Adam kaşla göz arasında, renkli pedimi gazete kâğıtlarına sarıp bir de siyah poşete koymuş. Değneği olsa bir büyüyle de yok edecek.

MEYDAN

Pedim, Tamponum, Karın ağrım

Yaklaşık üç yıl önce işimin bir kısmı, bir erkek spor takımıyla, maç fikstürünün öngördüğü şehirlere seyahat etmekti. Aşağı yukarı seksen erkeğin arasında tek kadın bendim. Ahmet abi, Veysel baba gibi işin gereği hitaplarla kendimi ortama kabul ettirmiş, üstüne üstlük maç yorumu yapar hale gelmiştim. Sohbet konularına ayak uydurup bir pantolon bir gömlek, biraz da yayılarak oturdum mu onlardan biri oluveriyordum. İşin bu kısmı zor gelmekten ziyade ilgi çekiciydi. Erkeğin kadına yasak dünyasını, doğal ortamında bir saha çalışması yapar gibi gözlemleyebiliyordum.

 

Bir gece aniden regl sancım başladı. Yanımda ağrı kesici ilaç olmadığından, kaldığımız otelin danışmasına sordum önce. İlaç hassas bir konu olduğu için veremeyeceklerini söylediler. Ağrılar içinde kıvranırken takım doktorunu aramak geldi aklıma. Sağlık odası olarak düzenlenmiş odaya çağırdı, sevine sevine gittim. İçeri girdiğimde odanın kafile çalışanlarıyla dolu olduğunu fark ettim. Koltuklara yayılmış sohbet ediyor, televizyondan maç özetlerine bakıyorlardı. Doktor “Neyin var?” diye sordu. “Karın ağrısı” dedim. “Nedenini biliyor musun?” dedi. Şöyle bir etrafıma baktım, herkes kulak kesilmişti. “Sıradan bir karın ağrısı”, deyiverdim. Der demez kendime kızdım. Regl döngüsüne dair bir bilince eriştiğim andan itibaren bu süreci hastalık olarak adlandıranları, fısıldayarak, kızarıp bozararak söyleyenleri, marketten ped alırken utananları kendimce uyarıyordum. Vajina, regl, kadın demediğimiz her cümle bize utanılması gereken bir organ, hastalık ve bayan olarak dönüyordu. Gerekirse yüz kere söylemeli, duyduklarına artık şaşmamalarını sağlamalıydık.

 

Doktor ilaç vermeden önce beni muayene etmek istedi tabii. Belki apandisit problemim var, adam ne bilsin. Sedye aynı odanın içinde görece daha izole bir köşedeydi. Doktora doğru eğilip “regl ağrısı benimki” dedim. “A desene madem menstrual döngü diye canım, hangi ilacı kullanıyorsun onu vereyim” dedi. Tabii ya desene menstrual döngü, doktor hariç kimse anlayamasın!

 

Bir süre önce iş yerime yakın, kıraathanenin yanındaki bakkala ped almak üzere ilk kez girdim. Kasa önünde birkaç adam bekliyordu. İki genç erkek de sanırım iddia kuponu dolduruyordu. İki adımlık bakkalda döne döne bir türlü ped bulamadım. Bakkal sahibi, “Buyurun ne aradınız?” diye seslendi. Beş adam aynı anda dönüp bana baktı. “Ped arıyorum, ne tarafta?” dedim. Eliyle soldaki reyonun en tepesini, karton kutuyu gösterdi. Üzerinde ne bir işaret, ne isim. İçinden bir tane çekip kasaya uzattım, sigara alan adamlar aralarına bomba düşmüş gibi savruldular. Boşalan koridordan sıyrılıp parayı ödedim. Adam kaşla göz arasında, renkli pedimi gazete kâğıtlarına sarıp bir de siyah poşete koymuş. Değneği olsa bir büyüyle de yok edecek.

