Feminizmi, toplumun tüm tabakalarını baskı altına alan, ayrıştıran, dışlayan güçlere bir tehdit oluşturacak şekilde nasıl yürütebiliriz?

MEYDAN

Neoliberalizm Feminizmi Nasıl Sömürüyor – Bu Konuda Ne Yapılabilir?

Catherine Rottenberg’in 23 Mayıs 2018 tarihli “How neoliberalism colonized feminism and what you can do about it” başlıklı yazısının çevirisidir.

 

 

Birden bire, herkes ‘feminist’ etiketine talip olmaya başladı. Facebook COO’su Sherly Sandberg’ten Ivanka Trump’a, yüksek profilli şirket çalışanı çok sayıda (daha önce benzeri görülmemiş sayılarda) kadın, kamuya feminist olduğunu ilan ediyor. Görünen o ki pazar, feminist temaları (da) kuşatıyor.

 

Esasında, feminist olarak tanımlanmak, bir gurur kaynağı haline gelmenin yanı sıra, Hollywood yıldızları ve müzik dünyası şöhretleri için bir kültürel kapital işlevi de görüyor – öyle ki ana akım ve sosyal medya, yeni f-kelimesi (f-word olarak ifade edilen ‘’fuck’’a referansla: yeni (popüler) f kelimesi ‘feminizm’) ile dolup taşıyor. Birleşik Krallık’ın yeni feminist prensesi Meghan Markle bu uzun listeye katılan son örneklerden biri. Merriam Webster’ın 2017’de ‘feminizm’i yılın kelimesi seçmesine şaşırmamak lazım.

 

Demek ki, toplumsal cinsiyet eşitliği hareketi gün geçtikçe, politik hedeflerini ilerletmek ve pazar değerini artırmak için feminizmi harekete geçiren neoliberalizme daha çok bulaşıyor.

Yine de aynı zamanda, feminizmin bir başka türü de beklenmedik bir şekilde popülerlik kazandı. Trump’ın seçilmesinin ve cinsiyetçiliğin kamusal alanda yeniden, arsızca belirmesinin hemen ardından, politik alanda sosyal değişimi sağlamak için kendini feminist olarak tanımlamanın bir adım ötesine geçme iddiası olan, yeni, kitlesel ve atak bir feminizm dalgası görünür oldu.

 

Kadınlar yürüyüşü ve #MeToo hareketi gibi, geniş kitlelere yayılan feminist protestoların ve seferberliğin yeniden belirişi; uysallaştırılmış, muhalif olmayan feminizm çağrılarına karşı önem arz ediyor.

 

Neoliberal Feminizm

 

Peki modern feminist rönesansının oldukça farklı ve çelişkili dışavurumlarını nasıl anlamlandırmalıyız?

 

Geçtiğimiz 5 yılda, özellikle Birleşik Devletler’de ve Birleşik Krallık’ta kendine has bir feminizm türünün yükselişine tanık olduk: Eşitlik, haklar ve adalet gibi sosyal ideallerden soyutlanmış bir tür. Ben bunu neoliberal feminizm olarak adlandırıyorum. Çünkü, feminizme sırtını dönüp tekil olarak kadınların ‘güçlendirilmesi’ne ve ‘seçim’ine odaklanan post-feminizmden farklı olarak, neo-liberal feminizm toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tanıyor ancak eşitsizliği şekillendiren sosyoekonomik ve kültürel yapıları reddediyor. Bu tam da, Sherly Sandberg’in ‘Lean In’i gibi, kadının tamamen atomize, kendini optimize edebilen ve girişimci olarak tarif edildiği çoksatan manifestoları besleyen feminizm tipidir.

 

Evet, neoliberal feminizm ücret eşitsizliğini ve cinsel saldırıyı süregelen eşitsizliklerin birer işareti olarak kabul ediyor. Ancak önerdiği çözümler, bu fenomenlerin göbekten bağlı olduğu yapısal ve ekonomik temelleri es geçiyor.

 

Sürekli olarak kadınları kendi refah ve bakımlarının tam sorumluluğunu almaya teşvik ederek neoliberal feminizm, en nihayetinde kadınların büyük çoğunluğunu etkin bir şekilde görüş alanından çıkarıyor ve gözünü orta ve üst orta sınıfa çeviriyor. Pazar hesaplamalarıyla beslendiği için, sosyal adaletle ya da kitlesel seferberlikle ilgilenmiyor.

