‘Tesettürlüler illa babaanne kıyafeti giyecek diye bir şey yok’

2011 senesinde 20 yaşında Şüşütown adlı kendi giyim markasını kurmuş, ödüller almış olan Şüheda Aydın’la röportaj yaptım. Ağustos ayında ‘korsan tesettür, caiz tesettür’ tartışmasının alev almasının ardından moda ve tesettürün buluştuğu ve çakıştığı noktalar hakkında sohbet edelim dedim…


Biraz Şüşütown’dan ve bu işe nasıl girdiğinden bahseder misin?

 

Şüşütown’a başlayalı 2 yılı geçti. Şallarla başladım. O zamanlar ipek şallar çok popüler olmuştu, herkeste böyle düz renk, ipek şallar vardı, dikkatinizi çekmiştir. Ben kendime, desenli, yani bunlar gibi (foto) ve pamuklu–biraz daha rahat oluyor, ipekler biraz daraltabiliyor insanı–kendime işte üç beş parça yapmıştım kumaşları alıp kesip. Ben onları takıp, resim çekip paylaştıkça insanlar sormaya başladı nereden aldınız diye. Dedim bunu ben kendime yaptım, bir tane var başka yok. Çok talep olunca anneme dedim, bari birkaç tane yapalım da arkadaşlarıma en azından hediye edeyim. Annem de girişimci ruhludur, ticaretle uğraşıyor, yapıp satalım dedik, nereye varacağını tahmin etmedik. Kumaşçıya gittik, ilk başta desen tasarlamadım. Hazır kumaşları aldık yine benim kendime yaptığım gibi sadece kenarlarını yaptırdık. Bir de küçük etiket bastırdım. Hala o etiketi kullanıyorum hatırası da olduğu için. Fotoğraflarını çekip internette paylaştık ve şok olduk. Annemle bir bakıyoruz 1000 tık almış, inanamıyoruz. Tamamen çevrenin paylaşmasıyla olan bir şey. Sonra 2000 olmuş, 3000 olmuş, o gece şoktan öldük. Öyle başladı. Ondan sonra talep de devam ettikçe ürünler çoğalmaya başladı.

 

Ben daha sonra eğitimler almaya başladım. Önceden çizim yapıyordum ama sadece yağlıboya yapıyordum. Elle tasarım, vs. hiç yapmamıştım. Bu iş eğer yürüyecekse boş yürümeyeyim, eğitimini de alayım dedim. Küçüğüm de zaten. Bir de eğitim aşığı bir insanım, öğrenci olmayı çok seviyorum. Moda eğitimlerine de iş başladıktan sonra başladım. Şu ana kadar 7-8 koleksiyon oldu küçüklü büyüklü.

 

Öyle bir talep görmek müthiş olsa gerek. Piyasada yok yani?

 

Evet, aynen, o boşluğu ben farkında olmadan doldurdum. Çünkü benim ihtiyacım olan bir üründü zaten. Demek ki benim ihtiyacım varsa herkesin ihtiyacı varmış. Hatta şunu diyebiliyorum rahatça, ilk desenli başımızı örtebileceğimiz ebatta şalları ben satışa çıkardım. Çünkü desenli şallar vardı ama ya iç gösteriyordu, ya da başımızı örtmeye ebadı yetmiyordu.

 

Peki bu tarzın adına ne diyorsun mesela? Özellikle bu şekilde sarmaya?

 

Herhangi bir ismi yok. Bugün kolye vs. takmadığım için şalımı böyle önden yaptım biraz renk versin diye. Genelde arkadan da bağlayabiliyorum. Gündelik olunca genelde arkadan bağlıyorum, daha rahat olsun diye. Rüzgardı vs. iğne takıyorum ama rahat olmuyor yine de. Arkadan bağlayınca hemen tıkır tıkır…

 

Amerika’da ve Ortadoğu’da çok fazla bağlama çeşidi var. Türkiye’de çok daha az. Neden?

 

Yeni yeni insanlar kendilerine göre değişik bağlama çeşitleri buluyorlar. Havaya göre, güne göre, o gün giydiği şeye göre. Ama Türkiye’de belli kalıplar var ve onlara alışmışız gibi. Genelde Türkiye’de ne popüler oluyorsa herkes öyle bağlıyor. Mesela Amerika’da genelde başa dolama şeklinde yaparlar, ben de arada öyle yapıyorum. Ama çok rahat etmediğimden öyle kullanmıyorum. Ve alışılmadık olduğu için…

 

Tepki çekiyor mu?

 

Yok tepki çekmiyor, insanların hoşuna gidiyor aslında. Öyle resim paylaşınca insanlar ‘daha örtülü’ gözüyle bakıyor. Ben genelde, kendi açımdan söyleyeyim, dikkat ediyorum bonemden saçım gözükmesin, resimlerde çıkmasın diye. Rüzgarda açılmasın diye iğne takıyorum. İnsanlar örtülüler içinde de örtülü kriterlerini görüyor, ona göre davranıyor. Böyle bağlayınca sıkı sıkı bağlamış oluyorsun. Biraz dağınık bir görüntü oluyor ama sanki daha takvalı mı denir bilmiyorum, dahası oluyor yani. Mesela öyle resimleri paylaştığımda hep güzel yorumlar geliyor. Çok şükür bana hiç kötü yorum gelmedi tesettürümle ilgili.

 

Kötü tesettür ne sence?

 

Kötü tesettürün kriterini ben belirleyemem ama şöyle söyleyebilirim: belli kurallar var dinde. Eğer tesettüre girdim diyorsan o kuralların içinde davranman lazım. Ama ‘ben böyle örtünüyorum’ diyenlere de hiçbir şey diyemezsin. Bu kesinlikle tesettürün son halidir de diyemezsin. Ben kendim için de diyemem. Şu an tamam her yerim kapalı olabilir ama her şeyin dahası var dediğim gibi. Mesela bu ara popüler kültürle beraber şalların içine bone takılmıyor, saçları gözüküyor kızların. Bu moda oldu şimdi de başımıza. Sürekli yeni modalar çıkıyor. Ben onu yanlış buluyorum. Çünkü sen zaten İslam’ın emrine uyup başını örtüyorsun, e o zaman saçını gösterme de tam olsun. Boş yere niye örtünüyorsun o zaman? En azından insanlara kötü örnek olmazsın. Ama tabii ki kimseye karışamazsın. Herkesin örtünme sınırı bellidir. Ben ancak bu kadarını yapabiliyorum diyene de bir şey diyemezsin.

 

 

suheda4

 

 

Sence neden öyle yapmayı tercih ediyorlar? Muhtemelen camiada beğenilmeyen, tasvip edilmeyecek, kötü tesettür olarak algılanacak bir tarz ama ona rağmen bu şekilde giyiyor olmalarının, biraz saç gösteriyor olmalarının sebebi var mı sence?

 

Aslında kötü algılanması kesimine göre değişir. Mesela daha muhafazakar olan kesim bunu kötü görüyor. Ama biraz daha, ne desem modern mi desem, yanlış kelime kullanmak istemiyorum… Moda geliştikçe, ben kendi işim olduğu için çamur da atmak istemiyorum aslında, modaya göre değişiyor. Mesela çok dindar kesim kesinlikle kötü görüyor ama mesela annesi de öyle geleneksel örtünen var (Anadolu kadını stili diye bilinen) O geleneksel şeyden kalma bir etki de olabilir. Ya da tamamen daha güzel görünmek, moda için de olabilir. Bilmiyorum hangi kişiler hangi fikirle örtünüyor.

 

Ama öyle bir trend var?

 

Evet öyle bir trend de var. Ama benim fikrime göre tesettür asla modaya uymaz. Moda tesettüre uyar. Moda böyle bağlamak diye ben öyle bağlayamam. Sınırlarım belli, ben ona göre bağlarım. Kendi hayatımda da tasarımlarımda da bunu sürdürmeye çalışıyorum. Bir de o biraz bilinçle ilgili. Bu konuda çok duyarlı olmayan modaya daha çok kayabilir, tesettürü modaya uygulayabilir. Mesela çok görüyoruz etrafta, dar paça pantolon, hatta tayt giyen tesettürlüler… Mini etek giy daha iyi bence. Tesettüre giriyorsan bunu giymeyeceksin.

 

Taytın üstüne uzun tunik mesela?

 

E taytın üstüne uzun tunik en fazla dize kadar olur.

 

Senin bir tasarımın vardı. Bir yelek, bileklerin biraz üstüne kadar geliyordu. Mesela onu taytla giysen, o olur mu?

 

Bence o da olmaz. Çünkü o yeleğin önü açık olduğu için sonuçta yine ön kısım açıkta kalıyor. Benim mesela hiç dar paça pantolonum yok. Ama en darlarında bile bacağıma yapışmamasına dikkat ederim. Tamam moda dar paça, çok şık da duruyor bence, bayılıyorum ama tesettürlü bir insan onu tercih etmemeli. Elinde moda olan başka şeyler de var, bol paça moda mesela şu an. O yüzden biraz kendinden, tesettüründen ödün vermek olarak görüyorum bu tür giyimleri.

 

Narin Yelek

Narin Yelek

 

Ekose Panço

Ekose Panço

 

 

Vuslat dergisinin Ağustos 2013 sayısı tesettüre ayrılmıştı. Konusu da caiz tesettür, korsan tesettürdü. Pek çok kadın ve erkek yazarın tesettürle ilgili fikirleri var. Ama özellikle moda ve tesettürle ilgili çok eleştirel yaklaştıkları bir sayı bütünüyle. Bunun içinde Ayşe Böhürler var, Abdurrahman Dilipak var. Her biri kendi sınırını çiziyor aslında. Ama hem sınır çiziyor hem de tesettürün nasıl olması gerektiğiyle ilgili şablonlar çıkarmışlar ve benim anladığım kadarıyla genel yargı tesettürle modanın bir arada gidemeyeceği.

 

İşte ben bunun tam tersini düşünüyorum. Modayı şeytanlaştırmamak gerekiyor. Modanın iyi taraflarını alabilirsin. O zaman teknolojiyi de şeytanlaştıralım, teknolojiyle de çok büyük günahlar işleyebilirsin.

 

Ben desenlere, stile, renge çok önem veriyorum. Diyelim bu yıl bordo ve yeşil çok moda, bundan dar paça pantolon yapmak zorunda değilim. Bir etek de yapabilirim. Sonuçta tesettürlüler illa babaanne kıyafeti giyecek diye bir şey yok. Tesettür sınırları içerisinde gayet modaya uygun şeyler giyilebilir. Modaya uygun değil de, şık şeyler giyebilirler. İlla moda o yıl pembe diye pembe yapılacak diye bir şey de yok aslında. Ben mesela sezon trendlerinde hep desene bakarım.

 

Modayı şeytanlaştırıyorlar dedim ya. Mesela bu yıl maksi etekler moda ama insanlar etrafta dar paçalı pantolon görüyorsa ona moda diyorlar. Halbuki o sezon dar paça moda değil. Direkt kötü olan şeye moda diyorlar; kötü olan her şeye moda diyorlar. Halbuki modada her şeyi bulabiliriz ve kendimize göre olanları seçebiliriz. Şu an moda devleri bile her koleksiyonlarında tesettürlü ürünler çıkarıyor. Gayet uzun kollu elbiseler, trençkotlar her büyük markada hemen hemen var. Hatta şu an kızların giydiklerinden daha tesettürlü şeyler var yani. Moda derken ne kastettikleri de önemli. Ne moda? Ona bakarsan şu içecek de moda. Bir kitap da moda oluyor, herkes onu okuyor mesela. Kötü bir şey değil. Yeni demek… O ara insanları ne mutlu ediyorsa moda o açıkçası. O yüzden tesettürde de modayı komple değil de, demin bahsettiğim gibi, sınırları içerisinde hangi doneleri kullanacağına göre değerlendirmeli.

 

suheda1-k-b

 

Anladığım kadarıyla tevazu çok kilit bir kelime tesettürde. Bir kadının tevazu ile giyinmesi çok önemli. Ama değişik tanımları, geniş sınırları olabilir. Dergideki yazarlardan biri diyor ki ‘kendine dikkat çekmek tesettürlü bir kadın için olmaması gereken bir şeydir’. Az önce varaklı desenler, renkler, biz bunları özgürce kullanabilmeliyiz dedin ya, bir kısmı da diyor ki dikkat çekici kıyafetler tesettürlü bir kadının giymemesi gereken şeylerdir. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

 

Bunun da bir sınırı var. Tamamen desene boğulmuş bir elbise değil de, belli yerlerde belli detaylarda kullanabilirsin. Ben zaten genellikle, kendi tasarım vizyonumda da, sadeliği her zaman seviyorum. Zaten daha sade giyinmenin daha şık olduğunu düşünüyorum. En güzel moda da bu değil midir? Ne derler, daha az daha şık.