 

On iki yaşımdan itibaren yetişkinliğime dek regl olduğum her gün vücudumdan utandım. Pedlerime hakim olmakta, karın ağrımı öğretmenlerime anlatmakta zorlandım. Bana ne olduğundan habersiz duygusallaştım, ağladım. Kimi günler öfkelendim. Ağrılarımı dindiremediğimde keşke erkek olsaydım diye bağırdım. Soranlara, bana öğretildiği gibi, hastayım, dedim. Hastayım dedikçe zihnim kolay ikna oluyordu. İyice yatak döşek yatıyor, her ay hastalanmaya mahkûm lanetli bir tür olduğuma inanıyordum. Biri de çıkıp demedi ki hasta falan değilsin, aksine sağlıklısın! Ortaokulda bir kere denk geldiğim cinsel sağlık dersinde, erkeklerle kızları ayırmış, bize külota ped bağlamayı göstermişlerdi. Çıkarken elimize birkaç ped tutuşturmuş, bunları erkek arkadaşlarımızdan saklamamızı öğütlemişlerdi. Gülüşe gülüşe, bir oyun gibi, çantamıza gizlemiştik.

 

Gizlemem gerektiğinin dikte edilmesinden yoruldum. Hala bu sıkıntıları yaşayıp durmaktan, İstanbul’un göbeğinde bakkal kâğıdına sarılı ped almaktan, pedlerin karton kutuda, bakanı anında kör edecek gibi dip köşe saklanmasından, viagraların eczane vitrinlerinde üç boyutlu sergilendiği bir ülkede tamponlarla pedlere bazı yerlerde yasaklı muamelesi yapılmasından, kimi çevrelerde tampon kullanan genç kadınlara yönelen, ‘bekâretini çoktan kaybetmiş, her şeye rıza gösterebilecek gelenek dışı kadın’ algısından, birincil ihtiyacım olduğu halde öyle kabul edilmeyen pede ve tampona %18 vergi ödemekten yoruldum.

 

Hala bu boku protesto etmek zorunda olduğuma inanamıyorum!

 

Biliyorum isyan edecek çok şey var. Onca kadın cinayeti, ‘’Orada o saatte iki adamla ne işi varmış’’ cümlesiyle bıkmadan usanmadan etmemiz gereken bir mücadele var. Bunlarla bir bütün halinde, sözle ve yazıyla mücadele etmenin gücüne inanıyorum. Kişisel olan politiktir, aynı zamanda yapısaldır. Bu yüzden ısrarla ve gür sesle benzer hikâyeler anlatmaya, yapıları sarsmaya devam edeceğiz. Hikâyelerimiz sırt sırta dizilecek, birbirlerine tutunacak. Anlatıldıkça görmezden gelinemez olacaklar. Önce mini eteğimizi ayıplayan komşu teyzenin yorumunu düzeltecek, sonra ‘’kadının yeri’’ diye başlayan cümleler kuran ailemizdeki o aksi amcanın karşısında duracağız. Bir işe yaramadığını düşündüğümüz anlar olacak, utanç kırmızısı saç diplerimizden boynumuza yayılacak. Dilimizin tutulduğu, kelimelerin boğazımıza dizildiği anlar gelecek. Hâkimin, cinayete kurban gitmiş kadının arkasından ettiği lafa öfkeli bir damla yaş akıtmakla kalacağız.

 

Belki yetmiş yaşında hala, elimizde bir pankartla sokaklarda bulacağız kendimizi.

 

Yine de burada olacağız. Karın ağrımıza rağmen. Eğilip bükülmeden. Ve gür sesle.

 
 
 

Ana görsel: Kat Banaszek

 

Bir de bunlar var

İYİ Kİ DOĞDUN KAVANOZCU AMCA!
Pulitzer Ödüllü Fotoğrafçı Anja Niedringhaus’un Mirası
Sağdaki Adam, Kendi Sözleriyle

Send this to friend