Sokak Travestileri Hareketi Devrimcileri 1970'ten sesleniyor.

MEYDAN

S.T.A.R. Manifesto

Stonewall ayaklanmasının 51, ayaklanmanın yıl dönümünde yapılan ilk onur yürüyüşünün üzerinden 50 yıl geçti.  Kuir hareket yarım asırlık bu zaman dilimde çokça yol aldı, büyüdü, yayıldı, sokaklar, meydanlar boyunca çağladı. Fakat Batılı memleketlerde vatandaşlık ve eşitlik bazlı haklar tek tek kazanılırken, pride  etrafında şekillenen eylemlilik her geçen yıl daha fazla kapitalizme entegre oldu. Aynı şekilde kuir bir dinleme, anlama, hayal etme ve eyleme biçimi olarak çoğullaşır ve çoğalırken, pride cis eşcinsel erkeklerin görünürlüğünün diğer kimlik ve oluş hallerinin epey önüne geçtiği bir manzara da yaratmaya başladı. Her ne kadar bizim Türkiye’de dikkatimiz ve enerjimiz 2015’ten beri onur yürüyüşünü geri kazanmaya, yeniden sokaklara çıkabilmeye  odaklanmış olsa da, pride etrafındaki örgütlenmenin Türkiye’de de bir temsiliyet krizi içinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. İlk ateşi yakan Stonewall isyanının  ve onur hareketinin gerçek tarihine bakmanın tam zamanı bu yüzden.

 

Transların, yoksul seks işçilerinin, sokak çocuklarının, siyah ve latin drag queenlerin Stonewall isyanında  oynadıkları rolü hafızamızda diri tutmamızın kuir hareketin başlangıçtaki sınıfsallığını bize hatırlatmak kadar önemli bir başka getirisi de bugün çokça tanık olduğumuz trans dışlayıcı tavır ve söylemlerin köklerinin epey eski olduğunu hatırlatması. Ne feminist hareket içinde ne de eşcinsel/gey/kuir hareket içinde translar ilk defa ayrımcılığa uğruyor. Yeni olan, epey eskiye dayanan bu ayrımcılığın güya bir teori çerçevesinde entelektüelleştirilmeye (feministleştirilmeye demiyorum zira feminist hiç bir yanı yok) çalışılması.

 

Bildiğimiz gibi hikaye 28 Haziran 1969’da New York’ta polisin Stonewall adını taşıyan gey bara baskın düzenlemesiyle başlıyor. Neredeyse rutinleşmiş bu baskın karşısında polisin itirazlarla ve giderek bir  isyanla karşılaşması hiç de hazırlıklı olduğu bir şey değil. O gece polise ilk taşı atanın siyah bir trans seks işçisi olan Marsha P. Johnson olduğunda uzlaşılsa da, sınırın da sınırında kalan yoksul, siyah, latin, seks işçisi transların bir grup olarak ve tek tek isyanda ve onur hareketinde oynadıkları rol yıllardır itinayla gözardı ediliyor. Netflix’in 2017’de yayımladığı The Death and Life of Marsha P Johnson belgeseli bu açıdan iyi ve önemli bir bellek çalışması olsa da kahramanlık değil, tüm ezilmişlerin kolektif kurtuluşunu hedefleyen bir kalkışmayı kavramaktan uzak. Bu kalkışmayı, niyetini, kapsamını, en önemlisi hayalini kurduğu dünyayı bize en iyi anlatan belgelerden biri ise S.T.A.R. manifestosu. Üstelik ilk onur yürüyüşüyle aynı yaşta manifesto. Stonewall’u, isyanı, onuru, 50 yıl önce transların nasıl bir dünya haliyle sokaklara döküldüğünü anlatıyor.

 

Siyah drag queen Marsha P Johnson, isyanda kendisiyle birlikte polise kafa tutan yoldaşı Latin trans sex işçisi Sylvia Rivera’yla birlikte Eylül 1970’de kuruyor S.T.A.R.’ı. Sokak Travestileri Hareketi Devrimcileri (Street Transvestite Action Revolutionaries) .  S.T.A.R. Marsha ve Sylvia’nın ilk projesi değil. Sokakta, çok zor şartlar altında yaşayan kadınlar olarak kolektif olarak hayata tutunmaya çalışıyorlar. Otel odalarını işgal etmişlikleri de var, bir tır kamyonunu kendileri gibi onlarca sokak insanını barındıracak bir eve dönüştürmüşlükleri de. Röportajlarında “bizim çocuklar”, “travestiler”, “sokak insanları”, “sokak kraliçeleri”, “sokak çocukları”, “sokak kızları”, “sokak geyleri” diye bahsediyorlar ait oldukları gruptan. Cinsiyet kimliği/geçişliliği kadar kadar önemli sınıfı, yoksulluğu, beyaz olmamayı imleyen sokak.

 