 

Senin yaşıtın veya takip ettiğin insanlarda mesela daha gösterişli giyinen var mı?

 

Var. Çok yakın arkadaşlarımda da var. Ama ne bileyim, herkesin kendi fedakarlık derecesi dedim ya. Bunun modayla alakası yok. Bir insan çarşaf da giyip dikkat çekici olabilir. Gözündeki makyajıyla, topuklu ayakkabısıyla. Yürüyüşündeki endamla bile dikkat çekebilir. Bunun derecesini biz bilemeyiz. Belki bir insan kıpkırmızı giyinecek ama yine de dikkat çekmeyecek. Öyle bir tevazu olacak o bile etkilemeyecek. Bunun kıyafetle ilgisi tabii ki biraz var ama karakterle de ilgisi olduğunu düşünüyorum. İnsan kapkara bir kıyafet giyinip de gayet çekici olabilir yani. Bunu konuşan insanların İslam ve tesettür bilgilerine sözüm yok ama moda konusuna çok vakıf olmadan, bir kadının nasıl şık olduğu konusunda çok derinlemesine bilgi sahibi olmadan yüzeysel bir şekilde konuştuklarını düşünüyorum.

 

Tesettür ve modayı sadece kıyafet, renk, desen olarak almamışlar. Mesela tesettürlü kadın şarkı söylememeli, dondurma yalamamalı, işte ne bileyim kikirdememeli, falan gibi, bunu yazan yazarlar da var. Hani tesettürlü kadının sadece görünüşü itibariyle değil bütün karakteristik özellikleri ile ele alınışı…

 

Bu doğru, tamamen karakteri ile alakalı. Şarkı söylemek zaten, sesi güzelse, daha etkileyici olabilir. Mesela bir kadın simsiyah giyinip çok güzel sesiyle şarkı söylerse daha dikkat çekici olur erkekler açısından. Onun sınırları neyse ona göre davranması lazım.

 

 

suheda5

 

 

Peki sen dikkat çekici olmakta bir sorun görüyor musun? Başkaları için tasarladığın kıyafetlerde dikkat çekici olmak senin için önemli mi?

 

Belki ilk girdiğin yerde dikkatleri üstüne çekmek değil de; bir insan seni gördüğü zaman ‘Ne kadar şık, ne kadar hoş bir bayan…’ dese çok güzel. Ben şu kelimeyi çok severim: zarafet. Veya Narinlik. Tabii ki insan beğenilmeyi ister ama hani “vaov” dedirtmek istemem. Tesettür, İslam diyorsak, dikkat çekici olmaması gerekir, bu kesin yani. Allah’ın dediğini ben burada inkar edemem. Fakat herkesin sınırları nedir dikkat çekici olmakta? Benim dikkatimi burada bas bas bağıran biri çekebilir ancak, ama senin dikkatini de her şey çekebilir. Belki bir adamın önüne geçmeden dikkatini çekemeyeceksin ama birinin de otururken hiçbir şey yapmadan dikkatini çekebilirsin. Erkeklerin gözüyle de alakalı, erkeklerde de tesettür olmak zorunda. Öyle her gördüğüne bakmamalı.

 

Erkeklerin dikkatini hiçbir şey yapmadan yolda yürüyen bir kadın da çekebilir, bu kadının günahı değil. Belki dikkat çekici hiçbir yanı yok, ama erkek ona bakıyor, ne yapabilir, kadın ölsün mü, nefes almasın o zaman. Erkekle alakalı yani, tek taraflı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Kadın fedakarlık gösteriyorsa erkek de sınırını bilecek.

 

Burada tesettürü, gözde fesat olma ya da olmama, iyi niyet veya kötü niyetle bakma gibi kullanıyorsun, değil mi? Bir sürü kadın başka kadınlara fesatça bakabiliyor, onları ağır şekilde yargılayıp eleştirebiliyor. Bana öyle geliyor ki konu tesettüre gelince erkekler de kadınlar da kendilerini daha rahat yargılayabilir pozisyonda görüyorlar. “Tesettürlü kadınsa benim yargılamaya hakkım var” gibi bir yaklaşımdan bahsediyorum. Böyle giyinmelidir, böyle giyinemez, şöyle duramaz, öyle bakamaz gibi… Doğru mu, ne dersin?

 

Biraz daha madde ön planda olduğu için insanlar tak tak tak yargılayabiliyor ama demin dediğim gibi erkeğin gözünde olacak olan tesettürü kimse gözle göremediği için, biraz daha soyut kaldığı için onu yargılamak belki unutuluyor, hatırlanmıyor bile, hani insan düşünmüyor bile. “Ama bu başörtüsünü şöyle bağlamış.” Ya bağlamış da sen bakma, o da o kadar yapabiliyor, Allah şu an onun içine o kadar irade vermiş, belki ileride kapanacak tamamen. O kadarına şükret. Herhangi birini yargılamak, dedikodusunu yapmak da günah, onun kalbini kırmak da. Kız başını açıyor geziyor günah tamam, ama kalp kırmak daha büyük günah belki de. Herkes önce kendine bakmalı.

 

İlhami Pınar’a verdiği bir röportajda Talha Hakan Alp diyor ki Emine Erdoğan ile Hayrünnisa Gül tesettürün içini boşalttı, kötü örnek oldu. Çünkü Erdoğan zamanında demiş ki, tesettürü çok yanlış şekillerde algılıyorlar, yanlış şekillerde kullanıyorlar. Şimdi de Erdoğan’ın karısı kendisi tesettürün içini boşalttı, modaya uyuyor gibi laflar etmişler. Sen katılmıyorsun diye tahmin ediyorum.

 

Ben katılmıyorum. Hani belki makyaj konusunda abartı olabilir ama çok abartılı olduğunu düşünmüyorum aslında. Yine de makyaj dinde yok. Çok süslü, biraz gösterişe kaçan makyaj konusunda eleştiriyorlarsa tamam, ama giyim kuşam konusunda, hayır. Ben bir kere Emine Erdoğan’ın bacağı açık bir fotoğrafını görmedim ya da saçını görmedim, her yerleri örtülü. Ama şık örtülüler, ben abartılı bir kıyafetle de görmedim; gayet sade, şık giyiniyorlar.

 

Düz renkler seçiyorlar genelde.

 

Evet öyle. Ayrıca, bir ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanını eşi… First Lady isen, çarşaf giyip gezemezsin. Hani geze debilir, o da onun tercihi olur ama uluslararası görünürlüğün varsa zor. Onlar belki kendileri daha fazla kapanmak isteseler bile fedakarlık ediyor olabilirler diye düşünüyorum. İslam da şıklık dinidir, zarafet dinidir, temizliğin, hoş görünmenin dinidir. Sen onları kötü bir şekilde giydiremezsin, şık giyinmeleri gerek ve şıklıklarında da abartı olduğunu düşünmüyorum. Düğünlerde bile gayet sade giyiniyorlar. O açıdan bence gayet güzel örnek oluyorlar hanımlıklarıyla; saçları görünmüyor, dar giyinmiyorlar. Sen onu eleştireceğine başka bin tane şey var onları eleştir. Kadının kıyafeti sana mı düştü? O kendi sorumluluğunda. Kötü örnek olduğunu da düşünmüyorum. Yani zaten karakterleriyle örnek oluyorlar bence. Mesela ben ikisini de hiç şal takarken görmedim ama şal moda yani.

 

 

Ben iki şey biliyorum, mesela Hayrünisa Gül’ün başını örtme şeklini beğenmiyorlar…

 

Yok. Emine Erdoğan’ın başını örtme şeklini beğenmiyorlar, iki katlı bone yapıyor. (İki şeyin birini bilmiyormuşum o zaman) Benim de çok hoşuma gitmiyor ama o da onun hoşuna gidiyor demek ki öyle yapıyor. Ama saçı gözükmüyor. Bone takıyoruz ya biz, o kalın bir şey ve onun üzerine eşarp takıyor benim anladığım kadarıyla.

 

Başörtüsünde Hayrünnisacılar ve Emineciler mi var öyleyse?

 

Ama hiç Emine Erdoğan gibi başını bağlayan görmedim ben mesela…

 

Evet ben de… Farklı olmak istiyor, bu benim tarzım demek istiyor belki.

 

Ben bayağı eski fotoğraflarına bakmıştım, eski zamanlarda da öyle örtündüğü varmış. Bu son iki üç yılın olayı değil yani.

 

 

Peki şal modası nasıl çıktı?

 

Ben de bilmiyorum. Ben lisedeyken mesela şal takardık ama ipek şallar hiç yoktu piyasada. Onlar sonradan çıktı. Bizim taktığımız yani normal, pamuklu sportif şallardandı. İpek şallar birden böyle…

 

Lise?

 

Kartal Anadolu İmam Hatip.

 

Peki, İmam Hatip’teki giyim… Orada seni modaya yönelmeyle ilgili heveslendiren, sana ilham veren…

 

Hiç. Ben normalde, günlük hayatta da çok rahat giyinirim, o zaman da öyle. İşte kışın da şişme montumu giyerdim, okula spor ayakkabılarıyla giderdim vesaire… Gayet rahat bir insanım. Bugün şu elbiseyle duruyorum ya o bile rahatsız ediyor beni…

 

Ala ya da Aysha gibi dergilerin tesettür giyimde nasıl etkisi var? Modada buyurgan bir tarzları var mı?

 

Ya aslında şunu söyleyeyim, onların tirajları çok değil. Benim bildiğim kadarıyla bir kaç bini geçmez. En fazla on bin olsun. Ülkenin neredeyse yüzde ellisi, haydi en az yüzde yirmi beşi kapalıdır herhalde, kızları düşünürsek. Nasıl sen Vogue’da bir şey gördüğün zaman hoşuna gidiyor, herkesin öyle. Bir dergi de başlı başına kimsenin karakterini değiştiremez hani. Gerçekten insanın özünde olabilecek bir şey bu.

 

Peki esas merak ettiğim şu: Ala, Aysha gibi dergiler ya da senin gibi stilistler, danışmanlar senelerdir var olan Elle, Vogue, bir sürü değişik moda yayınlarına, o moda dünyasına ne kadar entegre ya da değil? Bunlar ne kadar ayrı dünyalar? Senin entegre olmak gibi bir derdin var mı? Ya da bir dışlanma hissediyor musun?

 

Ben bunca zaman buraya kadar geldim hiç bir tesettürlü olmayan dergide benimle ilgili en ufak bir şey çıkmadı. Yani hiç görmemiş de olabilirler belki ama böyle bir dünyanın farkında olduklarını düşünüyorum en azından araştırıp bulabilirler, hadi beni değil benim gibi kaç kişi var? Tesettür de bu ara moda, bir bakalım deyip bir iki kişiye ulaşabilirler. Yer vermeleri gerekir aslında yani eğer sen Türkiye’deki Vogue’san, Türkiye’deki insanların belli bir kesimi böyle giyiniyorsa senin bunu görmezden gelmemen gerek. Dışlanma vesaire bir şey hissetmiyorum da, bu da bir gerçek. Sonuçta ben trendsetter olarak gerçekten takip ediyorum Vogue’u. Bu dergilerin sırf Türkiye versiyonlarını değil yurtdışındaki farklı farklı sayıları da takip ediyorum. Sonuçta Türk insanına ürün satıyorum. Ne kadar çeşit görürsem o kadar daha tatmin edici oluyor. Ala’dır Aysha’dır bunlar yeni daha zaten. Yılların Vogue’una baş kaldıramazlar. Sonuçta o dergiler de Vogue’a bakıyor nasıl yapmış diye. Ama tabii ki ben isterdim yani Vogue’da, Elle’de olsun. Ama olmuyorsa da olmuyor, kendileri kaybeder.

 

Mesela Esra Seziş Huzur Sokağı dizisinde danışmanlık yaptı ve o camiadan oyuncular var. Vogue bunu gayet haber yapabilirdi. Ufak bir kutu bile yapabilirdi.

