de mümkün değil.

 

Play-time-tour-posters

 

Tativille’in kurduğu şehir mekanizmasında oluşan aksaklıklarsa, tamamıyla biz şapşal insanlardan kaynaklanıyor. Oysa ütopya ulaşabileceği en nihai noktaya ulaşmış. Binalarda gereksiz denilebilecek detaylar yok, ofisler arasında mekanizmanın en yüksek noktasında çalışan ‘büyük patron’lar haricinde fark edilir ayrımlar bulunmuyor. Ancak kusursuz benzerlik ve simetriden sebep; insanlar (bu durumda Tati’nin canlandırdığı Hulot isimli karakter), mekanda gitmek istediği yere bir türlü ulaşamayan, köşeli yatağında bir türlü nasıl yatması gerektiğini bilemeyen, yürüyen merdivenden inerken kafası karışan ve aklı yukarda kalan, şirket patronlarıyla veya her hangi bir iş adamıyla görüşmeye çalışıp bir türlü görüşemeyen; yani sanki bir organizmanın damarlarında nereye akacağını bilemeyen alyuvarlara dönüşüyor. Sistemin işleyişindeki sektelerin sebeplerini sıralarken akla mekanların büyüklüğü, göz korkutucu mükemmelliği, insanla anlaşmayı reddeden tür bir karmaşıklığının yanı sıra izleyicinin sempati kurması nispeten daha mümkün filmdeki insanların hiç birinin mekanlarda rahatlıkla salınamayışını saymak da mümkün. Tati, üzerine oturulan kusursuz sandalyelerin kusurlu popolarımızı acıttığı gri ve mükemmel bir dünya tasarlıyor.

 

Filmin bir sahnesinde, Barbara isimli turistin şehirde dolaşırken kendi kafasındaki Paris tanımı olan sokak çiçekçisinin fotoğrafını ısrarla çekmeye çalışıp bir türlü doğru kareyi yakalayamaması Jacques Tati’nin tüm mekanlarda yaratmış olduğu mükemmelliğin sanki bir sembolü. Yapmak istediğini bir türlü yapamayan insanlar, girmek istedikleri odalara cam kapılardan dolayı bir türlü ulaşamayan ziyaretçiler, mükemmel mekanların muhalefetiyle defalarca karşılaşan ancak yılmadan tekrar deneyen bu kişiler filmde yalnızca güldürü unsuru olmakla kalmıyor… Bir sahnede içinde bulunduğu ofis bölmelerinden oluşan labirenti anlayabilmek için üst kata çıkıp mekana hakimiyet kurmak isteyen, kıyafeti ofiste çalışanlarınkinden bir nebze farklı Hulot’ya gülerken, aslında tanıdığımız bazı mükemmel mekanların bizde yarattığı o yabancılaşma hissiyle de gülüyoruz.

 

playtimetati

 

Jacques Tati’nin karikatürize ettiği bu ütopyanın elbette tüm ütopyalar gibi sihirli ve çekici yanları var. Bu sihrin büyük bölümü izleyicide yarattığı ‘o mekanın içinde olmak’ isteği. O mekan vitrin gibi içi görünen bir salon veya sandalyenizi az arkaya ittiğinizde arkanızdaki sandalyeye çarpacağınız katı planlı bir restoran olsa da… Tati’nin filmin sonunda yaptığı neşeli ve kademeli yıkım da insanların ilk kez biraz olsun kendilerini kaybettikleri, içmeye başladıkları, ‘insanlaştıkları’ böyle bir restoranda oluyor. Restoran her ne kadar yersiz davranışlara meydan bırakmamaya çalışsa da kaos ya da insan doğası modern ütopyaya karşı sanki bir anlığına galip geliyor. Tati’nin Playtime’ı evet, bir ütopya komedisi. Ancak ertesi gün baş ağrısıyla uyanıp cam bölmesinde çalışmaya devam edecek olan bir kısmımızı o kadar da çok güldürmeyebilir.

 

Play-time-cars-11

 

Not: Baştaki görüntülerin hangi filmlere ait olduğunu anlamak için resimlerin üstüne tıklayınız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ECİNNİLİK

YYunanistan’ın Yeni ‘First Leydi’si Ne Giymeli?
Yunanistan’ın Yeni ‘First Leydi’si Ne Giymeli?

Yunanistan'da Alexis Tsipras yönetiminde yeni bir kemer sıkma karşıtı parti yönetimde. E popüler atasözünün dediği gibi "bütün büyük adamların arkasında büyük bir kadın vardır."

TARİH

YSenin için düşündüğüm çiçekleri bulmak çok zor
Senin için düşündüğüm çiçekleri bulmak çok zor

Frida Kahlo'dan dostu ve meslektaşı O'Keeffe'e, endişe, destek ve aşk dolu bir mektup

SANAT

YMüzik Şemsiyesi – 3
Müzik Şemsiyesi – 3

Bu bölümde yönetmen John Cassavetes'in 'Etki Altında bir Kadın'ından bahsedecek ve müzisyen Harwood'un film için yapmış olduğu ana temayı dinleyeceğiz sayın Müzik Şemsiyesi severler...

Bir de bunlar var

“Şiir Çıkmazda Çünkü İnsan Çıkmazda”
Zafer Hanım’ın Vatan Aşkı
Kâbil Sokaklarında Zırhlı Bir Kadın ve Sekiz Dakika

Send this to friend