Stonewall’dan bir yıl sonra Sokak Travestileri Hareketi Devrimcileri’ni oluşturduktan sonra ilk işleri bir ev tutmak oluyor: S.T.A.R evi. Sayıları 15-25 arasında değişen sokak kraliçesinin barındığı  dört odalı evde, ev sahibi elektriği kestiği için mum ışığıyla aydınlanıyor, ağırlıklı olarak makarnayla karınlarını doyuruyor, işe gidiyor, işten geliyor, polise karşı yeni taktikler üzerinde çalışıyorlar. Cezaevlerindeki transların durumunu görünürleştirmek için uğraşıyorlar en çok, gözaltında cinsel şiddeti, işkenceyi, tacizi belgelemeye çalışıyor, bir yandan da o günkü adıyla gey özgürlük hareketinin bir bileşeni olarak varlık gösteriyorlar. Ama S.T.A.R.’ın tarihi başka bir yazının konusu, ben pride vesilesiyle manifestonun çevirisi niyetiyle çıkmıştım yola. Yine de örgütün sonunun 1973’te Washington Parkındaki mitingde bir grup lezbiyen feminist tarafından “kadınlığın parodisini yaptıkları gerekçesiyle” konuşmalarının engellenmesi, hatta tartaklanmalarıyla geldiğini, Sylvia Rivera her ne kadar sahneye çıkmayı başarıp kitleye lafını söylese de o gün açılan yaraların kolay kolay sarılamadığını söylemiş olayım. Rivera bir röportajında o günden şöyle bahşediyor: “1973’te öldük, Stonewall’ın dördüncü yıldönümünde. Bize kadınlar için bir utanç ve tehdit olduğumuz söylendi o gün. Çünkü lezbiyenler kılık kıyafetimiz ve makyajımız yüzünden alınmışlardı. O gün Washington Meydanı Parkında benimle yoldaşım ve arkadaşım sandığım insanlar arasında vahşi bir savaş yaşandı.”

 

Manifestonun tarihsel arkaplanını ve bugün taşıdığı anlamı anlatmaya çalıştım ama aslında manifesto zaten her şeyi açık açık söylüyor, gösteriyor. Henüz LGBTQ harflerinin ortaya çıkmadığı, kelimelerin ve terminolojilerin yeni yeni konuşulmaya başlandığı bir dönemde yazıldığını hatırlatmak istiyorum son olarak. Manifesto bize 1970’ten sesleniyor. En devrimci pridelarca.

 

 

 

S.T.A.R. Manifesto

 

Her iki cinsten Travestilere yönelik baskı cinsiyetçi değerlerden kaynaklanıyor. Ve bu baskı her iki cinsten heteroseksüeller ve homoseksüeller tarafından sömürü, alay, taciz, dayak, tecavüz ve cinayet şeklinde zuhur ediyor.

Bu baskı yüzünden travestilerin çoğu sokaklara mecbur kaldı. Burada, sokaktaki gey kız kardeşlerimiz ve erkek kardeşlerimizle güçlü bir ittifak oluşturduk. Biz sisteme karşı savaşan DEVRİMCİLERİN bir parçasıyız.

1. Bedenlerimiz üzerinde kendi kaderimizi tayin hakkı istiyoruz. İstediğimiz zaman, istediğimiz yerde gey olma hakkı; talep doğrultusunda ücretsiz fizyolojik ve cinsiyet değişim hakkı;  özgürce giyinme ve süslenme hakkı

2. Giyim kuşamlarından dolayı her iki cinsiyetten travestilere ve gey sokak insanlarına yönelik tüm iş ayrımcılığının sonlanmasını

3. Polisin travestilere ve gey sokak insanlarına yönelik tacizinin ve tutuklamalarının derhal son bulmasını; ve bütün cezaevlerindeki travestilerin ve gey sokak insanlarının serbest bırakılmasını, bütün siyasi tutsakların serbest bırakılmasını

4. Travestilik alanında çalışan doktorların ve psikiyatristilerin tüm istismarcı pratiklerinin son bulmasını istiyoruz.

5. Karşı cinsin bir üyesi olarak yaşayan travestiler, bu cinsiyetin kimliğini temin edebilmeli.

6. Travestiler, gey sokak insanları ve bütün ezilenler parasız eğitime,  sağlık hizmetine, kıyafet, gıda, ulaşım ve konuta erişmeli.

7. Travestilere ve gey sokak insanlarına toplumun bütün kesimlerinde tam ve eşit haklar; ve tüm ezilmişlerin özgürlük mücadelesinde eşit ses/söz verilmeli.

8. Travestilerin homoseksüel dünya içinde maruz kaldığı istismar ve ayrımcılıkların artık son bulmasını istiyoruz.

9. Bize süprüntü muamelesi yapan ve tek tek sinek gibi öldüren ve hapiste çürümeye bırakan bu hükümet tarafından sikilip atılmayacağımız, travestilerin, sokak insanlarının, kadınların, homoseksüellerin, Porto Rikoluların, yerlilerin ve bütün ezilenlerin özgür olacağı devrimci halk hükümeti istiyoruz. Aya gitmek için milyonlarca dolar harcayan bu hükümet yoksul Amerikalıların açlıktan ölmesine izin veriyor.

 

İKTİDAR HALKA
S. T. A. R.

 

 

 

 

Yararlanılan kaynaklar: 

Sylvia Rivera Part III: Street Transvestite Action Revolutionaries

Street Transvestite Action Revolutionaries: Survival, Revolt and Queer Antagonist Struggle

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YSon Kadın Bükücü: Aka Kubi
Son Kadın Bükücü: Aka Kubi

Ataaaa! Erkill! Hızlı uçmayın, pelerininiz kırışacak çocuğum!

MEYDAN

YBaşlangıçta Cumhur Vardı
Başlangıçta Cumhur Vardı

Açıkçası benim de yeni dönemden umudum var.

KÜLTÜR

YBir Kertenkelenin Ömrü: Patrick Melrose
Bir Kertenkelenin Ömrü: Patrick Melrose

Dizi bir çocuğa tecavüz etmeyi ve bunu sürdürmeyi mümkün kılan bütün bir eril dünyayı küçük detaylarla gözler önüne seriyor.

Bir de bunlar var

“Üzgünüm, buraya yemek yapmaya değil kazı yapmaya geldim!” : Cinsiyetçilik, erkek egemen mitler ve feminist arkeoloji
İnternette Açlık Oyunları: Elliott Rodger ve Kadın Nefreti
Okur Mektubu: Bir Ertesi Gün Hapı Deneyimi

Send this to friend