 

Biraz daha vakit geçmesini, daha bir oturmasını mı bekliyorlar?

 

Bence şu anda umursamıyorlar. Yani beklenecek bir şey yok, kaç yılı geçti artık bu sektörde insanlar ekmek yemeye başladı.

 

Peki, nelere talep var, en çok neler yapıyorsun?

 

Yani aslında çok şatafatlı şeylere talep var tabii ki, ama ben genelde sade yapıyorum. Dökümlü olan her kumaşı severim. İpek çok kullanmıyorum ama arkadaki mat tarafını kullanırım. Kupra kullanırım gündelik kıyafetler için. İpeği satın alabilecek gücü olan az çünkü. Şallarda vual kullanıyorum. Bunlar rahat ettiriyor. İpek pek rahat ettirmiyor. Kaşe, ekoseli, sert, ele gelen kumaşlar severim, kadife çok severim. Parlak sevmem o yüzden saten tercih etmem.

Benim yaptıklarım arasından basic ürünler çok tercih ediliyor. Abiye de çok sattım ama genelde basic olan, herşeyle kombinlenecek parçalar, bu siyah elbise (üstündeki) mesela çok sattı. Bunu altın kemerle takarsan düğünde giyersin, gündelik kemer takarsan gündelik giyersin. Eşarpla şalınla vesaire… Daha önceden de yeleklerim çok satıyordu…

 

 

Demin bahsettiğimiz uzun yelekler?

 

Evet, gömlekler, tunikler, hani gündelik hayatta çok giyilebilecek şeyler, herşeyle kombinlenebilecek. Bir de ben uzun parçalar yapıyorum, biraz dizlerin altına gelecek, çünkü ben bu işe başlamadan evvel nerden alışveriş yapıyordum? Zara’dan Mango’dan. Uzun tunikleri kapmaya çalışıyordum. Ama onların bile belli bir boyu oluyor. Benim ihtiyacım olan şey şu kadar dizlere kadar olması en azından. Benim gibi isteyecek de bir sürü kişi var, insanlar piyasada arıyor bunu. O tarz şeyler çok satıyor, gerçekten insanların ihtiyacı olan şeyler yani.

 

 

Camel Kontes Panço

Camel Kontes Panço

 

 

Hangi markalar daha rahat alışveriş yapabileceğin yerler oluyor? Zara’yı saydın…

 

İpekyol mesela. Artık bilmiyorum tesettür line’ı mı açtılar gizli. Çok uzun, tesettüre uygun inanılmaz şeyler var İpekyol’da. Zara’da bulabiliyoruz işte. Ben Koton’a, Mango’ya hepsine girerim yani. Hiç böyle marka falan ayırdığım yok. LC Waikiki’ye bile girerim. Beğenebileceğim şey varsa pazardan da alırım, sorunum yok, ki almışlığım çoktur. Artık markalar da farkına vardı çünkü, onlar Vogue’a değil, ticarete bakıyorlar. Tesettürlü kadınlar belli büyük bir kitle ve onları yakalamak zorunda yani İpekyol mesela. Ve bence gizli bir tesettür line yapıyorlar, kesin. Bundan bilmem kaç yıl önce belki hiç yoktu. Benim annem mesela diyor biz İstanbul’a geldiğimiz zaman bulamazdık pardösü falan, hiç bir şey bulamazdık, diktirmeye çalışırdık. Çok nadir böyle yerlerde bulurlarmış güzel olan, onlar da aşırı pahalı olurmuş. Annem diyor ‘şimdi oh size her şey rahat.’

 

Fatih bu konuda çok zengin aslında. Fatih’e bir giriyorsun dükkanlara her çeşit açık ve şatafatlı abiye de bulabilirsin, çok kapalı şatafatlı abiye de bulabilirsin, gündelik şeyler de bulabilirsin…

 

Ben mesela Fatih’te çok alışveriş yaptığımı hatırlamıyorum, çünkü Fatih’teki tesettüre uygun kıyafetler biraz bana böyle şey geliyor, trend değil ve hani biraz yaşlı işi gibi geliyor. O yüzden mesela ben bu işe başlamadan önce de gidip Fatih’ten tesettüre uygun kıyafetler almak yerine, Zara’da tunik kovalıyordum.

 

Daha genç, senin hayat şekline uyabilecek türde kıyafetler satılmıyor yani?

 

Ben her gün etek ceket giyemem. Tuniğin altına pantolonu çek, rahat. O yüzden kızlar da böyle yapıyor.

 

Türkiye’de genel bir gösterişe eğilim var. Neden?

 

Geleneksek bir şey bence. Arap kültüründe de bir gösteriş var.

 

Seneler evvel bir haber okumuştum. Hollanda’da Müslüman bir ailenin kızı moda tasarımı okuyor, çarşafını punk stilinde yapmış. Hatırlıyorum, kendi deyimiyle ‘horoz ibiği gibi’ bir ek yapmış çarşafın başına mesela. ‘Çarşaf ve moda birbirine zıt olmak zorunda değildir’ gibi bir şey demişti gazetenin yazdığına göre.

 

Çarşaflarda da değişik tasarımlar yapabiliriz. Türkiye’de ancak çarşafın rengi değişiyor ama onlar da hep koyu renkli. Çarşafların içinde çok şık kadınlar var. Hatta kadınlar plajına çarşafla gelen kadınların şıklığına hayret ediyorsun… Sorun yok.

 

Zaten kadınlar kadınlara gösterir yani. Erkekler bunu hiç anlamıyor. Biz birbirimiz için giyiniyoruz. En büyük örneği kına gecesi, kadınlar birbirleri için süsleniyorlar.

 

Danışmanlık yapıyor musun şu an?

 

Yok, ancak arkadaşlarıma ya da özel email atanlara. Babam da mesela kravatını bile bana sorar.

 

Takip ettiğin sevdiğin modacılar?

 

Tesettürlü şekilde ilham alabileceğim marka çok az. Valentino’nun çoğu kıyafeti ama tesettüre uygundur. Rusya’da Ulyana Sergeenko var. Rus kıyafetleri de kapalıdır biraz zaten o yüzden çok uyuyor. Stil olarak bayıldığım Karl Lagerfeld, Alexander McQueen. Bayılıyorum. Prada’nın tasarımlarını da çok seviyorum çünkü kendi tasarımlarımda da detaylarda eğlenceyi yakalamak benim için çok önemli. Batı’da gördüğümüz stil veya zevk tesettür modasına daha çok uyuyor zaten, daha sade ve şık. Benim tarzıma daha çok uyuyor. Varaktır şatafattır sevmiyorum.

 

 

Şüşütown’a şuradan: http://www.susutown.com

Şüheda Aydın’ın bloguna buradan: http://susutown.blogspot.com

 

 

Bitmeyen transkripsiyonda imdadıma yetişen Kiraz’a, Duygu’ya ve Nigar’a da buradan öpücükler..

 

(Röportaj fotoğrafları: Duygu Aytaç)

 

Yorumlar (50) Sen de yaz!

  1. ipek 21 Kasım 2013, 16:20

    roportaj icin tesekkurler gercekten akla gelen cogu soruyu sormussunuz. verilen cevaplardaki birbirine uyusmazlik cok goze carpiyor, bunu gostermesi acisindan cok iyi bir yazi.

    mesela: tesettur allahin rizasini kazanmak icin secilen bir yol ve ‘herkesin ortunme sinirlari’ var. yani insanlarin birbirini yargilamaya hakki yok, hatta ‘yargilamamali’ diyor suheda, ama sonra kendi diyor madem ortundun tam ortun diyerek dar paca pantolon giyenlere. ‘seytanlastirmak’ diyor modaya uygun tesetturlu giyinmeyi ama kendi de renkli kumaslari seciyor.

    bu durumda bariz bir soru ortaya cikiyor: modaci hanim neyin pesinde? istedigi, tesetturu hur bir bicimde giymek ve farkli secenekler sunmak mi? yoksa kadinin tesetturu giyme veya belli sekillerde giyme bicimini elestiren zabita-memuru-tipli-insanlarin icine katilmak mi?

    bir baska konu: cok sik tekrarlanan ‘dikkat cekmek’ eylemi ne kadar etken bir eylem gibi gorunse de aslinda anlam itibariyle edilgen. kadin, dikkat cekme konusunda gayet edilgen bir konumda. dikkatini kadinin giydiklerine verenler erkekler veya baskasini yargilamak icin can atan kadinlar degil mi? ben istedigimi giyerim ne bir kadin ne bir erkegin zerre kadar hakki yok uzerimde. onlara ne oluyor? tesettur modacisi suheda hanim da kiyafetlerini hem daha cok secenek sunmak icin hazirliyor (kendi ‘begendigi’ turde kiyafet bulamadigi icin baslayan bir is… ozgurluk alanini genisletmek degilse nedir?) hem de kadinlarin dikkat cekmesinden bahsediyor uzun uzun. bir yerde de tevazu ile giyinen kadinin bile dikkat cekebilecegini, bunu kadinin degil erkegin gunahi oldugunu soyluyor. eee, noldu simdi? butun argumanlar ic ice gecmis, kendi icinde tutarsiz bir yazi olmus.

    bu durumda tesetturu kullananlarin tesettur modasini, mesrulastirma cabasi tesetturun felsefesi (amaci) ile bir celiski olusturmuyor mu? soyle ki, benim icin (lafi uzatmadan soylersek) tesettur = oto-baski; moda=ozgurluk; tesettur modasi= baski ozgurlugu?

    tesekkurler

    • Merve 22 Kasım 2013, 20:03

      Ben bu ‘dikkat çekme’ konusunu çok ilginç buluyorum. Ben ne kapalı birisiyim ne de kapalı olmadığım için günah işlediğime inanan biri (bunu şımarıklık olsun diye değil, hızlıcı durum tespiti olsun diye söylüyorum!) Ben bir kadın olarak dikkat çekmekten hoşlanmayan biriyim – e çirkin de değilim, ama sokakta yürürken tanımadığım bir erkeğin beni belliki çekici bulduğunu farkettiğim bakışlarını görmek hoşuma gitmiyor ve özel alanıma girilmiş hissi veriyor. Bu yüzden de kılık kıyafetime ve davranışlarıma bu şekilde dikkat ederim. Bu ‘edilgen’ bir eylem değil, benim seçimim, neden rahatsız olup olmamamla ve sonucunda kıyafet ve davranış şeçimlerimle alakalı. Ve nasıl beni bu davranışlarımdan dolayı sorgulayamazsa insanlar, bu tutumu dini inancım böyle söylüyor diye yapan bir kadını veya erkeği de kesinlikle sorgulama hakkı olamaz kimsede. Oto-baskı muhabbetine gelince, hepimizde var bu, çok farklı çeşitlerde, ama var. Neden konu eşarba gelince birden uzaylı muamelesi yapılıyor anlamıyorum.

      (bu arada “moda=özgürlük” – bu tanıma çok çok şeyler yazmak isterdim ama tıkandım..)

      • Ipek 22 Kasım 2013, 23:21

        dikkat cekme konusunda sana katilmiyorum. birinin dikkatini cekmemek icin asiri itina ile hareket etmek bence dogru bir davranis bicimi degil. burda herkesin kisisel gorusu diyebilir, tartismayi kapatabiliriz ama tartismak daha yararli. birinin dikkatini cekmek senin degil dikkat edenin tekelinde olan bir davranis. bundan dolayi rahatsiz oluyorsan kendine haksizlik yapiyorsun demektir. hatta uzun vadede, kendine zulmediyorsun demektir. kapalilik meselesi disinda da gecerli ornek: kadinlarin bana davranislarindan rahatsiz oluyor ve onlarin onaylayacagi konulardan bahsediyorum. ornek2: isyerimde erkeklerin yorumlarindan rahatsiz oldugumdan onlari tehdit edecek hicbir is uretmiyor, arkaplanda kaliyorum. ornek3: erkeklerin bana bakislarindan rahatsiz oldugumdan kapali giyiniyorum. bu 3 ornek benim icin ayni derece sagliksiz. sen erkegin dikkatini cekmemek icin ugrasirken kendi yasam alanini kisitliyorsun, karsi tarafa ‘git kendi isine bak’ da diyebilirsin. veya isyerinde mucadelesini verirsin bir profesyonel olarak. benim elestirdigim, sey kadinin baskalarinda gordugu ve elestirdigi hareketleri kendi de yapmasiydi. baskiyi kendi eline alinca baskidan kurtulmus olmuyorsun ki. yaziya genel olarak hakim olan bir yargilama/yargilanma hissinden bahsetmek istedim. elestirilerim yaptigi isle alakali degil. son olarak, yazinin icinde bir yerde kendisi demisti ‘herkes babaanne gibi kiyafetler giymek zorunda degil (aha baslik!) ben baska seyler isteyenler icin secenek yarattim’ minvalinde bunun icin moda=ozgurluk kisaltmasini yaptim. yani tesetturde olanlar icin ozgurluk… insallah anlasilmistir.