 

Kadınları bireysel olarak kendilerine ve kendi isteklerine odaklanmaya teşvik eden neoliberal feminizmin yükselişiyle feminizm çok daha kolay popülerleşip yaygınlaşabilir ve pazarda satılabilir. Neoliberal kapitalizme neredeyse sorunsuz bir şekilde uyum gösterebilmesinin sebebi budur. Bu feminizm sözde ‘ilham veren’ kadınları kucaklayan, utanmazca ayrıcalıklı bir türdür. Sırtını yalnızca neoliberal gündeme değil neo-muhafazakarlığa da yaslar, böylece ten rengi ve sınıf ayrıcalıklarını ve heteronormatifliği güçlendirir.

 

Bu feminizmin yerli yerinde duran güç odaklarını tehdit eden hiçbir tarafı yok.

 

Tehditkar Feminizm

 

Yine de hiç hesapta olmayan bir etkisi tehdit oluşturabilir. Neoliberal feminizm geniş çapta görünürlüğü kolaylaştırdığından ve ‘f kelimesi’ni kucakladığından, aynı zamanda mücadeleci feminist hareket için de bir yol açmakta. Bu hareket, yalnızca Trump’ın cinsiyetçi politikalarıyla mücadele için değil, aynı zamanda kârı insanın önüne koyan ve gün geçtikçe baskınlaşan neoliberal gündemle mücadele için de kitlesel seferberliği cesaretlendiriyor.

 

Yakın zamanda yaşanan muhalif feminist dönüşümlerin altyapıları zaten hazırdı. #MeToo’nun 10 yıl kadar evvel, Afrikalı Amerikalı aktivist Tarana Burke’un öncülük ettiği bir ayaklanma hareketi olduğunu unutmayalım. #MeToo da, tecavüz kültürüne ve kurban suçlamaya karşı protestolar organize eden uluslararası bir hareket olan Kaltak Yürüyüşü (‘SlutWalk’) gibi diğer seferberliklerin ardılı olarak gelmişti.

 

Yine de #MeToo, özellikle bu dönemde – Trump’ın seçilmesinin ve politikaların da tetiklemesiyle – böylesine yaygın bir güç kazanabildi çünkü feminizm zaten Sandberg, Beyonce, Emma Watson gibi isimlerce popüler ve arzu edilir olarak konumlandırılmıştı.

 

Şimdi asıl sorumuz, kitlesel feminist rönesansını ve direnişini, neoliberal mantığı reddederek nasıl sürdürüp yaygınlaştıracağımız. Feminizmi, toplumun tüm tabakalarını baskı altına alan, ayrıştıran, dışlayan güçlere bir tehdit oluşturacak şekilde nasıl yürütebiliriz?

 

#MeToo oldukça önemli bir kültürel görev gördü. En iyi ihtimalle, erkeklerin ayrıcalıklarının kültürümüzü nasıl tahrip ettiğini gözler önüne serdi. Yine de nihai olarak bu yeterli değil. Sistematik değişimin sağlanabilmesi için ifşa tek başına yetmez.

 

Geçtiğimiz yıllarda yeni feminist hareketler oluşmaya başladı. Uluslararası Kadın Grevi’nin organizasyonuna destek veren “Yüzde %99 için Feminizm” bunlardan sadece biri. Bu hareketler toplumsal cinsiyet çerçevesini muazzam şekilde genişletirken, kadınların, azınlıkların ve daha geniş anlamıyla ‘öteki’lerin karşı karşıya kaldığı baş döndürücü çeşitlikteki eşitsizlikleri açığa çıkarıyor ve protesto ediyor.

 

Bu feminist hareketler ciddi ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümler talep ediyor ve dolayısıyla alternatif vizyonlar kadar gelecek için de umut yaratıyor. Dünya genelinde geleceği muğlak görenlerin sayısının gittikçe arttığı şu günlerde, ihtiyacımız olan tam da bu tehditkar feminizmdir.

 

 

Ana görsel: Çernobil’de terkedilmiş bir binanın içindeki duvar resmi.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÜLTÜR

YOprah’nın Altın Küre Konuşması
Oprah’nın Altın Küre Konuşması

"Emin olduğum şey, doğru bildiğimizi söylemenin hepimizin sahip olduğu en güçlü araç olduğu."

Bir de bunlar var

“Onlar İnsan Değil”
Demo Kazandı
Rahim Hikâyeleri

Send this to friend