        • a.nil 23 Kasım 2013, 11:39

          burada çok kişisel bir alanda müdaheleye girişmiş olmuyor musunuz? “sen edilgen kalmak yerine git işine bak da diyebilirsin” derken inanılmaz baskıcı bir cümle kurmuş oldunuz… insanların kendilerini güvende hissettikleri şekilde davranma hakları da vardır, özgürlük her zaman en açık en çıplak şey olmak zorunda değil…
          açıkçası şüheda nın kimseye bu konuda müdahale ettiğini sanmıyorum, kadın kendi çizgisini ve düşüncesini söylemiş. ne var bunda anlaşılmayacak? bu kadar yadırganacak? serbest piyasada kimseyi ezmeden kendi yolunu çizmiş devam ediyor. yolu açık olsun.

  2. kuinbi 21 Kasım 2013, 17:42

    bravo müfettiş gadget! biriktirdiğimiz çelişkilerimizle marketten patso alabiliyor muyuz?

  3. wilmaO_o 21 Kasım 2013, 18:07

    ”Ülkenin neredeyse yüzde ellisi, haydi en az yüzde yirmi beşi kapalıdır herhalde, kızları düşünürsek.” vay anasını bir and 25 % indirim çok iyiymiş..

    • Duygu Aytaç 21 Kasım 2013, 19:25

      Tam oranı bilen var mı? Ama en az %25 olduğundan da kimsenin şüphesi yoktur heralde. O zaman yorumunuzun anlamı ne? Alay etmiş olmak için alay etmekten başka…

  4. Gulsah 21 Kasım 2013, 19:42

    karşımızdaki kız 20 lerinde kendi markasını kurmuş gayet de başarılı bir arkadaş. inancını bize süper bir şekilde anlatmak ikna etmek zorunda değil; kaldı ki röportajın amacı da bu değil. bu yüzden yukarıdaki yorumları fazla cımbızla çekip alınmış cümleler üzerine tahliller olarak görüyorum ne yazık ki.
    benim annem ve birkaç arkadaşım kapalı. kapalı 20 lerindeki arkadaşlarım da anneme alışveriş yaptığımız markalardan bir şeyler bulmak zorunda kalıyorlardı kendilerine tekbir falan gibi görmüşsünüzdür. yani 50 lik 60 lık kadınlar için çalışan markadalardan kıyafet bulmaya çalışıyorlardı çünkü piyasada daha genç insanlara hizmet verecek başka marka yoktu (bunu özellikle kapalı abiyeleri ve gündelik olmayan kıyafetler için söylüyorum). tekbir gibi markalar da dev pahalı oluyor bu arada.
    yani kapalı giyimi az da olsa bilen biri olarak söyleyebilirim ki çok güzel iş olmuş.
    5harfliler e “kadın gündeminin peşinde oluşunu” daraltmadığı için de ayrıca hastayım (hkubra nın süper gezi yazısı ve altındaki süper karşıt argümanlarla beraber).

  5. zeynep 21 Kasım 2013, 21:01

    vogue, elle vb. gibi olmayıp böyle bi röportaj yaptığı için 5harflilere teşekkürler. % kaç olduğunun da hiçbir önemi olmadığını düşünüyorum.
    röportajın uzunluğundan (Bitmeyen transkripsiyonda:) anlaşılacağı üzere örtülü kadınlar ve giyimleri hakkında bütün kadınların zihninde ciddi sorular var. şühedanın bazı çelişkileri olsa da(sonuçta ticaret yapıyor ne kadar eleştirebilir yanlış görsede) cevaplarında temel aldığı çizgiden çok şaşmadığını düşünüyorum. türkiye gibi bi ülkede başörtüsünü savunan kesimin bile eleştirileri ve yargılamaları hiçbir zaman bitmedi, şal modası oldu, şallı kızlar diye bi kategori açtılar(just google it). islamiyetin tek temsilcisi örtülü kadınlar değildir bu kadar sorumluluk yüklemesin kimse. afrikada, hindistanda rengarenk çarşaf giyebilen kadınların özgürlüğü umarım buralara da uğrar.

  6. Zuggy Pu 21 Kasım 2013, 22:08

    “Mesela bir kadın simsiyah giyinip çok güzel sesiyle şarkı söylerse daha dikkat çekici olur erkekler açısından. Onun sınırları neyse ona göre davranması lazım.”

    Müthiş tespit, kuku ve pipi zihinler böyle işliyor demek.

  7. Ebru 22 Kasım 2013, 10:41

    çelişkilerin olması bence çok normal, bir yanda inancı var, kendisine yaşam kılavuzu olarak belirlediği Kuran var, öte yanda insan, istekleri var, ya da daha dinsel ifade edersek “nefs”i var, ikisi arasında savaş hiç bitmez ki. İnanmayan ya da sadece örtünmenin gerekliliğine inanmayan için elbette herşey pürüpak olacak. Ama inanıp, kapanması gerektiğini düşünüp bir de “modern” ya da “moda” ya da “yeni” şeyleri görüp onlardan kendini “uzak” tutması gerektiğini bilmesi ya da öyle sanması elbette onu çelişik konuşuyormuş gibi gösterecektir. benim yazıdan anladığım ise, kapanmanın bir sınırı olduğu, bunun Kuran,sünnet ne ise onunla belirlendiği, ancak her kapalının aynı sınırlara uyamayadığı, bu konuda kimin iyi Müslüman kimin kötü Müslüman olduğuna bizim karar veremeyeceğimiz, ama yine de kapanmakta aslolanın dikkat çekmemek olduğu vs vs. Bu demek değil ki zarif, şık, temiz, yeni,moda şeyler giyilmesin falan. öte yandan kapanmayla dikkat çekmeme bağı elbette “sinir bozucu” olabilir ama kapanmanın zaten dindeki anlamı biraz da budur gibi geliyor bana. Tabii dini olarak okuma yapmayınca, “vay niye kadınlar kapanıyor, erkeğin kendi zihninden geçenler için kadınlar neden cezalandırılıyor” falan deniliyor ki, bunu zaten kapanmaya inanan birinin düşünmeyeceğini düşünüyorum :) ha bir de şarkı söylemekle ilgili de, kadının erkekli bir ortamda şarkı söylememesi inancı var, oradaki kapalılık vurgusu da ona. eee tabii bunlar inanan için sorun şeyler değil. tabii dini inanışta da bir bütünlük olmadığı belli, uygulamalar bu yüzden kişiden kişiye değişecektir.

  8. Adnan 22 Kasım 2013, 18:00

    modernlik kisvesi altında postmodern devirde halk düşmanlığı yapan whitewannabelere inat, helal olsun sana çocuk! emeği geçenlere saygılar ellerinize sağlık. türkiye’de bir güneş doğuyor.

  9. Ekim 22 Kasım 2013, 23:16

    Kadın girişimci hikayeleri, özellikle genç kızların başarıları, yaşadıkları zorlukları aşma yöntemleri ve dünyaya bakışları çok ilgimi çekiyor. İslami kesimin moda ve sanatla artan etkileşimleri, görsel zevklerinin dönüşümü enteresan. Teşekkürler, 5harfliler… Bu arada tesettürden komple çıkan kadınlar var mı veya çarşaftan türbana geçiş yapanlar vb. onlar neler yaşıyor acaba? Dini yaşantılar veya modadan ayrı olarak, birbirinden çok başka sektörlerde çalışan, işçi ya da yönetici kadınların deneyimlerini paylaşmaya devam etmenizi dilerim, çok keyifle okuyorum.

  10. semioticus 24 Kasım 2013, 17:51

    Yukarıdaki bazı yorumlardaki cımbızlama afacanlığı enteresan.

    Burada röportaj yapılan insan, tesettür felsefesi üzerine konuşmuyor, İslâmî bir otorite de değil, öncelikle moda ile alakasını kuruyor. Kadının dikkat çekiciliği hususunda “erkeğin tesettürü” kısmını vurgulamış olmasına karşın sadece bir cümleye odaklanmak izan eksikliği ya da içselleştirilmiş küçümsemenin yansıması. Aynı şekilde, örtünmenin herkes için sınırları olduğunu, bunun zaten dinî bir emir olduğunu söylemesi ile insanları “karışamayız ama bence yanlış/doğru” diye tercih belirtmesi niye çelişsin ki? Dinî referans, kendi yaşam alanı farkını gayet ortaya koyuyor, e bunu yaptıktan sonra kendi alanında kendi tercihlerini belirtecek tabii, röportajın direklerinden biri bu.

  11. Birerkek 27 Kasım 2013, 00:25

    Yorumlardaki ‘cimbizlamalar’ teoloji eksikliginden kaynaklaniyor bence. Din, kendi bilgisinin ilahi oldugunu iddia eder ve buradan yola cikarak insanlarin hayatlarini duzenler. Din’de kesin cizgiler vardir, ancak ‘insan eksik oldugu icin’ dini kavrayisindaki eksiklikleri yuzunden ‘yanlis kaniya’ varabilir. Dini alim oldugunu iddia edenler de bu yuzden ‘dinin degismez dogrusunun’ ne oldugunu tartisir. Buradan yola cikarsak eger ortunme dini bir emirse bunun insanlarin dogrularini ve tartismalari da bu mantik silsilesinde gayet dogal. Hatta insani olan, gunah kavramina inanmasina ragmen baska insanin gunahi boynuna demektir ki Suheda da bunu gosteriyor. Ha, ama zaten dinin carpisikligina, tikandigi noktalara da dikkatimizi cektiginden, onemli.

  12. yok 27 Kasım 2013, 22:14

    Kadını direkt ikinci hatta ucuncu mevkıye (bizim zamanımızda mavi tren vardı bildin mi?) koyan anlayısın uzantısı bir kapanma histerisi (oksimoron gibi tamlama mubarek) ve onun modadaki etkileri uzerine bir roportajın, icinde ikide bir gecen gıcık “sınır” sozcugune ragmen, bu sitede bu kadar bagra basılması ?

  13. bombom 30 Kasım 2013, 01:39

    kadın ile erkeğin asla aynı olamayacağını sabit tutan bir ideoloji (ideoloji diyorum, dinin başka yorumları da var çünkü) pratiğini feminizmin neresine koyacağız hakikaten? sonra lezbiyenler, travestiler, trans*lar ne olacak? hadi farklılık feminizmi çok şahane bir şey olmuş olsun, ‘kadın fedakarlık yapıyorsa erkek de sınırını bilecek’ cümlesinin içerdiği anlamlar ne olacak? fedakarlık yapmayana gözle ve daha beterleriyle taciz mübah mı olacak? şüşü hanım bunu böyle açık açık demek istemiyor, erkeğin sorumluluklarına da değiniyor diye tek elimizle alkışlayabiliriz belki de. giymesin fedakar kadınlar babaanne kıyafeti elbette, onlar da moda giyebilsin. isteyen istediğine de inansın ama örtünmeye şöyle feminist bir eleştiri nerede? inançlar tartışılmaz diye bir şey mi var? eleştirilemez diye? dinin kendi içinde seksenbin tane farklı görüş ve pratiği barındırıyor olması, ‘allah’ sözünün tek bir şekilde yorumlanamayacağını gösterirken, müslüman inançlı kadınlarla kendi inançlarını ne kadar sorguladıklarını tartışabilir miyiz?
    bir de zerafet, narinlik… bunlar da kadınları boyunduruk altına alan ideolojiler içinde türemiş çok sorunlu kavramlar.

  14. ipek 30 Kasım 2013, 16:08

    cimbizlama suclamasina cevap vermek zorundayim. hayir cimbizlamiyorum yazinin genelinde hissedilen bir kendini sinirlama, yargilama ve etrafindaki her kadini o yargi surecinden geciren bir mantik var karsimda. ve ben de bunu farkeden biri olarak, hakkinda yorum yapmak istedim. konunun moda ile ilgili olmasi da beni ilgilendirmez, yorumlarda dini veya psikoojiyi tartisamayacak oldugumuzu da kabul etmiyorum. ben sayisal bir bolum okudum ve akademik olma yolunda ilerliyorum. bizim alanda problem metodik bir bicimde analiz edilir. toplam 36 soru var (bold ile yazilmis kisim), 6 soruda ‘sinir’ lafi geciyor, 4 soruda ‘dikkat cekici’. bu miktar hakkinda yorum yapmaya yeter. bir insanin bu kadar hem kendini hem baskalarini surekli olarak yargi noktasinda tutmasi, bana pek dogru gelmiyor (not: ebeveynlerin asiri-elestrisinin cocuk uzerinde yaralayici etkisi oldugu yonunde calismalar var, butun bir toplumun asiri-elestrisinin bireyler uzerinde olan etkisi hakkinda bir arastirma bulamadim, belki benim baktigim kaynak(pubmed) bunun icin yeterli degildir, bu noktada sosyal bolumlerle hasir nesir olanlara sormak lazim). iyi niyetle yapiyordur, farkinda olmadan yapiyordur, onun hayat tarzi oyle oldugu icin yapiyordur… sebebi din olabilir, o noktada dini tartismak lazim. tepki “sana ne git isine!” olabilir, e o zaman da insan merak ediyor! her seyi tartisan insanlar, soz konusu din olunca, karsi taraf ‘ama din!’ deyince tartismanin bitmesini bekliyorlar. ben buna karsiyim. ecnebilerin dedigi gibi odanin icinde bir fil var, herkes haberdar, ama hic kimsenin bundan bahsetmeye hakki yok.

  15. Merve 01 Aralık 2013, 14:07

    Yahu genc bir kadın kendi markasını kurmuş, eliyle bir şeyler üretmeye çalışıyor, heyecanlı heyecanlı yaptığı işi ve kendini tanıtmaya anlatmaya çalışıyor, ve bu kız daha 20li yaşlarının başında. Bu kız ne bir din hocası, ne sosyoloji profesörü. Yorum yazan herkes de eminim zeki kadınlar, neden hemen sazan gibi her bir cümleye kelimeye atlanıyor anlamıyorum. Şüheda’yı teşvik edeceğimize her bir dediği kelimenin sosyolojik araştırması yapılıyor. Bana çok üzücü geliyor, kusura bakmayın.

  16. bombom 01 Aralık 2013, 17:49

    ben de üzüldüm simdi.
    serbest piyasa ekonomisinde insanlarin ekmeklerini nereden cikarmaya calistiklarini bireyler üzerinden elestirecek degiliz. o baglamda breyvo diyoruz, helal de deriz icabinda. is yolu acik olsun. akil yolu da acik olsun. dedigi bazi seylerle bazi cok sorunlu ve ciddi acilara sebep olan kliseleri nasil yeniden ürettigini de görsün (evet emir kipi, eyvah). elestiriyi bizzat sahsina yönelik almasin, bir düsünce tarzina yönelik alsin. elestiri, tartisma bunlar negatif cagrisimlari bol ama özünde insani ilerleten, olumlu seyler (bunun aciklamasini yapmak zorunda hissetmek…)
    5arflilerin simdiye kadar kadin girisimcilerimizi taniyalim gibi bir kösesi olmadigina ve röp.un genel tonuna bakinca, tek amacin helal kizimiza* demek olmadigi anlasiliyor (ben mi fazla satir arasi okuyorum sayin 5arfliler?). bunu da amaclayabilir tabi bu sayfalar, simdi baktim da hakkaten bu konuda tr”de biraz bosluk var. ama simdiye kadar burada izleyegeldigimiz feminist bakis acisi, dini bütün kadinlarla dayanisacaz diye cok önemli bir noktayi görmezden geliyor (ya da biz öyle sanip sazanlik ediyoruz? cakal 5arflileeer ihihi) neyse iste, benim elestirim özünde 5harflilere, sonra dini sorgulanmaz zanneden ve bunu empoze eden düsünce bicimine, sonra modanin carkına pempis gözlükle göz süzenlere, sonra sosyolojik (?) tahlilin tekelciligine ve sahaya inmesinin önüne vurulan ketlere… son olarak batsin bu dünya. (adetim mi geliyor ne? bir kizginlik, bir küskünlük, hic ladylike degilim valla – ohhh, bana bir klişe verenin kirk yil kölesi olayim, yeminlen)

    *yasinin kacligina yapilan vurgular sonucu, akil yasinin henüz bazi seylere heralde ermedigini anladigimiz kizimizda yine de potansiyel görüyoruz ki konusuyoz – teyallaaam su yasini bastan gözden kacirmayaydik dengimiz sandigimiz bu insana hazirladigimiz laflari yutar kirar kicimizi otururduk iki dakka.

  17. Adnan 02 Aralık 2013, 00:17

    Merve Hanım’a katılıyorum. 5harfliler kadın gündeminin peşindeyse pektabii bu da kadın gündemidir. ulusdevlet ve büyük şef paradigmasından büyük ölçüde kurtarılamamış çarpık bir feminizm anlayışının rafine ve kaliteli bir din eleştirisi ortaya çıkartabilmesi için en az 150 seneye daha ihtiyaç var. yani evet, din kadını metalaştırır, hatta din kadın için kötüdür, sonra? ecnebiler “so” diyorlar.

  18. Deniz Kaynak 02 Aralık 2013, 00:37

    Yukarıda bir yorumda lezbiyenler, translar, travestiler ne olacak demiş bombom. Hakkaten ben de düşünüyorum ne olacak? Çok politik olmayan bir LGBT bireyle yanyana oturup konuştuğumuzda, kadınlıkla ilgili inanılmaz şeyler söyleyebiliyorlar. En basitinden cinsel kimliğini ‘Ben kendimi bildim bileli kadın gibi hissediyorum. Hep makyaj yapmak, pembe kıyafetler giymek, bebeklerle oynamak istiyordum’ diyerek kadınlıkla ilgili feminizmin pek de kolay sindiremeyeceği bir lafı şak diye söyleyiveren birine ne diyeceğiz? Eylemlerden mi kovacağız (sanki yapılmayan şey gibi)? Ya da kadınların barıştan yana, şiddete karşı, antimilitarist olmaları gerektiğini söyleyen ve bununla ilgili en ufak bir dil sürçmesini kabul edemeyen bir tavırla, gerilla bir kadınla nasıl anlayacağız birbirimizi, ‘Bizim şu an en büyük derdimiz önderliğin serbest bırakılması’ dediklerinde ‘yok bu bizim kadınlık gündemimiz değil’ diyip köprüleri yakacak mıyız? Ya da Afrika’daki kadınlar ‘Bizim bambaşka sorunlarımız, bambaşka dinamiklerimiz var. Batı’dan gelen feministler, haklarımızı savunmanın yalnızca tek bir dilini ve tek bir yolunu empoze ederek bize daha beter zarar veriyorlar’ dediklerinde, yok illa bizim dilimizi, en sofistike haliyle savunacaksınız diyerek kendi önceliklerini, kendi hayatlarını, kültürlerini, inançlarını çöpe atmalarını mı bekleyeceğiz? Seks işçileri, Müslüman kadınlar, kırsalda yaşayanlar, şehrin çeperlerindekiler, işçiler?? Ortak bir dil oluşturmanın tek yolunun, kendilerini, içinde yaşadıkları ve en az kadın olmak kadar önemli olan başka aidiyetlerini önce kendilerinin eleştirmesini beklemek olması çok büyük bir haksızlık gibi geliyor bana. Dayanışmak filan da hikaye… Bütün o bavullarla birlikte aynı masaya oturup, her lafını düzeltmeden muhabbet etmenin, birbirini anlamaya çalışmanın mümkününü aramadan ortaklık filan kurulmuyor, kendi feminizm anlayışını kelimesi kelimesine herkese empoze etmeye çalışırken, birbirini anlamaktan uzak, ayrı kum havuzlarında oynamaya devam ediyoruz işte…

  19. Deniz Kaynak 02 Aralık 2013, 01:48

    Röportaja geri dönersem… Bi tesettürlü çıplaklar diye google’lamanızı rica ediyorum. Videolar, afişler, köşe yazıları, twitter postları gırla gidiyor bu kadınlarla ilgili. Ben Şüheda’nın ucundan kıyısından bile olsa, kendi rızasıyla İslam’a uygun yaşama kararı almamış birine yönelik herhangi bir yargıda bulunduğunu düşünmüyorum. İslam’la ilgili (gayet de ekonomik, sınıfsal tarafları da olan) genel derdini, eteğinin kaç santim olduğundan başındaki örtünün rengine, sokakta nasıl yürüdüğünden kahkahasının desibeline kamusal alandaki kaçınılmaz görünürlüğü nedeniyle her cepheden mercek altına alınmış bir kadınla yapılmış bir röportaj altında ifade etme zorunluluğu hissetmiş arkadaşlarda da kötü niyet arıyorum. Elbette bir ‘genç kadın girişimciler’ röportajı değil bu bence de. Ama ezbere ‘O zaman mini etek giyen kadınlar taciz mi görsün?’ denecek bir röportaj da değil. Tam tersi, ben okuduğumda, inandığı dinin gereklerini yerine getirmek için bu derece bir çaba gösteren bir kadının bile, o dinin erkek hakimiyetindeki yorumunun saldırısından kurtulamadığını görüyorum. Verdiği cevapların da, yaptığı işin de son günlerde giderek daha fazla mini etekli kadınlardan çok Müslüman kadınlara yönelen, sürekli her hareketlerini ıcık cıcık inceleyen erkek bakışına cevaben söylendiğini düşündüm.

    • Çağla Özbek 04 Aralık 2013, 04:12

      “son günlerde giderek daha fazla mini etekli kadınlardan çok Müslüman kadınlara yönelen, sürekli her hareketlerini ıcık cıcık inceleyen erkek bakışı” bunu neden bu şekilde ifade etmeyi seçtiğini pek anlayamadım. Erkek bakışı dediğimiz şeyin sonrasını “son günlerde” ve “giderek daha fazla” gibi ifadelerle derecelendirmek bana çok hatalı görünüyor. Nasıl ölçüyoruz bunu?

      • Deniz Kaynak 04 Aralık 2013, 09:39

        Daha spesifik bir gruptan bahsediyorum çünkü. Bu tesettürlü çıplaklar videolarını, afişlerini yapanlar (Akit vs. yazarları, takipçileri) benim takip edebildiğim kadarıyla birkaç sene önceye kadar feministleri, lgbt’leri, mini etekli kadınları çarşaf çarşaf hedef gösterip, tiyatroları vs. basarken, şimdi odakları giderek daha fazla kafalarındaki Müslüman kadın imajından sapan genç kadınlara kayıyor gibi bir gözlemim var. Belki daha önce de vardı bu gerilim, ama doğrudan bu kadınlara işaret eden kampanyalara, kamu spotlarına, camilere asılan afişlere vs. dönüştüğünü görmemiştim daha önce.

        • Çağla Özbek 04 Aralık 2013, 23:41

          Müslüman erkek bakışını kastediyorsun o zaman? Müslüman erkeklerin Müslüman kadınları baskılamak için kendi zümreleri içindeki araçlara yönelmeleri (camiye afiş) bana anormal gelmiyor da, bunun mini etekli (bunu da inanmayan/müslüman olmayan anlamında kullandın sanırım) kadınlara daha az baskı yapıldığı anlamına nasıl geldiğini pek anlayamadım.

          • Deniz Kaynak 07 Aralık 2013, 10:19

            öyle bir anlama gelmediği için olabilir mi? illa genel bir mağduriyet karşılaştırması yapıp, başörtülü kadınlar mini etekllerden daha çok baskı görüyor gibi saçma bir şey mi söylemem gerekiyor? hakkaten bana yazdığım şeyin bir cümlesi değil, tamamı okunursa ne demeye çalıştığım çok açık gibi geliyor. sana o kadar açık gelmemesine üzüldüm, ama demek ki bu kadar anlatabiliyorum.

  20. bombom 02 Aralık 2013, 03:29

    deniz cevabın için teşekkür ederim. bu dediklerinde çok haklısın, kadın hareketi bütünlüklü bir hareket değil ve kadınlık halinin kendisi de tek bir görüngüye indirgenemez. ama farklılıklar üzerinde sohbet edilebilir/tartışılabilir. bunun sonu illa kanlı bıçaklı bitmesin. öte yandan kendi istediğine benzer şeyleri isteyen insanlara karşı daha acımasız olmak, maalesef çok olağan, psikolojide adına black sheep effect deniyor. bunun da bir çaresi bulunur belki…

    tekrar bu röportajla ilgili eleştirime gelecek olursam. kadın ya da erkek kategorilerine sığmayan insanlar başını örtmeli mi ‘islam’a göre? demek istemiştim aslında LGBTIQ insanları anarak. çünkü ‘islam’ ve gender kuramı en çok da bu noktada çakışıyor. o yüzden islamın bazı yorumlarına karşı eleştirel tavrı bırakmamalıyız diye düşünüyorum. sanırım türkiye’de özellikle gezi’den sonra islamı bir bağra basma furyası başladı. bunu kötü bir şey olduğu için söylemiyorum, aksine islamlarla ciddi anlamda yüzleşmeye başlamamız gerek yavaş yavaş, ama sanki yıllardır sırf muhalafet olsun diye ya da eşşek kafalı olduğumuz için ‘islam’dan yüz çevirmişiz gibi bir hava sardı etrafı.

    ikinci anlatmak istediğim: başörtülü kadınların kendi ekonomik özgürlüklerini kazanmaya başlamaları, başörtüsüz kadınlarınki kadar değerli tabi ki. bu meselenin gündeme getirilmesi de çok güzel. benim bu yazıyla ilgili en büyük sorunum yukarıda da alıntıladığım cümle (‘kadın fedakarlık yapıyorsa erkek de sınırını bilecek’) ve bunun en ufak bir yoruma değer görülmeden, tek bir eleştiriden geçmeden yayınlanmış olması. öncesinde evet anlatıyor da anlatıyor erkeğin tesettürünü, çok da iyi ediyor, duymaktan sıkılmayacağımız şeyler. ama sonunda iş gelip de, kadının fedakarlığının erkeğin sınırını bilmesinin koşulu olmasına dayanıyor. kadın ile erkeğe biçilen eylemlerin farklılığına (fedakarlık yapmak ve bilmek) girmeyeyim hadi. ama türkiye’nin muhafazakarlaşmasına paralel olarak tecavüzlerin arttığı bir gerçek. ilki muhakkak ikincisinin sebebidir diyemem, algıda seçicilik de olabilir, basına yansıma biçimleri, hatta belki de kadınların artık daha çok kendilerine güvenip şikayetçi olmaları bile bu son on yıldaki tecavüz artışı olarak algıladığımız şeyin sebebi olabilir.

    ama ya birincisiyse? o zaman nereye koyacağız bu cümleyi? anlatabiliyor muyum demek istediğimi? ‘erkekler sokaktaki kadın ne yapıyor olursa olsun kadına duydukları şehveti bir şekilde başka bir yere kanalize etmeli eğer kadın istemiyorsa’ ya da buna benzer bir şey demek veya böyle bir şerh düşmek çok mu zor? çünkü tecavüz ne olursa olsun edenin suçudur. bu kadar.
    kuran ayetleri de ayrıca bundan çok farklı bir şey söylemiyor bu arada. kadın için ayrı, erkek için ayrı inmiş ayetler. bunu kafada birleştiren, birini diğerinin koşulu yapan, insanlar.
    (tecavüz sadece türkiye’nin muhafazakar koşulları içinde gerçekleşir gibi bir aymazlık içinde değilim bu arada, dünyada her 3 kadından 1i için var bu gerçeklik. o yüzden de süper hassasiyet bekliyorum diğer birçok şeyden önce. haksız sayılmam bence)

    bunun dışında da, yine ille batıdan feyz alıyor olmamız gerekmez. amerikayı yeniden keşfetmemiz de gerekmez. dünyada zilyon tane kadın müslüman var. içlerinde hiç mi feministi yok? var. türkiye’de yok mu? vardı. konca kuriş’i katlettiler sonra. şimdi kim var bilmiyorum. o yüzden hem batıya hem türkiye koşullarına laf sokmaya da çok gerek yok. kim nerden ne alabilire baksın, bazı şeylerin dini milliyeti olmuyor çünkü.

    illa ikircikleneceksek (ikirciklenmek güzeldir) kültürel olarak nerde benzeşiyoruz, nerde ayrışıyoruz, onu analiz eder, neyi kendi ihtiyacımıza göre alabiliyorsak alır, sonra da bir zahmet geliştiriveririz, 150 yıl beklemeye gerek görmeden. atla deve değil.

    iranlı olup sürgünde yaşayan kadınların yaptığı bir belgesel izlemiştim. bir yerde kadınlardan bir ya da ikisi, butler abla butler abla senin o queer felsefe tutmaz bizim orda, bize göre de felsefe yapsana sıkıysa diye veriştirdiler mealen. çok tanıdık geldi bu tavır. tutmaz tabi, ama judith butler niye doğrudan içinde yaşamadığı ve ancak uzaktan seyirci olabildiği bir konuda felsefe yapmaya yetkili görülüyorken, bu gerçekliği bizzat yaşayanlar bunun çözümü için daha azimle çalışmıyorlar? diye düşündüm (onların da vardır elbet bir sebebi).

    kendi özgürlüğümüzü başkalarından beklemeyeceğiz işte (kendi özgürlüğümüzü başkasına da dayatmayalım, tamam :), özgürlüğümüz için tetikte olacağız (bu kendini sınırlamak değil de, nerde ne sıkıntı var onun farkında olmak anlamına geliyor benim için), hangi lafın nereye gittiğine kafa yoracağız, bir şeyleri nasıl daha iyi ifade edebilirize bakacağız (dil – düşünce – eylem ilişkisi), ekonomik özgürlüğümüz için de mücadele edeceğiz, birlikte bir şeyleri başaracağız ve daha neler neler… rüyanızda tecavüze uğramaktan nasıl kurtulduğunuzu görün, artık nasıl olursa. oh diye uyanın efendim.

    • Deniz Kaynak 02 Aralık 2013, 04:39

      Şüheda’nın erkeğin sınırını bilmesi için kadının fedakarlık yapması gibi bi koşulu kastedip kastetmediğini bilemiyorum. Bana bu aşırı bir yorum gibi geliyor bağlamı içinde okuduğumuzda. Sokakta yürüyen herhangi bir kadın da erkeğin dikkatini çekebilir, kadın ne yapsın, ölsün mü cümlesinin ardından söylemiş yani erkek sınırını bilecek cümlesini… Ben şu şekilde anlıyorum: (Dine uygun yaşamak için) kadın (tesettüre uygun giyinerek) fedakarlık yapıyorsa, (dine uygun yaşamak isteyen bir) erkek de sınırlarını bilecek, her gördüğüne bakmayacak… Benim genel görüşüm de tesettüre uygun davranmanın, başka insanlar için, erkekler kışkırmasın vs. diye değil, Allah rızası ve kendi nefsini terbiye etmek için yapılan bir şey olması gerektiği… Daha doğrusu en fazla bu şekilde baktığımda diğer görüşlerimle uydurabiliyorum… Ama bin tane başka yorum da var tabi… Bir de Butler meselesiyle ilgili… Buradaki problem bence içinde yaşamadığı bir konuda felsefe yapmasının beklenmesi değil, yalnızca içinde yaşadığı toplumdan yola çıkıp, evrensel bir bilgi/düşünce üretme iddiası… Aynı şeyi daha dar bir alanda, Türkiye’de feminist harekete de söyleyebiliriz. Bütün bildiriler: ‘Biz kadınlar…’ diye başlıyor. Hangi kadınlar olduğu belli mi hiçbirinde? Ama ‘ya bu söz bize uygun değil’ diyen çıktığında, siz gidin kendi sözünüzü başka yerde söyleyin, herşeyi bizden beklemeyin’e dönüyor… Ya da daha beteri, ‘siz, bizim için ne yaptınız’a… O kadar sizli bizli olacaksak, o zaman baştan kapsayıcılık iddiasında olamazsın, biz belli bir kesim kadınlar olarak politika yapıyoruz’u söylemen lazım gibi geliyor bana. Gerçekliğin bizzat içinde yaşayıp, kendi çözümlerini bulmayı deneyen kadınlar da hiç az değil bu arada, işte dolaşıma ne kadar sokuluyor bunlar, ne şartlarda söz söylemeye çalışıyorlar, hangi üniversitelerden kovulup, nerelerde sansürleniyorlar bunlar çok az gündemimize giriyor tabii.

      • Duygu Aytaç 07 Aralık 2013, 03:48

        Allah rızası için yapmak da “Allah bunu neden rıza ediyor?” sorusunu doğurmuyor mu kaçınılmaz olarak? Yani Allah bunu neden istemiş kadınlardan? Bu sorunun cevabında başka insanların geçmemesi mümkün mü, örtünme eyleminin kendisi başka insanları gerektiriyor, başka insanlar olmasa örtünmeye ne gerek olacaktı?

        • Deniz Kaynak 07 Aralık 2013, 09:38

          Duygucum, niye domuz yemek haram, niye günde 3 vakit değil 5 vakit namaz kılmanı, oruç tutmanı istemiş? Hepsinin ‘akla dayalı’ açıklamalarını da yapan var, ben ne zaman okusam on tane daha soru sorduruyor bu açıklamalar. Bence akılla ilgili bir şey olmak zorunda değil bu kuralları uygulama ve o rızayı kazanma isteği. Başka insanlar olmasa da diyelim yalnız başına namaz kılarken örtünmen gerekiyor o kurallara göre…

          • Duygu Aytaç 07 Aralık 2013, 21:29

            Aaa tatmin edici cevabı bulamayınca sorudan hepten mi vazgeçiyorsun? Hiç senlik bir şey değil Denizcim : )
            Kadınların hayatını etkileyen diğer bütün kuralları ve sınırları sorgulayıp din kurallarını muaf tutmak savunulabilir bir şey değil bence.

  21. bombom 02 Aralık 2013, 03:56

    son cümlenin başına travma tetikleyicisi olabilir yazmayı unuttum. umarım kimseyi ciddi sıkıntıya sokmaz o cümle.

  22. bombom 03 Aralık 2013, 14:32

    evet, konuşmanın akışı içinde o cümle o anlama gelmesi istenerek söylenmiş, farkındayım. ama ben freudian slip gibi yorumluyorum biraz, biraz sosyal bağlama yerleştiriyorum, biraz farklı kişiler bundan ne anlam çıkarabilir diye düşünüyorum, biraz da kendi kişisel ama politik hassasiyetim (taciz/tecavüz konusu) yüzünden eşeliyorum bu lafın altında neler var diye.
    islamları tartışmanın yeri burası değildir belki, belki de burasıdır. çünkü kadın-islam ilişkisi türkiye’de gerçekten kilit bir mesele aslında. tam olarak bu röportajın altı değilse bile yeri, bir yerlerde konuşulması iyi olur. yine de bir kaç cümle daha söylemek istiyorum, islam çileci bir din olmaktan ziyade akla da hitap eden pragmatist bir din. ayetlerin gelişi, çoğunlukla o sırada gündemde olan bir soruna allah sözüyle son noktayı koymak için oluyor. kadına başını ört diyorsa, bunu hem allah’a imanını göstermek için yap diyor, hem de bedenini erkeklerin tacizkar bakışından kaçırmak için yap diyor (bkz. içinde ‘hicab’ (başörtüsü) geçen ayetler, peygamberin evine çok fazla gelip giden erkek olması sonucu eşlerinin örtünmesini buyurmak üzere gelmiş – bunu başörtüsüne karşı süper bir argüman olarak söylemiyorum bu arada, bu konudaki tek ayet bu değil biliyorum). yani, aklı çok fazla yüceltmek istemiyorum, ama hangi noktadan sonra devredışı bırakmak gerektiği biraz tartışmalı.
    uf yine çok uzun oldu bu yorum. butler’a da değineyim ama. butler’ın evrensel bir felsefe yapma iddiasında olduğundan emin değilim. öyleyse bile bunun böyle olmadığını evrenin ‘batı’ dışında kalan insanları seslerini yükselterek söyleyebilir ancak. ki yapıyorlar artık yavaş yavaş (bir örnek: ‘Intersectionality’ çalışmaları aldı gidiyor).
    türkiye’de bu konuda çalışma yapanlarla ilgili kaynak verebilir misiniz bu arada? bakmak isterim.

  23. 5h4rfl1 07 Aralık 2013, 18:10

    “hem karnım doysun hem pastam dursun” lafı kafamda yankılandı röportajı okurken. insan gerçekten hayret ediyor.

  24. Nigar Hacızade 07 Aralık 2013, 19:06

    Ben bu röportaja yapılan yorumları okurken maalesef edemedim ama hayret etmek müthiş iyi bir şey. İnsanların hayret etmesi bu oluşumun parçası olma amaçlarımın en büyüklerinden hatta. Daha çok ve daha sık hayret edeceğiz inşallah.

  25. Duygu Aytaç 07 Aralık 2013, 22:14

    5Harflilere yapılan eleştiriyle ilgili şunu söylemek isterim. ‘Dikkat çekmeme’ gerekçelendirmesi bence de acayip sıkıntılı. Sınırı belirlenemeyen bir dikkat çekmeme sorumluluğunun kadına yüklenmesi fikrini, tecavüz kültürüyle ilgili sürekli ‘bana ne giyeceğimi söyleme’ diye yazılar yayınlayan bir site nasıl değerlendiriyor? Tabii hepimiz aynı fikirde olacak değiliz ama o eleştiriyi de 5Harflilerde arayan okuyucular haklılar bana göre. Fakat yukarıdaki yazının bir röportaj olduğunu ve çok da ilginç ve başka yerde okuyamadığımız türden olduğunu hatırlatmak istiyorum. Yani Şüheda’nın verdiği cevaplara ‘ama bence haksızsın çünkü şöyle şöyle…’ diyip lafı ağzına tıkmak şeklinde saçma bir röportaj şekli olabilir mi? O ancak başka bir yazının konusu olabilir ve öfkesinin hedefi asla Şüheda ya da tesettürlü kadınlar olamaz. Bunu bekleyen varsa siteye bir daha hiç uğramamalı bence. Son olarak, röportajın ‘bağra basılması’nın birinci sebebi bu hakkında pek bir şey bilmediğimiz tesettür giyim modasına açtığı kapı, ikincisi ise yazıyı yayınladığımızda aldığımız bazı, sanki kategorik olarak böyle bir röportajı 5h’de görmeye öfkeli yorumlar olabilir.

    • yok 11 Aralık 2013, 18:36

      Ahahaha, valla ayni seyleri soyluyoruz, bak derin bi nefes al goreceksin. Kor dovusune gerek yok.

  26. Oşu Bubu 10 Aralık 2013, 21:09

    ya ne zamandır girip yorumları tekrar tekrar okuyorum. tam cevap yazacağım acayip canım sıkılıyor ve cevap yazmadan sayfayı kapatıyorum. yanlış yapıyorum biliyorum. şimdi artık röportajla ilgili neden bu şekilde yayınladığıma dair bir iki ortak soruya yanıt vermek istiyorum. bu röportaj birini afişe etmek, çelişkilerini ortaya dökmek, onu paralamak, haddini bildirmek, işaret parmağımı suratına suratına sallamak, modaya yön vermek, modayı çok önemsemekten kaynaklanan bir merakı gidermek, herhangi bir markayı yüceltmek, reklam yapmak, tüm tesettürlüleri aynı kefeye koymak, tesettürlüleri yine politika köşesine hapsetmek ve yine yeniden bir tesettür ve moda genellemesi yapmak için, ve gezi’den sonra oluştuğu iddia edilen tesettürlülerle dayanışma trendine kapıldığım için yapılmadı. 1. gerçekten merak ettiğim sorulara şimdiye kadar yanıt bulamadığım için; 2. korsan tesettür tartışmasına aşırı sinirlendiğim için Şüşü’yle röportaj yaptım. benim dini kavramlar veya şu dikkat çekme olgusu kadar şühedayla anlaşamadığım bir konu da zarafet, narinlik ve üst zevk kavramları mesela. röportajın EN sonunda yapılan son derece sorunlu bulduğum batıcı yoruma veya alttan alttan hissedilen olumsuzlanmış arap zevkine hiç kimsenin yorum yapmamış olması müthiş şaşırtıyor beni. buradaki birçok yorumcu bu röportaja kategorik yaklaşmamış olsaydı bunun üstünden tartışacak konuşacak çok şey vardı…
    şüheda kimseye çelişkisiz olduğunu (insan çelişki değil midir zaten?) en iyi en doğru müslüman olduğunu kanıtlamaya çalışmıyor. kendi sınırlarını çekiyor ve o sınırları neden çizdiğini anlatıyor. duygu zaten güzelce açıklamış durumu, dinle ilgili yaşadığım(ız) sorunlar ve öfke başka biN yazının konusu olabilir. Ben Şüheda’ya, işine, hırsına, bunları kimseyi ezmeden, bastırmadan yapmaya çalışmasına saygı duyuyorum. Çekinmeden samimi bir şekilde her sorumu uzun uzun yanıtlamış olmasından ötürü de mutluluk duyuyorum. Bir tip kadını sevip diğerini öteleyen ve ses vermeyen bir yayın arıyorduysanız anaakım medyada kalsaydınız. Eğer dinle ilgili derdiniz varsa da buyrun yazın, nefret söylemi içermeyen aklı başında her yazıyı seve seve yayınlıyoruz. Ki benim var derdim…onun da vakti gelecek. ama dinle olan sorunum dinden bir şey öğrenmememe, dindar insanları dışlamama neden olamayacağı gibi, onlarla arkadaşlık kurmama, ortak noktalarımızdan hareketle beraber bir şeyler üretmemize de asla engel olamaz, olmamalı.

    • yok 10 Aralık 2013, 21:21

      Nazik aciklama icin tesekkurler, tamam ben de fazla usteledim. Benim kisilerle hic derdim olmadi, hele insanlari baslarini kapatiyorlar diye otekilestirmem filan da hic olmadi, sadece feminist bakis acisi olan bir sitede kadinin bir numarali baskilama araci yapilan dini ideolojiye ait bir kapanma histerisinin moda gozlugu ile ele alinmasini garipsedim. Yoksa Suheda’nin yaptigi is, hepsi tek tip kapanmaya tesne bir zumre goz onune alindiginda, alkislanir bile.

      • Oşu Bubu 10 Aralık 2013, 23:13

        Bilakis, feminist bakış açısı olan bir sitede yaşadığımız her türlü sorun ve soru yer alacaktır. bu moda çerçevesinden de olabilir, çocuk yetiştirmeden de, seksten de vs vs vs. Garipseyin tabii. tesettür meselesini sadece modern anti-modern klişesinden, politika köşelerinden okumaya alıştınız. üstelik artık bekler hale geldiniz. böylesi daha kolay oldu. yapıştır etiketi gitsin. dinin kadın baskısında BİRİNCİ aracı olduğu savı da ayrıca tuhaf geliyor bana. yani daha doğrusu baskı araçlarının derecelendirilmesinin tuhaflığını kastediyorum. dini kültürden, kültürü babadan, babayı ekonomiden, ekonomiyi tarihten, tarihi anatomiden, biyolojiden kimyadan nasıl ayıracağız? bence tüm bunlar sürekli şekil değiştiren bir bütünün parçaları. kategoriler, bilim dalları ve belli çerçeveler bize analizlerde yardımcı olabilir ama sorunları basite indirgememize sebebiyet veren tuzaklar olarak da karşımıza çıkabiliyorlar işte. son olarak birkaç yorumcu da daha gördüm bu ‘kapanma histerisi’ lafını. o nasıl laf yahu? histeri nedir bir daha tanımına bakın isterseniz…hadi koyayım buraya sizin için: ‘Histeri: Duyu bozuklukları, çırpınma, kasılmalar ve bazen inmelerle kendini gösteren bir ruhsal bozukluk, isteri’ Burada yazmayan ama histerinin tarihine ve gündelik kullanımına baktığımızda sadece kadınla eşleştirilen, son derece cinsiyetçi, şimdiye kadar milyonlarca kadının akıl hastanelerinde sürünmesine, yalan yanlış operasyonlar geçirmesine, toplum tarafından dışlanmasına, iradesinin reddedilmesine ve yok sayılmasına, itilip kakılmasına, denek olarak kullanılmasına, vs vs vs. sebep olmuş bir ”hastalık”tan bahsediyoruz. teessüf ederim.

  27. yok 10 Aralık 2013, 23:24

    Tamam ikinci olsun, sizi mi kiricam? Ataerkil pratikler dinlerden daha eskidir diyorsaniz kabul ederim, ama Turkiye’nin realistiginde dini ideolojinin neredeyse kurumsal baskisi kadina.. ya sahi bunu mu tartisicaz simdi? He bir de neye alistigimi soyliyim: insanlarin karsilarindakini kendi kafalarindaki derme catma sablonlara sokusturmalarina alistim. Benim neye alistigimi sip diye tahlil etmissiniz de. Histeriye gelince, evet provoke eden bir sozcuk sectim dogrudur, ama female hysteria anlamini degil mass hysteria anlamini kastederek kullandim, tam da cuk oturuyor.

    • Oşu Bubu 11 Aralık 2013, 07:42

      şablonlar içinden okuyunca en çok kendimiz kendimizi şablonlara mahkum ediyoruz işte. female hysteria/mass hysteria kadın histerisi/kitlesel histeri (neden ingilizce yazmayı tercih ettiğinizi anlamış değilim. daha mı doğru ya da derin oluyor?) çok da farketmez, histerinin manası ve yükü orada duruyor. demeye çalıştığınız şey çok büyük bir grup insanın, ki burada kadın ön planda, akıldan yoksun, neden olduğunu bilmeden iradesiz, fikirsiz bir şekilde dine inanmayı ve onun gerekliliği olduğunu düşündükleri şeyleri yapmayı seçmeleri. bu kadar uzak mesafeden bakınca (dini ve dine yönelimi anlamaya) kare de daireye cuk oturuyor.

      • yok 11 Aralık 2013, 18:23

        Bombom benim derdimi (cogunlukla) anlatmis zaten, ben baska bir sey yazmayacagim, yalniz su histeri konusunda: 1-ingilizce yazmam kisisel bir sebep, ukalalikla ilgisi yok, hic o taraklarda bezim olmaz. 2-fikirsiz sekilde dine inanmak nereden cikti? Ben israrla dinsel ideoloji diyorum. Herkes kendine gore yorumlar tabi ki dini, ama birbirinden gorup (mahalle baskisi mi diyeydim, ama baski yokki) ayni sekilcilik icinde yapilan, isik hiziyla yayilan, sorgusuz kabul edilen seye siz daha iyi bir isim verin. Moral panic mi diyeydim, bak yine derinlestim birden. 3- Islam’da nasil ortunulur tartismasi baslatmam, baslatani da sevmem, ama zaten mesele o degilki, dinsel yonu oldugu icin oraya gidiyor is ama aslinda mesele, evet, tam da insanlarin sorgusuz sualsiz belli bir davranis bicimi dongusune girmesi, ben buna histeri diyorum, siz moda diyin, akim diyin, size kalmis. Ayni sey dinle ilgisiz bir alanda olsaydi elestirmekte sorun olmazdi, ama dinle ilintili hic bir sey sorgulanamiyor, ben histeri dedim diye mesele oluyor. Kahkahalar atan bir topluluga giren kisinin kafadan gulmeye baslamasi gibi bir ortunme anlayisini elestiriyorum ben, dusunup tasinip kararini verip ortunmus insanla derdim yok. Onun da benimle tartismakla derdi olmasin zaten. Her turlu -izm ideolojiye tapan insana beyni yikanmis diyoruz, niye islami ideolojiye tapan insana “dini gerekliliği olduğunu düşündükleri şeyleri yapmayı seçmeleri” masumiyetiyle bakalim?

  28. bombom 11 Aralık 2013, 05:14

    ahah ikidir siteden kovuluyoruz ben ve birkaç yorumcu ama yine gelicez hep gelicez :)) black sheep effect diyerek anlatmak istediğim buydu. daha feminist eyleme katılma noktasına gelemeden kovulduk hadi hayırlısı (bu sitenin kendisi bir feminist eylem gerçi). ama ‘kişisel olan politiktir, politik olan kişiseldir’ şiarını hangi anaakım medyada görüyoruz da oraya gidelim? peki burada ne kadar görüyoruz, madem burası alternatif ama böyle bir okuma yapana kış kış deniyor? bunu düşününce canım sıkıldı şimdi hakikaten. (ama yine gelicem :D) ha politik olanın kişisel olması hususuna bullshit diyorsanız bilemem ama demiyorsunuz bence genele bakınca.
    eleştirim konusunda kendimi 3 yorumda 888000 karakter vuruşla yeterince ifade ettiğimi (edemedi) düşünüyorum. ama son olarak özet geçeyim: röportajın kendisiyle, yapılmasıyla, yayınlanmasıyla vs. bir sorunum yok (diğer yorumcuların da yok bence, sadece eleştirdikleri noktalar var ama kendileri daha iyi bilir). bilakis bunun yapılması hem çok güzel, hem de çok önemli. emeği geçen herkese teşekkürler. tek bir eleştirim var. ki çok önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum bu konunun. bu da röportaj esnasında değilse de sona mona bir yere editoryal not olarak eklenebilirdi diyorum. ya da röp sırasında bu konunun lafı geçtiğinde o konu üzerine eğilinebilirdi (çünkü tacize-tecavüze sıfır tolerans, eksi tolerans), bu meselenin daha bir netlik kazanması adına bir-iki soru daha sorulabilirdi. bunun soruları cevaplayan kişiye saldırı/hakaret şeklinde olması gerektiği nerden çıktı?

    tesettürlü çıplaklar konusu gerçekten hiç radarımda olmayan bir konu olduğu için röp.un buna karşı bir tavır olarak yapıldığını bilemedim. ama yadırgamadım da böyle bir şey olmasını hiç. seneler önce bu modanın ilk çıkmaya başladığı dönemde bunun da ilk emarelerine şahit olmuşluğum var, bu boyuta vardığını bilmiyordum. ama zaten bu kadınlara şöyle örtünün böyle örtünün diyen de ben değilim. benim durduğum nokta zaten, kadınlar istediği gibi giyinsin-eylesin, yeter ki yaptıklarını bir baskı yüzünden yapıyor olmasın, noktası olduğu için o mesajı alamamış olmam normaldir herhal. bireysel/moda tercihler/ine değil de sistematik bir baskı aracının yarattığı sorunlara odaklanmış olmam da normaldir heralde? (buna rağmen bu, yaptığınız röportaj tu kaka demekle aynı şey değil)

    bir de şu yorumlara edit özelliği gelir mi? gelmez tez zamanda diye buraya yazayım. ‘türkiye’de bu konuda çalışma yapanlarla ilgili kaynak verebilir misiniz bu arada? bakmak isterim.’ sorusunu deniz kaynak’ın “Gerçekliğin bizzat içinde yaşayıp, kendi çözümlerini bulmayı deneyen kadınlar da hiç az değil bu arada, işte dolaşıma ne kadar sokuluyor bunlar, ne şartlarda söz söylemeye çalışıyorlar, hangi üniversitelerden kovulup, nerelerde sansürleniyorlar bunlar çok az gündemimize giriyor tabii.” cümlesine binaen sormuştum, öyle bir salakça yazmışım ki ne demek istediğim anlaşılmıyor. ama deniz’in bahsettiği insanlarla ilgili daha çok şey okumayı hala istiyorum. (sanırım bunlardan biri Şüheda, bir de H Kübra’nın yazısı – http://www.5harfliler.com/gezinin-basortulu-kadinlarla-imtihani-veya-turkiyede-beyaz-feminizme-bir-bakis/ – var sitede, onu da sonradan gördüm. ama sanki bu cümlede başka gizli ‘özne’ler de var ve onlar hakkında da malumat almak isterim. ya da cümleyi komple anlamadım…)

    • Deniz Kaynak 11 Aralık 2013, 06:06

      Soru anlaşılıyordu aslında, ama bu konu derken tam olarak hangi konu emin değilim aslında, eminim ciddi bir çalışma yapmaya niyetli insanlar merak ettikleri konuda çok daha geniş bir listeye de ulaşacaktır. Ama çook genel olarak Müslümanlık ve kadınlar gibi bir konudan bahsediyorsanız, çeşitli pozisyonlardan aklıma gelen birkaç isim: Lila Abu-Lughod, Saba Mahmood, Jasbir Puar, Leila Ahmed, Fatima Mernissi, Afsaneh Najmabadi, Pınar İlkkaracan, Cihan Aktaş, Hidayet Şefkatli Tuksal, Deniz Kandiyoti, Haleh Afshar, Margot Badran, Reza Afshari, Fatemeh Sadeghi, Fadwa El guindi, Chandra Mohanty, Malek Alloula… Eşlikçi olarak Edward Said, Spivak… Direkt bu konuyla alakalı değil, ama bahsettiğim baskının bir örneği olarak, İsrail arkeolojisiyle ilgili yazdığı makale yüzünden üniversitede hakkında imzalar toplanan Nadia Abu Al-Haj (ki inanılmaz bir kadın bence, şurada başka bir makalesi geçiyor: http://www.5harfliler.com/bebeginizi-nasil-alirdiniz/) akademi haricinde aktivizm alanında Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu’nun bütün üyeleri (CSBR http://www.csbronline.org/about-csbr/csbr-member-organizations), CREA, Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi… Ekleme yapmak isteyen olur eminim.

      • bombom 15 Aralık 2013, 01:45

        yine anlatamamışım :) aslında tam olarak senin kullandığın cümledeki “Gerçekliğin bizzat içinde yaşayıp, kendi çözümlerini bulmayı deneyen, hiç de az olmayan, üniversitelerden kovulup sansürlenen kadınlar”dan bir iki örnek istemiştim. bir de nedense bu kadınların türkiye’den olduğunu farz edip doğrudan türkiye’deki kültürel vs. koşullar özelinde çalışanlar hakkında biraz bilgilenmek istemiştim. verdiğin isimlere bakacağım. teşekkür ederim. çok ciddi bir çalışma yapma durumum yok şu anda maalesef, daha çok hobi olarak yapıyorum, ve aklıma da google’a girecek (zaten sansürlendikleri için gogol’dan ne çıkar onu da bilemedim) anlamlı bir söz öbeği gelmediği için doğrudan bir insana sorayım dedim. bir başlangıç noktası olsun diye. tekrar teşekkürler, daha önce hiç duymadığım isimlerle tanıştım.

    • Oşu Bubu 11 Aralık 2013, 07:33

      bombom, sizi kovmadım, siteden veya bu röportajdan beklentilerle ilgili bir şey anlatmak istiyordum. bilakis, yukardaki tartışmanız çok değerli. 3 anabaşlıkta benim derdim: 1. (esas!) niyet aramasıyla (ha sizin esas derdiniz buymuş tipli söylemler mesela/bilmemne karşıtlığını savunmak/onu diyor ama aslında şunu kastediyor, vs.); 2. alışılagelmiş kategoriler ve önyargılar üzerinden konuşmayla, ısrarla oraya çekmeyle; 3. tesettür modası ve üstündeki baskıyla ilgili bir röpotajda DİN TECAVÜZÜ KÖRÜKLER veya DİN TECAVÜZÜN KADININ SUÇU OLDUĞUNU SÖYLER mesajının verilmesinin istenmesiyle (ki bu son söylediğim doğrudan sizin yorumlarınıza yönelik). en nihayetinde bunu söylemeye çalışıyorsunuz gibi geliyor bana? (‘ya ilkiyse?’ diye sormuşsunuz ya) yanlış mı anlıyorum? düzeltin lütfen. ya da bunun ortaya dökülüp açıklanmasını üstüne basılmasını dilediniz. ‘Kadın fedakarlık yapıyorsa erkek de sınırını bilecek’ sorunlu bir cümle. Kadının kadınlığından ötürü, erkeğin de erkekliğinden ötürü fedakarlık yapıyor oluşu bana zaten ters gelen bir fikir. Ama orada Şüheda’nın kastettiği fedakarlığın karşılıklı yapıldığı yani tesettürün sadece kadınlar özelinde konuşulmaması ve algılanmaması gerektiğiydi. Ben o sırada muhabbetin içinde bunu böyle anladım. Sizin neden bu cümleyi yukarda anlattığınız sebeplerden ötürü riskli/sorunlu bulduğunuzu da gayet iyi anlıyorum. Bu bir soru işareti ve bu soruyu buraya altını çizerek düşmüş olalım. (dilerseniz bununla ilgili ayrıca bir yazı yazın, bekleriz)
      bu röportajın bu sitede yayınlanmasıyla ilgili birsürü insanın sorunu vardı, bu konuda yanılıyorsunuz. hem twitterda hem facebookda hem de yukardaki bazı yorumlarda açık veya kapalı şekilde ifade edildi. sizin bunu ima ettiğiniziyse düşünmedim. en son olarak da ELBETTE tacize tecavüze sıfır tolerans. yüzbin yazı çizi var sitede bununla ilgili kendimin de katkıda bulunmuş olduğu.
      üşenmeden sıkılmadan yazdığınız için teşekkürler.

  29. bombom 15 Aralık 2013, 03:16

    twitter ve fb hesabınızda olanlardan hiç haberim yoktu, öyle tepkilerin gelmiş olması üzücü. ama yine de, o tepkiyi verenler de gelsin okusunlar bence :) (okları karşılayan ben olmadığım için bana demesi kolay tabi)
    ben de sanırım kısmen doğru, kısmen yanlış anlaşılıyorum. “bunun ortaya dökülüp açıklanmasını üstüne basılmasını dilediniz.” evet aynen buydu dilediğim.
    öte yandan din için tecavüzü körükler demiyorum. ilk yorumumda din yerine ideoloji kavramını kullanmıştım. çünkü din öyle bir şey ki kapanın elinde kalıyor, kim nereye çekmek isterse oraya gidiyor. zira hep metaforik ve çokanlamlı bir dil kullanıyor (birer metin olarak kur’an ve diğer kutsal kitaplar, birer metin olarak peygamber biyografileri…). daha kötüsü, din dediğimiz şeyin ideolojilerden farkı, kendi içinde bir insanüstü ‘mutlak’lık iddiası taşıması. dahası bir taraftan inananlarına ve emirlerine uyanlarına cenneti vaad ederken, inanmayanlarına/uyumsuzlara ebedi cehennemi vereceğini söyleyerek yine kendi inananlarına aba altından sopa gösteriyor. işte bu inanılmaz bir baskı aracı ve yine bu açıdan din, kimi ideoloji ve düşünce sistemleri için mükemmel bir araç. bu yüzden dinin ne olduğunu herkes kendisi için iyice araştırmalı, gerekirse eleştirmeli, tartışmalı diye düşünüyorum (inançları tamamen yadsımak yerine). sonra ideolojilerin dini nasıl kullandığı zaten bariz bir şekilde ortaya çıkar diye de düşünüyorum.
    röportaja döneyim. şüşü hanım, başka bir yorumcunun (Zuggy Pu) da çok güzel dikkat çektiği gibi, “Mesela bir kadın simsiyah giyinip çok güzel sesiyle şarkı söylerse daha dikkat çekici olur erkekler açısından. Onun sınırları neyse ona göre davranması lazım.” da diyor benim vurguladığım cümlenin yanında. yani cinsel dürtülerde birinciliği ve kendine hakim olmama ayrıcalığını yine erkeklere veriyor. ve bunu kendi inancına göre (ki türkiye’deki yaygın sünni inancın da bir uzantısı olarak yorumluyorum ben bunu) en doğru mutlak olarak görüyor. işte bu çok sorunlu. yani büyük harflerle yazmak gerekiyorsa (:)) ATAERKİL DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN DİNÎ MUTLAKLIKTAN FAYDALANMASI, KADINI TECAVÜZÜN ESAS SORUMLUSUNA DÖNÜŞTÜRÜYOR. türkiye’de dini muhafazakarlaşmayla tecavüzde artış arasında bir bağlantı kurulacaksa bu bağlamda kurulabilir. biz de kadınlar olarak bu, ‘tecavüzün suçlusu kadındır’ saçmalığının emaresini nerede görürsek görelim YOK YEAA!!! demeliyiz. ama başörtüsü/dini inanç özgürlüğü – kadın özgürlüğü – tecavüz kültürü konuları o kadar kapsamlı ki, hakikaten binlerce yazı okunabilir ve yazılabilir üzerine. ben de şimdilik bu kadar yazmış olayım. cevaplarınız için ben de teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>